Nisan 2016 ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Türkiyenin Doğal Güzelliklerini Keşfedin

Türkiyenin gezilecek ve görülecek yerlerini öğrenin , keşfedin , gezin ve bizi hep takip edin. Bizi sosyal ortamlarda takip edebilir veya abone olabilirsiniz.

Sizde Bir Bilgi Ekleyin

Sizde sistemimize kendi yaşadığınız yada gezdiğini ve görmek istediğiniz yerleri yollayabilir ve bildirebilirsiniz bunun için bize iletişim bölümünden ya da bilgi ekle bölümünden ulaşabililirsiniz.

Tekrar Ziyaret Etmeniniz Dileğiyle

Bizi her zaman takip edin, içeriklerimiz günceldir ve sitemiz kullanıcı dostudur. Her görüşlerinizi değerlendirmekteyiz.

Sizde Sitemizde Yazar Olabilirsiniz

Sitemizde yazar olmak isteyen kullanıcılar lütfen bizimle iletişim bölümünden irtibata geçin. KoLoNBo@gmail.com

Artvin Borçka Karagöl


















Artvin ve Borçka'nın da içinde bulunduğu bölgeye ilk yerleşenlerin Orta Asya’dan gelen 'HURRİLER” olduğu yazılı kaynakların incelenmesinden anlaşılmaktadır. M.Ö 2000 yılından başlayarak Hurilerin yöreyi de içine alan geniş bir bölgede devlet kurdukları bilinmektedir. Daha sonra Urartuların Hitit İmparatorluğunun yıkılması ile Borçka yöresine kadar yayıldıkları, M.Ö 720-714 yılları arasında Kimmerler, M.Ö 655‘de Sakalar daha sonra da Arsaklıların egemenlik kurdukları çeşitli kaynaklarda yer almaktadır.

        M.S 576 Yılından itibaren bölgeye Bizanslılar hakim oldular. Halife Osman döneminde İslam Ordusu, 645 yılında Bizans ordusunu yenerek bu bölgeye hakim olmuştur. Sonraları Emeviler, Hazar Türkleri ve Bagratlılar bölgeye hakim olmuştur.

        Büyük Selçuklu Devletinin kurulmasından sonra Artvin, Borçka, Şavşat, Yusufeli ve Ardanuç Selçuklu topraklarına katıldı(l063).Sonraları bölge Moğolların egemenliğine girdi.

         Borçka ve çevresi Yavuz Sultan Selim'in Trabzon Valiliği döneminde Osmanlı egemenliğine girdi. 1877-78 Osmanlı – Rus Harbinden sonra Kars, Ardahan, Artvin ve Batum ile birlikte Borçka da Anadolu'dan koparılarak Rus yönetimine bırakıldı. Bu tarihten sonra Borçka ve çevresi sık sık savaşlara sahne olmuştur.

        30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Antlaşması'ndan hemen sonra Batum, Artvin, Borçka ve çevresi İngilizlerce işgal edilmiş, İngilizlerin ayrılmasından sonra da bölgeye Gürcüler girmiştir. Gürcülerin hakimiyeti 9 Şubat l921 yılına kadar sürdü. T.B.M.M. ultimatonu ile Gürcüler bölgeyi terk etmiş, 7 Mart 1921 yılında Borçka, Artvin ve çevresi kesin olarak Anayurda kavuşmuş oldu.

        Borçka İlçesi 7 Temmuz l921 tarihinde ilçe olmuş, 26 Haziran l926 tarih ve 877 sayılı kanunla da Bucak haline getirilmiş, 28 Mayıs l928 tarih ve 1288 sayılı kanunla da yeniden İlçe statüsüne kavuşturulmuştur.

Kaynak: http://www.borcka.gov.tr/default_b0.aspx?content=1001

Hatay Yayladağ Tarihi ve Turistik Yerleri


Tarihi Eserler

Merkezde 1000 yıllık Kasım Bey Camii, 500 yıllık Hacı Hüseyin Camii ve Romalılardan kalma köprü vardır. Kel Dağı’nda Barlahan Kilisesi, Ayışığı Köyü’nde Kızlar Sarayı ve Çabala Köyü’nde de bir kilise vardır.Karacurun köyünde taş devrinden kalma oymalı mağara vardır. Olgunlar köyünde de kilise kalıntıları vardır. Merkezde diğer bir tarihi bina iki katlı Askerlik Şubesi Başkanlığı binasıdır. 1930 yılında Fransızlar tarafından karakol olarak yapılan tarihi binanın malzemesi Fransa'nın Marsilya kentinden gemilerle İskenderun'a oradan da katırlarla Yayladağı'na getirilmiştir. Fransız işgalinden geriye ayakta kalan tek binadır.



Turizm

Tarihi eserlerin tanıtımı iyi yapılamadığından turizm gelişmemiştir. Turistler sınır kapısından geçmek için gelirler.Karacurun köyünde ağrılara deva olan "Yel Dede" ve çocuk sahibi olamayanların uğrak yeri "Aslan Dede" ziyareti bulunmaktadır. Karamağara denilen deniz kıyısında, tarih öncesi bir takım kaya boşlukları bulunmakta ve tarihi önemi bilinmemektedir. Aynı zamanda Karamağara'da denize girilebilmekte ve balık tutulabilmektedir.

Kaynak: http://www.yayladagi.gov.tr/site/index.php?okod=7

Hatay Samandağ Tarihi ve Turistik Yerleri

samandağ

SAMANDAĞ SAHİLİ

Samandağ ilçesi Asi Nehrinin Akdeniz’e kavuştuğu kıyılarda 14 km uzunluğunda dünyanın sayılı uzun sahillerinden birine sahiptir. Geniş bir kumsalın yer aldığı bu sahil halka açık plaj halindedir. Bu kumsal aynı zamanda nesli tehlikede olan CheloniaMydas ve CarettaCaretta deniz kaplumbağalarının sayılı yumurtlama-üreme alanlarından biridir. Samandağ sahilinde deniz üzerinde batan güneşi izlemek ayrı bir zevktir. Bu sahil üzerinde “Çevlik Balıkçı Barınağı” denizcilik faaliyetleri için altyapı hizmeti sunmaktadır. Balıkçı tekneleri yanında, yatlar, tur tekneleri ve dalgıçlık etkinlikleri için de hizmet vermektedir. Balıkçı Barınağından hareket eden tur tekneleri ile olağanüstü güzellikteki koylara ulaşmak mümkündür.

HIZIR ZİYARETİ

Antakya’da ve ilçemizde pek çok yerde Hızır (A.S.) adına yapılmış türbe ve ziyaretler vardır. Ancak bunların en ünlüsü Samandağ sahilinde, Hz. Hızır ile Hz. Musa’nın buluştuğu yer olarak kabul edilen kayanın üzerinde kurulan Hızır (A.S) ziyaretidir. Yılın her döneminde yoğun bir ziyaretçi ilgisi göze çarpmaktadır.

TİTÜS TÜNELİ

Büyük İskender’in ölümünün ardından Antakya ve yakın çevresi Büyük İskender’in generallerinden Antigonos’un hakimiyetine girer ve M.Ö.307 yılında, yeni bir kent olan Antigoneia kurulur. M.Ö.300 yılına kadar başkent olarak varlığını sürdüren kent, gelişimini tamamlayamadan M.Ö.300 yılında Antiokheia’nın kurulması ile terk edilir. Samandağ, Çevlik’te daha önceleri kurulan Seleukeia Pieria ile birlikte Antiokheia, büyük ölçüde bölgeyi ve Seleukos Krallığı’nı kontrol altında tutma fikriyle kurulmuştur. Seleukeia Pieria bir liman kenti olarak büyürken, Antiokheia Krallığın başkenti olarak ön plana çıkmıştır.
Bol yağışlar sonrası gelen seller, zamanla Seleukeia Pieria liman kentini tahrip etmeye ve alüvyonla doldurup kullanılmaz bir hale getirmeye başlayınca, İmparator Vespasianus döneminde dağın bir bölümünü delerek bir tünel açılması ve sellerin getireceği alüvyonlardan kurtarılması düşünülmüştür. İmparator Vespasianus (MS.69–79) zamanında başlanan çalışmalar, oğlu İmparator Titus (MS.79–81) zamanında tamamlanmıştır. Derenin önü bir duvarla kapatılmış ve sel suları, uzunluğu 1380 m olan bir kanal vasıtası ile limandan uzağa yönlendirilmiştir. Bu kanalın 130 m uzunluğundaki bir bölümü kayalara oyularak yapılmış olan 7 m yüksekliğinde ve 6 m eninde kapalı bir tünel şeklindedir.

MUSA AĞACI

Hıdırbey köyünde “koruma altına alınmış” ulu bir çınar ağacı vardır. 800-1000 yaşlarında olduğu tahmin edilen, ancak halk arasında 2000-3000 yaşlarında olduğuna inanılan bir ağaçtır. Gövdesinin çevresi 35 metredir. Bu ağacın Hz. Musa’nın asasının ab-ı hayat (ölümsüzlük suyu) sayesinde filizlenip kök salması sayesinde meydana geldiğine dair efsaneler anlatılmaktadır.

VAKIFLI KÖYÜ KİLİSESİ

Yoğunoluk Köyü’nde Kilise (1633-1646 yıllarında inşa edilmiştir) ve Fransız Okulu yapılarını görmek mümkündür.
Yoğunoluk’tan Eriklikuyu’ya giderken yolun sağında muhtemelen 1040’larda inşa edilmiş “Hayatın Ağacı Kilisesi (The Church of The Wood of Life)” kalıntıları bulunmakta-dır.
Teknepınar Köyü’nde ayakta kalmış bir St. Meletios Kilisesi (1897 yılında restore edilmiş) ile muhtemelen M.S 6. yüzyılda yapılmış küçük bir kiliseye (St. John Chrysostomos) ait kalıntılar görülebilecek yerler arasındadır. Teknepınar Camisi de kilise olarak inşa edilmiş bir yapıdır.

St.Simon manastırı
Seleucia pieria

Kaynak: http://www.samandag.bel.tr/index.php/samandag/

Hatay Reyhanlı Kultur ve Turizm


SOSYAL VE KÜLTÜREL HAYAT

MAHALLİ AYRILIKLAR:

Reyhanlı halkının çoğunluğunu Araplar, Türkler, Kürtler ve Çerkezler teşkil eder. Bu yüzden kültürel bir zenginlik vardır. Günümüzde Çerkezler dışından diğer halkların gelenek ve göreneklerini birleştirerek bir üst kültür oluşmuştur.

HALKIN GİYİMİ:

Reyhanlı halkı giyime çok önem verir. İlk bakışta yabancıların dikkatini çeken terzilerin çoğunluğu halkın giyime düşkünlüğünü gösterir. Halkın giyimi medeni ve muntazamdır.
               
 
KIZ İSTEME  VE DÜĞÜN GELENEKLERİ:

Kız isteyen taraf ailenin veya akrabaların ileri gelenini kız tarafının evine gönderir. Orada mesele konuşulur. Kız ailesi tarafından gün istenir. Ondan sonra nişan için tekrar gün ve söz alınır. Merasim nişanında şerbet içilir. Erkek tarafı kıza birçok hediyeler takarlar. İki tarafın hazırlıkları tamamlanmasından sonra düğüne başlanır. Düğüne akrabalara, komşulara, tanıdıklara davetiye gönderilir. Düğünler iki gün  veya bir gün sürer. Düğünlerde kadınlı erkekli halay alayı yapılır. Bazen salonlarda saz orkestraları ile düğünde yapılır.
Kına gecesi hem kıza hem de damada kına yapılır. Davetlilere yemek verilir; onlarda yeni kurulan aileye para ev eşyası şeklinde yadımda bulunurlar.
Gelinin çıkarılacağı gün akrabalar gezdirilir. Gelin konvoyu oluşturularak Yenişehir Gölü etrafında tur atılır.

MÜZİK:

Yöreye has müzik enstrüman olarak “ZAMIR” genellikle köylerde kullanılmakta iken, zamanla terkedilmiştir. Leylek veya kartalın kanat kemiğinden ya da kamıştan yapılır. Nefesli olan bu çalgı aleti ülkemizin diğer yörelerindeki benzerine “çifte argun” denir.

HALK OYUNLARI:

Sevinç Halayı, Şerci, Yağlı Kenar, Halebi, Küllük yöreye ait oyunlardır. Bunlar düğün-nişan-sünnet halaylarında davul zurna ile icra edilir.halaylarda kadın ve erkek bir arada oynar.

EL SANATLARI:

El sanatlarından meslek olarak alabilenler; sipariş ile özel ayakkabı imalatı, at arabaları ve atlar için koşum takımları, kalaycılık, kilim imalatı.
Evlerde, her gelinlik çağa gelen genç kızın, boş zamanlarında işlediği ince tığ ve dantel ile boncuk işleri yörede yaygındır.

 ÖREN YERLERİ:

Kızlar Sarayı(Cilvegözü Sınır Kapısı ile Bab-el Hava Sınır Kapısı arasında tampon bölge diye tabir edilen yerde bulunmaktadır), Atçana Höyüğü, Çatal Höyük, İmma Kalesi, Tarihi Yenişehir Camii başlıca ören yerlerindendir.

Kaynak: http://www.reyhanli.gov.tr/kultur-turizm

Hatay Kumlu Turizm - Turistik Yerler


KAPLICA SUYU ve TERMAL ÖZELLİKLER

*Kaplıca termal suyumuzun sıcaklık derecesi 37 derecedir.
(Doktorların tavsiye ettiği kaplıca suyu sıcaklığı vücut ısı sıcaklığı olup 38 derecedir.)
*Kaplıca suyumuz yüksek kükürt oranına sahiptir. Kükürt vücudun hücrelerindeki faaliyetleri uyandırır. Bunun sonunda vücudun kuvvetini arttırarak zindelik ve gençlik iksiri sağlar.
*Deriye yapışan ve derinlere kadar nüfus eden kükürt derinin salgılama faaliyetini artırarak hücrelerin düzenlenmesine ve yenilenmesine yardımcı olur.
*Derideki sinir uçlarını eskite ederek refleks yolla ait olduğu hasta organın dokularında kan dolaşımını ve beslenme faaliyetini arttırmada faydalı olur.
*Kaplıca suyumuz göz hastalıkları tedavisinde de faydalı olur.
*Green Hamamat Kaplıcaları MG değeri ve kükürt oranı yüksek termal suyu dünyada sadece bir benzeri Hindistan’da bulunmaktadır. Aynı zamanda Roma döneminden beri Green Hamamat Kaplıcaları, Kudret Suyu- Kudret Hamamı-Gençlik İksiri Su olarak ün yapmıştır.
*Kaplıca suyumuz kesinlikle ısıtma-soğutma- arıtma gibi bir işleme tutulmayıp, kaynağından geldiği sunulmaktadır.

KAPLICA SUYUNUN FAYDALI OLDUĞU BAŞLICA RAHATSIZLIKLAR

*Ortopedik Rahatsızlıklar *Nörolojik Hastalıklar
*Boyun ve Bel Fıtığı *İdrar Yolu ve Kas Hastalıkları
*Astım ve Burun Boğaz Hastalıkları *Spor Yaralanmaları
*Kadın Hastalıkları *Deri Hastalıkları
*Kısırlık Sorunları *Migren
*Romatizmal Eklem Ağrıları *Eklem Kireçlenmesi
*Safra Kesesi ve Böbrek Taşı *Siyatik, Sivilce, Egzama Hastalıkları
*Felçli ve Yarı Felçli Hastalıklar *Üst Solunum Yolu Hastalıkları
*Deri ve Cilt Hastalıları *Kalp ve Damar Sertliği gibi bir çok hastalığa iyi geldiği bilinen bir gerçektir.

KAPLICA TEDAVİSİNİN UYGULAMA ŞEKİLLERİ

*Günde iki defa sıcak su banyosu yapılmalıdır. (Sabah – Akşam Uygulanmalıdır)
*Havuza girmeden önce duş alarak, derideki gözeneklerin açılması sağlanmalıdır.
*Vücudun suda bulunan faydalı mineralleri alma süresi 10 ile 15 dakikadır.
Bu sürede vücut doygunluğa ulaşır. Banyoda uzun süre kalmak vücuda fayda sağlamaz.
*Banyo sonrası biraz istirahat edilmeli, kuru elbiselerle biraz yürüyüş yapılmalıdır.
*Banyoya aç karnına girilmelidir.
*Tedavi sürecinde vücudun üşütülmemesine dikkat edilmelidir.
*Banyo sonrası ter kaybı ile oluşan sıvı ihtiyacı içme suyu, maden suyu veya ayranla karşılanmalıdır.
*4–5 banyodan sonra tedavide kaşınmaya benzer durumlar ortaya çıkabilir. Ancak bu durum bir süre sonra kendiliğinden yok olur.

KAPLICA SUYUNUN SICAKLIĞI

Kaplıca, banyo suyunun sıcaklık derecesi tedavide önemli faktörlerden biridir. Genel olarak, banyo suyunun sıcaklık derecesi vücut sıcaklığında yani 38 derecede olması gerekir. Ancak su ne kadar sıcaksa o kadar da faydalıdır inancı yanlıştır. Bu yanlış görüşten dolayı sıcak sularda haşlananlar pek çoktur. Suyun sıcaklığı 38–40 dereceyi geçmemelidir. Ayrıca alışkanlıklar vücudun yağ tabakası kalınlığı kan dolaşımını normal olup olmadığında kişinin sıcaklığa karşı göstereceği tepkiyi belirler.

Kaynak: http://www.kumlu.gov.tr/kultur-turizm

Hatay Kırıkhan Tarihi ve Turistik Yerleri





BEYAZIT-I BESTAMİ TÜRBESİ:

     İlçemiz beyazıt-ı bestami türbesinin bulunduğu helenistik dönemden kalma kale kalıntısı ve su kemerleri özellikle iç turizmin ilgisini çeken bölgelerimizden birisidir. Beyazıt-ı bestami türbesi, batıda kayaların tıraşlanması ile oluşturulan, kuzeyde de sur duvarı ile sınırlanmış bir alanda, birbirine birer kapı ile bağlanan dikdörtgen planlı, beşik tonozlu dört mekandan ibarettir.
2013 yılında başlatılan restorasyon çalışmaları devam etmekte olup, yolun kamulaştırma ve imal edilmesi, ziyaret yolundan geçen alaybey deresinin ıslahı, peyzaj çalışmaları, ziyaret güzergâhının ışıklandırması, sondaj kuyusunun ziyaretin su ihtiyacını karşılaması amacıyla sisteme dâhil edilmesi, ziyaretçilerin bilgilendirilmesi için mekânlar, tanıtıcı broşürleri ve prestij kitabı çalışmaları devam etmektedir.
Ziyaretçilerin can ve mal güvenliği açısından risk oluşturan yerler tespit edilerek kaya güvenliği ağı ile şev koruyucu yapımı için gerekli olan tel örgülerin siparişi verilmiştir.

GÖLBAŞI GÖLÜ:

     Hatay’ın tek doğal gölü olan gölbaşı gölü (balık gölü), kırıkhan sınırları içindedir. Gölbaşı gölünün içinde doğal bir ada bulunmaktadır. Gölbaşı gölünde balık avcılığı da yapılmaktadır. Ayrıca gölbaşı gölünün tabii manzarası turizme küçük çapta da olsa katkı sağlamaktadır.

DANA AHMETLİ KÖPRÜSÜ:

Kırıkhan’da, karasu üstünde altı gözlü bir taş köprüdür. Köprünün 16.yy’a ait olduğu sanılmaktadır. Eski yıllarda ceylanlı mahallesinden gelip halep'e giden yol üstünde kurulan köprü, halen ayakta ve sağlam olarak kullanılmaktadır. Halk arasında taş köprü adıyla bilinen köprünün, yörede yaşamış olan "bir aşiret reisinin hanımı" tarafından yaptırıldığına dair söylenti vardır.

MURATPAŞA KÖPRÜLERİ:

Kırıkhan-reyhanlı yolu üstünde baldıran höyüğü yakınlarında bir taş köprüdür. 200 metre aralıkla yapılmış 2 köprü bütünüdür. Büyük olan köprü 16 gözlüdür. Yüksek olmayan ve 3 metre genişliğindeki köprülerin korkulukları hemen hemen ortadan kalkmıştır.  Kesme taştan yapılan iki köprüden uzun olanı bir yol yapımı sırasında asfaltın altında kalmıştır. 1607 yılında, canpolatoğlu isyanını bastırmak üzere, bölgeye gönderilen kuyucu murat paşa tarafından yaptırılan köprü, yapımcısının adını taşımaktadır. Zaman zaman onarılan köprü halen kullanılmaktadır. Halk arasında murat paşa köprüleri olarak anılması da bu görüşe doğrulamaktadır.

CEYLANLI MAHALLESİ BEŞKARDEŞLER MAĞARASI:

Tipik kaya mezarları ve inziva odaları görünümündedir. 3 katlıdır. Kayaların üstünde 3 göz halinde pencere delikleri görülmektedir. Halk arasında buraya sütlü mağara denmektedir. Çevredeki yazılardan "vakfettim burası bir vezir mahallidir..." ibaresi okunmaktadır. Yaygın inanca göre burada bir bey, eşi ve çocukları ile birlikte yaşamaktaydı. Ceylanlı mahallesi yakınındadır

ALAN YAYLASI:

Hatay - kırıkhan - gaziantep kara yolunun, kırıkhan ilçesinden itibaren 6. Km. Sinden batıya (sola) dönülerek ceylanlı mahallesi üzerinden 2 km. Asfalt, 2 km. Stabilize yolla eşmişek mahallesine varılır. Bu mahalleden sonra 8 km. Virajlı ve maki türü bitkilerle çevrili stabilize yolla alan yaylasına varılır. Alan yaylası aynı zamanda 40 kilometrelik dar ve stabilize bir yolla iskenderun'a da bağlıdır.

Çevresi tamamen çam, iğde ve meşe ile kaplı ormanlarıyla çok geniş bir alana yayılmıştır. Son yıllarda kırıkhan ve civar mahallelerden gelenlerin yoğun olarak talep ettiği yaylalarımızdan birisidir. Yayla evleri yöre halkı tarafından kullanılmaktadır. Oteli olmayan yaylada, kamp kurmak isteyenler çadır ve temel ihtiyaç malzemelerini beraberinde getirmelidir. Bakkal, fırın, berber, sebze ve meyve ihtiyacını karşılayan yerler mevcuttur.

Kaynak : http://www.kirikhan.gov.tr/kultur 30.04.2016

Hatay İskenderun Tarihi ve Turistik Yerleri


İskenderun, sahip olduğu körfezi, doğal yapısı, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle  turizm alanında da önemli bir potansiyele sahiptir.  Hem deniz  turizmine hem  de yayla turizmine uygun konumdadır.

ANTİK KENT (İskenderun) ALEXANDRETTA:

Bugünkü İskenderun kentidir. Geçmişinden günümüze pek az  şey kalmıştır. Antakya’dan İskenderun’a girişteki liman kalıntılarına ait duvarlar ile şehir merkezindeki tarihi binalar hala mevcudiyetini korumaktadır.1973 yılında Esentepe’de yapılan kazılarda, antik kentin kalıntılarına rastlanmış ve Büyük İskender ‘in bir büstü bulunmuştur.

YUNUS SÜTUNU:
         
İskenderun - Payas demiryolu üzerinde olup, İskenderun şehrinin giriş kapısı kalıntısıdır. Yöre halkının inanışına göre; Yunus Peygamber yunus balığının karnında burada karaya çıkmıştır.

KAPTANPAŞA CAMİİ (ULUCAMİ) :

Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olan Merkez Kaptanpaşa Camii Hicri 1280 (Miladi 1864) da Kaptan Mehmet Paşa tarafından ahşap bina ve tek şerefeli taştan minare olarak yaptırılmıştır. 1974 yılında ahşap kısım yıkılarak bu günkü şekliyle betonarme ve tek kubbe ek olarak yeniden inşa edilmiş, eski taş minareye dokunulmadan yeniden 40 metre yüksekliğinde ikişer şerefeli iki minare daha ilave edilmiştir. Ortaya çıkan çatlaklar yüzünden tehlikeli durum arz etmesi sebebiyle sonradan yapılmış olan iki adet çift şerefeli minare Vakıflar Bölge Müdürlüğünün yıkım kararı ile 2005 yılı sonu itibariyle tamamen yıktırılmıştır. Yıkılan Minarelerin yerine yeniden bir minare yapılmıştır. 1864 yılından günümüze ulaşan bu caminin sadece eski taş minaresi tescilli tarihi eserdir.

ARSUZ(Uluçınar)ROSSUS:
İskenderun’un 33 km.güneyinde, sahil şeridi üzerinde,asfalt bir yol-la merkeze bağlı turistik bir beldedir.Kıyı ve eteklerinde Roma ve Helenistik döneme ait seramik parçalarına rastlanmakla beraber,halen höyük,nekrapol(antik mezarlık),antik yol ve mozaik kalıntılarına tesadüf edilmektedir. Deniz ve kumu ile bölgenin en önemli turistik özellik taşıyan yeridir. Bir çok kuruluşun ve halkın dinlenme merkezi durumundadır.

SÜTUNLU LİMAN:

Arsuz’a 8 km.güneyde,Helenistik dönem özelliği taşıyan bir liman kalıntısıdır.Yolu olmadığından,ancak deniz motorları ile ulaşım imkanı vardır.

FRANK LİMANI:

Helenistik devre ait olduğu sanılmaktadır.Domuz burnunun güneyinde olup,yolu olmayan bir liman kalıntısıdır.

ŞATO KALINTISI:

Şehir merkezinde Catoni Acentası binasının bahçesindedir.Ortaçağ Skabias Liman kalıntısı olup,aynı zamanda savunma kalesidir.Denizden 100m.içeridedir.

ŞALEN KALESİ:

Kırıkhan ile İskenderun arasında, Amanos Dağlarının yaylalık kısmında, sarp ve kayalık bir mevkidir.7-8 km.güneyinde Alan Yaylası bulunmaktadır.Bizans ve Haçlılar tarafından kullanılmıştır.Helenistik devirden beri var olduğu sanılmaktadır.Kaleye patika bir yolla ulaşılır.

SARISEKİ KALESİ:

İskenderun-Adana karayolu üzerinde,İskenderun’a 10 km.uzaklıkta,deniz kıyısında bir tepe üzerindedir.Kale kapısının üzerinde N.950-956 tarihleri yazılıdır.Şimdi askeri birlik alanı içerisinde kalan Sarıseki kalesinin,Helenistik devre ait olduğu sanılmaktadır.

BAKRAS KALESİ:

İskenderun-Antakya karayolunun 27.km.sinde Bakras Köyü(Ötençay) çevresinde, Amanos Dağları eteğinde kurulmuş bir karakol şatosudur.Kalenin yapılışı,Helenistik döneme aittir.Kalenin önemi ise,Arabistan yolunu kontrol altında tutmasından ileri gelmektedir.Çeşitli zamanlarda onarım görmüş olan bu kale,Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında,Osmanlı topraklarına katılmıştır.Üzerinde bir kilise vardır.

MANCINIK KİLİSESİ:

Dörtyol’un güneydoğusunda,Amanos Dağları üzerinde,ormanlar arasında bir Ermeni Kilisesidir.Ancak yaya gidilebilir.

YAVUZ SULTAN SELİM KERVANSARAYI:

Belen ilçesindeki bu kervansaray,II.Selim tarafından yaptırılmıştır.Halk arasında Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırıldığına inanılan bu kervansaray,halen kahvehane ve otel olarak kullanılmakta olup,özelliğini yitirmiş durumdadır.

SOKULLU MEHMET PAŞA KERVANSARAYI:

İskenderun-Adana karayolunun 22.km.sinde bulunan Payas(Yakacık)mevkiindedir.14-15.yy.da Osmanlı’lar tarafından(Mimar Sinan)yapılmış,deniz kıyısında kale, mutfak,aşçıbaşı odası,dantelli istirahat odası,bahçesi ve daha birçok yerlere sahip olan bir kervansaraydır.Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Hindistan ve Çin’in baharat,ipekli kumaş,büyük ve küçükbaş hayvanların,kervanlarla gelip geçen kişilerin konaklama yeri olarak kullanılmıştır.

İSSOS HARABELERİ:

Dörtyol ilçesi ile Erzin(Yeşilkent)arasında,İskenderun-Adana karayolunun batısında bulunan harabelerdir.Esasında bir Pers şehri olan İSSOS,tarihin büyük muharebelerinden biri olan, Büyük İskender ile İran İmparatoru III.Darius’un savaştıkları yerdir.Eski çağın bu hatıralarını yaşamış olan bu belde de,bugün ANTİK İSSOS’un su depoları,su kemerleri,mabet kalıntıları halen mevcuttur.

HAN VE HAMAMLAR:

İskenderun’a 15 km.uzaklıkta Belen ilçesindedir.Halen bir han ve hamam mevcuttur.Yavuz Sultan Selim zamanında yapıldığı bilinmektedir.Bu tarihi yapıt,halen hamam olarak kullanılmaktadır.Osmanlı yapı özelliği taşıyan bu kalıntıların bir kısmı yakılmıştır.

KİLİSELER:

MARCİRCOS  KİLİSESİ   (RUM ORTODOKS):
         
1585 yılında kurulan kilise Denizciler Caddesi üzerinde bulunmaktadır. Halen yöre halkı tarafından gerek ibadet, gerekse adakta bulunmak için kullanılmaktadır. Marcircos Ortodoks kilisesinde 5 Mayıs Hıdır İlyas şenlikleri ve 6 Mayıs Aziz’in isim günü kutlamaları yapılmaktadır.

AZİZ NİKOLA KİLİSESİ (RUM ORTODOKS):

1870 yılında kurulmuş olan kilise, halen İskenderun’da kullanılmaktadır. Şehit Pamir caddesindedir. Halen ibadete açık olan kilisede paha biçilmez tablolar ve işlemeler vardır.                                                    

KARASUN  MANUK  ERMENİ KİLİSESİ:  

1872 tarihinde yapılmıştır. Daha sonra restore edilen bu kilise Ermeni cemaati tarafından kullanılmaktadır.

İTALYAN KATOLİK LATİN  KİLİSESİ:
         
1600’lü yılların başında Kapuçin Rahipleri tarafından kurulan kilise Mithat paşa caddesi üzerindedir. 1888 yılında büyük bir restorasyon geçiren yapı toplam 14 sütun üzerine oturmuştur. Haftanın her günü ayin yapılmaktadır.
         
MÜZELER

İSKENDERUN  DENİZ MÜZESİ:
         
İskenderun Deniz Müzesi ve Kültür Sitesi Müdürlüğü İskenderun’un ilk ve tek, ülkemizin üçüncü deniz müzesidir.Müze 1930 yılında üç katlı bir ev olarak inşa edilmiş, 1942 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından satın alınarak 1996 yılına kadar İskenderun Deniz Üs Komutanlığı Karargah binası olarak kullanılmıştır. 2008 yılında aslına uygun olarak restore edilen bina yedi odalı olup Hatay’ın kurtuluşu, İskenderun tarihi, Türk Deniz harp tarihinin geçmişini sergileyen 320’den fazla obje ve 200 kitaplık kütüphanesiyle ziyaretçilerini karşılamaktadır. Müze Pazartesi ve Salı günleri hariç her gün 09:00-17:00 arasında ziyaretçilere açıktır.
GEZİ VE MESİRE YERLERİ:

SARIMAZI: İskenderun-Antakya karayolunun 10.km.sindedir.Çamlık ve deniz manzaralı olup,turistik lokanta ve kafeteryaları,otelleri vardır.Çevre halkının yaz boyunca serinlemek ve dinlenmekiçin gittikleri bir piknik yeridir.

GÜZELYAYLA (Soğukoluk): İlçeye uzaklığı 18 km.dir.Oldukça serin bir yayladır.İskenderun’luların en çok tercih ettikleri yerlerin başında gelir.

NERGİZLİK: Soğukoluk yolu üzerinde,ilçeye 14 km.mesafededir.Suyu,manzarası ve havası ile ünlü bir yayladır.

BELEN: İskenderun-Antakya karayolu üzerinde 15.km.dedir.Havası,suyu ve manzarası ile yaz aylarında aranan yaylalardandır.

ATİK: Yörenin en beğenilen suyu buradadır.İskenderun’a 14 km.mesafede,İskenderun-Antakya karayolu üzerinde olup,toprak bir yolla gidilir.Şirin bir mesire ve piknik alanıdır.

ARSUZ: Sahil şeridi üzerinde,İskenderun’a 33 km.mesafede,denizi ve kumuyla bir kamp merkezidir.Yaz aylarında yerli ve yabancıların akınına uğrayan şirin bir mesire yeridir.

GÜLCİHAN: İskenderun-Arsuz asfaltı üzerinde,kumu ve denizi ile bir kamp merkezidir.27 km.mesafededir.

ERZİN İÇMELERİ: Şifaları mide ve bağırsak hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir.

ERZİN KAPLICALARI: Şifaları romatizmal ve deri hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir.Çevresinde Belediye denetiminde oteller ve lokantalar mevcuttur.

DENİZ TURİZMİ:

Deniz Turizmi ve Sportif Turizm Kurulunca verilen İşletme Belgeli 9 adet gezi teknesi İlçemizde faaliyet göstermektedir.    

YAMAÇ PARAŞÜTÜ:

İlçemizin Amanos Dağları eteklerinde bulunan Suçıkağı Mahallesinin  Yukarı Sakıt “At Tepesi” mevkii, ülkemizin en iyi Yamaç Paraşütü parkuruna sahip alandır. 2006 yılından itibaren her yıl yamaç paraşütçüleri buraya gelerek sportif faaliyette bulunmaktadırlar.

FESTİVALLER:

İlçede her yıl 5-9 Temmuz tarihleri arasında İskenderun Belediyesince Uluslararası Kültür ve Turizm Festivali düzenlenmekte ve festival kapsamında çeşitli etkinlikler (konser, tiyatro, gösteri v.b.) sergilenmektedir.

Kaynak: http://www.iskenderun.gov.tr/turizm-rehberi

Hatay Hassa Tarihi ve Turistik Yerleri


Darb-ı Sak Kalesi ; (Beyazıt-i Bestami)

Kırıkhan-Hassa yolunun kuzey tarafında küçük bir tepede kurulmuştur. Sarp ve kayalık olan tepenin zayıf noktalarına surlar yapılarak kuvvetlendirilmiştir. Kale duvarları yer yer büyük hasarlara uğramakla birlikte bazı kısımları ayaktadır. En eski temelin Hellenistik devirde yapıldığı anlaşılır. Darb-ı-sak, Şıvlan kale ile bağlantılı bir karakol halindedir. Özellikle Bizanslılar ve Haçlılar zamanında Selçuklulara karşı kullanılan önemli bir üs vazifesi görmüştür. Daha sonra Türklerin eline geçerek son zamanlara kadar kullanılmıştır. Kalenin içinde İslam Ulularından Beyazıt-i Bestami hazretlerine ait türbe ve mescit bulunmaktadır.

Tarihi:
Hassa ilçesinin kurulu olduğu bölge M.Ö. 3000 yıllarından beri yerleşim alanı olarak kullanılmaktadır. Bölgede Akadlar, Babilliler, Asurlular, Hititler, İskitler, Persler, Selevkouslar, Kilikya Krallığı, Romalılar, Emeviler, Abbasiler, Tolunoğlulları, İhşitler, Selçuklular, Eyyubiler, Memlüklüler egemenlik sürmüşlerdir. l516 Mercidabık Zaferi ile Osmanlıların yönetimine geçmiştir.

Hassa İlçesi 1864-1865 yıllarında Amanos Dağlarında yaşamakta olan 'ULAŞLI' boyunun isyanı üzerine bölgeye gönderilen Osmanlı Fırka-ı İslahiye birlikleri komutanı olan İbrahim Derviş Paşa'nın isyanı bastırarak (Seyyar Jandarma bölüğünün eskiden bulunduğu, mevcut belediye şehir parkının bulunduğu yerde) bölgede konaklaması ile kurulmuştur. Ordu-Köyü namı ile bir karye olarak teşkil olunan Hassa'ya civar nahiyeler olan Hacılar, Tiyek ve Akbez'den haneler getirilerek yerleştirilir ve Maraş Mutasarrıflığına bağlanır.

İlçemiz Birinci Dünya Savaşı sırasında 1918 yılında Fransızlarca ilk kez işgal edilir. Çetelerin şiddetli mukavemeti sonucunda çekilmek zorunda kalan Fransızlar 10 Kasım 1920'de ikinci kez, 09-10 Mart 1921'de üçüncü kez, ve 15 Mart 1921'de son kez işgale uğrar. 20 Ekim 1921 Ankara İtilaf namesi ile 5 Ocak 1922 tarihinde Fransız birliklerince boşaltılır. Bu karışık dönemde Türk Çeteleri Hassa'ya girerek, Kasım 1921'de hükümet binasına Osmanlı Sancağı çekmişler, sınırı ve kurtuluşu fiili hale getirmişlerdir. Halk arasında bu tarih 15 Kasım olarak bilinmekte ve bu tarih kurtuluş bayramı olarak kutlanmaktadır.

Hassa İlçesi Hatay'ın Türkiye'ye katılışına kadar Gaziantep ili, İslahiye İlçesine bağlı bir bucak iken, Hatay'ın ilhakı ile (1939) ilçe konumuna erişmiştir. İlçemiz 39 mahalleden oluşmaktadır.

Kaynak: http://www.hassa.gov.tr/ilcemizin-tarihcesi
               http://www.hatay.gov.tr/turizm  30.04.2016
             

Hatay Erzin Tarihi ve Turistik Yerleri







İçmeler Kaplıcası İlçenin 3 km doğusunda yer alan Erzin içmeleri özellikle yaz aylarında iç turizme hitap eder. 150 yatak kapasiteli Belediye Moteli ile şahıslara ait pansiyonlar artan talebi karşılamakta güçlük çekmektedir. Çevre,maki ve meşe-çam karışık bir orman örtüsü ile kaplıdır. Sıcaklığı 24 derece, pH sı 6,7 olan Erzin İçme Suları bikarbonatlı, sülfatlı, magnezyumlu, kalsiyumlu, karbondioksitli ve bromürlü bir bileşime sahiptir.İçme kürlerine elverişli olan bu sular sindirim sistemi hastalıkları,böbrek ve idrar yolları rahatsızlıkları ve metabolizma bozukluklarına olumlu etki yapar. Kaplıca ve içme sularımızın sağlık etkinliklerinin (olumlu etki yaptıkları hastalıkların) İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Ana Bilim Dalı Başkanlığınca (Çekmece-Nükleer Araştırma Enstitüsü) ile işbirliği içinde yapılmaktadır. Yılın 12 ayı hizmet veren Belediye Motelimizdeki mükemmel ortam tatile gelen tüm turistlerin beğenisini kazanmış ve yeni misafirlerini ağırlayacak olmanın heyecanını hiç bir zaman kaybetmemiştir.

Ilıca Kaplıcası 2,5 km daha doğuya, doyumsuz manzaralar ve mesire yerleri eşliğinde gidildiğinde kaplıcalara (ılıca ya) ulaşılır.Özellikle romatizmal rahatsızlıkların tedavisi için rağbet edilen merkezde aynı zamanda içmelerde bulunan şifalı suyun bir diğer gözü de mevcuttur.Henüz vasıflı tesislere kavuşamamış olan ılıcamızda pansiyonlar faaliyet göstermekte olup,girişimci yatırımcıları beklemekteyiz.

Belediyemizin şifalı sular tesislerindeki motel oda ücretleri;

Tüm odalarımızın fiyatları 01/06/2016 – 31/08/2016 tarihleri ile Bayramlarda 80,00 TL olup, diğer tarih aralıklarında 50,00 TL dir.

Rezervazyon için 0 326 681 2077 nolu telefonumuzdan detaylı bilgiler alabilirsiniz

BİRİNCİ DERECEDE ÖNEMLİ VE ÖNCELİKLİ KAPLICALAR

Bu bölümde, birinci derecede öncelikli kaplıca kaynakları tek tek ele alınarak inceleme konusu yapılmıştır. Böylece bu kaynaklarla ilgili bulunan kuruluş ve kurumların işletmelerin, olan ve proje yapımcılarının, yatırımcıların ve bilim kurumları ile doktorların ilk temel bilgileri elde etmesi ve ön karar vermelerinin çabuklaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, birinci derecede öncelikli kaynakların her biri 6 başlık altında fizik – kimyasal özellikleri, etkili oldukları hastalıklar, akım değerleri ve banyo kapasiteleri, ana alt ve üst yapı ve planlama durumlarına göre incelenerek mevcut, geleceğe dönük kullanım biçimleri yorumlanmıştır. Kaplıca ve içme sularının olumlu etki yaptığı başlıca hastalıklar ise aşağıda belirtilmiş ve numaralanmıştır. Dolayısı ile kaynak sularının sağlık etkenlerinin belirlenmesinde, hastalık adı yerine numara yazılarak ifade edilmiştir. Bu numaralama sistemi birinci derecede öncelikli içme suları ile 2. derecede öncelikli kaplıca kaynakları için de kullanılmıştır.
1- Romatizmal hastalıklar
2- Deri hastalıkları
3- Kan dolaşımı ve kalp hastalıkları
4- Solunum yolu hastalıkları
5- Kadın hastalıkları
6- İç salgı sistemi rahatsızlıkları
7- Sinir sisteminin uyarılması
8- Sindirim sistemi hastalıkları
9- Böbrek ve idrar yolları hastalıkları
10- Göz hastalıkları
11- Hastalık ve ameliyat sonrası rahatsızlıklar
12- Kemik ve kireçlenme rahatsızlıkları
13- Metabolizma bozuklukları

Kaplıca ve içme sularımızın sağlık etkinliklerinin (olumlu etki yaptıkları hastalıkların) belirlenmesinde İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Kürsü ile Turizm ve Tanıtma Bakanlığı arasında düzenlenen bir protokol uyarınca hazırlanan. “Türkiye Maden Suları Analiz Raporları” adlı yayın ile 1970 yılında M.T.A. Enstitüsünce yayınlanmış bulunan “Türkiye Şifalı Suları” adlı yayından yararlanılmıştır. Araştırma ve yayın giderleri turizm ve Tanıtma Bakanlığınca karşılanan ve bu kitabın yazarının yönetim sorumluluğunda sürdürülen çalışmalar 1972 yılında başlatılmış ve 1976 yılında tamamlanmıştır. Dört yıl süren bu çalışmalar sonucunda kaplıca ve içme sularımızın “Tam analizleri” yapılmış sonrada bu raporlar değerlendirme notları ile birlikte kitaplar haline getirilerek yayınlanmıştır. Bilindiği üzere 1593 Sayılı Hıfzıssıhha Kanunu uyarınca kaplıca ve sularının, bir başka deyişle sıcak ve soğuk maden sularının ve bunların tanımlarına giren diğer hidromineral sular ve deniz sularının tıbbi değerlendirilmesi ve sağlık etkenliklerinin belirlenmesinden Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı sorumludur. Kaplıca ve içme sularının tıbbi değerlendirilmelerinin yapılabilmesi için bu suların önce “yarım” veya “tam” analiz raporlarının hazırlanması gerekir. Ancak bu raporlar elde edildikten sonra, söz konusu kaplıca veya içme kaynak suyunun hangi hastalık veya rahatsızlıkların giderilmesinde olumlu etki yaptığı “indikation” veya olumsuz etki yaptığı belirlenir. Dolayısı ile kaplıca-içme sularının analizi, tıbbi değerlendirmesi ve sağlık etkenliklerinin belirlenmesinde ilk başvurulacak kurum illerde Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürlüğü, merkezde ise Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığıdır. Ancak, uluslar arası kaplıcalar birliğinin (F.İ.I.E.C.) öngördüğü kurallara göre kaplıca ve içme sularının tıbbi değerlendirmesinde “tam analiz” yöntemlerine göre hazırlanmış maden suyu analiz raporlarının esas alınması gerekmektedir.Oysa Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tam analiz yöntemi uygulanarak kaplıca ve içme suları analiz raporları henüz yapılmamaktadır. Aslında bu eksikliğin biran önce giderilmesi gerekmektedir. Ülkemizde kaplıca ve içme suları ile ilgili tam analiz raporları ise bildiğiniz kadarı ile yalnız İst. Ünv. Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Ana Bilim Dalı Başkanlığınca (çekmece-nükleer Araştırma Enstitüsü ile iş birliği için) yapılmaktadır. Bu nedenle kaplıca ve içme suları ile ilgili tam analiz yaptırma ihtiyaç duyan kişi veya kurumların yukarıda adı belirtilen kuruma başvurmaları gerekmektedir. Ancak, deniz, kaplıca ve içme suları ile ilgili tedavi amaçlı, planlama ve proje çalışmaları ve bu çalışmalar sonucunda belirlenecek tedavi tesislerinin tür ve kapasitelerinin tam ve doğru olarak belirlenmesi için el altında bulunması gereken verilerden birtaneside “tam analiz” raporlar olduğundan, öncelikli kaplıca ve içme sularınızın tam analiz raporlarına bu kitap kapsamında özellikle yer verilmiştir. Yukarıdaki açıklamaların ışığında, kitapta yer alan analiz raporları ile ilgili “tıbbi değerlendirmeler” genel bir çerçeve içinde sunulmuştur. Fiziksel sınıflandırma kapsamında yer alması gereken radyo aktif özellikler ise, (fiziksel sınıflandırmaya gerek duyulmadığı için) kimyasal sınıflandırma bölümünden sonra ayrıca belirtilmiştir. Maden suyunda bulunmadığı halde, analiz raporunda ismi yazılı elementlere ise rapor kapsamında yer verilmemiştir.

BİRİNCİ DERECEDE ÖNEMLİ VE ÖNCELİKLİ İÇME KAYNAKLARI : Bu bölümde yöre, bölge ve ülke ölçeğinde önem taşıyan 10 adet içme kaynağı, ayrı ayrı ele alınarak incelenmiştir. Yer ve Konum, Fizik-Kimyasal Özellikler ve etkili olduğu hastalıklar Kaynak emniyeti ve yerleşme durumu Alt-üst yapın durumu, Genel değerlendirme, Gibi beş ayrı başlık altında incelenen bu kaynaklar alfabetik sıraya göre aşağıda belirtilmiştir.

1-Ankara-AYAŞ İÇMELERİ
2-Bolu-DERDİL İÇMELERİ
3-Hatay-ERZİN İÇMELERİ
4-İstanbul-TUZLA İÇMELERİ
5-İzmir- URLA İÇMELERİ
6-Kahramanmaraş-EKİNÖZÜ İÇMELERİ
7-Kayseri-YEŞİLHİSAR İÇMELERİ
8-Mersin- MERSİN İÇMELERİ
9-Muğla-SULTANİYE İÇMELERİ
10-Rize- ANDON İÇMELERİ

Bu kaynaklarla ilgili tıbbi değerlendirmelerde yapılmıştır. Bu kaynaklarla ilgili tıbbi değerlendirmelerde aynı kaynaklardan yararlanılmıştır. (B.knz.sayfa 167) bu hastalık isimleri yerine numaralar kullanılmıştır. Bu kaynaklar ayrıca ilgili harita üzerinde de gösterilmiştir. 3) HATAY –ERZİN İÇMESİ: – Yer ve Konumu: Erzin İçmesi, Dörtyol İlçesi yeşilkent sınırları içerisinde, Dörtyol-Adana yoluna 11,5 km uzaklıktadır. İçme kaynağının 1,5 km doğusunda ise Erzin Ilıcası yer alır. -Fizik-Kimyasal Özellikleri ve Etkili Olduğu Hastalıklar: Sıcaklık 234 ….,PH değeri ise 6,7 olan Erzin içme suları Bİ Karbonatlı, Sülfatlı, Mağnezyumlu, Kalsiyumlu, Karbondiyoksitli, Bromürlü birleşime sahiptir. İçme kürlerine elverişli olan bu sular, “8,9,13” numaralı hastalıklara olumlu etki yapar. -Kaynak Emniyeti ve Yerleşme Durumu: Kaynak emniyeti alanları korunmuştur. Kaynak çevresinde yeni yapılanma ve gelişmeler için uygun araziler vardır. Çevre maki ve meşe- çam karışık, seyrek dokulu bir orman örtüsü ile kaplıdır. -Alt-Üst Yapı Durumu: Ulaşım durumu yeterlidir. İçme merkezinde su, elektrik ve PTT hizmetleri vardır. Mevcut konaklama tesisleri vasıflı olmamakla birlikte yeterlidir. Ancak kaynak sularında geçici bir kirlenme görünmüştür. Genel Değerlendirme: İçme Merkezinin 1/1000 ölçekli imar planı yapılmıştır. Plan uyarınca içme merkezinin aşamalı olarak geliştirilmesi gerekmektedir. İçme suyunun kullanma hakkı Yeşilkent Belediyesine aittir. Bölge ölçeğinde önem taşıyan Erzin- İçme merkezinin, imar planında ön görülen yatırımlara kavuşturulması yerel idarelerce desteklenmeli ve hızlandırılmalıdır

Deniz – Burnaz Plajı

İlçemize 22 km. mesafedeki Burnaz Plajımız , sadece Erzin’e değil yakın çevredeki pek çok yerleşim birimindeki insanımıza şuan için günübirlik olarak hizmet verilmeye başlanmıştır.

Sahilimiz 6 km. uzunluğunda ve 1 km. genişliğinde eşine az rastlanır bir kumsal alana sahiptir.

Karıncalı Yaylası

Amanos ( Gavur ) dağının zirvelerinden olan ve yaklaşık 2000 m. yükseklikte ki uzaktan bakıldığında çıplak gibi görünen ve gerçekte otsu bitkilerle kaplı tepe “Keldaz”olarak bilinir.Zirveden 100 – 150 m. inildiğinde dağ eteklerine kadar uzanan çoğunluğu çam olmak üzere,gürgen,sedir,mezdeki,ladin ve ardıçla kaplı ve benzersiz güzellikleri ile eşsiz bir bitki örtüsünün bulunduğu ve çok çeşitli canlıların yaşadığı gür ormanlık alan bizi karşılar.

500 m. aşağıda ise yaylalarımız, Küçük ve Büyük Karıncalı düzlükleri yer almaktadır.450 civarında konutun olduğu bu yaylalarımız sıcak yaz aylarında halkımızın en çok rağbet ettiği yerlerin başında gelmektedir.

Kaynaklar: http://www.erzin.bel.tr/sifali-sular/
                  http://www.erzin.bel.tr/deniz-burnaz-plaji/
                  http://www.erzin.bel.tr/karincali-yaylasi/     30.04.2016