Şubat 2017 ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Türkiyenin Doğal Güzelliklerini Keşfedin

Türkiyenin gezilecek ve görülecek yerlerini öğrenin , keşfedin , gezin ve bizi hep takip edin. Bizi sosyal ortamlarda takip edebilir veya abone olabilirsiniz.

Sizde Bir Bilgi Ekleyin

Sizde sistemimize kendi yaşadığınız yada gezdiğini ve görmek istediğiniz yerleri yollayabilir ve bildirebilirsiniz bunun için bize iletişim bölümünden ya da bilgi ekle bölümünden ulaşabililirsiniz.

Tekrar Ziyaret Etmeniniz Dileğiyle

Bizi her zaman takip edin, içeriklerimiz günceldir ve sitemiz kullanıcı dostudur. Her görüşlerinizi değerlendirmekteyiz.

Sizde Sitemizde Yazar Olabilirsiniz

Sitemizde yazar olmak isteyen kullanıcılar lütfen bizimle iletişim bölümünden irtibata geçin. KoLoNBo@gmail.com

Mersin Gülnar Tarihi ve Turistik Yerleri

KIRSHU (MEYDANCIK KALESİ)
Gülnar'dan 10 km. uzaklıkta Tırnak Köyü yakınında sarp bir tepenin üzerinde 750 metre uzunluğunda 150 metre genişliğindeki düzlüğünde yer alır. Konumu ve savunmadaki önemi nedeniyle asırlar boyunca bir yerleşim merkezi olarak kullanılmıştır.

İ.Ö.7.y.y. ve 6. y.y.da Luvi Kral ailesinin kurduğu kent, İ.Ö. 5. ve 4. yy'da Perslerin askeri ve idari kenti, İ.Ö. 3.ve 2. yy.da da Mısır Krallarının garnizonu olarak kullanılmıştır. Anıtsal giriş kapısı, tepenin doğu eteğinde bulunan mezar, Pers kabartmaları ile kazı sırasında çıkan ve şimdi Silifke Müzesi'nde sergilenmekte olan Hellenistik Çağ'a ait sikkelerin çıkarıldığı konak önemli kalıntılardır.



ZEYNE TÜRBESİ
Gülnar'dan Mut'a giderken 26 'ncı km. de Zeyne (Sütlüce) Kasabasındadır. Geniş bir bahçe içerisinde inşa edilen ahşap çatı örtülü ve ahşap direkli ana geçit kısmına, zaman zaman mezar odalarına ilavesi ile meydana gelmiştir.

Bahçede ise mezarlar bulunmaktadır. Zeyne Türbesi olarak bilinen Şeyh Ali Semerkandi Türbesi, Beylikler dönemi eseridir.
Bir küllüye olması gereken yapı gruplarından sadece türbe ayakta kalabilmiştir. Görünüşte psikolojik rahatsızlığı olan hastaların ziyaret ettikleri ve kurban kestikleri türbenin, külliyenin bir parçası olduğuna dair yazılı bir kaynak bulunamamıştır.

Ali Semerkandi ile ilgili bir efsane anlatılır. Çobanlıkta yapmış olan Semerkandi öğle sıcağında hayvanları susuzluktan yanmış vaziyette iken, yoldan geçen bir Türkmenin sert sözleri ile karşılaşır. Buna çok üzülen Semerkandi dua ederek elindeki sopasını kayaların ortasına vurur ve su fışkırır.Hayvanlarını sulayarak susuzluktan kurtarır. Bu yer halen mesire yeri olarak kullanılmaktadır.


ŞEYH ÖMER TÜRBESİ
Gülnar İlçesi'ne bağlı Şeyh Ömer Köyündedir. Türbede Bahri Ölüm adlı Kur-an tefsirinin yazarı yatmaktadır.Türbe sekizgen planlı olup, düzgün kesme taşlarla örülmüştür. Üzerindeki büyük kubbe betonla tamir edildiğinden eski özelliği hakkında tam olarak bilgi alınamamıştır.

Kaynak: http://www.mersinkulturturizm.gov.tr/TR,73144/gulnar.html

Mersin Erdemli Tarihi ve Turistik Yerleri

KORYKOS

Mersin-Erdemli-Silifke karayolunun 60. Km'sinde Kızkalesi beldesindedir. Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun olmak üzere, İslami devirlerde de iskan görmüştür. Nekropol alanından çıkarılan eserlerden burada ilk yerleşimin MÖ 4. yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. MÖ 1. yüzyılda kendi adına sikke darbettirmiştir. Herodot bu kenti Gorges adında Kıbrıslı bir prensin kurduğunu yazar. Korykos, Kilikya bölgesinin bir liman kenti olduğundan çok el değiştirmiştir. MÖ 4. yüzyılın sonunda Seleukhos Nikador Silifke kentini kurduğunda, Korykos'u yönetimi altına almıştır. Kent, MS 72 yılında Roma egemenliğine girmiş ve 450 yıl Roma yönetimine bağlı kalmış, bu dönemde tarım alanında büyük bir gelişme göstererek zeytinyağı ihraç merkezi olmuştur.
Bizanslılar zamanında Arap istilalarına karşı etrafı kuvvetli surlarla çevrilmiştir. 13. yüzyılda Kilikya Ermeni Krallıkları döneminde önemli bir ticaret limanı olmuş, Ceneviz ve Venedik gemilerinin uğrak limanı durumuna gelmiştir. Korykos 1448 yılında Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından ele geçirilerek, yeniden imar edilmiştir.
Örenyerinde iç ve dış kale kiliseler, sarnıçlar, su kemerleri, kaya mezarları, lahitler ve taş döşemeli Roma yolları kısmen ayakta dır. Adını, adadaki kaleden almaktadır.

Kare planlı kale, iç içe iki sıra surdan oluşmaktadır. Etrafı hendekle çevrilmiştir. Kaleye giriş bugün mevcut olmayan hareketli bir köprüyle sağlanmakta idi. Bugünkü haliyle kale, tipik Orta Çağ mimari özelliklerini yansıtmaktadır.

ELAİUSSA- SEBASTE
Silifke-Mersin karayolu üzerinde Mersin'e 52 km. uzaklıkta olup Kumkuyu Belediyesi, Ayaş (Merdivenlikuyu) da yer almaktadır. Şehir İÖ II.yüzyıl sonlarında kurulmuştur. Strabon'a göre, bu şehrin bir bölümü kara parçasında bir bölümü de karşı taraftaki adanın üzerinde yer almakta olup, bu antik kent Elaiussa ve Sebasta kentlerinin birleşmesi ile meydana gelmiştir. Elaiussa daha eskidir. İÖ 41 yılında Antious tarafından Kapadokya Kralı olarak atanan ve İÖ 20 yılında Elaiussa'nın çevresinde bulunan dağlık Kilikya'yı Augustus'tan almış olan kara parçası haline gelince kent eski önemini yitirmiştir.
Eski adının tepesi ile batı yamacı ve adanın birleştiği kara parçası kumla kaplıdır. Kumların altında Kral Archelaos'tan önceki zamanlara ait çeşitli tarihi eserler bulunmaktadır. Bunlar iyi korunmuş 5 nefli Bazilika, tiyatronun caveası (Theatron oyuğu), su kemerleri, kilise kalıntıları, zeytinyağı ve su sarnıçları, iki mermer sütunlu saray saray kapısı, bu kapının 50 m. kuzeyinde çeşitli hayvan resimlerini içeren döşeme mozaikli Jüpiter tapınağıdır. Jüpiter tapınağı 612 sütunlu bir Roma mabedi olup, erken Hıristyanlık döneminde (5. Yüzyıl) kiliseye çevrilmiştir. Şehrin mezarlığı (Nekropal), doğu ve kuzeydedir. Burada antik bir yolun iki yanında taş lahit ve mezarlar vardır. Bir lahit'in üzerindeki yazıt şöyledir: "Hijinos'nun oğlu Plütinos, sağlığında Sebaste mezarlığında kızı için bir lahit yaptırdı. Öldükten sonra oraya yalnız kızı gömülecektir. Eğer başka biri gömülürse bu kişinin ailesi Maliyeye 600, belediyeye 300 dinar ödeyecektir." İki katlı bir anıt mezarın cephesindeki kabartmada ortada kanatlarını açmış bir kartal, ayaklarının altında bir yılan, kartalın sağ ve solunda zincirle bağlanmış birer çocuk ve çocukları birer kolları zincirlidir. Aynı zincir üzerinde birbirine bakan iki aslan vardır. Bu yapıtların hepsi Roma devrine aittir.


KORYKOS (KIZKALESİ)

KızkalesiMersin’in 60 km. güneybatısında, Kızkalesi Beldesi’nde yer almaktadır. Silifkeye olan uzaklığı ise 25 km. kadardır. Herodotos’a göre kent, Korykos (Gorgos?)adında Kıbrıslı bir prens tarafından kurulmuştur. Korykos adına ise İ.Ö. 1. yüzyıl başlarında Seleukos kralı IV. Anthiokos’un ölümünden sonra çıkan karışıklıklardan yararlanarak bağımsızlığını ilan ettiği sıradaki sikkelerin üzerinde rastlanmıştır. Kuzeydoğudan güneybatıya değin limanı da kapsayan, doğuda Elaiussa- Sebaste’ye, batıda Cennet-Cehenneme kadar uzanan bu yerleşimle ilgili en erken bilgiler Hellenistik Dönem’e aittir. Bu dönemde ana kaya üzerine kurulmuş poligonal örgülü duvar işçiliği taşıyan mekanlar görülebilmektedir. Bir müddet Mısırlılar’ın eline geçen Korykos, III. Anthiokos zamanında İ.Ö. 197 yılında Mısırlılar’dan geri alınmıştır.

İ.Ö. 80’de Roma egemenliği altına girmiş, İ.Ö. 20’de Kappadokia kralı Arkhelaos’un eline geçmiştir. Roma ve onu izleyen Bizans egemenliği sırasında büyük bir liman kenti olmuştur.

İ.Ö. 2. yüzyıldan beri bilinen bir Polis (şehir,kent) ,İ.S. 3. yüzyılda ise Sebaste’ye bağlanan bir Kome (köy) olmuştur. Daha sonra I. Shapur döneminde Sasaniler’in yıkımı ile karşı karşıya kalmıştır.

Bu dönemden sonra tekrar canlanan Korykos’un bu durumu daha çok anıtlarda gözlenmektedir. 5. yüzyılda Hierokles kente bir düzenleme getirmiştir. Böylece başkenti Tarsus olan Kilikia I’in kentleri arasında Korykos’ta yer almıştır. 479 yılında Korykos ve Sebaste’ye Isaurialılar hakim olur.

6. yüzyılda Antakya patrikliğine bağlı Tarsus’un altında yer alan Korykos, Tarsus’a bağlı bir piskoposluk, 1136-1394 yılları arasında da Latin başpiskoposluğu olmuştur. Tanınan piskopos isimleri arasında Germanus (İ.S.381), Salustios (431), Iohaninus ( 680-681-690) sayılabilir. Bir yazıda ise piskopos Indakos ( 516-518) ismine rastlanmıştır. Korykos’ta 5. ve 6. yüzyıllara tarihlenen çok sayıda yazıt bulunmaktadır. Bu yazıtlarda hem mesleklere ait bilgiler hem de Hıristiyan olduklarına dair bilgiler edinilebilmektedir. Bu yazıtlardan yine Kızkalesi’nin önemli bir liman olduğu, burada çalışan işçilerin varlığı, onların zaman zaman komşu Korasion’a giderek ticaret yaptıkları anlaşılmaktadır. Korykos 690-91 yıllarında hala Kilikia I Eyaletine bağlıdır. 7. yüzyıl başında Sasani, yüzyıl sonunda ise Araplar’ın eline geçmiştir. 9-10. yüzyıllarda Seleukeia Tema’sına ait olmuştur. Adı 10. yüzyılda Arap initerarı içerisinde Korasion’la birlikte, “Qurqos” olarak geçmektedir.

1099 yılında gelişmelerin yeniden başladığı gözlenmektedir. Bu yılda İmparator I. Alexion, Mimar Megas Drungarios Eustatias’a karadaki kaleyi yaptırmıştır. Aynı mimar Silifke Kalesi’nide yapmıştır. Her iki kalede İstanbul’dan kutsal topraklara deniz yolu ile gitmek isteyenler için birer konaklama yeri olarak kullanılmıştır. 12.yüzyılın başlarında Küçük Ermeni prensi I. Constantin buraya hakim olmuştur. 1137’de tekrar Bizanslılar’ın eline geçmiştir. 1163 yılında tekrar Küçük Ermeni Krallığı olur. 1191 yılında Fransa kralı Philip Hac’dan dönerken buraya uğramıştır. Korykos’ta 1267 yılında Cenevizliler’in bir ticaret gemisi saldırıya uğrayınca Ermeni Krallığı ile Cenevizlilerin arası açılmış 1271’de tekrar iyişleşme görülmüştür. 1275 yılında Memlük sultanı Baybars döneminde safranın üretildiği bir yer olarakta çok önemlidir.

Hetum hanedanından Korykos’un son beyi Osin 1329 yılında öldürülünce IV. Leon’un egemenliğine girmiştir. Bu da öldükten sonra 1361’de bir ara Karamanoğulları’nın baskısıyla karşılaşan Korykos halkı Kıbrıs Krallığı’ndan yardım istemiş ve Kıbrıs’ın himayesine girmiştir. 1375’te Kıbrıs’ta bulunan Lusignanlar her zaman Korykos bağlantılı olmuşlardır. 1448’te de Karamanoğlu II. İbrahim tarafından fetih edilmiş, 1473-74’de Osmanlılar’ın eline geçmiş ve zamanla önemini kaybetmiştir. Cem Sultan 1482 yılında Temmuz ayında Rodos şövalyelerinin yolladığı gemiye binmeden önce Mersin’den buraya gelmiş,Kızkalesinde kalmış, Anamur üzerinden de İtalya’ya gitmiştir.

Ören yeri içerisindeki kalıntılar:

Kara Kalesi: 

Korykos Kalesi yapılırken genelde Roma Dönemi mimari parçaları devşirme olarak kullanıldığı için Ermeni işçiliği çok az görülebilmektedir. Kale çeşitli düzenlemeler ve eklemelerden sonra bugünkü haline 13. yüzyılın ortalarında gelmiştir. Aynı merkezli iki sıra surdan oluşmuştur. Dış sur daha geç inşa edilmiş olmalıdır. İç surların kapladığı alanın avlusunda üç kilise bulunmaktadır. Yine burada bulunan bir kapının üzerinde haç kabartması vardır. Yanı sıra sarnıçlar ve kare planlı bir yapı görülmektedir. Kalenin doğusunda malzeme olarak küçük kesme taşın kullanıldığı geniş bir mezar vardır. Kalenin doğusunda ana kaya kesilerek oluşturulmuş büyük bir hendek bulunmaktadır.

Liman:

Korykos örenyerine ait kalıntılar arasında en önceliklilerden birisi limandır. Korykos limanıda Sebaste ve Aigaiai gibi Suriye donanması tarafından kullanılmıştır.

Nekropol Alanı:

Hellenistik Dönem’e ait nekropol alanı limanın hemen karşısındadır ve bu alan Erken Bizans Dönemi’nde genişlemiştir. Ancak Sebaste ve Kanlıdivane ile karşılaştırıldığında Anıt Mezar daha azdır. Bazı mezar yapılarının taşları, kıyıdaki kale yapıldığı sırada sökülüp kullanılmıştır. Lahitlerin yanı sıra kaya mezarlarda bulunmaktadır. Kahmasorion tipte lahitlerde vardır.

Sur kalıntıları:

Korykos’a ait sikkelerde Tyche’nin başında duvarlı kent surları tasvir edilmiştir. Bunlar İ.Ö. 1.-İ.S. 1. yüzyıllarda var olan kent surlarını gösteriyor olmalıdır. Bu erken dönemdeki kent surunun kalıntıları bugün rahatlıkla görülememektedir. Yeni kent suru ilk olarak İ.S. 4. yüzyılın sonunda yapılmıştır ve bu sur nekropol alanını da içine almaktadır.

Kiliseler:

Korykos yerleşiminin kuzeyinde Katedral dışındaki Mezar Kilisesi, Büyük Kilise ve Transept Planlı Kilise bir tören yolunun güney tarafına art arda yapılmışlardır. Bunlardan Mezar Kilisesi naosun ortasındaki merkezi vurgulamasıyla Erken Hıristiyan mimarisi içinde özel bir yere sahiptir. Katedral ve Büyük Kilise bazilikal planlı, diğeri ise transept planlı olan ve aynı isimle anılan tüm kiliselerin ortak özellikleri küçük düzgün kesme taş kullanılarak yapılmış olmalarıdır. Diğer kiliselerde doğu duvarı içine alınan bema ve yan odalar, Transept Planlı Kilise’de doğuya doğru devam etmiştir. Farklı dönem eklemeleriyle Manastır Kilisesi de dikkat çekicidir. Bu kiliseler genel olarak İ.S. 5. ve 6. yüzyıllara tarihlendirilmektedirler. Yayınlarda kentin dışında da dini yapıların olduğundan bahsedilmektedir.

Diğer yapı kalıntıları:

Roma İmparatorluk Dönemi’nde kentte meydana gelen gelişme kendini yapılarda da gösterir. Tapınak kalıntıları, Sütunlu Cadde, üç adet hamam bu yapılar arasındadır. Roma İmparatorluk Dönemi’nden beri Sebaste ile bağlantısı olan Lamas su yolu Erken Bizans’ta da kullanılmıştır ve kentin güneyinde yer alan ve yapımında eski mezar taşları kullanılan 5.ve 6. yüzyıllara tarihlenen büyük, üstü açık sarnıça su bu şekilde ulaşmıştır.

Mimari olarak 5. ve 6. yüzyıllara tarihlenen evlerde vardır. Kentte kiliseler dışında bir hastane ve düşkünler evininde olduğundan bahsedilmektedir. 7. ve 10. yüzyıl arasında Arap hakimiyeti nedeniyle mimari anlamda fazla bir bilgi elde edilememektedir.Yapı kalıntıları bakımından yörenin en geniş ve en önemli arkeolojik sitidir.

Kızkalesi(Deniz Kalesi)

KızkalesiBeldenin adını aldığı ve Deniz Kalesi olarak da anılan Kızkalesi, belde sahilindeki küçük bir adacığın üzerinde kurulmuştur. Kıyıya uzaklığı bulunduğunuz yere göre değişmekle birlikte ortalama 600 m. kadardır. Burada bulunan bir yazıttan 1199 yılında I. Leon tarafından yaptırılmış olduğunu öğreniyoruz. 1361’de Kıbrıs Krallığı tarafından zapt edilmiştir. Strabon , Roma Dönemi’nde korsanların burasını barınak olarak kullandıklarından bahsetmektedir. Bu kalede Bizans ve Ermeniler tarafından karadaki kale kadar önemsenmiştir.

Kalenin girişi kuzeydedir. Burada da devşirme malzeme kullanılmıştır. Yine zaman zaman moloz taşların kullanıldığı yerler büyük bir olasılıkla Lusignanlar dönemine ait olmalıdır. 192 m. uzunluğundaki mazgal delikleri açılmış kale suru üzerine 8 tane üçgen, dörtgen ve yuvarlak biçiminde burçlar oturtulmuştur. Batıdaki sur boyunca uzanan iyi korunmuş bir galeri ile buradan denize açılan bir kapı bulunmaktadır.

Mersin Müzesi tarafından yapılan temizlik kazısı sırasında kalenin orta alanında bir yapı kompleksi ortaya çıkarılmıştır. Bu yapı kompleksi içerisinde bir şapel bulunmaktadır. Yapı topluluğu ile müşterek plan veren bu şapelin, kalenin avlusunda bulunan diğer şapelden daha eski olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca tabanda mozaiklerin yanı sıra opus sectile zemin döşemesi de uygulanmıştır. Çevresindeki odalar orta mekandaki salona açılmaktadır ve kare planlı odaların zemini kuzeye doğru yükselmektedir. Taban mozaiği üzerinde yuvarlak saç örgüsü içinde beş satır yazı ve alanın batı köşesindeki revak üzerinde de başka bir yazıt bulunmaktadır. Ancak yazıtların sayısı daha fazladır. Kale avlusu içerisinde sarnıçlar ve işliklerde yer almaktadır.

Kızkalesi’nin farklı yerler içinde anlatılan (İstanbul-Kız Kulesi) bir de söylencesi vardır: “ Vaktiyle bir kral varmış. Çok sevdiği tek kızının geleceğini öğrenmek için bir falcıya danışmış. Kızının yılan tarafından sokularak öleceğini öğrenince , Prenses için bu kaleyi yaptırmış. Böylece onun can güvencesini sağladığını zanneden kral, bir gün kızına bir sepet üzüm göndermiş. Ne var ki sepette gizlenen yılan kızı sokarak öldürmüş.


ÖKÜZLÜ ÖRENYERİ
Ayaş Kasabasına 12 km. uzaklıktadır. Kanlıdivane-Çanakçı köyü yol ayırımından stabilize bir yolla gidilir. Örenyeri Genç Helenistik, Roma, Erken Bizans dönemlerinde yerleşim görmüştür. Antik kentin taş döşeli alt yapısı yer yer sağlam durumdadır. Bazilikası, sarnıçları halen ayaktadır. Lahitler kente girişi sağlayan stabilize yolun kenarında bulunmaktadır.

AKKALE (TIRTAR)
Akkale, Mersin-Silifke karayolu üzerinde Mersin'e 49 km. uzaklıktadır. Geç Roma döneminde kurulmuştur. Bölgesi, İ.S. 72 yılında Roma imparatorluğuna bağlanınca ,Elaiussa da önem kazanarak Roma egemenliğinde erken Hıristiyanlık döneminde büyük bir gelişme göstermiştir.Denize hakim bir noktada bulunan Akkale'de 2-3 katlı bir ana yapı ve bunun doğusunda haç planlı, iki katlı küçük bir bina; güneyinde iki uzun dehliz halinde bir alt ana yapı; bir su sarnıcı, hamam yıkıntısı ve deniz kıyısında küçük bir sarnıç ve limanı bulunmaktadır. Büyük bir zeytinyağı ihraç merkezi olan Akkale'de 15.000 ton zeytinyağı alabilecek kapasitedeki sarnıç halen ayaktadır.

PAŞA TÜRBESİ
Ayaş- Korykos yolu üzerinde olan bir Selçuklu eseridir. Türbe 1220 yılında Aktaşoğlu Sinan Bey tarafından yaptırılmıştır.

KANLIDİVANE
Mersin-Silifke karayolunun 45 km.sinde sağa sapan yolun 3 km. ilerisindedir.Helenitik,Roma ve Bizans çağlarına ait tapınak, kilise ,sarnıç ve şehir kalıntılarını ihtiva eden sit geniş ve derin bir çöküğün etrafında yer alır.Bellibaşlı yapıtlar şunlardır:
Adam Kabartmalar (Çöküğün güney ve karşı yamaçlarında)
Kule (Çöküğün güney-batı kenarında,Helenistik çağdan kalma)
Bazilika tipi çeşitli kilise kalıntıları(5.ve 8. Yüzyıldan kalma)
Şehir Kalıntısı(Çöküğün doğusunda)
Eski mezarlık(ana mezarlık çöküğün yaklaşık 300 m. batısında)

Kaynak: http://www.mersinkulturturizm.gov.tr/TR,73143/erdemli.html

Mersin Çamlıyayla tarihi ve turistik yerleri

NAMRUN KALESİ

Çamlıyayla'nın en önemli tarihi kalıntısıdır. İlçenin kuzey yamacında yükselen tepe üzerindeki Namrun Kalesi’nin günümüzdeki yuvarlak burçlu yapısı ortaçağdan kalmadır. Hititler ve Asurlar zamanında “ illibru” olarak bilinen kale, Haçlılar'ın, Anadolu Selçukluları’nın, Kilikya Ermeni Krallığı'nın daha sonra da Karamanoğulları Beyliği ve Osmanlı Devleti’nin yönetimine girmiştir.

1854'den sonra başlayan Osmanlı Mısır savaşları sırasında, bir süre Mısır egemenliğinde kalmıştır.Başka Bir Kaynaktan alınan tarihçe bilgileri ise şöyledir: İlçenin yerleşim tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte ilçeye adını veren Namrun Kalesi, Haçlıların bu bölgeye geldikleri devirlerde ve Selçuklular zamanından başlayarak uzun süre Ermenilerin elinde kalmış bu devrede Namrun Sinyörü olarak tanınan Oşin'in burada hüküm sürdüğüne dair bilgiler mevcuttur. Oşin'in 1081 tarihinde askerleriyle birlikte Bizans imparatoru Alaksios'un kumandanı durumundayken bölge Selçuklulara ve daha sonra diğer Müslüman devletlere geçmiştir. 1845 'den sonra başlayan Osmanlı Memluk savaşları sırasında Namrun'u Ali Paşa ele geçirmiş. Çamlıyaylanın ilk yerlerşimi bu kalenin etrafında başlamıştır. Günümüzde de yerli halk, kışın yine bu bölgede yoğunlaşır.Bu bölgedeki halkın geneli yazları bağ evlerine taşındığından yazları bu bölgedeki nüfusta değişim olur. Namrun Kalesi’ne kalenin eteğindeki “köy” denilen bölgedeki eski okul ve lojmanların yoldan veya Namrun Dağ Oteli’nin bahçesinden yaya olarak çıkılır.


ANA ARDIÇ
Ana Ardıç, ilçemizin en yaşlı ve büyük ardıç ağacıdır.Ağaç, zamanla bölgeye adını vermiştir. Çamlıyayla ilçe merkezinin batısında Papazın Bahçesi’nden gidildiği zaman 30 km uzaklıkta, Koz Pınarı mevkiindedir. Çamlıyayla’dan kuzeye doğru yaklaşık 20 km kadar gidildiğinde Bolkar Dağları eteğinde ve Kadıncık vadisinin kuzeyinde Ana Ardıç’a ulaşılır.
Ana Ardıç, bir tarih ve tabiat anıtıdır. Bugün 1107 yaşında, 22 metre boyunda ve 3,5 metre çapında Türkiye’deki ender ağaçlardandır. Malazgirt zaferini yaşamış olan bu ağacımızın bulunduğu yerden Kadıncık vadisinin harika yeşil ve sarp manzarasını izlemek bambaşkadır. Eski yıllarda bu ağacın dalında 50 arı kovanı bulunduğu söylenmektedir. aşkadır. Ağacın çevresini on kişi rahatlıkla çevirdiği halde gövdeyi kapatamamaktadır.


PAPAZIN BAHÇESİ
Papazın bahçesi, Çamlıyayla'nın en çok ziyaret edilen mesire yerlerinden biridir. Çakırlı boğazından Fakılar köyüne ayrılan yolu takip ederek stabilize bir yoldan ya da ilçenin batısındaki Toroslara çıkılan yolun Bokluboyun mevkiinde aşağıya ayrılanyoldan gidilir.Papazın Bahçesi, Çamlıyayla’nın çarşı merkezine 13 km mesafededir. 27 virajla Berdan Çayı’nın bir kolu olan Karageçit Irmağı’nın seviyesine inilir. Kış mevsiminde yağışlar nedeniyle yolun çok zarar görmesine rağmen, bu bölgede Orman İşletme Müdürlüğü’nün koruma ve dikim alanları bulunması, Çamlıyayla Belediyesi’nin içme suyu pompaları ve alabalık yetiştirme havuzları bulunduğu için yol devamlı olarak araç trafiğine açıktır.

Berdan Çayı’nın bir kolunun gözü buradaki çınar ağaçlarının altından çıkar ve ilçeye özgü kırmızı benekli doğal alabalık (mercan) yaşar. Vadi içerisinde muhteşem ağaçlar ve şelaleler arasında alabalık yetiştirme havuzları, mesire yerleri ve hizmet binaları bulunmaktadır. Bahçeden ilerisi orman koruma sahası olduğu için geçiş kontrollü olarak verilmektedir.

SİNAP KALESİ

Namrun Kalesi’nden sonra ilçenin ikinci büyük tarihi yapısıdır. İlçenin kuzey doğusunda yer alır.Namrun Kalesi’nin arka kısmında kalan Sinap Kalesi’nin ilçenin çarşı merkezine uzaklığı 5 km mesafede olup, Çayırekinliği’nde mevkiinde yolun kenarındaki levhanın gösterdiği yoldan ayrılarak arabayla kalenin yanına kadar gidilebildiği gibi, kale deresinden patika yollarla yaya olarak da gidilebilir.

Kale içerisindeki kemerler ve kale burçları kısmen yıkılmış olup kemerlerde sandal ağaçları ve çalılar yetişmiştir. Kalenin ön cephesindeki kapıdan girilerek burçlarına kadar çıkılabilir. Kalenin güneyinde bulunan sinap çeşmesinde 4 mevsim içme suyu bulunmakta olup kale ve çevresi piknik için çok uygundur.


ÇİNİ GÖL

Çamlıyayla’nın en özel ve en tanınmış gölüdür. Bolkar Dağları’nda yer alan buzul göllerinin en önemlisidir. Çamlıyayla sınırları içerisinde yer alan, 2500 metre yükseklikte bir krater gölü olup, 25.000 m2’lik yüz ölçüme sahiptir. Ölçülebilen derinliği 100 metrenin üzerindedir. Dipten kaynadığı sanılıp, siyaha çalan lacivert bir rengi vardır.

Çini Göl, derinliğinden dolayı halk arasında “dipsiz” ismiyle de anılmaktadır. Suyu içmeye elverişlidir. Çini Göl’ün görülen doğal güzelliği haricinde, turizme bir diğer katkısı, gölün kenarında dağcılar için kamp alanının yer almasıdır. Çini Göl’ün bulunduğu mevkiide bu gölden hariç irili ufaklı 9 krater gölü mevcuttur. Çini Göl, Toros Dağları’na yolunuz düşerse mutlaka uğramanız gereken bir doğa harikasıdır.


TOROSLAR ve KIRLAR

Toroslarda ormanın bittiği yerden itibaren başlayan yerler halk arasında “kır” diye tabir edilir. Çamlıyayla’ya ilk içme suyunun geldiği Çatak yolundan gidildiğinde ise, Olucak’tan sonra Yayla gösteren mevki geçilince kırlar başlar. Buralarda Yayla gösteren, Çıkrıcak, Kurudere, Çatak, Bokluboyun, Yarıcak, Sayın dibi, Sayınbaşı, Çini Göl, Eğri Göl, Yazıgöl, Göğere, Kapı Göl, vb. isimleri olan kırlar yörüklerin ve arıcıların yazlık konaklama yerleridir.   Kozağacı yolundan gidildiğinde Seki ve Yağboluğu’ndan itibaren Meydan’a doğru uzanan kırlar ise, yerli yörüklerin yazlık yurtlarıdır. Kırlarda bitki örtüsü kekik, keven, şalgaba, dağ çayı vb. otsu bitkilerden ibarettir. Kırlar, Çamlıyayla’da arıların, koyunların ve keçilerin en iyi beslendiği ve en kaliteli hayvansal ürünlerin alındığı bölgelerdir. Çamlıyayla’nın merkezinden görünen dağların perde arkasındaki gizemli doğayı keşfetmek istemez misiniz?


Kaynak: http://www.camliyayla.bel.tr/sehir/gezilecek-yerler/4/

Mersin Bozyazı Tarihi ve Turistik Yerleri

Bozyazı
NAGİDOS
Kelenderis gibi bölgenin en eski kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları Bozyazı İlçesinde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedir.Hakkında çok az bilgiye sahip olunan kentten günümüze ulaşan kalıntılar, bu tepenin zirvesine yakın yerdeki surlardan ibarettir. Ayrıca Bozyazı Çayı üzerindeki köprünün ilk biçiminin Roma çağında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bir su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri yine Geç Roma, Bizans çağı kalıntıları arasında sayılabilir.
Nagidos'un M.Ö. V.ve IV. Yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır. Hellenistik Çağ'da, Mısır'daki Ptolemioslar'ın etkisi altına girmiş ise de, ardından gelen korsan baskıları kentin zayıflamasına yol açmıştır. Orta Çağda ise, önemsiz ve yerleşmenin sadece kıyıya çok yakın Bozyazı Adası (Nagidussa) üzerinde yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır.

KİLİSE BURNU 
Bozyazı'ya 14 km. uzaklıkta Akkaya köyü sınırları içerisinde, halk arasında Kilise Burnu olarak bilinen, geç Roma ve erken Bizans dönemine ait bir ören yeridir. Burada sur, sarnıç, bir kilise ve diğer yapılara ait kalıntılar bulunmaktadır.
Surun dışında kuzeybatı yönünde ikisi yan yana , biri arkada olmak üzere üç adet 1. ve 2. Yüzyıl'a ait Memurium mezarlarına benzer yapıda mezarlar vardır.

MARAŞ TEPESİ (ARSİONE)
Bozyazı'nın 2 km. doğusunda Maraş Tepesi üzerinde kurulu olan bu kent, Mısır Kralı Ptolemaios'un eşi Kraliçe Arsione adını taşıyan antik bir liman kentidir. M.Ö. 3.yüzyılda kurulduğu sanılan kentin görülebilen en önemli kalıntıları iki katlı mozaik döşeli mezarlar ile öteki yapı kalıntılarıdır.

SOFTA KALESİ
İlçenin 10 km. doğusunda Mersin yolu üzerinde "Fidik" denilen tepe üzerinde kurulmuştur. Eski çağlardan beri korsanlar ve Romalılar tarafından kullanılan kale, burçlu görünümünü orta çağda almış olup, Bizans döneminde onarım görmüş ve sonra Türkler tarafından kullanılmıştır. Surların içinde birkaç su sarnıcı ile orta çağa ait hamam kalıntıları bulunmaktadır.



ÇALTI MAĞARASI
Bozyazı ilçesi Lenger Köyündedir. Lenger Köyü 3 ayrı mahalleden oluşup, Bozyazı ilçesine 40 km uzaklıktadır. Çevresi dağlarla çevrili yemyeşil ormanlık alan içerisinde bulunan Çaltı Mağarası 1200 mt. rakımlıdır. Uzunluğu ve genişliği çok büyüktür. Çok derin olan ve uzunluğunun tespit edilmesi güç olan mağaranın yanlarında, tavanında dikitler, sarkıtlar ve çok yönlü resimler mevcut olup, içerisinde insanı dinlendiren hoş bir hava vardır.

Kaynak: http://www.mersinkulturturizm.gov.tr/TR,73141/bozyazi.html

istanbulun baslıca tarihi ve turisyik yerleri

istanbul

Topkapı Sarayı
İhtişamıyla ve mimarisiyle büyüleyen Topkapı Sarayı İstanbul’da görülmeden geçilmemesi gereken tarihi mekanların başında yer alır. 1478 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan saray, 400 yıl boyunca padişahların yaşadığı ve devleti idare ettikleri ana merkez görevini üstlenmiş, tarihe tanıklık etmiştir. Abdülmecit döneminde ziyarete açılan Topkapı Sarayı günümüzde de ziyaretçilerini ağırlamakta, gizemi ve Osmanlı mimarisine ait taşıdığı izlerle turistlerin ilgi odağı olmaktadır


Soğuk Çeşme Sokağı
Sultanahmet semti içerisinde bulunan, eski türk filmlerinin unutulmaz mekanları arasında yer alır Soğuk Çeşme Sokağı. Nostaljik haliyle, tarihi yapısıyla görülesi mekanların başında gelir. Ayasofya Müzesi ve Topkapı Sarayı arasında yer alan sokak, trafiğe kapalı olma özelliğiyle fotoğraf çekmek ve İstanbul’dan güzel bir hatırayla ayrılmak isteyen turistlerin ilgisini çekmektedir.



Cafer Ağa Medresesi
Ayasofya Müzesi’nin yanında konumlanmış olan bu tarihi mekan, çay molası vermek isteyenlerin, pazar günlerinin huzurlu kahvaltıları için alternatif arayanların kesinlikle uğraması gereken bir mekan. 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde yaptırılan medrese şu an tarihle sanatı da buluşturan bir özelliğe sahip. Medresede cüzi bir ücret karşılığında hat, ebru, takı, resim gibi atölyelere katılabilir, tarihi mekanın keyfini çıkarabilirsiniz.

Ayasofya
Sınırsızlığı ve görkemiyle yerli yabancı çoğu turisti şaşırtan ve görmek için mutlaka vakit ayrılması gereken mekanlardan biri de Ayasofya Müzesi’dir. Bizans İmparatoru 1. Jüstinyen tarafından yaptırılmış daha sonra ise Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüş olan Ayasofya tarihi hissetmek, şahit olmak isteyen bir çok turisti ağırlamaktadır.



Yerebatan Sarnıcı
Suların içinde yükselen sütunlarıyla, yaşandığı rivayet edilen ilginç efsaneleriyle Yerebatan Sarnıcı en çok merak edilen, görmek için can atılan mekanlar arasında. Bizans İmparatoru tarafından sarayın su ihtiyacını karşılamak için kullanılan Yerebatan Sarnıcı, Fatih Sultan Mehmet döneminde de bir süre aynı şekilde devam etmiştir. Sütunların üzerinde bulunan şekillerin gözyaşlarını andırması, Büyük Basilika yapılırken kaybedilen bir çok kölenin dramını temsil etmesi açısından önem taşıdığı ise efsane ve rivayetler arasındadır. Bu yüzden yapısıyla da bir çok turistin ilgi odağı olmakta, merakını cezbetmektedir.

Haseki Hürrem Hamamı
Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan tarafından istenmiş ve Mimar Sinan’a yaptırılmış hamamdır. Mimar Sinan’ın yaptığı en büyük hamam olma özelliği taşır. Son dönemde diziler sayesinde popülerliği artan ve merak uyandıran tarihi mekanlar arasında yerini almıştır.


Sultan Ahmet Binbirdirek Sarnıcı
Sarnıç, Büyük Konstantin döneminden günümüze kadar gelen, yaşayan tarihi mekanlar arasında turistlerin en çok merak ettiklerindendir. Şehrin su ihtyacını karşılamak amacıyla yapılmış, şu an ise turistik gezi listelerinin içinde mutlaka yer alan gizemli bir mekandır. Sultanahmet’te yer alan sarnıç için, bir hafta sonu vakit ayırmak gerekir.


Gülhane Parkı
Gülhane Parkı, Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı’nın has bahçelerinden biri olarak kullanılmaktaydı. Döneminde, güllerle, lalelerle bir çok çiçekle bu bahçe süslenirken zamanla bakımı sekteye uğramış fakat günümüzde yeniden bakımı yapılıp, Türkiye’nin en büyük parklarından biri haline getirilmiştir. Hafta içi ya da haftasonu çiçekler içinde, temiz hava ve doğayla başbaşa kalmak, aynı zamanda şehirden çok da uzaklaşmak istemiyorsanız, çay içmek ve parkı gezmek sizin için güzel bir alternatif olabilir.

Adalar
Büyükada, Heybeliada, Burgazada gibi bildiğimiz takım adalar eski dönemlerde Prens Adaları olarak da bilinmekteydi. Bunun nedeni ise Bizans İmparatorluğu döneminde taç giymiş bir çok saray mensubu İstanbul’a uzak olduğu için bu adalara sürgün edilmiş, ve buralarda yaşamak durumunda kalmıştır. Günümüzde ise nostaljik havası, hala kullanılan faytonları ve trafiğin olmaması nedeniyle hafta sonu kaçamaklarının ilk adresleri haline gelmiştir. Adalar, piknik yapmak, bisiklete binmek, nostaljiyi tatmak isteyen yerli yabancı bir çok turistin gözdesi haline gelmiştir.

Dolmabahçe Sarayı
Dolmabahçe Sarayı, imparatorluk döneminde Osmanlı Kaptan-ı Derya’sının gemileri demirlediği bir alan olarak kullanılmış daha sonra ise has bahçeye dönüştürülmüştür. Cumhuriyet döneminde ise Atatürk’ün İstanbul ziyaretlerinde kaldığı bir mekan olmasıyla ve hayata gözlerini burada yumması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Bu kadar tarihi dokuyu bir arada bulunduran saray, yerli yabancı turistlerin mutlaka görmesi gereken yerlerdendir.


Türk Hamamı (Süleymaniye Hamamı)
Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Süleymaniye Hamamı Mimar Sinan’ın “kalfalık eserim” diye tabir ettiği eserleri arasında yer alır. Bugün turistik amaçla kullanılabilen daha çok yabancı turistlerin ilgisini çeken hamam görülmesi gereken tarihi mekanlardandır.


Rumeli Hisarı
Osmanlı döneminde, İstanbul Fethi sırasında Anadolu Hisarı’ndan halat çekmek için yapılmış olan etrafı kalelerle kaplı Rumeli Hisarı günümüzün vazgeçilmez mekanları arasında yer alır. Hem turistlerin hem İstanbul’da yaşayanların kesinlikle bir hafta sonu kahvaltısı için aynı zamanda da tarihi yapıyı görmek için gitmesi gereken mekanlardandır.

Anadolu Hisarı
Bizans’a Karadeniz’den gelen yardımları engellemek amacıyla yapılmış olan Anadolu Hisarı Rumeli Hisarı’nın tam karşısında yer almaktadır. Günümüzde İstanbul Boğazı’nın kenarında yer almasıyla küçük bir balıkçı kasabasını andıran Anadolu Hisarı sessiz, sakin yapısıyla ve tarihi güzelliğiyle görülmeye değer mekanlardandır.

Yedikule Hisarı
İstanbul’un en eski açık hava müzelerinden biri olan Yedikule Zindanları diğer bir deyişle Yedikule Hisarı günümüzde kültürel etkinliklerin, konserlerin ve çeşitli organizasyonların düzenlendiği tarihi bir mekan halini almıştır. Böyle bir mimarinin içerisinde düzenlenmiş organizasyona katılmak yerli yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir.

Beylerbeyi Sarayı
Beylerbeyi Sarayı Üsküdar’ın Beylerbeyi ilçesinde konumlanmış Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmış tarihi bir mekandır. Saray günümüzde pazartesi ve perşembe günleri haricinde diğer günlerde ziyaretçilere kapılarını açmakta ve bir çok konuğu ağarlamaktadır.



Çırağan Sarayı
Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan Çırağan Sarayı bir dönem konumu itibariyle “Beşiktaş Sarayı” olarak da anılmaktaydı. Büyük bir ihtişama ve görkeme sahip olan saray, bugün düğün, balo, parti gibi organizasyonların düzenlendiği bir mekan halini almıştır. Böyle bir mimariyi görmek, geçmişten bir hava solumak isteyenlerin çeşitli organizasyonlar için uğrak yeri olmuş, bir çok yerli yabancı turisti ağırlamaktadır.



Yıldız Sarayı
Beşiktaş, Ortaköy ve Balmumcu arasında yer alan Yıldız Sarayı tarihe tanıklık etmiş mekanlardan biridir. Bizans dönemine kadar dayanan tarihi dokusuyla günümüzde müze olarak kullanılan Yıldız Sarayı’nda Sultan II. Abdülhamit’in kişisel eşyaları sergilenmekte ve turistlerin ilgi odağı olmaktadır. Aynı zamanda içerisinde Yıldız Sarayı Tiyatrosu ve Sahne Sanatları Müzesi de bulunmaktadır.


Kapalıçarşı
Kapalıçarşı İstanbul’un merkezinde yer alan, tarihi dokusu ve alışveriş yapılacak bir çok mekanı içerisinde barındırması nedeniyle turistlerin yoğun ilgisiyle karşılaşır. Gün içerisinde yarım milyon insanın uğradığı bile bilinmektedir. Özellikle yabancı turistlerin uğramadan ülkelerine dönmedikleri bir yer olan Kapalıçarşı, her gün bütün ihtiyaçları karşılayacak dükkanlarıyla gözde mekanlardan biridir. Adeta bir şehri andıran Kapalıçarşı Fatih Sultan Mehmet tarafından tarafından insanların yaptıklarını sergileyip satmaları için yaptırılmıştır.


Mısır Çarşısı
İstanbul’un en eski kapalı çarşılarından biri olan Mısır Çarşısı aktarlarıyla, kuruyemiş ve şarküteri ürünlerinin satılmasıyla meşhur bir mekandır. Turistlerin özellikle alışveriş için tercih ettiği gözde mekanlardandır. 1600 yılında Turhan Sultan tarafından yaptırılan mekan, pazar günleri de açık olma özelliğiyle cezbedicidir. İstanbul’da mutlaka görülmesi gereken yerler arasında yer alır.

Bakırcılar Çarşısı
Özellikle yabancı turistlerin dikkatini çeken Bakırcılar Çarşısı Beyazıt semtinde yer alır. Kazan, tencere, mangal gibi bakırdan yapılan eşyaların sergilendiği ve satışa açık olduğu sıra sıra dükkanlar çevresini sarmaktadır. Turistlerin yoğun ilgisiyle karşılaşan bu bakır işlerinin bulunduğu Bakırcılar Çarşısı mutlaka görülmesi gereken, çok bilinmeyen mekanlardandır.


Tekfur Sarayı
Bizans İmparatorluğu’ndan günümüze kadar gelen Tekfur Sarayı bugün az duyulsa da Edirnekapı semtinde ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Tarihi olayların gizemini çözmed adına yapılan arkeolojik çalışmalar ise hala devam etmektedir. Bu nedenle ilgi çekici ve görülmeye değer tarihi yapılardan biridir.


Eyüp Sultan Camii
Günümüzde kutsal bir ibadet yeri olarak atfedilen Eyüp Sultan Camii Haliç kıyısında, Eyüp semtinde yer almaktadır. Diğer illerden ya da yurtdışından gelen turistlerin görmeden geçmedikleri tarihi bir camiidir. istanbul’un kutsal cuma gününde, kalabalığın camiye yöneldiği ve ibadet ettiği görülür. Görülmesi gereken, kutsal sayılan yerlerdendir.


Miniatürk
Miniatürk bir çok eserin maketlerinin sergilendiği bir mekandır. Topkapı Sarayı, Anıtkabir, Mevlana Türbesi gibi çeşitli yapıtları burada maket olarak toplu halde görmek ve hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür. 2003’ten beri turistlerin İstanbul’a adım attıkları andan itibaren ilk gidecekleri ve mutlaka görülmesi gereken mekanlar arasında yer alır.

Hidiv Kasrı
Mısır’ın son hıdıvi Abbas Hilmi Paşa tarafından İtalyan bir mimara yaptırılan Hidiv Kasrı 1907 yılında bitmiş ve dönemin mimari özelliklerini taşımaktadır. Günümüzde düğün gibi çeşitli organizasyonların yapılabildiği, gidilip, görülebilecek yakınlarında bir çay molası verilebilecek bir mekandır.


Kız Kulesi
İstanbul Boğazı’nda Salacak açıklarında yer alan küçük bir adacık üzerinde konumlanmış bir kuledir. Hakkında neden yapıldığına dair çeşitli rivayetler ve efsaneler bulunan Kız Kulesi bu gizemi anlayabilmek adına bile görülesi mekanlardandır. Günümüzde eşinizle, dostunuzla gidebileceğiniz, romantik bir akşam yemeği ya da rutin dışında bir öğle molası için gidilebilecek ve yapısıyla mutlaka görülmesi gereken tarihi bir mekandır.

Aynalıgöl Mağarası Hakkında Bilgi

Aydıncık tarihi ve turistik yerleri

Mersin İli, Aydıncık İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır.1999 yılında, Aydıncık'ın doğusundaki Gemi Durağı Mevkiinde çobanlar tarafından bulunmuştur. Giriş ağzı deniz düzeyinden 46 m. yukarıda kayalık yamacında bulmaktadır.  Toplam uzunluğu 555 m. olan mağaranın içi, her türden damlataş oluşumları (sarkıt, dikit, sütun, duvar ve perde damlataşları, akma taşlar, mağara iğnesi) ile kaplıdır. Dev boyutlara ulaşan ve görünümleri son derece güzel olan bu damlataşlar, genişliği yer yer 100 m., tavan yüksekliği 18 metreye ulaşan ana galeriyi çok sayıda salon ve odaya ayırmıştır. Gilindire Mağarası'nın sonunda genişliği 18-30, uzunluğu 140, tavan yüksekliği 35-40, derinliği 5-47 metre olan büyük göl bulunmaktadır. Gölün kenarında sarkıt, dikit, sütun ve mağara iğneleri yer almaktadır.  Gilindire Mağarası'nın çok sıcak ve nemli bir havası vardır. Giriş ağzının dar ve basık olması nedeniyle, dışarıyla hava alış verişinin olmadığı mağaranın bu havası yaz ve kış mevsiminde önemli bir değişikliğe uğramamaktadır.

        Aynalıgöl Mağarası henüz resmi olarak ziyarete açılmamıştır. Bakanlığımızca ziyarete açma çalışmaları devam etmektedir.



Kaynak: http://www.silifkemuzesi.gov.tr/TR,83683/aynaligol-magarasi-hakkinda-bilgi.html

Mersin Anamur Tarihi ve Turistik Yerleri

MAMURE KALESİ
Mersin-Antalya karayolu üzerinde, Anamur'un 6 km. güneydoğusunda deniz kenarında yer alan Mamure Kalesi'nin oturumu 23500 m2.'dir M.S IV. Yüzyılda Romalılartarafından yapılmış olan kale, sonraları Bizanslılar ve Haçlılar zamanında genişletilmiştir. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1221 yılında ele geçirildiği sırada yıkılan kalenin yerine bu günkü kale yapılmıştır. Daha sonra burası; Karamanoğulları ve Osmanlılara geçmiştir. Bir kervansaray görünümünde olan Mamure Kalesi, en iyi korunmuş Anadolu kentlerinden biridir. Kuleler, surlar, mazgalları ile hala ayaktadır. Kalenin beden duvarının üzerinde bulunan tek kitabede 1450 (Karamanoğlu İbrahim Zamanı) tarihi yazılıdır Şikari tarihine göre; "Anamur ve Taşeli'nin Kagırler tarafından zapt ve harap edilmesi üzerine Karamanoğlu Mahmut Bey (1300-1308) 36.000 kişilik ordusuyla düşmanı bozguna uğratıp, kaleyi ele geçirmiş, mamur edip, adını Mamuriye koymuştur." kaydı geçer.

Bir hendekle çevrili bulunan 36 kuleli kale, üst avludan oluşmuştur. Batı avlusunda halen ibadete açık, onarım görmüş tek minareli tarihi bir cami bulunmaktadır. İki bölümden oluşan kalede, iç içe iki sur ve surlar üzerinde kaleyi bütünüyle dolaşan ve bir taraftan bir tarafa geçişi sağlayan burçlar arasında bir yol vardır. Bu yıl üzerinde 35 normal, 4 büyük olmak üzere 39 kule bulunmaktadır.

MAMURE HAMAMI
Mamure hamamı, Mamure kalesinin yol aşırı kuzeyinde yer alır. Hamamın giriş bölümü yıkılmış, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümleri sağlam olarak zamanımıza gelebilmiştir.
Küçük ölçekteki yapı ahşap hatıllarla desteklenmiş moloz taşla inşa edilmiştir.
Hamamın iç bölümlerinde kubbeye geçiş üçgen pandantiflerle sağlanmıştır.
Yapı zamanla tahrip olduğu için sonradan yapılan onarım sıvaları duvar freskolarının tahrip olmasına neden olmuştur.
Yapı Mamure kalesinin mamur edildiği tarihte Karamanoğulları tarafından yaptırılmış olması gerekir.

AKCAMİ
Karamanoğulları döneminde 1326 da yapılan cami, daha sonra yapılan yivli minaresi ile ilgi çekicidir. Karşısında Karamanoğullarından kalma bir han ve bir köprü bulunmaktadır.
Akarca mahallesinde merkezi planlı tamamen kesme taştan kubbeli bir camidir.
Camiye batı yönünde basık kemerli taş kapıdan girilir. Girişin tam karşısında fazla derinliği olmayan taş mihrap sağda orijinal olmayan ahşap minber yer alır.
Yapıda köşelerde ve yan duvarlar üzerinde sağır sivri kemerli açıklıklarda duvar içine gömülmüş yuvarlak iç dolgu ile geleneksel Türk mimarisinde pek görülmeyen tarzda kubbeye geçiş sağlanmıştır. Sağır kemerlerin ayakları üçgenimsi payandalarla desteklenmiştir.
Girişin solunda zamanında ahşap olan güdük minaresinin yerinde yivli tek şerefeli minaresi kaide üzerinde yükselir.
Giriş kapısının hemen üzerinde yer alan altı satırlık yazıda 1326 H. tarihi okunmakla birlikte yazıt orijinal değildir.


ALA KÖPRÜ
Ala Köprü, Anamur - Ermenek karayolunun 13. km.sinde Dragon çayı üzerinde yer alır.
Ana yatak üzerinde 19.65 m. açıklığında tek gözlü bir köprüdür. Köprüde ayrıca taşkın suları için bir boşaltma gözü doğu yönüne yerleştirilmiştir.
Ana kemerin yapısı, çok önemli bir işçilik ve sağlam traverten malzemeyle yapılmıştır.
Uzunluğu 54 m olan köprünün korkulukları dıştan belirmeksizin tempan duvarının uzantısıyla sonuçlanır.
Yazıtı olmayan köprü, 14. yüzyılda Karamanoğulları tarafından yaptırılmış bir mimarlık harikasıdır ve halen kullanılmaktadır.

DENİZ FENERİ
1911 yılında Fransızlar tarafından yapılmıştır. Halen faal durumdadır.

ÇUKURPINAR MAĞARASI (DÜDENİ)
Anamur'un kuzeyinde 46 km. uzaklıkta 1880 metre yüksekliktedir. Taşeli platosundaki Sugözü yakınında Çukurpınar yaylasındadır. 1990 yılında bulunan ve Türkiye'nin en büyük mağarası olduğu söylenen mağaranın, tahmin edilenden de büyük olabileceği söylenmektedir. Son araştırmalara göre 924 metreye kadar inilmiştir. Mağaracılar tarafından yapılan araştırmalar halen sürdürülmekte olup, şimdiki araştırmalara göre dünyanın ikinci büyük mağarası durumundadır.

KÖŞEKBÜKÜ MAĞARASI 
Anamur'un 9 km kuzeybatısında, Ovabaşı Mahallesinde bulunan bu mağara 500 m2.lik alana sahiptir. Mağaranın 2000 yıllık bir geçmişe sahip olduğu anlaşılmaktadır. Mağaranın astım hastalığına iyi geldiği bilinmektedir. Nem oranı % 80, hacim basıncı 762 mm. ve sıcaklığın 18 derece olduğu Köşekbükü Mağarası 3 bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümünün adı Huzur,İkinci bölümünün adı Şifa,üçüncü bölümünün adı Dilektir.Birinci bölümde basınç; 761.5 mm., ikinci bölümde basınç 760 mm.,sıcaklık 18 derece, rutubet % 80'dir. üçüncü bölümde basınç 762 mm. olup, sıcaklık 18.2 derece, rutubet %82'dir.

CARETTA CARETTA
Anamur ve Çevresindeki kumsallarda Caretta-Carettalar insanlar birlikte yaşarlar. Kaplumbağa popülasyonunun yoğun olduğu kumsallarda yaklaşık 500 yuvadan 45.000 yavrunun yumurtadan çıkarak denize ulaştığı saptanmıştır.

AKDENİZ FOKU
Türkiye kıyılarında 70 adet Akdeniz foku (monachus monachus) saptanmıştır. Bunlardan 25 adedi Mersin ilinin Bozyazı, Anamur, Aydıncık ilçeleri kıyılarında yaşamlarını sürdürmektedir.

ANAMUR EVLERİ
Anamur merkez olmak üzere yöreye özgü sivil mimarlık örnekleri Ortaköy ve Bozyazı da yoğunlukla yer alır.
Konutlarda geleneksel yapı zeminde ahır üzerine iki katlıdır. Üst oturma yerleri genellikle orta sofadan köşelerdeki odalara açılan kapılar, birbirini dik olarak kesen sahınlarla haç plan oluştururlar.
Ahırın üzerinde ikinci katta balkonlu ve tek odalı olarak inşa edilmiş yörede "köşk" olarak adlandırılan mimari biçim son derece özgündür.

TOL KERVANSARAYI
Tol Kervansarayı Alanya karayolunun 22. kilometresinde, Demirören Mahallesinde yer alır.
Yörenin sert kırmızı ve sarı renkli kayan ve moloz taşları ile inşa edilmiş yapı, güney kuzey yönünde iki sahınlı olup yuvarlak tonoz örtülüdür.
Yapılış tarihini belirten herhangi bir yazıt bulunmamakla birlikte 14-15. yüzyıllara ait olmalıdır.

AKARCA HANI
Akarca mahallesinde Ak caminin karşısında yer alan yapı moloz ve kayan taşından inşa edilmiş olup, tek sahınlı ve tonoz örtülü bir yapıdır.

ALTI KAPI HANI
Anamur-Antalya karayolunda “Kharadrus”un kuzey batısındaki yaklaşık 800 m.'lik bir yolu izleyerek Altı Kapı Hanına ulaşılır.
Yörenin siyah ve sarı renkli taşı ile kayan taşından araları Horasan harçlı olarak inşa edilmiş Altı Kapı Hanında doğu - batı yönünde yuvarlak kemerli altı giriş kapısı birbirine bitişik altı yuvarlak tonozlu mekana açılır. Bu mekanların önünde yine yuvarlak tonozlu payandalarla taşınan revak yer alır.
Yapı 14 - 1 5. yüzyıllara ait olmalıdır.

ÇOBAN KALESİ 
Anamur-Gazipaşa yolunun 15. kilometresinde solda deniz kenarında sık ormanlık sahada, hakim bir tepe üzerinde yer alan Çoban Kalesi, geniş avlu çevresinde çok sayıda odalardan oluşan bir plana sahiptir. Avlu içinde uzun dikdörtgen pencere uygulamalarıyla duvarlarda hareketlilik sağlanmıştır. İki katlı yapı yüksek duvarlarıyla gotik etki yaratır.
16 - 17. yüzyıllara ait yapı bir Osmanlı derebeyine ait olmalıdır.

TİTİOPOLİS 
Anamur'un batısında Ovabaşı Mahalle yolu üzerinde 5. km'de sağda, köy içinde ve kuzeyindeki hakim tepeler üzerinde çok geniş bir alana yayılan Kalınören Mahallesi kalıntılarının bulunduğu yere gelinir. George Evart Bean ve Terence Bruce Mitford 1964-1968 yılları arasında Kilikya'da yaptıkları incelemeleri sonucunda hazırladıkları Batı Kilikya'da bulunan antik yerleri gösteren haritaların da bugünkü Kalınören Mahallesinin yerini TITIOPOLIS olarak işaretlemişlerdir.

Ören yerinde Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerini içine alan kalıntılar yer alır.
Titiopolis antik çağlarda Anemurium'a bağlı olmayan bir site konumunda idi.
Antik kentte bugün görülmeyen bouleuterion, ninfeum, odeon, tiyatro gibi yapılar büyük bir olasılıkla köy yerleşmesinin altında kalmıştır.
Kenti düzenli olarak çeviren sur duvarları kabaca yontulmuş irili ufaklı çok köşeli taşlardan yapılmıştır.

Mahalle girişinde solda bahçeler içerisinde sert gri renkli taştan burmalı sütun çok önemli bir yapıya ait olması gerekir. Bahçeler içerisindeki mozaik tabanlı mekanların işlevlerinin ne olduğu dahi anlaşılmamaktadır.
Tepelere doğru çıkıldıkça ilk önümüze çıkan hamam yapısı büyük bir olasılıkla bir gimnazyum yapısı olmalıdır.

Hamamın batısında narteksi belirgin üç sahınlı bazilika yer alır. Yapıda sintronon basamakları vardır. Apsisin sağında ve solunda diakonion odaları yer alır. Bu odalar apsisin arkasında revakla desteklenmiş çok amaçlı bazilika tipini gösterir.
Köy yerleşmesinin kuzeyinde, surlarla çevrili akropol kalıntıları içerisinde bazilika, hamam ve nekropol sahalarının bulunuşu buranın bir şehir gereksinimine yanıt verecek biçimde ele alındığını gösterir.
Yukarı şehirde bulunan batı ve doğu bazilikaları tamamen tahrip olmuştur. Yapıların zeminleri gri ve beyaz renkli mozaiklerle geobitkisel süslü olarak dekore edilmiştir.

Dini yapıların doğusunda görkemli mezarların bulunduğu nekropol alanı yer alır. Buradaki kesme taştan, iki katlı tonozlu mezarlar yüceltilmiş birkaç ayrıcalıklı kişinin anıtsal mezarlarıdır.
Akropol'ün doğu yamacında kapakları templum in antis tarzında gri renkli sert taştan dikdörtgen formunda oyularak yapılmış sarkofaj'ın cephesinde; kanatlarını açmış kartal figürü, yanlarda girlandları taşıyan bukranion ve medusa başları görülür. Bu lahitin hemen yanında ön yüzünde elinde asa tutan sehpa üzerinde oturan erkek figürü lahtin ön yüzüne işlenmiştir.
Kalınören'deki ilginç yapılardan biri de akropolün kuzey ucunda yer alan tonoz örtülü üç ayrı mekanlı tylos tipli hamamdır. Hamamın su gereksinimi 20 m. ilerdeki ninfeumdan sağlanıyordu.


ESKİ ANAMUR (ANEMURİUM) 
Anamur İlçe merkezinin 6 km. güneybatısındadır. Kentin ne zaman kurulduğuna dair herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı gibi, Roma İmparatorluk Çağı öncesine giden kalıntılara da bu güne kadar henüz rastlanmamıştır. Kentin adı sadece bir liman listesinde geçtiği için, M.Ö. 4.y.y.da var olduğu bilinmektedir. Anemurium'un adının "rüzgarlı yer" anlamında kullanıldığı da antik kaynaklarca ifade edilir. 1.yüzyılda kentin çevresine ilk surların yapıldığı, bir süre Kommagene Kralı Antiochus'un (38-72) yönetimine bırakıldığı tarihi bilgiler arasındadır. Kıbrıs'a yakın olması nedeniyle, özellikle Romalılar zamanında bir ara istasyon konumunda olan Anemurium; aynı zamanda kara yoluyla Toroslardaki en önemli Roma kentlerinden biri olan Germanskopolis ile bağlantılıydı. Böylece bölgedeki doğal kaynakların ihraç edildiği önemli bir ticaret kenti olmuştur.

Anemurium, 260' da Sasaniler tarafından ele geçirilmiş 4 . ve 5. yüzyıllarda Toroslar'dan gelen korsanlar tarafından sık sık tahrip edilmişti.650 yılında Arap akınlarına uğrayan kent, bu tarihten sonra terk edilir. 12.ve 13. yüzyıllarda Anadolu Selçuklularının Mamure Kalesini ele geçirmelerinden sonra, bölge Türk egemenliğine geçer. Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölüme ayrılır. En göz alıcı yapıları; surlar, 3 adet hamam, tiyatro, odeon (konser salonu) ve palestra aşağı kenttedir. Liman Caddesi'nin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların her kısmı müzede sergilenmektedir.Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin tek katlı ve iki katlı bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş örneklerinden biridir. Kentin içme suyunu sağlayan su kenarları dışında erken Hıristyanlık dönemine ait kilise kalıntıları bulunmaktadır.

Anemurium 19. yüzyılda İngiliz Francis Beaufort'un Akdeniz'de yaptığı Keşifler sonucunda batı dünyasına tanıtılmıştır. 1960 yılında Toronto Üniversitesinden Elisabeth Alfoldi Rosenbaum tarafından kazılar başlatılmıştır. Daha sonra Kanada'lı Prof. James Russel tarafından kazılar ve diğer bilimsel çalışmalar sürdürülmüş 2000 yılında kazılara son verilmiştir.

Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölümdür. En göz alıcı yapıları surlar, 3 hamam, 60 m. genişliğinde tamamlanamamış tiyatro, 900 kişilik oturma yeri bulunan odeon (konser salonu), paleastra aşağı kenttedir. Liman caddesinin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların bir kısmı müzede sergilenmektedir.
Anamur Müzesinde sergilenen mozaikler içerisinde; barışçı kral Isaah adına düzenlenmiş mozaikte, palmiyenin iki yanında yer alan leopar ve oğlak betimlemesi nekropol kilisesi tabanında bulunmuştur.

Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş nekropol alanını oluşturur. Bunların sayısı 350-400 civarındadır. Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Genel olarak mezarlarda lahit odası, ziyaret mekanı ve diğer eklenti mekanları yer alır. Beşik tonozlu en eski mezarların temelleri büyük kireç taşlarından inşa edilmiştir. Nekropol'de görülen ikinci mezar tipinde geleneksel plana eklenti mekanlar oluşturulmuştur. Üçüncü mezar tipi ise bir bahçe içerisinde eski tip mezarlara yeni bir ünite olarak eklenmiş yapılardan Anemurium Nekropol meydana gelir. Bunların dışında edikula formunda, dört cephesi kemerli ve kesik koni biçiminde mezar tipleri de yer alır.

Kentin içme suyunu sağlayan su kemerleri (akuaduct) dışında, Erken Hıristiyanlık dönemine ait birkaç kilise kalıntısı da saptanmıştır.
Müzede sergilenen Anemurium buluntularının en ilginç grubunu pişmiş toprak insan yüzlü yağ kandilleri oluşturur. Bunun dışında süs eşyalarından oluşan bronz ve kemikten yapılmış bazı mezar armağanları, Roma çağına ait olan tunçtan yapılmış tanrıça Athena biçimli bir kantar ağırlığı, Bizans çağına ait halk sanatını yansıtan çeşitli malzemelerden yapılmış objeler diğer önemli buluntular arasında yer alır.

PULLU MİLLİ PARKI
Dinlence yeri olup, deniz, orman ve yaban hayatının buluştuğu, güzel bir milli parktır. Caretta caretta kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı bir kaç kumsaldan biridir. Doğa bilimcileri, çevre korumacılığının ilgisi üzerindedir.

DEMİROLUK
Anamur-Ermenek karayolunda Abanoz yaylasından 18 km. sonra sağda Demiroluk kalıntılarının bulunduğu yere ulaşılır.
Demiroluk kalıntıları içinde ilk dikkati çeken blok kayalar üzerine oyularak yapılmış kaya mezarlarıdır. Mezarların cepheleri üçgen alınlıklı olup, sütun ve payelerle dekorlandırılmıştır.
Bu kaya mezarların birinde üçgen alınlığın içinde aslan betimlemesinin iki yanında "Akroter" süslemeleri yer alır. Antik kentin batı yönünde yine bir kaya mezarında üçgen alınlık içinde kalkan tutan, sağa doğru hareket halinde şaha kalkmış at üzerinde yer alan süvari yüksek kabartma olarak işlenmiştir.
Mezar kalıntıları Bozkır yakınlarında bulunan Isaura antik kenti kaya mezarları ile büyük benzerlik taşır.

KÖRİSTANLIK
Anamur-Ermenek karayolunda Akpınar yaylasını geçtikten sonra Iconium, Germanikapolis üzerinden Anemuriuma ulaşan antik yol üzerinde bulunan yörede "Çandır" olarak bilinen ören yerine gelinir.
Antik kent yukarı şehir (akropol) ve yamaçlarda bulunan nekropol sahalarından ıneydana gelir.
Antik şehirde kuzey batı yönünde çok sayıda kaya mezarı yer alır. Mezarların cephesi "Templum in antis" tarzında ve iki sütun paye ile dekore edilmiştir.

BONCUKLU KALE
Anamur Ermenek karayolunun 3 km.sinde solda hakim tepeler üzerinde ormanlık saha içerisinde Boncuklu Kale kalıntıları yer alır.
Antik kentin merkezini oluşturan kale kesme taştan ve oval formda inşa edilmiştir. Sur içlerinde açık eyvan formunda 34 mekan yer alır. Mekanların üstünde seyirdim yerlerinin kenarları 1 m. yüksekliğinde burçlarla çevrilmiştir. Kalenin beden duvarlarının köşeleri kare formunda kulelerle takviyelendirilmiştir.

AZITEPE
Anamur Bozyazı karayolunda Çarıklar köyü sınırları içerisinde Azıtepe kalıntıları yer alır.
Antik yerleşimin en doğusunda İ.S. 4ncü yüzyıla tarihleyebileceğimiz apsisi ve sintronon izleri belirgin geniş ölçekli bazilika yapısı görülür.
Ören yerinin güney doğusunda moloz taştan beşik tonozlu hamam yer alır.

KIZIL KİLİSE
Anamur'un 8 km. kuzeyinde Kızılaliler köyü içerisinde yer alır.
Ören yeri içerisinde üç sahınlı bazilika görülür. Yapı 5.6. yüzyıl Isaura yapılarını çağrıştırır.

ANITLI GÖZETLEME KULESİ
Yapı Anamur-Alanya karayolunun Yakacık köyü içerisinde yer alır.
Yapı, kesme taştan kalın temeller üzerinde ve iki katlıdır. Mekan açıklıklarını yuvarlak tonozlu, üst örtü beşik çatılıdır. İ.S. 4, 5. yüzyıllara tarihleyebileceğimiz gözetleme kulesi döneminde önemli bir karakol yapısı olmalıdır.

OTAK KÖYÜ ŞAPEL BİNASI
Anamur -Alanya karayolunda Yakacık'tan sonra sağa dönünce 10. km. de solda Kaladran çayının kenarında Otak Şapeli yer alır.
Geç Bizans dönemine ait yapı moloz ve kesme taştan tek sahınlı apsinin iki yanında kült odaları bulunan küçük bir yapıdır.

AYVASIL
Anamur - Ermenek karayolundan 2 km. uzaklıkta, sağda basit kale surları, yapı kalıntıları ve bir hamam yer alır.

KANDACIK NEKROPOLÜ
Anamur Ermenek karayolunda Malaklar köyü yakınlarındaki Kandacık Nekropolünde Roma dönemine ait küp biçiminde mezarlar ve diğer yapı kalıntıları görülür.

ARAP ÇUKURU
Çukur Abanoz köyü yakınlarında Arap Çukuru mevkiinde yüksek kayalar üzerinde yer alan yüzlerce oyuk ahşap mertekler üzerine yerleştirilmiş lahitlerin oyuklarına ait olmalıdır. Ören yerinde ayrıca üçgen çatılı haç kabartmalı kaya mezarları görülür.

ŞIHARDICI
Arap çukuru yakınlarında yüksek hakim tepe üzerinde yer alan antik kent aşırı tahrip olmuştur. Ören yerinde görülen korint tipi sütun başlıkları ve diğer mimari parçalar önemi yapılara ait olmalıdır.

HALKALI 
Anamur-Ermenek karayolu üzerinde Abanoz yaylasını geçtikten sonra solda ormanlık saha içerisinde halkalı kalıntıları yer alır. Ören yeri içerisinde Roma dönemine ait üçgen alınlıklı ve sütunlu kaya mezarları dikkat çeker.

ABANOZ 
Anamur-Ermenek karayolunda Abanoz Yaylasında sağda hakim tepeler üzerinde son derece tahrip olmuş kent kalıntıları görülür. Antik kentin sağında nekropol sahasında sağlam kalabilmiş kaya mezarları yer alır.

ZİNCİRLİTEPE
Anamur'un batısında Kızılaliler köyünün kuzeyinde henüz fonksiyonu çözülememiş sayısız yapı kalıntısı ve nekropol alanı yer alır.

FİLİR KALESİ
Anamur'un kuzeybatısında Vilayet köyü yakınlarında Filir kale kalıntıları yer alır. Ören yerinde Geç Roma dönemine ait bir sarnıç, basit kale surları ve nekropol alanı görülür.

GÖZ TAŞI
Anamur'un batısında Sarıdana köyü sınırlan içerisinde solda bir tepe üzerinde aşırı tahribat nedeniyle işlevleri anlaşılamayan mimari kalıntılar yer alır.

OVABAŞI 
Anamur'un batısında Ovabaşı köyü sınırlan içerisinde bulunan ören yerinde Geç Roma ve Bizans dönemlerine ait apsis'i belirgin bir bazilika, sarnıçlar ve nekropol alanı görülür.

NİNFEUM 
Sarıdana köyü yakınlarında yer alan anıtsal çeşmenin sütunlu cephesinde ortası aslan ve medüsa başlarıyla dekore edilmiştir. Yapı Roma dönemine aittir.

ZAVRAK TAŞ
Anamur'un kuzey batısında Filir Kalesi yakınlarında yer alır. Kalıntı yörenin gri renkli blok taşından yapılmıştır. Taşın tam merkezinde apsis biçimindeki geniş açıklık nedeniyle zavrak (pencere) taş diye adlandırılmıştır.
Ritüel amaçlı kullanıldığı sanılan anıt eser Hitit dönemine ait olmalıdır.

KUDRET KALESİ
Anamur'un yayla kesiminde Kaş yaylasının karşısında bir tepe üzerinde Roma dönemine ait kale surları ve diğer yapılara ait kalıntılar görülebilir.

CENNET KOYU
Anamur-Gazipaşa yolunun 17. km.sinde soldaki köy içerisinde apsisi zamanımıza gelebilmiş bir bazilika ile diğer yapı kalıntıları yer alır.

Kaynak: http://www.mersinkulturturizm.gov.tr/TR,73139/anamur.html   erişim; 18.02.17
Yaylaları için: http://www.anamur.gov.tr/anamurun-turizmi

Mersin Akdeniz Tarihi ve Turistik Yerleri

Mersin Müzesi


 Şehir merkezindeki Cumhuriyet Alanında, Kültür Merkezi binasının (eski Halkevi binası) doğu tarafında kurulan Müze, 1991’de teşhire açılmıştır.

Müzenin üç ana salonu vardır.

Birinci Salonda: Taş eserler, Roma dönemine ait mermer heykel başları, heykeller, steller, ortada lahit mezarlar ve ostotekler, bir köşede amphoralar ve Nagidos antik kentine ait yazıt sergilenmektedir.

İkinci Salonda: Yumuktepe kazılarından çıkarılan eserler, Ayrıca Eski Tunç, Urartu, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait pişmiş toprak, çanak, çömlek, cam ve bronz kaplar, bronz, gümüş ve altın sikkeler kronolojik olarak sergilenmektedir. Sikke seksiyonunda Küstüllü örenyerinden çıkarılan Bizans dönemi altın define buluntusu da vardır. 1998 yılında Tabiat Tarihi-Fosil-Kayaç ve Mineral köşesi oluşturulmuştur.

Bu salonda dikkati çeken diğer eserler İ.Ö. 2.bin’e ait kurşun figürinler, Hitit İmparatorluk dönemi mühürleri; hayvan başlı gümüş Urartu bilezikleri , çeşitli form ve büyüklükte cam eserler, altın diadem ve küpelerdir.

Adak amaçlı bronzdan yapılmış figürinler ve Bizans dönemine ait çok çeşitli kandillerde değerli örneklerdendir.

Üçüncü Salonda: Üst kattaki bu salonda Etnoğrafik eserler sergilenmektedir. Bunlar arasında gümüş süs eşyaları, yöresel kıyafetler, peşkirler, ahşap ve madeni ev eşyaları, dokumacılık örnekleri ve çeşitli silahlar yer almaktadır.

Müze bahçesinde ise çeşitli dönemlere ait taş eserler ve pythoslar sergilenmektedir.

Pazartesi ve dini bayramların birinci günü öğlene kadar kapalıdır. Diğer günlerde mesai saatleri içerisinde ziyarete açıktır.

Atatürk Evi ve Müzesi



 Ulu Önderimiz Atatürk , eşi Latife Hanımla birlikte 20 Ocak- 2 Şubat 1925 tarihleri arasında Mersin’i ziyaretlerinde, bugün müze haline getirilen bu evde 11 gün boyunca Mersinlilerin konuğu olmuşlar, içten bir sevgi ve coşku ile ağırlanmışlardır.

Atatürk Caddesi üzerinde, kentin odak noktasında yer alan yapı 1897’de dönemin Almanya konsolosu Bay Chrytman’ın (Kristman), Mersinli tüccar Mavromati’nin kızıyla evliliği nedeni ile konut olarak yaptırılmıştır. Mimarı bilinmeyen yapı Kristman Konağı olarak bilinmektedir.

Tahinci Ailesinin mülkiyetinde kalan ev 1972’de Nebil Hayfavi tarafından alınmış ve 1976 yılına kadar Toros Koleji olarak hizmet vermiştir. 1976’dan sonra boş tutulan bu yapının adı, aynı yıl belediye encümeninin aldığı bir kararla ‘Atatürk Evi ‘ olmuştur.

1980’de kamulaştırılarak 1982 yılında Kültür Bakanlığının mülkiyetine geçmiştir. 12 Ekim 1992 tarihinde ‘Atatürk Evi ve Müzesi’ olarak resmi açılışı yapılmıştır.

Mersin Atatürk Evi ve Müzesi dıştan düzgün kesme taş dokusu ile hemen dikkati çeken iki katlı kübik etkili bir yapıdır. Mimari elemanların yerleştirilişi, süsleme öğeleri, korniş ve silmeleri ile neo klasik anlayışın özelliklerini taşımaktadır. Sivil mimarinin sadelik yanında görkemli etkisi ile anlam kazanan en iyi örneklerinden birisidir. Bahçesinde var olduğu bilinen hamam günümüzde yok olmuştur.

Müzenin alt katı ‘ Fotoğraflarla ve Belgelerle Atatürk Müzesi’ olarak hazırlanmıştır. Burada Atamızın Mersin’i ziyaretlerinde çekilen fotoğrafları, Anıt Kabir Müzesi’nden getirilen 22 adet kişisel eşyası sergilenmektedir. Bazı eşyalar Tarsus’lu Mehmet ve Belkız Akçora ailesi ile Taki Aleksioğlu ‘nun bağışıdır. Atamızın kahve içtiği fincan ise Erdal Akalın tarafından armağan edilmiştir.

Etnoğrafik değerlerin sergilendiği üst katta, salona açılan 7 odanın ikisi yatak odası, birisi çalışma odası, dördü ise oturma odaları olarak değerlendirilmiştir.

Girişte çeşitli fotoğrafların sergilendiği Kuvay-i Milliye köşesi oluşturulmuştur.

Pazar-Pazartesi ve dini bayramların birinci günü öğlene kadar kapalıdır. Diğer günlerde mesai saatleri içerisinde ziyarete açıktır.

Mustafa Erim Mersin Kent Tarihi Müzesi 

Mersin 'in kültürel yaşamına yeni bir renk ve soluk getiren "Kent Tarihi Müzesi" neredeyse 150 yıllık bir sivil mimarı örneğidir. Mustafa ERİM tarafından restorasyonu ve teşhiri yapılarak Mersin'in kültür ve sanat yaşamına kazandırılmıştır. 20. Yüzyılın ikinci yarısında bütün kentlerimizde görülen hızlı değişimden Mersin'de etkilenmiş ve günümüze bu geleneksel sivil mimari örneklerinden çok azı kalmıştır. Mersin Kent Tarihi Müzesi; geleneksel mimarisi, ihtisas Kitaplığı, Mersin'de Yaşayan, Yetişen ve iz Bırakanların tanıtıldığı, Mersin Eğitim Tarihi, Mersin'in Kurtuluşu, Çanakkale Savaşı'nda Şehit Düşen Mersinliler, Mersin Kronolojisi, Mersin camileri ve Kiliseleri, Atatürk’ün Mersin Ziyaretleri, Yumuktepe Höyüğü ve Mersin'deki tarihi yapıların tanıtıldığı Müze olarak kent tarihinin araştırılmasına sunacağı katkılarla, Kültür ve Sanata olan ilgisiyle bilinen Mersin'in kültürel yaşamında önemli bir merkez olması amacıyla düzenlenmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından "Özel Müze" yetki belgesi verilmiş ve 4 Eylül 2010 tarihinde Başbakan Recep Tayyip ERDOGAN tarafından hizmete açılmıştır.

Mustafa Erim Mersin Kent Tarihi Müzesi


Atatürk'ün Mersin Ziyaretleri ve Fotoğrafları

1918'den 1938'e kadar Atatürk'ün Mersin ziyaretleri ve bu ziyaretleri sırasında Mersin'de nerelere uğradığı tarihsel olarak ve fotoğraflarla anlatılmaktadır.


Eğitim Tarihi Odası 

1881-1940 yılları arasında Mersin Merkez ve ilçelerinde eğitim veren 70 civarında İlkokuldan toplanan belgeler sergilenmektedir. Bunlar arasında diplomalar, döneme ait ders kitaplan ve eğitim araçları, fotoğraflar öğretmen sicil defteri, öğrenci karneleri, yazışmalar vs. bulunmaktadır.

Mersin'in Kurtuluşu Köşesi

Bu bölümde Mersin'in Kurtuluş Tarihi, Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri, Kuva-yi Milliye Kahramanları, Müfreze Komutanları ve Mersin'in Kurtuluşunda emeği geçen kişiler hakkında bilgi verilmektedir.

Mersin Kaleleri

Mersin'de çeşitli medeniyetler tarafından yapılmış olan ve günümüze kadar ulaşan kaleler ve kuleler tanıtılmaktadır. Kalelerin yapılış tarihleri, geçirdikleri dönemler ve kalelere ait mimari özellikler anlatılmaktadır.

Mersin Camileri ve Kiliseleri

Mersin ve ilçelerinde yer alan, Mersin'deki medeniyetlere tanıklık yapan camilere ve kiliselere yer verilmiştir. Bu yapıların bir bölümü günümüze kadar ulaşamamış, bir bölümü işlev değiştirmiş, bir bölümü ise halen ayaktadır.

Mersin'de Yetişen Yaşayan ve İz Bırakanlar

Mersin'e kültürel, sanatsal, siyasi anlamda katkı sağlamış, iz bırakmış halen hayatta olan yâda aramızdan ayrılmış olan birçok isim ve biyografileri yer almaktadır.

Mersin Kent Tarihi

Bu bölüm müzeyi gezen ziyaretçilere 20.yüzyılın ilk yarısında Mersin kentinde bir gezintiye çıktığı hissini uyandıracak şekilde düzenlenmiştir. Mersin'in ticari ve sosyal odak noktaları fotoğraflar ve planlarla anlatılmıştır.

Yumuktepe Höyüğü

Höyük 1930'larda keşfedilen ve kazılan ilk neolitik yerleşimdir. Prof. John Garstang'ın başkanlığında başlayan kazılar günümüzde Prof. I. Caneva ve Doç. Dr. G. Köroğlu tarafından devam ettirilmektedir. Kazılar sonucunda höyükte yer alan değişik dönemler ve buluntular detaylı olarak anlatılmaktadır.


Tırmıl Höyük – (Tumil Kalesi )

Akdeniz İlçesinin 3 km. kuzeydoğusunda Yeni Hal kompleksi yakınındadır.

Çanak çömlek parçalarının yüzeyde rahatça görülebildiği Tırmıl Tepe’nin üzerinde küçük bir garnizon kalesi bulunmaktadır. Kuzeydoğudaki Yaka Kalesi ( foto:16 , bugün kalıntılarından çok azı kalmıştır)ile bakışımlıdır. Kuzeydoğu köşedeki yuvarlak kule, kale burcundaki mazgallı siperlere kadar yükselmektedir. Kuzeybatıdaki kule ise 2 m. yüksekliğe kadar korunmuştur. Diğer kulelerde olduğu gibi yuvarlak yüzü kuzeye doğru dışa çıkmamıştır ama doğuya döndürülmüştür. İki kuleyi birleştiren duvar çökmüştür. Kalenin merkezinde bazı yıkıntılar ve sığ çukurlar bulunmaktadır. Orta Çağa ait metinlerde bu kale ile ilgili her hangi bir bilgiye rastlanmamıştır.

Kuzeydoğudaki kule ve dış yüzey taşları iyi korunmuştur. İç yüzeydeki sıvalar görülebilmektedir. Dış yüzeyin taş işçiliği Yaka, Kütüklü (Tarsus’un kuzey doğusunda, Adana sınırına yakın) ve Tece Kaleleri ile benzerlik göstermektedir. Kuledeki beşik tonoz bugün çökmüştür. Duvarcı işçiliği Silifke Kalesi’nin işçiliğini anımsatmaktadır. Kuzeybatı kulenin dış yüz taşları kaybolmuştur, ancak kuzeydoğu kuleninki ile aynıdır. Bu kaledeki çember oda, çöken duvarın parçalarıyla doldurulmuştur.

Anchıale (Karaduvar) Örenyeri

Mersin’in hemen doğusundaki bu antik yerleşim için Strabon, Aristobulos’u kaynak gösterek, Asur Kralı Sardanapal’ın Tarsus ile birlikte Anchiale’yi bir gün içinde inşa ettiğini yazmaktadır. Sardanapal’ın mezarının burada olduğunu ve sağ elinin parmaklarını şaklatır durumda bir taş heykelinin bulunduğunu ve Asur dilinde yazılmış bir kitabede “ Anakyndarakses oğlu Sardanapal, Anchiale’yi ve Tarsos’u bir günde kurdu. Ye ,iç, neşelen, çünkü diğer şeyler bunlar kadar değerli değildir” şeklindeki metnin, parmakların anlamını açıkladığını söyler. Khoirilos da bu yazıttan söz eder:” Bütün yediklerim, başı boş düşkünlüklerim ve aşktan aldığım zevkler hepsi benimdir; fakat bu sayısız nimetler geride kaldı”.

İ.Ö. 333’te Büyük İskender, Pers Kralı Darius III ile yaptığı Issos Savaşı’na giderken bu kıyı kenti almıştır. Su kemerleri, yapı kalıntıları , höyük, Romalılar’dan kalma mozaikli bir hamam kalıntısı bulunmaktadır. Camili Köyü yakınındaki İçme’nin kükürtlü suyunun bu hamama akıtılarak kullanıldığından bahsedilmektedir.

Dikilitaş

Mersin’in 12 km kuzeydoğusunda Dikilitaş ( eski Bekirde) Köyü’nün güneyinde, yüksekliği 15 m.,genişliği 4 m., kalınlığı 2 m. olan bir dikilitaş bulunmaktadır. Bu taş konglomeradandır. Pompeiopolis’den Tarsus’a giden eski Roma yolu üzeride olup İ.Ö. 7. yy.da Yunanlıları yenen Asur Kralı Sanherip’in zafer anıtı olduğu sanılmaktadır.

Dikilitaş’ın bir de söylencesi vardır:

Tarsus’ta ve Silifke’de iki kavim vardır. Bu kavimler, aralarında süren kan davasını kaldırmak için karar alırlar. Kendi aramızda kız alıp, kız verelim derler. Tarsus’lu birinin kızını Silifke’den bir ailenin oğluna verirler. Tarsus’lu aile bir bayram günü oğullarına “Silifkeye git nişanlına bir hediye götür ve üç gün kal sonra gel” derler. Genç hediyesini alır gider. Ama on beş gün olur gelmez. Aslında delikanlının vadesi yetip dünür evinde ölmüştür. Olaydan sonra kız babası korkar ve kan davası yeniden gündeme gelir diye çekinir. Fakat olay sürgit saklanamaz ki. Sonuç olarak kızın babası nasıl olsa bu duyulacak diye kendisi olayı söylemek üzere yola çıkar ve Dikilitaş’ın olduğu yerde karşılaşırlar. Kızın babası gerçeği anlatır. Delikanlının babası olaya inanır ve “ 16 yaşında bir oğlum vardı ham tıraş, bileydim bu dünyada ölüm var, koymazdım taş üstünde taş “ der. Orada bulunan taşı hızla kaldırır. O taş öylece kalır.

Anıtsal Yapılar

Mersin kent içindeki anıtsal yapıların hemen tamamı 19. yy. eseri. Kentin eski mahallerindeki bu eserlerin de çoğu Türk-İslam eserleri.

Bezm-i Alem Valide Sultan Çeşmesi

Osmanlı döneminde Mersin’in yeniden kent olmasında önemli rol oynayan Bezm-i Alem Valide Sultan’ın adına yapılan Çeşme kentin en eski İslami yapısı. Eski Cami’nin köşesindeki çeşmenin kitabesinde Sultan Abdülaziz tarafından Sultan Abdülmecit’in annesi adına 1861 yılında yapıldığı belirtiliyor. Üçgen alınlığı ve payeleri ile yöreye özgü mimari özellikler gösteriyor.

Eski Cami

Bezm-i Alem Validen Sultan adına 1870 yılında yapılmış. Dikdörtgen planlı; ahşap beşik çatılı, tek minareli cami 1901 yılında onarım görmüş. 2008 yılında yeniden restore edilmiştir.

Müftü Camisi

Müftü Deresi ve köprüsünün yanında 1884’de cami ve medrese olarak Müftü Emin Efendi tarafından yaptırılmış. Barok tarzı süslemeli ve mihrabı tuğralıdır.

Avniye Camisi

Minaresinin ahşap olmasından dolayı Tahtalı Cami olarak bilinirdi. 1898’de yapılmış. Kent gezisi sırasında hemen göze çarpan iki cami daha var. Bunlar tarihi değil, yakın zamanların yapısı:

Ulu Cami

Yeni bir cami. Caminin bulunduğu yer eskiden Gümrük Meydanı idi, şimdi Ulu Çarşı olarak biliniyor. Şimdiki caminin yerinde 1898’de yapılan Yeni Cami vardı, bu cami yıkılıp yerine yapıldı. Kütahya çinileri ile süslenen camide 2000 kişi birlikte namaz kılabiliyor.

İtalyan Katolik Katedral Kilisesi

Sultan Abdulmecit tarafından 1853 yılında verilen bir fermana dayanılarak kilise mekanının inşaatına başlanmış ve yönetimi Capucins Rahiplerine verilmiştir.Günümüzde uray caddesi üzerinde bulunan saat kuleli kilise kompleksi, diğer birimleri ile 1898 yılında bitirilmiştir. Kesme kireç taşından avlulu anıtsal bir yapı olan İtalyan Katolik Kilisesi, Vatikan tarafından 1991 yılında İtalyan Katolik(Katedral) Kilisesi olarak değiştirilmiş ve güney, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz Bölgesi, Suriye, Irak, İran ve Rusya'daki katolik kiliselerine bağlanmıştır. Mersin ve yöresindeki Katolik cemaat için ibadete açıktır.

Arap Ortodoks Kilisesi

Atatürk Caddesi üzerinde, ayakta kalan en eski kilise, 1878’de yapılmış ve ibadete açık.

Hamamlar

Hamamlar liman kentlerinin vazgeçilmez yapılarındandır. Bu eski çağlardan bu yana süren bir ihtiyacın ürünüydü. Kiremithane Mahallesi’ndeki Hadra Hamamı (1903), Hastane Caddesi yakınındaki Küçük Hamam ile merkezdeki çarşı içinde bulunan Büyük Hamam da Mersin 19. yy.da bir liman kenti olarak hızla gelişirken yapıldılar. Bu eski hamamların hiçbiri faal değil.

Kaynak:  http://www.mersin.gov.tr/akdeniz-tarihi-turistik-yerler erişim 10.02.2017

isparta yenişarbademli tarihi ve turistik yerleri

Pınargözü Mağarası
Yerli yabancı tüm mağara araştırmacılarının gözdesi olan mağara, 15 km uzunluğuyla Türkiye’nin en uzun mağarasıdır.

Mağara, Yenişarbademli ilçesine 8 km uzaklıkta, Çaydere Ormanları’nın içinde bulunmaktadır. Aynı zamanda bir su kaynağı olan mağara, çevresinde tespit edilen 213 çeşit barındıran bitki örtüsüyle de dikkat çekicidir.

Mağaraya, girişte bulunan sifondan dalarak girilir. Sifonun önünde hızı 45 km’ye ulaşan hava akımı oluşur ve su ısısı Ağustos ayında bile 5.8 °C'dir.2011-2014 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Bilimsel Araştırma projeleri kapsamında ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü destekleri ile mağaranın jeolojik, morfolojik ve speleolojik özellikleri ortaya çıkartılmıştır

Bölgede bulunan dünyanın en büyük yeraltı ırmağı, Beyşehir Gölü ile Manavgat Çağlayanı arasında akar.

Kubad-ı Abad
Kubad-ı Abad, Yenişarbademli ilçesi merkezine 2,5 km uzaklıkta, Konya sınırları içinde, Beyşehir Gölü’nün kuzeybatı kıyısına kurulmuş, Anadolu Selçukluları dönemi sivil yapılarının en ünlü ve sanat tarihi açısından önemli yapılardandır.

Alaaddin Keykubad’ın buyruğuyla, 1236’da veziri mimar ve nakkaş Sadeddin Köpek yaptırmıştır.Konya Beyşehir Gölyaka kasabası sınırları içindedir.

1949’da çevrede araştırmalar yapan M. Zeki Oral’ın bulduğu çini kalıntılarından sonra, 1956’da Mehmet Önder çalışmaları sürdürmüştür. 1965-1968 arasında K. Otta Dorn başkanlığındaki kazılardaysa 5.200 m²’lik alanı kaplayan Selçuklu kenti tümüyle ortaya çıkarılmıştır.

Çit duvarına benzer alçak bir sur içinde Büyük Saray, Küçük Saray (Vezir Sarayı) Ferdevs (Paradeison) Av Hayvanları Parkı, Büyük Saray altında sultan kayıklarının ya da küçük yelkenlerin yanaşabileceği iki gözlü küçük bir tersane ve 16 yapı kalıntısı bulunmaktadır. Bunlar arasında bir mescit, hamamlar, fırın ve mutfak, kışla kapısı, depolar ve ahırlar vardır.

Dedegül Dağı
Her yaşta insanın tırmanabileceği bir dağ olan Dedegül Dağı, yumuşaklığı ve güzellikleriyle her yıl yüzlerce dağcıyı ağırlamaktadır. Dağ turizminde önemli bir yere sahip olan Dedegül, tur kayağı ve triking yürüyüşlerine olanak sağlamaktadır.Dünya dağcıları yılda bir kere ilçede buluşmaktadır.

Karagöl
Karagöl Ispartanın en yüksek dağı olan (2992 m) Dedegül Dağı'nın doğusunda Kurucuova Sınırları içerisinde 2335 m. Yükseklikte 2500 metrekare büyüklüğünde bir buzul gölüdür.

Karagöl ve sadece Dedegül eteklerinde yetişen Dedegül Çiçeği, dağcıların ilgi odağıdır

Kız Kalesi Adası
Kubad-ı Abad’ın 3 km kuzeydoğusunda bulunan Kız Kalesi Adası, Türkiye’nin Manyas’tan sonra önemli kuş cennetlerinden biri konumundadır. Kubad-ı Abad’ın haremliği ve tersaneliği olan 5 dekarlık bu tarihi ada, 10’un üzerinde kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır. Konya ili Beyşehir İlçesi Gölyaka Kasabası sınırları içerisindedir.

Kaynak: http://www.yenisarbademli.bel.tr/Yenisarbademli/
Kaynak: http://www.yenisarbademli.gov.tr/tarihce    erişim 10.02.17

isparta yalvaç tarihi ve turistik yerleri

DEVLETHAN CAMİİ

Yalvaç’ın merkezinde,çınar altı mevkiinde ve yolların kesişme noktasında,dört yanı açık bir şekilde konumlanmıştır. Bulunduğu bölge;çınar altı,yakındaki medrese ve hamam,Selçuklular Dönemindeki Türklerin yerleşim merkezini ve biçimini belirtmektedir.

       14 Yüzyılda  II.Kılıç Arslanın kardeşi Devlethan adına yapılan cami,daha sonraki yıllarda birkaç kez çeşitli onarımlar geçirmiş olarak günümüze ulaşmıştır.Beylikler Dönemi özellikleri gösteren caminin mimarı maalesef bilinmemektedir.Osmanlı Devleti kayıtlarında ise 1726 yılından itibaren,camide görevlendirilen kişilerle ilgili  olarak adı geçmeye başlar.

       Cami,kireç harcıyla birleştirilmiş kesme taşlardan inşa edilmiş olup özellikle temel kısımlarında,Antiochia ören yerinden getirilen,önceki dönemlere ait mimari yapı elemanları (mermer işlemeli bloklar ve yazıt parçaları) devşirme malzeme olarak duvar örgüsünde kullanılmış.Bu özellik ağırlıklı olarak doğu yüzde görülüyor.Dış yüz sıvasızdır,ancak sonraki yıllarda yapılan,çimento malzemeli onarımların izleri caminin anıtsallığına yakışmayacak biçimdedir. Üç girişli olan caminin ana girişi kuzey yüzün ortasında,diğer iki küçük giriş,doğu ve batı uzun yüzlerin kuzey başlarına yakın konumlanmıştır.Cephelerde bulunan çift sıra pencere sistemiyle mekanın aydınlatılması sağlanmış.Pencereler dikdörtgen formda,üzerlerinde tuğladan yapılmış sağır kemerlerle şekillendirilmiş.Camiyi kırma kiremit çatı örtmektedir. 20.75 x 24.80 metre iç mekan ölçülerindeki camiye ana girişten girildiğinde,kuzey yüz boyunca uzanan mahfilin altından geçilerek ana mekana ulaşılır. Mahfilin  altında kuzeybatı köşede bir imam odası vardır. Mahfilin altı,imam odası hariç,son cemaat yeri olarak düzenlenmiştir.

ESKİ YALVAÇ EVLERİ


   
Eski Yalvaç evleri kerpiç ve ahşap malzemeyle iki katlı olarak inşa edilmiştir. Temel kısmı, su basman seviyesine kadar, içinde devşirme blokların da olduğu taş malzemeyle örülmüştür.

Dış yüzü kerpiç harcıyla sıvalı, sıvanın da üzeri beyaz renk boyalıdır. Yapının üzeri kırma kiremit çatıyla kapatılmıştır. Çatıda geleneğe uygun olarak oluklu kiremit kullanılır.

Genel olarak Türk evi mimari özelliklerini barındırdığı gibi kendine özgü bölümleriyle Yalvaç Evi olarak da adlandırılır.

Eski Yalvaç evlerine çift kanatlı ahşap kapıyla girilir. İlk girilen yer “Haya”t olarak adlandırılmıştır. Hayat’ta “kiler”, “samanlık” ve “ahır” gibi bölümler vardır.

Asıl yaşama mekanı üst kattır. Burada ilk çıkılan alan Hanay bölümüdür. Hanayın bir uzun yüzü avluya açılırken diğer uzun yüzünde odalar dizilidir.

Bu evlerde ataerkil bir yaşam biçimi olduğu için her bir oda bir aileyi barındırır ve her bir oda günümüzdeki dairenin işlevini görür.

Odalara “Eşik” bölümü ve çift kapıyla girilir. Her odada ocak, raflar, yüklük, lambalık ve “döner oyma” denen banyo bölümleri bulunur.

Yine hanayda, gündüz aile bireylerinin toplandığı, dışa cumbalı “Köşk” bölümü ve kuru bakliyatın konduğu “Serpin” bölümü konumlanır.

HOYRAN GÖLÜ

Yalvaç’ın yaklaşık 25 km. batısındadır. Eğirdir Gölü’nün kuzey yarısına Hoyran Gölü adı verilir.

Yalvaç’ın yaklaşık 25 km. batısındadır. Eğirdir Gölü’nün kuzey yarısına Hoyran Gölü adı verilir. Taşevi ve Aşağı Tırtar köylerinin Hoyran Gölü kıyıları doğal güzelliklere sahiptir. Yıkık Kahve mevkiinde göle girebilme olanakları mevcuttur.
Bu bölgenin çevre düzeni planlarının yapılması, çadırlı kamping, karavan ve kamp alanlarının geliştirilmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.
Gölde Limnia Adası, Kaya Mezarları ve gölün doğal güzelliklerinin görülebileceği yat gezilerinin yapılmasına uygundur.
Rüzgar sörfü, yamaç paraşütü yapılması için de olanaklar sağlanacaktır.

HOYRAN KAYA MEZARLARI

Yalvaç’ın yaklaşık 25 km. batısında, Eğirdir’in kuzey uzantısını oluşturan Hoyran Gölü’ne doğudan dik inen kayalıklardadır. Soylulara özgü bir mezar türü olmasına karşın, üç mezardan özellikle biri, 30 m. Yukarıdan göle ve gün batımına doğru bakan, yalın olan diğerlerinden hemen ayrılır; nitelikli işçiliği ve değişik biçimdeki geometrik desenlerden oluşan alnacıyla bir bey mezarı olduğunda kuşku bırakmaz. Üçgen alınlığıyla yalın bir tapınağı anımsatan cephesi, eni ve yüksekliği 5,50m. İle yaklaşık aynı olan dörtgen bir çerçeveye oturtulmuştur; oda derinliği de aynıdır. İçte eni 3,50 m.’ye düşen mezar odasının, dik semer biçiminde sivrilen tavanı 3,10 m. yüksekliğindedir.

Eski Deri Fabrikası

Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan Eski Deri Fabrikası, Cumhuriyetle birlikte kurulan ilk 125 şirket arasındadır. Yalvaç Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, hanımlarında ortak olduğu yapısıyla deri sektöründe uzun süre hizmet vermiştir.

Alman mimarisi ve makineleri kullanılarak modern tarzda çok ortaklı olarak kurulan deri şirketi ve fabrikası, Cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren kalkınma hedefinde olan ülkemizde örnek gösterilebilecek yatırımlardandır.

Yalvaç, Selçukluların gelişinden itibaren dericilik sektöründe merkez olma özelliğine sahip bir yerleşim yeridir. Bu tarihi önemine binaen özel olarak seçilerek inşa edilen deri fabrikası tuğla ve moloz taş malzemeyle dikdörtgen bir planda yapılmıştır. Yalvaç’ın güneydoğu ucunda ve yamaçta kurulu Kızılca Mahallesi’nin hemen altında konumlanan yapı iki katlıdır. Yapı, üst kısmı kemerli, sık ve geniş pencere sistemiyle aydınlatılmıştır. Eski Deri fabrikası, Alman mimarisi özelliği ile bölgede diğer yapılardan belirgin bir biçimde ayrılır.

OSMANLI HAMAMI

Yalvaç Kaş Mahalle’de bulunan ve onarılmayı bekleyen hamam, bölgesel Osmanlı geleneklerini ihtiva eden


Yalvaç Kaş Mahalle’de bulunan ve onarılmayı bekleyen hamam, bölgesel Osmanlı geleneklerini ihtiva eden, soyunmalık, soğukluk, sıcaklık, su deposu ve külhan gibi bölümleriyle  Türk Hamamı özelliklerini yansıtır. Yapının iki ayrı girişi vardır. Taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş, içten su geçirmez sıvayla kaplanmıştır.

Soyunmalığa iki ayrı girişten girilmektedir. Bu bölüm iki katlı ahşap kerpiç malzemeden olup kırma çatıyla örtülüdür. Girişten sonra dar bir hol ve karşılıklı açılan ikinci girişin tam karşısına rastlayan yerden küçük kemerli bir kapıyla soğukluğa geçilir. Solunda üzeri tonozla örtülü bir oda bulunur. Karşısında kubbeli ikinci bir oda vardır. Buradan sıcaklık kısmına geçilir. Asıl yıkanma yeri olan sıcaklık bölümünün ortasında taştan büyük bir göbek taşı mevcuttur. Bu bölümün yan kısımlarında üzeri kemerli iki kapı açıklığı olan ve karşılıklı eyvan şeklinde düzenlenmiş bölümler bulunur. Üzeri büyükçe bir kubbeyle örtülü olan sıcaklık, tepedeki aydınlık pencereleriyle aydınlatılmıştır.

Hamam, ortası kubbeli, enine sıcaklıklı ve çift halvetli plan tipine girmektedir. Sıcaklık kısmının arkasında olması gereken su deposu bugün yerinde yoktur, bunun arkasında ise külhan bulunmaktadır.
Yalvaç Belediyesi ve Antalya Koruma Kurulu işbirliği ile Osmanlı Hamamı’nın rölöveleri çıkarılmış olup restorasyona başlama aşamasına gelinmiştir.

700 YILLIK TARİH; EMİR AHMET TÜRBESİ

Emir Ahmet Yalvaç’ın tarihinde önemli bir yere sahip. Adına inşa edilen Türbe, Çınaraltı’nda Yalvaç Bey (Demirciler)

Bedesteni’nde bulunmaktadır. Selçuklular Dönemi’nde, türbenin bulunduğu yerde, adını taşıyan büyük bir Medrese vardır. Emir Ahmet burada birçok öğrenci yetiştirdikten sonra, 1325 yılında ölmüştür. Sonraki yıllarda, Sultan IV. Murat, Nazır Osman Bey’e, öğretisi devam eden bu bilge kişi adına, bir türbe yapılması talimatı verir. Bu talimat üzerine 1624 yılında ilk türbesi inşa edilir. Geçen zaman içinde birçok kez onarılan türbe günümüze kadar ulaşmıştır.
Bulunduğu yer dikdörtgen biçimli bir oda haline getirilmiş, ön kısmı da alüminyum çerçeve ve pencerelerle kapatılmıştır. Türbe’ye, Çınaraltı’na bakan bir kapıdan girilir. Girişin hemen önünde güneybatı-kuzeydoğu uzanımlı mezarı bulunur. 110 cm eninde,210 cm. boyunda ve 80 cm. yüksekliğindeki mezarının dışı yeşil renk kadife kumaşla kaplıdır. Mezarın başucunda, bir yükselti üzerinde bulunan beyaz sarığı bulunur. Hemen güney yanında ise ahşap bir ayaklık üzerinde adının yazılı olduğu, Osmanlıca harflerden oluşan kireç taşı kitabe konumlanır.  Türbe içinde, batı duvar üzerinde, dikdörtgen büyük bir çini pano da bulunur. Pano, mavi, yeşil ve kırmızı renklerde stilize bitki motiflerinden oluşturulmuştur.

AYI İNİ MAĞARASI

Treaking Topluluğu’ndan Mağara Gezisi

Yalvaç Belediyesi Treaking Topluluğu yılın ikinci etkinliğini mağara gezisi olarak düzenledi. 19 Haziran Cumartesi günü, Yalvaç’ın 16 km. kuzeydoğusunda yer alan Ayıini Mağarasına giden topluluk, mağaranın turizme kazandırılabilmesi için inceleme yaptı.

Bizans Dönemi’nde çeşitli amaçlarla kullanıldığı, içinde su sarnıçlarının ve sarkıt-dikitlerin  bulunduğu dışında fazlaca bir bilgi bulunmayan mağaraya doğru arazi aracıyla yola çıkan topluluk üyeleri yaklaşık 1,5 saatlik zorlu bir yolculuktan sonra mağaranın bulunduğu Nazilli Deresi’ne ulaştı. Derenin bulunduğu vadinin başında araçtan inen üyeler, vadi içinde ve hala akan dere yatağı boyunca güneye doğru 1,5 – 2 km yürüdükten sonra mağaraya ulaştı. Mağaranın girişi, vadinin kayalık olan doğu yamacında ve dere yatağından yaklaşık 40 metre yukarıda bulunuyor.
Oldukça dik olan yamaçtan yukarıya, muhtemelen kullanıldığı dönemde yapılmış olan küçük bir patika yolla çıkılıyor. Doğuya bakan ve yüksekliği 2,5 genişliği de 2 metre olan dar mağara girişi, ilk olarak küçük ama alçak tavanlı bir alana açılıyor. Ardından başlayan koridor, bazen tek kişi bazen de üç kişinin yan yana yürüyebileceği bir genişlikte batı yönünde ilerliyor. Bu koridor boyunca hem mağara duvarlarında hem de tavanında oluşmuş olan sarkıt ve dikitler görülmeye değer şekil ve renklerdeler.
Söz konusu ana koridor, sağlı sollu birçok kollara da ayrılıyor.  Kılavuz ipsiz, ışıksız ve kasksız girilmeyecek kadar büyük ve tehlikeli olan mağarada ayrıca Bizans Dönemi’nden kalma ve kayaların uygun bölümlerine tuğla ile örülmüş, oldukça sağlam su sarnıçlarının bugün bile işlevini yaptığı görülebiliyor. Bunun yanı sıra, yine aynı döneme ait pişmiş toprak kap parçaları da yerlere saçılmış halde.
Oldukça nemli ve kaygan zeminde, bazen oldukça dik inişlerle bazen de çıkışlarla doğrultusu değişen ana koridor boyunca  yaklaşık bir saat  ilerleyen ekip, mağaranın sonunu görmeden, kılavuz ipini takip ederek dönüşe geçti. Kılavuz ipi olmadan çıkışı bulmanın mümkün olmadığı mağara da   özellikle girişe yakın bölümlerde sarkıt ve dikitlerin tahrip edildiğini de görmek oldukça üzücü.
Çıkış tamamlandıktan sonra Mağara ağzında oturup, girişin hemen karşısında bulunan, Nazilli Deresi’nin kaynağının çağıltısında ve çevreye hakim tepenin güzel  manzarasında yemek molası veren topluluk üyelere bir yandan da, mağaranın turizme nasıl kazandırılabileceğini konuştu. Yapılan ilk değerlendirmede, Yalvaç’tan son derece bozuk toprak orman yollarından ulaşılabilmesi ve mağaranın oldukça dar koridorlardan oluşması bunun önündeki en büyük engel olarak görülüyor.

KEÇE EVİ

Bölgeye Türklerin gelip yerleştiği tarihten bu yana devam eden geleneksel el sanatları arasında Keçecilik önemli bir yer

Bölgeye Türklerin gelip yerleştiği tarihten bu yana devam eden geleneksel el sanatları arasında Keçecilik önemli bir yer tutmaktadır. Tamamen doğal malzemelerden, keçi ve koyun yününden ve dikiş kullanılmadan sıkıştırma yöntemiyle üretilen keçeler eski Yalvaç evlerinde halı-kilim, çobanlar tarafından kepenek ve farklı amaçlara yönelik olarak günlük hayta kullanılmıştır. Bu ürünlerin üzerinde türlü türlü ve göz alıcı renklerde ki motiflerde de o dönem insanının duygu ve düşünceleri işlenmiştir.
İşte bu özgün sanatı yaşatıp gelecek nesillere aktarmak ve günümüzde gelişen teknolojiye paralel eski işlevlerinde pek talep görmeyen keçeyi turistik ürün haline dönüştürecek tasarımlar yapılacak bir merkez oluşturulması düşünülmüştür.
Bu amaçla, restorasyonu önceden tamamlanmış Görgü Mahallesindeki mülkiyeti Yalvaç Belediyesine ait tescilli eski Yalvaç evi yeniden düzenlenerek keçenin tüm aşamalarının otantik bir ortamda görüleceği bir yer olarak yeniden düzenlenmiştir.
İki katlı ahşap ve kerpiç malzemeli evin hayat (avlu) bölümünde keçe işlemek için kullanılan aletler ve makineler kurulmuş ve çalışır duruma getirilerek sergilenmiştir. Bu bölümde yünü temizlemek, sıkıştırmak için kullanılan beş farklı alet ve makine yerleştirilmiştir. Eski evin hayatından sağlı ve sollu olmak üzere iki farklı merdivenle çıkılan asma katlarından birinde keçe yapım aşamasının ilk ayağı olan motif döşeme ve üzerine çırpma sopasıyla yün atılmasının canlandırıldığı bir oda ile, konukların yorgunluk çaylarının hazırlanacağı bir kafeterya bölümü bulunmaktadır. Eski Yalvaç evlerinin asıl yaşama mekanı olan ikinci katında ise hanay ve köşk bölümlerinde keçe ağırlıklı oturma kısımları ve duvarlardaki raflarda başlık, terlik, çanta gibi çeşitli türlerde tasarlanmış keçe ürünler ziyaretçilerin beğenisine sunulmuştur. İsteyen konuk beğendiği ürünü satın alarak, bu ürünleri meydana getiren kadınlara bir gelir de sağlayacaklardır. Ayrıca isteyen ziyaretçi burada kendi keçesini kendisi de yapabilecektir.
Aslında bu uygulama daha büyük bir projenin nüvesini oluşturmaktadır. Merkezde bulunan Keçe Evi’nin çevresindeki evlerde önümüzdeki günlerde satın alınıp restore edilerek, diğer el sanatlarının da bu şekilde canlandırılıp, turistik ürün olarak tasarımlar yapılıp satışının yapılacağı bir kompleks haline getirilmesi düşünülmektedir. Bu amaçla Keçe Evi’nin bulunduğu yapı adasının kamulaştırılması için çalışmalara başlanmıştır.    

Kaynak: http://yalvac.bel.tr/index.php?sayfa=kentrehberi  Erişim:10.02.17