Aralık 2014 ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Türkiyenin Doğal Güzelliklerini Keşfedin

Türkiyenin gezilecek ve görülecek yerlerini öğrenin , keşfedin , gezin ve bizi hep takip edin. Bizi sosyal ortamlarda takip edebilir veya abone olabilirsiniz.

Sizde Bir Bilgi Ekleyin

Sizde sistemimize kendi yaşadığınız yada gezdiğini ve görmek istediğiniz yerleri yollayabilir ve bildirebilirsiniz bunun için bize iletişim bölümünden ya da bilgi ekle bölümünden ulaşabililirsiniz.

Tekrar Ziyaret Etmeniniz Dileğiyle

Bizi her zaman takip edin, içeriklerimiz günceldir ve sitemiz kullanıcı dostudur. Her görüşlerinizi değerlendirmekteyiz.

Sizde Sitemizde Yazar Olabilirsiniz

Sitemizde yazar olmak isteyen kullanıcılar lütfen bizimle iletişim bölümünden irtibata geçin. KoLoNBo@gmail.com

Gümüşhane Kelkit Tarihi ve Turistik Yerleri

Ilçe merkezine 24 km mesafede Sadak köyünde bulunan antik Satala kenti, günümüzde tüm sir ve güzelligiyle toprak altinda bulundugundan, kendisini gün isigina çikaracak kaziyi beklemektedir.

Satala'nin eski Roma Imparatorlugu'nun dogudaki en önemli askerî ordugah sehri oldugu ispatlanmistir. Satala her ne kadar askeri bir yer olsa da, buluntular burada medeniyetin de gelistigini göstermektedir. Trianus'un (MS 98-118) Kafkas seferi sirasinda burada konakladigini biliyoruz. Satala,konsül tarafindan gönderilen kisilerce idare edilmekteydi. Imparator Justinyen zamaninda Satala'nin önemi daha da artti. Imparator Heraklios zamaninda Pers ve daha sonra Islam akinlari sirasinda Satala harap edildi.

XV.Roma lejyonunun üstlendigi bir yer olan Satala kenti, antik dönemde çok önemli bir merkezdi. Ünlü Bizans tarihçisi Prokopios, Satala'nin artik olmayan surlarinin dibinde Perslerle yapilan bir savastan söz etmistir. Prokopios'a göre, ?Firat sinirinin korunmasi amaciyla kurulan Satala, sadece stratejik bir amaçla Roma devlet sinirinin ileri karakolu olma? görevini yerine getirmistir.

Hitit, Asur, Makedonya, Roma Bizans hâkimiyetinde kalan Satala, bir ara önemini kaybetmis, ancak Trabzon Komnenoslari zamaninda tekrar canlanmis ve onlarin mesire yeri olmustur. 6.yüzyilda imparator Justinyen zamaninda bugün bile görülebilen büyük eserler yaptirilmistir.

Bugün Sadak'ta bulunan harabeler, amfi-tiyatro seklinde yükselen bir dagin etegindedir. Kalenin Pers tehlikesine karsi imparator Justinyen tarafindan onarildigini anliyoruz.

Satala'ya ait çesitli müzelere devredilen eserler:

a)Istanbul Arkeoloji Müzesi'ne

-Kandil (Toprak) 2 adet

-Yüzük taslari

-XV.Legio Apollinares'in armasi

-Kulplu testi

-Armali kemer tokasi

-Madeni parçalar

b)Londra British Museum'da

-Bronz Büst


Ayrica Trabzon ve Erzurum Müzelerinde Sadak'tan çikarilan mezar taslari, mezar stelleri,sütun basliklari,lahit kapaklari sergilenmektedir.


SU KEMERI



SU KEMERİ

Önceleri 47 gözlü olan su kemeri1866 yilinda Taylor 7 kemeri saglam kalmis olarak tespit etmistir. Ancak üzülerek yazalim ki bugün sadece 2 kemer ayagi ayaktadir


BRONZ BÜST

Londra British Museum'dadir. Bir zamanlar Tanriça Artemis ya da Afrodit Kültü diye adlandirilan Aneaitis kültüne aittir. Grek bronz sanatinin tek örnegi olup M.Ö.4.yüzyil baslarina ait oldugu tahmin edilmektedir.



NIKE KABARTMASI

Kabartmada Zafer Tanriçasi Nike,sol elinde palmatle savas alaninda gezinir biçimde anlatilir .Yapit canli, ancak kaba üslubuyla olgun arkaik döneme tarihlendirilebilir.

MEZAR STELLERI

Sadak Köyünün disinda, Cirit Tepesinde bulunan 32 stel bu alanin kentin nekropolü oldugunu göstermektedir. Bulunan yazilarin çogu Latince'dir. Roma döneminden kalan mezar taslarinin birinde XVI.Lejyon bayraktari Büyük Covidianus'un karisi Julia Maxia için yaptirildigi yazilidir.


XVI .Lejyon bayraktari Büyük Covitianus'un Karisi Julia Maxia için yaptigi tahmin edilen mezar tasidir

Kaynak: http://www.kelkit.gov.tr/idefaults.asp?id=81&ikat=44
Kaynak: http://www.kelkit.bel.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=65&Itemid=1180

Giresun Yağlıdere Tarihi ve Turistik Yerleri

 GÖLYANI YAYLASI
   İlçemize bağlı Yeşilpınar köyünde bulunan Gölyanı Yaylası, İlçe merkezine 40 km mesafade olup, yolun 30 km lik kısmı asfalt 10 km lik yolu stabilizedir.




    İlçe sınırları içerisinde Pontus Rumlarından kalma Çağlayan Köyünde Gebe Kilise kalıntıları ile Tuğlacık Köyünde Hacı Abdullah Sarı Halife Türbesi turistik yerlerdir.Ancak söz konusu yerlere ulaşım kolay olmaması tanıtım yetersizliği ve bakımsızlık nedeniyle turizm açısından arzu edilen seviyenin elde edilmesini engellemektedir.

    Tekke Köyündeki zaviyenin de Yavuz Sultan Selim Trabzon Valiliği sırasında annesi Gülbahar Hatun tarafından tesis edildiği köydeki Osmanlıca vakfiyeden tapu tahrir defterinden anlaşılmıştır.
                                                             HACI ABDULLAH HALİFE



    Tekke Köydeki zaviyeden günümüze cami,zaviye,misafirhane,değirmen ve Tuğlacık Köyündeki türbe kalmıştır.Kanuni devrinden kalma vakfiye uzun bir ceylan derisi, yaklaşık 2 m uzunluğunda 0,5 m eninde,üzerine siyah ve kırmızı mürekkeple yazılmıştır.Yukarıdan aşağıya doğru besmele levhası,ham dele ve sal vele levhası Kanuninin tuğrası Anadolu kazaskeri Muhammedi Rumi haşiyesi vakfiyenin esas kısmı ve şehadetlerden oluşmaktadır.

Detaylı bilgi için : http://tekkekoyu.org/     sayfasını ziyaret edebilirsiniz
                                       
     Yağlıdere Çayı üzerinde Ağanın Köprüsü, Harava Köprüsü, Sınır Köprüsü gibi 12 adet tarihi köprü vardır.Ağanın Köprüsü 20 m uzunluğunda 11 m yüksekliğindedir.Bu köprü 200 yıl önce El hasenat-u vel-hayrat hüv-el baki kethüda Zade Emin Ağa tarafından yapılmıştır.
                                   AĞANIN KÖPRÜSÜ ve KEMER KÖPRÜLER





                                                  ÇAĞLAYAN ŞELALESİ



         İlçemizin sınırları içindeki Çağlayan Köyü`nde; yaklaşık 50 m. yüksekliğinde tabii bir şelaledir. Yeşillikler arasında; enfes ve doyulmaz bir görünüm arz etmekte; seyrederken dinlendiğinizi hissetmektesiniz.

Kaynak: http://www.yaglidere.gov.tr/default_B0.aspx?content=209 (daha fazla fotoğraf için siteyi ziyaret ediniz)

Giresun Tirebolu Tarihi ve Turistik Yerleri



Şehirde Senjan (Merkez Kale) ve Bedrama adlarında iki tarihi kale bulunmaktadır. Merkez kale ilçe merkezinde sahilde bir yarımadacık üzerine inşa edilmiştir. Bedrama Kalesi 15 km. içeride Örenkaya köyünde bulunur.

SENJAN (MERKEZ) KALESİ
          İlçe merkezinde güzel görünüşlü küçük bir yarımada üzerinde inşa edilmiştir. Üç tarafı su ile çevrili olan bu kalenin surları aşınmış olmakla beraber, bu günde bütün tarihi ihtişamıyla varlığını korumaktadır.
Kaleye 120 merdivenle çıkılmakta, kalın ve mazgallı duvarlar ile karşılaşılmaktadır. İçi geniş, ferah ve her cepheden manzaralıdır. Kalenin içinde silah, eşya ve erzak konulan mahzenler olduğu gibi, su sarnıçlarıda vardır.

BEDREME KALESİ
          Bedreme Kalesi, gümüş şehri Argyria’yı korumakta idi. Kale Harşit Çayının ağzından 5 km güneyde olup, çayın sağ sahiline yakın bir yerde bulunmaktadır. Bedreme Kalesi düz, fakat yüksek ve geniş bir kaya üzerine inşa edilmiştir. Kalenin kürtün hakimi Çepni Beği Melik Ahmed Beğ tarafından Rumlar’dan alındığı bilinmektedir.

          Köklü bir tarih yapısına sahip olan Tirebolu’da bir çok tarihi çeşme bulunmakta. Çatal Çeşmesi, Gacan Çeşmesi, Selimağa Çeşmesi, Siyamoğlu Çeşmesi, Nalb zade Mehmed Tevfik bey tarafından yaptırılan imamdüzü ve Karahasan zade Hasan kapudan tarafından yaptırılan Orta çeşme bu değerli eserlerden bazıları.

        Tirebolu’daki eski konakların bazılarının 120-130 yılında olduğu söylenmekte. Bu evlerin bulunduğu sokaklarda tarihi buram buram hissetmek mümkün.

        Yeniköy camii, 1880 yılına ait minaresi ile Çarşı Cami ve Belediye Hamamı, kıyıya yakın küçük bir adacığın üzerindeki taş ekmek fırını Tirebolu’nun görülmeye değer tarihi miraslarından sadece bir kaçı.

Özelliğini kaybetmemiş kemer köprüler, tarihi evler çokça mevcut olup, bu eserler turizm potansiyelini artır maktadır.

Yine Yılgın plajının açığında antik çağdan kaldığı sanılan fırın taşı ve delik taşı da dikkate değer eserlerdendir.Yörede, yayla turizmini canlandırmak amacıyla Kazık-beli, Güvende, Yaşmaklı, Ağaçbaşı gibi yaylalarda şenlikler düzenlenmekte, yaz aylarında yoğun bir ziyaretçi görülmektedir.

Av turizmi yönünden de Karadeniz’in tipik yörelerindendir. Ördek, sülün, keklik gibi av hayvanlarının barındığı ilginç yerlere rastlamak çoğunlukla mümkündür.

Kültürel değerler, alışkanlıklar, gelenekler ve adetler yönünden Giresun il yöresi ile tamamen benzerlik gösteren uygulamalar vardır. Ünlü yemekleri arasında dikenu-cu kavurması, borasti, sakarcadan tava sayılabilir

         

           Tirebolu tarihte hükümdarların ikamet ve sayfiye yeri olarak anılmakta, büyüleyici güzellikleri ile Tirebolu geçmişte olduğu gibi günümüzde de popüler bir tatil beldesi. Doğanın sunduğu güzellikleri bir araya toplayan Tirebolu’da muhteşem doğal koy ve plajlar, deniz tutkunlarını ağırlıyor. Güneşin etkisini arttırdığı yaz aylarında yemyeşil yüksek tepelerin pırıl pırıl mavi sulara ulaştığı plajlar yerli ve yabancı turistlerin gözdesi haline geliyor. Gündüz olduğu kadar geceleri de hareketli olan Tirebolu sahili renkli görüntülere ev sahipliği yapıyor. Tirebolu’nun merkezi ile iç içe bulunan doğal koylar ve sahildeki evlerin hemen arkasında başlayan yeşil bitki örtusu Tirebolu’ya yerleşim merkezinden ziyade bir tatil beldesi görünümü kazandırmakta. Güneşin batışını izlerken usta ellerce hazırlanmış nefis balık çeşitlerini tatmak, günün bütün yorgunluğunu atmaya yeter Tirebolu’da…






Kaynak: http://www.tirebolu.bel.tr/turizm

Giresun Şebinkarahisar Kalesi

şebinkarahisar

şebinkarahisar

Şebinkarahisar yerleşmesinin güneyinde bozalt bir tepe üzerinde kurulmuş olan kale, şehirden 160 metre daha yüksektedir. İlk görenler bu haliyle kaleyi denizde ada veya gemiye benzetirler. Planı bütünüyle bir yamuğu andırmaktadır. Kalenin kulelerle desteklenen surları sarp kayalara oturtulmuştur. Bu surları bazı kısımlarda daha önce ikinci bir sur kuşağı takviye eder. Surlarda değişik dönemlerin duvar yapım tekniklerini görebilmek mümkündür. Bazı kısımlarda kaya yontularak sur temeli yerleştirilmiştir.

Bazı kısımlarda ise düz yonu, moloz taş, veya balık sırtı duvar örgüleri yapılmıştır.

Kale, iç kale ve dış kale olarak iki bölümden müteşekkildir. İç Kale, aşağı kesimden yaklaşık 40 metre daha yüksektir. Şehirden dış kaleye ulaşan yol eski özelliğini halâ korur. Bu gün kullanılan sivri kemerli giriş kapısı iki kule arasına yerleştirilmiştir. Dış surların kapı bölümünde düzgün yontu taş kullanılmıştır.

Bugünkü giriş kapısının 15 m. Kuzeyinde kapatılmış bir kapı daha bulunmaktadır. Bu kapının Bizans döneminde 10. Yüzyıl başlarında tamir edilmiş olduğu sanılmaktadır. Dış kalenin en önemli bölümü, güneybatı köşesindeki "Kızlar Kalesi"dir. Dış kalenin diğer kesimlerinde güney ve doğuda surlar oldukça harap durumdadır.

Kale içerisinde eski yapı izleri ile, sarnıç kalıntılanna rastlanılmaktadır. Evliya Çelebi, kale içinde yetmiş kadar ev, sarnıç ve buğday ambarları ile Fatih Camiinden bahseder. Fakat bu caminin yerini belirlemek mümkün olmamaktadır. Aynca kalede var olduğu söylenen Kilise de belirlenememektedir. Kalede beş değişik su sarnıcı vardır. Bunlardan dördü kapalı, bir tanesi açıktır. Halkın 40 badal (basamak) dediği bu yer altı su tünellerinin örnekleri Hitit döneminde görülmektedir. Benzer bir tünel Çamoluk' un Kaledere köyü kalesinde bulunmaktadır.

İç kale, dikdörtgen bir avlu ile kuzeybatı köşesindeki sekizgen plânlı ve dört katlı büyük kuleden oluşmaktadır. İç kale kapısı da kulelerle desteklenmiştir. Büyük kulenin iç çapı 12 m. yüksekliği 27 m. Duvar kalınlığı 1,5 m.dir. Kule köşeler, pencere ve kapı gibi açıklıklarının söge kısımları yonu, diğer kısımlar düzgün sıralar halinde moloz taşla örülmüştür. Duvarlarda alt sıradakiler mazgal, üsttekiler sivri kemerli büyük dikdörtgen açıklıklar halinde pencereler yer alır. Kulenin üçüncü katında kale yöneticisine ait bir mescit bulunduğu ve bunun Mengücükler zamanından kaldığı tespit edilmiştir. Kulenin Önünde beşik tonozla örtülmüş büyük bir sarnıç vardır. Kalenin sur duvarlarının çok az bir kısmında Bizans veya daha eski dönem yapı Özellikleri görülür. Kalenin bugünkü giriş kapısı ve çevresindeki surlar Selçuklu (Mengücekli), Osmanlı dönemlerine aittir. Kale kapısı üzerindeki kitabe ve Selçuklu çift başlı kartal kabartması da 1896 yılında Rumlar tarafından yerinden sökülüp yok edilmiştir. İç kale sur duvarları ve kule duvarlarının yapısı Osmanlı dönemi, 17-18. Yüzyıl özellikleri göstermektedir.

Şebinkarahisar kalesinin tarihlendirilmesi için kazı ve ayrıntılı araştırmalar yapmak gerekmektedir. Tarih bölümünde açıklandığı gibi muhtemelen kale Roma döneminden daha eskiye gitmektedir. Burası M.Ö. 1. Yüzyılda Romalılar tarafından genişletilmiştir. Surlar, Mengüceklilerin 11. Yüzyılda şehri fethi sırasında harap olmuş ve geniş ölçüde yeniden inşa edilmiştir. Surlar daha sonra Osmanlı döneminde birkaç defa onarılmıştır. Kale 1915 yılındaki Ermeni ayaklanması sırasında bütünüyle tahrip olmuş bundan sonra da bir daha onarılmamıştır.

Kaynak: http://www.giresunkulturturizm.gov.tr/TR,58109/sebinkarahisar-kalesi.html

Giresun Piraziz Tarihi ve Turistik Yerleri

piraziz
Piraziz ilçesi, eski eserler bakımından pek zengin sayılmasa da, kalesi, konakları, dinî nitelikli bazı eserleriyle hatırı sayılır düzeydedir. Bu eserlerden bazıları geçen yüzyıllara rağmen halen orijinal özelliklerini korumaktadır. Doğal güzelliğin içinde adeta saklı duran söz konusu tarihi varlıklarımız hakkında elde edilen bilgileri kısaca aktarabiliriz:

Bendehor (Mendehorya) Kalesi
Bendehor kalesinin antik dönemden kalma olup olmadığı ve bu adın ne anlama geldiği konusunda tarihçiler arasında tam bir mutabakat oluşmamıştır. Piraziz’de en eski iskân yeri olan ve bölgenin Türkler tarafından fethinden önceki tarihlerde yapıldığı anlaşılan Bendehor Kalesi, şimdiki Kaleyanı veya Ayıkaşı adlı mahallenin bulunduğu yerdedir.

Tıpkı Bulancak ilçesindeki Öksün Kalesi, Espiye’deki Andoz Kalesi gibi burası da Çepni beyleri yöreyi ele geçirdikleri sırada ahalisi Hıristiyan olan küçük bir istihkâmdı, palanka idi. Muhtemelen halkın bağlılık bildirmesi ile barış yoluyla elde edilmiş ve içindeki gayrimüslim unsurlar yerlerinde kalmıştı. Burada 1455′de 24 erkek mükellefin oturduğu ve bunlardan 1.868 akçe vergi alındığı ifade edilmiştir. Gayrimüslimler arasında bulunan Murat, Tekir ve Sevinç gibi Türkçe isimler, Hıristiyan Türklerin bölgede İslam öncesindeki varlığını akla getirmektedir.

1455 ve 1485 yıllarında yapılmış olan vergi kayıtlarında, Kepsil, Elmalu, Kırık, Bozat nahiyeleri ve hatta Piraziz çevresinde gayrimüslimlerin yaşadığı Öksün ile birlikte ikinci iskân yeri olan Bendehor’un, merkez niteliği taşıdığını söylemek mümkündür. Nitekim 1455′de Piraziz yöresini kısmen kapsayan sekiz köylük Davut Kethüda Bölüğü, Kovanlık yöresine tekabül eden beş köylük Elmalı Divanı ve Gülyalı yöresini kapsayan Ebülhayr Kethüda Bölüğü malî açıdan buraya bağlı kaydedilmiştir. Vergi defterleri Bendehor Kalesi’ndeki görevliler konusunda ise sessizdir. Nitekim bu konuda sadece 1547 tarihli defterde Abdullah oğlu Mustafa adlı bir kişi merdan-ı kal’a imlasıyla kaydedilmiştir. Bu durum kalenin Osmanlı döneminde askerî niteliğinin zayıfladığını göstermektedir.
Gerek ihtidaî faaliyetlerle ve gerekse göçler neticesinde Bendehor’un, zaman içinde Türkleştiği anlaşılmaktadır. Nitekim 1530 yılı kayıtlarında köyde 25′i yetişkin bekâr erkek, 77′si çiftçi hanesi olmak üzere toplam 102 Müslüman vergi mükellefinden söz edilmiştir. 1547 tarihinde Bendehor’da 86, 1613 yılında ise 91 Müslüman vergi yükümlüsünün kaydı yapılmıştır. Müslüman mükelleflerden bazılarının baba adlarının Todoros, Nikita, Yorgi ve Kostantin tarzında yazılmış olması, Bendehor kalesi sakinlerinin ihtida yoluyla Müslüman olduğunu göstermektedir. 1607 tarihli bir belgede Şeyhli köyü yakınlarında, güvenlik için bir palanka yapılmasına izin verildiği bildirilmektedir. Bu yapının Bendehor olduğu, eskiyen kalenin yeniden ihya edilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır
.
Bu tarihten 19.yüzyıla kadar, Bendehor kalesinin de içinde bulunduğu yörenin tarihine ışık tutacak fazla kaynak yoktur. Buna rağmen sahilde kent oluşumunun gerçekleşmeye başladığı 19.yüzyılın ikinci yarısına kadar bölgenin genel olarak köy yerleşimi ile tarihi süreci tamamladığını söyleyebiliriz. Bu süreç içinde, Abdal iskelesini gözetleyen işlevinden başka Bendehor kalesinin statüsünü ortaya koyacak verilerden ise yoksunuz.

Piraziz ilçesinin çekirdeğini oluşturan Bendehor Kale/köyünün merkezî fonksiyonunu iyice yitirdiğini, nüfus potansiyelinin giderek sahilde Abdal İskelesi ve Cuma cami etrafında artış gösterdiğini söyleyebiliriz.

Şeyh İdris Tekkesi ve Türbesi
Bölgenin Türk yerleşimine açılması sırasında Türkmen gruplar içinde buraya geldiği anlaşılan Şeyh İdris’in 1399′da vefat ettiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu günkü Şeyhli Mahallesinde bulunan tekkenin bu tarihe yakın bir zamanda yapıldığı söylenebilir. Halk arasında, şeyhin ormandan kestiği ağaçların geceleri geyikler tarafından tekkenin olduğu mekâna taşındığı, bu gün giriş kapınsın sağında ve solunda bulunan ağaç dilmelerin bu dönemden kalma olduğu mitolojik bir dille anlatılmaktadır.
Şeyh İdris Tekkesi ve TürbesiŞeyh İdris Tekkesi ve TürbesiŞeyh İdris Tekkesi ve Türbesi
2007′de restore edildiği bilinen tekke, geniş bir bahçe duvarı ile ihata edilmiş basit kare planlıdır. Giriş kapısının iki yanında yer alan ahşap malzemeden başka orijinal bir görüntü taşımamaktadır.
Şeyh İdris ve muhtemelen oğlu Ali Şeyh ile torunu İdris Şeyh’in de mezarını içine alan türbe ise Gökçeali köyündedir. Türbenin ilk olarak ne zaman yapıldığı, Şeyh İdris’in vefat ettiği 1399 yılında mezarı üzerine bir türbe binasının yapılıp yapılmadığı konusunda şimdilik bilgi yoktur. 2004′de gerçekleştirilen yenilemeden önceki kâgir türbe binasının, 1980′li yıllarda çatısının değiştirildiği, bakır kaplama yapıldığı bilinmektedir.

Pir Aziz Türbesi
Halk arasında Şeyh İdris’in iki mollasından biri olduğu rivayet edilen Pir Aziz, aynı zamanda ilçeye adını vermiş olan önemli bir şahsiyettir. Onun Şeyh İdris ile manevî bağı konusunda elde somut bir veri yoktur. 1455′de o zamanki adı Küçük Musa olan köyde oturan İbrahim oğlu Pir Aziz, civar köylerin vergisini toplamak ve Osmanlı ordusuna bağlı olarak bir grup askeri beslemekle görevli bir beydir. Oturduğu köye daha sonraki tarihlerde beylik merkezi anlamında Nefs-i Piraziz denildiği anlaşılmaktadır. Bu köyde vefat eden Pir Aziz’in türbesinin yeri halk tarafından bilinmekte iken 1950′li yıllarda briket bir duvarla çevrildiği, 1974 yılında da İzzet Aydın tarafından türbe binasının beton olarak yaptırıldığı bilinmektedir.

Tiralizade Hasan Bey Konağı
Tiralizade Hasan Bey Konağı, Piraziz kasabası içinde tarihçe en eski eser sayılır. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde 1906-1908 yılları arasında yapılmış olan bu eser, konak yaşamını yansıtması ve mimarî özellikleri bakımından Karadeniz Bölgesi’nde eşine az rastlanır sivil mimarlık örneğidir.
Piraziz kasabasının ortaya çıkmasında iskele ve cami ile birlikte rol oynamış olan bu yapının mimarîde yerel özellikler yansıttığı kabul edilir. Bodrum üzerinde iki katlı olan binanın geniş bir avlusu vardır. Bina içinde Tiralizadelere ait eşyalar ve mobilyalar dikkat çeker. Ayrıca aileden kalma özel bir kütüphane bulunmaktadır.
Konağın kenar pencereli, taş söveli, iki kanatlı cümle kapısı, yine iki kanatlı ve ızgara şeklinde tepe pencereli oda kapıları, Giresun evi özelliği gösterir. Ancak cümle kapısı Giresun evlerinden farklı olarak demirden yapılmıştır. Kırma çatı olan üst örtüsü sac kaplıdır. Konağın ön cephe düzenlemesine bakıldığında dört sıra pencereli ve taş kolonla taşınan balkonuyla Giresun evi özelliği göstermesine rağmen köşe ve kat silmeleri, kapı ve pencere söveleri, saçakları barok ve rokoko üsluplu süslemeleri ile Giresun evlerinden belirgin bir şekilde ayrılır.

Eren Merkez (Abdal) Camii
Bu gün Piraziz şehrinin çekirdeğini teşkil eden Eren Mahallesi içinde ibadete açık olan eski caminin tarihte çeşitli adlar ile anıldığı anlaşılmaktadır. İlk yapıldığı yıllarda, hayrât sahibini adıyla Tirali Camii, daha sonra kasabanın merkezinde bulunması dolayısıyla Abdal Camii veya hafta pazarına izafeten de halk arasında, İskele Pazarı Camii şeklinde anıldığı bilinmektedir.
Tarih içindeki fonksiyonuyla etrafında bir şehrin kuruluşuna vesile olan bu caminin yöre eşrafından Tiralizâde Ali Efendi tarafından 1869′da yapımının tamamlandığı, 1870 yılında da Cuma namazları kıldırabilecek kadrolu bir imam tayin edildiği anlaşılmaktadır. Cami ve civarı bu tarihte Mendehor (Bendehor) köyüne bağlıdır. Geçen zaman içinde tamirat ve ilaveler nedeniyle cami içinde orijinal bir kalıntı bırakılmamıştır.


piraziz


Kaynak: http://piraziz.bel.tr/piraziz/tarihi-eserler/

Giresun Keşap Tarihi ve Şahin Kaya

keşap
Tarihi
Keşap'ın çevresinin tarihi M.Ö. kadar dayanmaktadır. Keşap'ın tarihi Giresun, Trabzon ve Şebinkarahisar ile birlikte düşünmek gerekir. Keşap ve çevresi M.Ö 6. yy'larda Ahameni(Pers) İmparatorluğunun 3. ve 2. yy'larda ise Selefki Asya Krallığının Sınırları içinde bulunur. M.Ö. 183-68 yıllarında Pontus Krallığının daho sonra Roma İmparatorluğu'nun eline geçer. M.S. 395 te Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca Doğu Roma, diğer adıyla Bizans İmparatorluğu'nun payına düşer. Bölge M.S. 6.yy'da Merkezi İran'da bulunan Sasanilerin saldırısına uğrar.


Keşap ilk defa 11.yy'ın sonlarına doğru Doğu Türkler'in hâkimiyeti altına ama bu, haçlı seferleri sebebi ile uzun sürmez. Türkler geriye çekildikten sonra, tekrar Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'na kalır. 1204'te ise Trabzon Rum (Kommenos) İmparatorluğu'nun mülkü olur. 1397 den sonra Keşap'a Oğuzların Çepni boyu etkili olmaya başlar. Bu etki Giderek artar. Bununla birlikte, yöre hala Trabzon Rum (Kommenos) İmparatorluğu'na bağlıdır. 1467 de Fatih Sultan Mehmet Trabzon'u fethetmeye giderken burayı Osmanlı sınırları içine alır.

ŞAHİNKAYASI: **

Giresun İli, Keşap İlçesi, Karabulduk Beldesine bağlı Armutdüzü Köyü sınırları içersinde bulunan Şahin Kayalığı adıyla bilinen ve üzerinde biten ağaç ve bitkilerinde oluşuyla doğal Türkiye Haritasının bulunduğu kayalık dik ve sarp bir kayalık şeklindedir. Şahin Kayası olarak adlandırılan bu kayalığın tam ortasında ağaç ve bitkilerin yardımıyla oluşmuş bir Türkiye Haritası bulunmaktadır. Bu haritanın tam ortasında Ankara’nın yerine denk gelecek şekilde büyük bir mağara bulunmaktadır. Tamamen tesadüfen oluştuğu anlaşılan ve Türkiye haritası ölçülerine birebir uyan bu kayalık alan 1. Derece Doğal Sit Alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır

Kaynak: http://www.kesap.gov.tr/default_B1.aspx?content=1045 **
Kaynak: http://www.kesap.bel.tr/tr/goster1.aspx?menukod=32&kod=341 *

Giresun Güce Tarihi ve Coğrafi Konumu

Güce

Tarihçesi *

İlçenin Cumhuriyet öncesi tarihi hakkında bilgi veren kaynak yoktur. Ancak Osmanlı' ların kuruluş yıllarında doğu Anadolu'dan gelen Güceftaroğulları denilen bir sülalenin ilçeye yerleştiği ve Güce isminin buradan geldiği bilinmektedir.

Önceleri Tirebolu ilçesine bağlı bir belde iken 1990 tarihinde İlçe olmuştur.

Coğrafi Konumu **

Bu ilçe'de de düzlük arazi yok denecek kadar azdır. En yüksek noktası 2120 metre ile Ciritlik tepedir. Bölgede ayrıca, Çal dağı, Ali Tepe, Pehlivan tepe, Şıh tepe, Çivil tepe, Gürcü tepe ve Hambartepe gibi tepeler vardır.


Özlüce ve Gelevera dereleri önemli akarsulardır. İlçede ekonomik değeri bulunmayan Bakır, Kurşun ve çinko damarları bulunmaktadır. İlçede 600 metre yüksekliğe kadar tarım alanı kullanılabilmekte, bu yükseltiden sonra ormanlık bölge, çalılık alanlar ve nihayet yaylalar gelmektedir.

Kaynak: http://www.giresunkulturturizm.gov.tr/TR,58019/tarihce.html *
Kaynak:http://www.giresunkulturturizm.gov.tr/TR,58020/cografi-konumu.html **

Giresun Görele Tarihi ve Turistik Yerleri

görele
**Giresun, sahip olduğu doğal ve tarihi değerler açısından turizme oldukça elverişlidir. Turizm sezonu, ülkenin batı ve güney sahillerinde olduğu gibi uzun değildir. Bununla birlikte son yıllarda turizm hareketlerinde bir gelişme olmaktadır. Deniz turizmi için iklim uygun olmaması, talebi tarih ve doğa turizmine doğru kaydırmaktadır.
turizm


Yörede bulunan yaylalar önemli bir doğal kaynaktır. İl merkezinde ve ilçelerde bulunan tarihi eserler yeterli zenginlikte bulunmamasına rağmen, gerekli tanıtım ile belirli bir ilgi oluşturma şansına sahiptir.

İklim ve bölgesel özellikler nedeniyle Giresun'da, güney sahillerimiz benzeri dış turizme dönük bir kullanımı düşünülemeyeceği açıktır. Ancak, özellikle ilin yerli nüfusuna ve çevresindeki iç yerleşmelere yönelik ve daha çok orta gelir grubunun talebini karşılamaya dönük deniz turizminin teşviki yararlı görülmektedir.
1970'li yıllarda, turizme gerekli önem verilmeye başlanmıştır. Kuşçulu köyü ile Çavuşlu'da birer motel inşa edilmiştir.

Turizm konusunda yörede yayla turizmine öncelik verilmelidir. Deniz turizmi, hem yöneleceği kesim, hem de ekonomiye katkısı yönüyle oldukça sınırlıdır.


Görele'nin yayla turizmi Sis Dağı'nda yapılmaktadır. Küçük yaylalar topluluğundan meydana gelmiş olan Sis Dağı (Otçu Göçü) Şenlikleri, her yıl Temmuz ayında yapılmaktadır. Sis Dağı şenliklerine, ilki 24-25 Temmuz 1999'da yapılan Dokuzgöz Yayla Şenlikleri de eklendi. Bunların yanında haç Dağı'nda tarihi açıdan ayrı bir önem arz etmektedir.

Görele turizminde önemli bir yer tutan bu yerleri tanıyalım.

SİS DAĞI

Görele ilçe sınırları içinde bulunan Sis Dağı, Doğu Karadeniz sıradağları'nın uzantılarından biridir. Yüksekliği 2182 metredir. Sahile 40 Km. uzaklıkta olan Sis Dağına 1,5-2 saatte ulaşılmaktadır. Sis Dağı üzerinde yirmiyi aşkın oba vardır. Obalar çevrede bulunan köy ve kasabaların adları ile anılır. Obalardan bazıları şunlardır: Eynesil, Şarli, Gülefyurdu, Ağalar Tamı, Ağılık Düzü, Yatak Yeri, Bakır Alanı, Erkek Su, Han Yanı, Ambarlı ve Örümcek obaları olarak sayabiliriz. Deniz seviyesinden en çok ulaşılan ve en yüksek yer olması Sis Dağının önemini artırmaktadır. Sis Dağına ulaşım için daha çok iki güzergâh kullanılır. Eynesil Ören Beldesi yolu, Şalpazarı, Geyikli ve Ağasar derelerini takip eden yol. Bunların dışında yakın çevre köylerde kendi belirledikleri patika yollardan ulaşırlar. Her yıl çevre yerleşim yerlerinin katılımı ile Temmuz aylarında Sis Dağı şenlikleri yapılır. Sis Dağı " C statüsünde Milli Park" olarak korunmaya alınmıştır.
"Öyle bir tutku ki asırlardır süren özlemin, yaşam biçimin doğa aşkını günümüze yansıyan bölümüdür. Yayla kültürü, doğa ile iç içe yaşamak binlerce yıllık göçebe geleneğinden kaynaklanmaktadır. Anadolu'ya taşınan bu anlayış günümüzde farklı uygulamalarla devam etmektedir. Eskilerin yol hikâyelerinden başlamak istiyorum. Kış mevsiminde karla kaplı olmayan sahil şeridinde otlayan hayvanlar yaz aylarında geniş otlakların bulunduğu yaylalara çıkarıldı. Okulların kapanması ile sahildeki boğucu nemli havadan kaçan insanlar yaylalara göç etmişlerdir.
turizm



Mısır tohumlarının tarlaya ekilmesinden sonra başlayan hazırlıklar yolda ve yaylada gerekli olan ihtiyaçların at, katır gibi hayvanlara yüklenmesiyle yola çıkılır. Eskiden yapılan yayla göçleri bir yaşam biçiminin, tutkunun folklorik izleridir. İhtiyaçların doğrulduğu sepet (şelek) sırtlarda, süslü boncuklarla, püsküllü boğazlarına ziller (çan, kelek) bağlanan hayvanlar neşe içerisinde türkülerle devam eden yolculuk."
HAÇ DAĞI

Görele'ye üç kilometre kala viraj dönülünce küçük, küçük mütevazi bir düzlükle karşılaşılır. yaşlanınca kurumasın, yeniden canlansın düşüncesi ile gür, iri dalları kesilmiş bir çınar ağacı dikkat çeker. Onun bir yanında tarihi bir çeşmeden dökülen suyun sesini duyarsınız. Gövdesi dörtgen olan bu taşçeşmenin üstü üçgendir. Gövdesindeki oval taş çanaktan berrak bir su akar. Su kışın ılık, yazın soğuktur. Çınarın diğer yanında sarı boyalı, dar fakat uzun balkonluköy konağı vardır. Onun yanında önce sola, sonra sağa kıvrılan yol, yeşillikler arsında yükselir gider.

Nihayet bütün görkemi ile karşınıza dikilir Haç Dağı. Uzaktan bakılınca Haç'a benzeyişinden almıştır adını belkide. Kimileri de "Haç" değil "Haş Dağı" olduğunu söylerler adının. Sahilden üç kilometre yukarda olan bu dağın zirvesi, deniz seviyesinden yaklaşık bin metre yüksekliktedir.
Haç Dağı'nın tepesinde bir top sahası büyüklüğünde düzlük vardır. Düzlüğün etrafında ağu denilen sık ve bodur çalılıklar vardır. Bunlar mor ve sarı renkte çiçeklerle bezenmiştir. Düzlüğün hemen altında, toprağın üzerine yatmış olan taş çanaktan buz gibi su akar.

Zirvenin güneyinde "Evliya" denilen bir yer vardır. Burada şehit olan vatan kahramanlarının yattığı söylenir. O an hüznü ve sessizliği yaşarsınız, duygulanırsınız. Gözlerinizden birkaç damlanın süzüldüğü olur. Elinizi kaldırır dua edersiniz.


Zirvenin hemen altında "Dongirik" denilen bir mağara vardır. İçine taş attığımızda "don don" diye sesler çıkararak derinlere doğru yuvarlanır. Bu mağara adını bu sesten almıştır.

Dongirik'in yan tarafında içi oyuk bir taş vardır. Bu taş, dibeğe benzer. Buğday dövmek için iri bir taşın içini oyarlar ve buna "dibek" derlerdi. hala bu dibeklerden köylerde bulunmaktadır. İçi oyuk taşta biriken yağmur suları yeşilimsi bir renktedir. bu suyun şifalı olduğuna inanılır. Siğilleri ve sivilceleri yok ettiğini söylerler. Buna "Siğil Suyu" derler.
DOKUZ GÖZ YAYLASI

Denizden yüksekliği 1000 metre civarında olan Dokuzgözün tamamı Görele sınırları içerisinde ve Görele'nin köyleriyle çevrilidir. İsmini; dokuz ayrı su kaynağının bulunmasından almıştır. Çevredeki köylerin merası olarak kullanılan Dokuzgöz yer yer geniş düzlüklere sahiptir. Yöremizde bulunan yaylaların iklimsel özelliklerini taşıyan Dokuzgöz'e ulaşım iki ayrı yoldan yapılmaktadır. Biri Yeğenli köyünden, diğeri ise Daylı köyündendir.
Dokuzgöz iki büyük düzlüğe sahiptir. Bunlardan biri ismini aldığı yer olan dokuz "göz"ün bulunduğu düzlüktür. Diğeri ise bu düzlüğün yukarısındaki büyük düzdür. "Büyük Düz"den, Tirebolu- Eynesil arasındaki sahil ve çevre köyler gözükmektedir. Dokuzgöz tepesi (Büyük düz) arkasındaSis Dağı, diğer tarafta Haç Dağı ile Karadenizi selamlamaktadır. Dokuzgöz, deniz gören ve sahilden en kısa sürede ulaşılabilen, yöremizdeki en yüksek tepe özelliğini taşımaktadır.

Dokuzgöz'ün bir bölümü son yıllarda Orman Bakanlığı tarafından Milli Park yapılmış olup buralara gelenlerin konaklaması içinde gerekli tesisler inşa edilmiştir. Bu tesisler kurulduğundan bu güne kadar gerekli ilgiyi görememiş olup, yöremisdeki turizmin gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla bu tesislerin işletmesini 1999 yılında Görele Belediyesi almıştır. Ayrıca Görele Belediyesi ve İstanbul'da kurulu bulunan Görele Dernekleri Birliği ile ortaklaşa I. Dokuzgöz Yayla Şenliği düzenlenmiştir.

GÖRELE PİDESİ*


Pide 85 yıllık bir geçmişe sahiptir. Karadeniz Pidesi başta tüm Karadeniz Bölgesinde yapıldığı gibi, yurt içi ve yurt dışında olmak üzere birçok yerde de yapılmaktadır. Ancak bu pide Görele'de bir başka yapılmaktadır. Görele'de yapılan pide Görele Pidesidir ve meşhurdur. Görele'de 'Görele Pidesi' yapan çok sayıda pide salonu vardır. Pidenin lezzetli olabilmesi fırının ısısından, pidenin servise sunulmasına kadar geçen sürede verilen emeğe bağlıdır. İşte Görele pidesini bu denli iyi yapan pide salonlarından Aga Pide den almış olduğum Görele pidesi tariflerini sizinle paylaşmak istiyorum.



Malzemeler : (6 kişilik) 700 ml su, 750 gr un, 1 tatlı kaşığı yaş maya, 1 çay kasığı şeker, 1 yemek kasığı tuz (kıymalı pide iç malzemeleri) 300 gr kıyma, 2-3 baş soğan, yeteri kadar tuz.

Kaynak: http://www.gorele.bel.tr/gorele-bilgiler/gorele-pidesi.html *
Kaynak: http://www.gorele.bel.tr/gorele-bilgiler/turizm.html **
(daha ayrıntılı bilgiler resmi sitesinde mevcuttur)

Giresun Eynesil Tarihi ve Kalesi

sis dağı

eynesil

sis dağı

Tarihi
Eynesil İlçesi Görele ilçesine bağlı bir bucak iken, 1960 yılında ilçe olmuştur.

İlçenin adını nereden aldığı konusunda yazılı bir kaynak yoktur. Yalnız bu adı Türklerin bölgeye yerleşmesinden sonra aldığı sanılmaktadır.

16.ncı Yüzyılın sonlarında yaşamış olan Osmanlı Coğrafyacılarından Mehmet Aşık, eserinde, Trabzon ve Giresun arasındaki bölgede Türk halkından mühim bir kısmının çepnilerden meydana geldiğini ve bölgenin batı ile güney tarafındaki dağların çepni dağları adını taşıdığını yazmaktadır.

Yine Yavuz Sultan Selim devrine ait Trabzon tahrir defteri, Giresun Bölgesindeki halkın çoğunluğunun Türk olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. 1515 yılında yazılan bu deftere göre, Ordu-Giresun, Giresun-Torul, Görele-Eynesil arasındaki yörede çok yoğun bir Türk nüfusu görülmekte ve burası Vilayet-i çepni adını taşımaktadır.

Kalesi

Eski bir koloni yerleşmesi olan Eynesil' in Kalesi İlçenin en önemli eski eseri olup birinci derece Arkeolojik sit statüsündedir. Altında mağaralar bulunan kale kısmen tahrip olmuştur.

Eynesil' deki diğer tescilli yapılar olarak H. 1266 yılında yapılan Oğuz1 lu oğlu hamamı Çeşmesi ve Ören köyü köprüsü sayılabilir.

Kaynak: http://www.giresunkulturturizm.gov.tr/TR,58011/tarihce.html
http://www.giresunkulturturizm.gov.tr/TR,58013/turistik-degerleri.html

Giresun Espiye Tarihi ve Turistik Yerleri

andoz kalesi

1.derecede Arkeolojik Sit Alanı olarak ilan edilen Andoz Kalesi, ilçeye ayrı bir güzellik katmaktadır. Espiye Merkez Camii, Şahinyuva köyündeki kilise, Ağanın Köprüsü, Harova Köprüsü, Sınır Köprüsü ve Ericek Köprüsü adıyla anılan kemer köprüler dikkat çekicidir. Espiye'de ayrıca ilçeye 4 km. uzaklıkta Zefre mevkiinde Cenevizlilerden kaldığı söylenen bir tersane kalıntısı da bulunmaktadır.


Her yıl geleneksel olarak düzenlenen Otçu Göçü Yayla Şenliğinde sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.Temmuz ayının ilk perşembe ve cuma günü.

Yayla Şenliklerinin Doğuşu ve Otçu Göçü Gelenegi
Karadeniz ve Giresun'un kalkınmasında çok önemli rol oynayacak yaylalarımızın gurbetteki 1 milyonun üstünde Giresunluya tanıtmak için çalışmalar başlatılmıştır.Unutulmaya yüz tutan otçugöçü geleneğini canlandırmak ve yaylalar içinde çok eski ve tarihi bir öneme sahip olan Espiye-Karavacık yaylasında tanınmış yaylalar zincirine katmak için başlattığımız çalışmalar sürüyor.

Yayla şenliklerinin temelinde Doğu Karadeniz Bölgesinde yaygın bir gelenek olan "Otçu Göçü" yatmaktadır.Mısırların 20-30 cm büyüdüğü zamanlarda aralarda sık biten kısımların araları 30-40 cm. açılacak şekilde sökülmesine "Sık Kazma" dibindeki otları 2.kez temizlemeye "Ot Biçme" ve fındık bahçelerindeki otları tırpanla ve orakla biçilmesine de "Kırkma" denilmektedir.Bu işlerden iyice yorulan ve işleri biten Cenikliler (köy ve şehirde oturanlar) yorgunluklarını atmak ve eğlenmek için genellikle Temmuz ayı içinde yaylalara yaptıkları toplu gezi ve ziyaretlerine "Otçu Göçü" denir.Zaman olarak mısır otunun alınması ile fındık toplamaya başlama arasında kalan 15-20 günlük boşluktur.Genellikle perşembe ve cuma günü yaylaya götürülecek yiyecek ve giyecekler paketlenir, yola çıkılır.Geçmişin getirdiği örf ve adet gereği yolculuk sırasında pınar başlarında oturulur, yemekler yenir, türküler söylenir, tabancalar atılır, kağıt fişeği ve dinamitler patlatılır ve horanlar oynanır.
Bu güzel geleneklerin kaybolmaya yüz tuttuğunun sezinlenmesi üzerine eski günlerin tekrar yaşanması amacıyla Yayla Şenlikeri düzenlenmeye başlanmış ve büyük ilgi görmüştür

Kaynak:http://www.espiye.bel.tr/?p=Turizm

Giresun Doğankent Tarihi ve Dandı Kalesi

Doğankent

Tarihçesi

Doğuya bir geçit konumunda stratejik bir konuma sahip yerde kurulmuştur. İlçeden Harşıt Çayı geçmektedir. Kürtün-ü Zir olan eski adı, 500 yıl önce Manastır Bükü olarak değiştirilmiştir. O dönemde halkın çoğu Hıristiyanlar dan oluşmuştu. İdari olarak Nahiye Müdürlüğü statüsünde iken, Nahiye Müdürü Kürtün-ü Zir ve şimdiki Gümüşhane İlçesi olan Kürtün (Kürtün-ü Bala)yı birlikte idare ediyordu. Nahiye İl olarak Gümüşhane' ye orası da Sancak olarak Trabzon Sancağına bağlı idi. 1.nci Dünya savaşından sonra Harşıt adını alan İlçe, 1916 yılında Çarlık Rusya' sı tarafından işgal edilmiştir.

Harşıt Çayının karşı tarafına (Şimdiki Hidro elektrik santralı bölgesi) geçememiş ve 1918 'e kadar işgal altında kalmıştır. İşgal 15 Şubat 1918 'de sona ermiştir. Doğankent Cumhuriyet döneminde Tirebolu İlçemizin bir bucağı iken son yıllarda gelişerek 1990 'da İlçe olmuştur.

Harşıt çayına da ismini veren bu kelime Farsça olup, güneşin en sıcak yeri anlamını taşır. Başka bir rivayete göre bu kelime taş ve çakıllık anlamındadır.

Tarihinde eğitim ve öğretim açısından büyük bir önem taşıyan Doğankent İlçesinde Hıristiyanlar döneminde çok sayıda manastır faaliyet göstermiştir. Yine Türk hakimiyeti döneminde bir medrese açılmış, bu da Rüştiye mektebine dönüştürülmüş ve önemli bilim adamları bu medreseden yetişmiştir.

Ömer Nasuhi BİLMEN, Elmalılı Muhammet, İsmail Hakkı ERZURUMLU ilk akla gelenlerdir.

Birinci Mahmut döneminde "Voyvoda" denilen derebeyliklerce yönetilen ilçede ilk kez Yakup oğlu İbrahim Ağa, yönetimi ele geçirerek ilçede bir süre Derebeylik sürmüştür. Onun ölümündün sonra yönetim Emin Ağa'nın eline geçmiş, 1836 Tanzimat fermanıyla birlikte derebeylik yönetimi de ortadan kalkmıştır.

Ermeniler, Rumlar ve Türkler bu bölgede çok uzun süre bir arada yaşamışlardır. Rumların 1918 yılındaki Rus işgalinde, buradaki Türk halkına zulümler tarihsel belgelerle ispatlanmıştır. İşgalci Rumlar, daha sonra Rus'larla birlikte Baku1 ye dönmüşlerdir.

1952 yılına kadar idari olarak Gümüşhane' ye bağlı kalan ilçe, 1961 yılında Giresun' a bağlanmış ve DOĞANKENT adını almıştır.*

Dandı KALESİ

Doğankent' teki Dandı Kalesi incelenmesi gereken eski bir yapı olarak dikkat çeker.**

Kaynak: http://www.giresunkulturturizm.gov.tr/TR,58003/tarihce.html *
Kaynak:http://www.giresunkulturturizm.gov.tr/TR,58005/turistik-degerleri.html **
Fotoğraf: http://www.dogankent.gov.tr/

Giresun Dereli Tarihi ve Turistik Yerleri

kümbet yaylası
Kümbet Turizm Merkezi

Giresun´a yaklaşık 60 km. mesafede bulunan Kümbet Turizm Merkezi, Kümbet Yaylası başta olmak üzere çevredeki diğer bazı yaylalar ile Aymaç mevkiinden oluşmaktadır.
Yaylaya Giresun - Dereli-Şebinkarahisar yolu üzerinden 2 şekilde ulaşmak mümkündür. Dereli´den sonra Güdül ve Yüce köyü üzerinden gidildiğinde Dereli'den itibaren 30 m.´lik bir yol üzerinden ulaşılır. Ayrıca Şebinkarahisar yolundan devam edilerek, İkisu-Uzundere üzerinden de ulaşmak mümkündür. Bu durumda da Yaklaşık 54 m. yol katetmek gerekir. Daha önce stabilize durumdaki yol 2004 yılı temmuz ayından itibaren asfaltlanmıştır.

Aymaç Mevkii
Aymaç mevkii Kümbet yayla merkezinin yaklaşık 2 km. kuzeybatısındadır. Her sene Temmuz ayının üçüncü Pazar günü Kümbet şenliklerinin kutlandığı Aymaç Mevkii, doğal güzellikler yönünden zengin, çevre manzarasına hakim bir tepedir. Yol boyunca ladin ormanları ve kır çiçekleri etrafı süslemektedir. Yayla çimlerle kaplı ve orman içine serpilmiş düzlüklerden oluşmaktadır.

Salon Çayırı Piknik Alanı
Kümbet yaylasına girişte yayla merkezine yaklaşık 1km. mesafede Orman Bölge Müdürlüğünce tesis edilmiş bulunan Salon Çayırı piknik alanına ulaşılır.

Koçkaya Dinlenme Tesisleri
Kümbet yerleşim merkezine 5 km. uzaklıkta olup, sakız kokulu çam ormanlarının içinde kurulan tesis, 17 bungalov ev, 100 yatak kapasitesiteli otel, 600 kişiye hizmet verebilecek restaurant, dinlenme, oyun ve televizyon salonları ile havuz, sauna ve Türk Hamamı´ndan oluşmaktadır. Tesise ulaşım asfalt yoldan sağlanmaktadır.

KULAKKAYA YAYLASI

Giresun´a yaklaşık 45 km. Dereli İlçe Merkezine ise 15 km mesafede bulunan yayla, 1500 rakımında ve ilginç doğa güzelliklerine sahip, Giresun´un eskiden beri en çok bilinen ve gidilen yaylasıdır.

Yol üzerinde bulunan Desput Kayası ve suyu, doğal güzelliklere sahip Erimez mevkii, Gelin Kayası ayrı birer ilgi odağıdır. Alçakbel Orman içi piknik alanında günübirlik rekreasyon imkanı, hemen yakınındaki Yavuzkemal beldesinde de her türlü alışveriş hizmeti bulunmaktadır.

Alçakbel Ormaniçi Piknik Alanında günübirlik rekreasyon imkanı hemen yakınındaki Yavuzkemal Beldesinde her türlü alışveriş hizmeti bulunmaktadır.

BEKTAŞ TURİZM MERKEZİ

Giresun merkezden Evrenköy, Erimez, Yavuzkemal üzerinden gidildiğinde yaklaşık 56 km. uzaklıkta bulunan Bektaş Turizm Merkezi, çevresindeki Kulakkaya yaylası, Melikli Obası, Kurttepe Mevkii ve Alçakbel Orman içi piknik alanı ile birlikte bir bütün teşkil eder.

Bektaş yaylasına yukarıda belirtilen güzergahlardan başka 3 değişik şekilde ulaşmak mümkündür. Bunlar; Giresun-Dereli-Yavuzkemal, Giresun-Batlama Deresi-İnişdibi, Giresun-Bulancak üzerinden giden yollardır.

Bektaş yaylasında elektrik, su, telefon gibi altyapı mevcuttur. Yaz başlarında bile yer yer kar görülen yaylada Kurttepe mevkii kışın kayak yapmaya uygundur. Yaz aylarında burada çim kayağı yapmak mümkündür.

HİSAR KALESİ
       
        Kale Hisar Köyü üzerinde çok ihtişamlı tabii bir kayadan meydana gelmiştir. Köyün Maden Mahallesi içerisinde yer alır. Görmeğe değer silindirik tabii ve büyük bir kaya olan "Hisar Kalesi" nin üzerine, sonradan Meryemana Manastırı kurulmuştur. Hisar Kalesi bütün ihtişamı ile daha ilçeye girmeden görülür. Yöreye sonradan gelen Rumlar, bu kaya üzerine san kesme taşlardan yapılmış bir kilise ile 32 bölmeli bir mi­safirhane, bir aşhane, lise dengi bir okul ve üç dükkân kurmuşlardır. Bu eserler bugün harabe halindedir. Bu kayanın üzerinde yükselen ikinci bir kaya üzerine yapılan saat ve çan bulunan kuleden hiçbir kalıntı kalmamıştır. İlçeye gelen Rumlar Hisar Kalesi üzerindeki bu ma­nastırın Maçka Meryemana ma­nastırından sonra, en büyük manastır olduğunu söylemektedirler. Hisar Kale­si'ne ve manastıra stabilize bir yol bulun­maktadır. İlçeden araç temin edilerek gi­dildiği gibi, köyün araçları da mevcuttur.

KUŞLUHAN KALESİ 

        Dereli İlçesinin Kuşluhan Mahallesin­de bulunur. Dereli' yi Şebinkarahisar'a bağlayan yol üzerindedir. İlçe merkezine 3 km. uzaklıkta bulunur. Ne zaman yapıldığı bilinmemekle birlikte, taş işçiliğinden Bizans dönemine ait olduğu ancak, Cenevizliler tarafından da kervan­ların dinlenme yeri olarak kullanıldığı anlatılmaktadır. Kale komutanı yöre haki­miyetini elinde bulundurur. Kale Fatih Sultan Mehmet'in Uç Beyi Seyyid-i Vakkas komutasındaki Osmanlı Ordusu tarafından 1461 yılında alınmıştır. Böylece kale ve yöre tamamen Osmanlı İmparatorluğu topraklarına dahil edildi.
        Kale komutanının kervanlardan aldığı değerli eşyalarla ilgili bazı efsaneleri şöyle sıralamak mümkündür. Bu efsane­lerden birisi; "Armelit, urpelit, illede Kuşluhan kalesi, Kuşluhan kalesinin atının nalı altından mı?" şeklindedir. İkincisi Kale içerisinde büyük bir yılanın bulunduğu, bu yılanın altın bir beşiğe sahip olduğu, beşiği almak isteyenler tarafından çok korkulu ve heybetli bir yılan şeklinin ortaya çıktığı söylenmektedir. Kaleden dereye inen bir iç yol bulu­nur. Yolun su taşımak için yapıldığı anlaşılmaktadır.

KEMER KÖPRÜLER

     Kemer Köprülerin en meşhuru İlçe merkezinde Aksu ırmağı üzerine kurulmuştur. Karakol binası yanından çıkar, eski cami önüne ulaşır. Sarı kesme taşlardan yapılmıştır. Köprü ayakları yapıldığı halde, kemeri tutturulamamıştır. Bir süre kemersiz kalmıştır. Ancak Sütlüce mahallesinden taş ustası Şaban Baba köprünün ayaklarını olduğu gibi kullanarak, köprü kemerinin tutmasını sağlamıştır.
        Köprü tamamlandıktan sonra yapılan masrafları kurtarmak için köprüden geçecek yük hayvanlarından 60 kuruş, yayalardan 20 kuruş istenmiştir. Geçiş ücretini çok pahalı bulan kervan sahipleri "geçme muhannetin köprüsünden, alsın seni seller." diyerek hayvanlarını aksuyun azgın sularından geçirmek zorun­da kaldılar. Bu kervan sahipleri Trabzon Sancağına şikâyetlerini bildiriyorlar. Sancak Beyinin emri ile hayvanlardan 20 kuruş, yayalardan 5 kuruş geçiş ücreti alınmaya başlanır. Bu ücret 1. Dünya Savaşına kadar devam etmiştir.

        Bu gün ilçe suları üzerinde çok eski yıllarda yapılmış ve tarihi bir çok kemer köprülere rastlanır. Aksu ırmağı, Akkaya deresi, Çal deresi, Çalca deresi, Kümbet deresi üzerinde hizmet veren kemer köprüler bulunmaktadır. Dereli-Giresun sınırında Çay köprü muhteşemdir. Bu köprünün sonradan üst kısmına ek ilave­ler yapılmıştır.

DERELİ İLÇESİNDEKİ GÖRÜLECEK YERLER
 
 
            İlçede bulunan tarihi ve doğal özellik ve güzelliklere sahip yerlerin başında Kümbet Köyündeki mesire alanları, Uzundere Köyündeki tarihi fabrika bacası, Yavuzkemal Beldesi Kulakkaya Yaylası ve Alçakbel mevkii gelmektedir. Ayrıca Bektaş Yaylası, Tamdere Yaylası ile Aksu ve Kızıltaş Köylerinden ulaşımı sağlanan karagöller gelmektedir.

Kaynak: http://www.dereli.gov.tr/default_B0.aspx?content=1105
Fotoğraflar için siteye gidiniz.

Giresun Çanakçı Tarihi




1461 de Osmanlı Egemenliğine giren bölge 1879 yılında Görele ilçesinin kurulmasıyla bu ilçeye bağlanmıştır. 1916 yılında Rus işgali altında kalan ilçe 13 Şubat 1918 tarihinde Görele ile birlikte bu işgalden kurtulmuştur. 1960  yılından  beri  Görele  İlçesine  bağlı  bucak iken, buradan ayrılarak  29 Ağustos 1991  tarihinde  3644  Sayılı  Kanunla  İlçe olmuştur. Eskiden beri Çanakçı İlçe merkezinde üretilmekte olan ağaç kap ve çanaklar nedeniyle "Çanak ustasının bulunduğu yer" anlamında bu günkü merkezin adı ortaya çıkmış ve ÇANAKÇI adı buradan gelmiştir. Bucak olarak önceleri  Yeşilköy   köyümüzün   Beyli   bağlısında   bulunan  merkez, sonraki   yıllarda bugünkü   yerine nakledilmiştir. *

Kuşdili Şenlikleri

Kuşköy köyü Çanakçı İlçesine bağlı İlçeye 8 Km. uzaklıkta bir köydür. Kuşköy köyü Çanakçı deresini bölen ve derenin her iki yakasında kurulmuş olan bir köydür.

Kuşköyü ve civarında yaygın olarak konuşulan "Kuş Dili" mevcuttur.**


Kaynak: http://www.giresunkulturturizm.gov.tr/TR,57994/kusdili-senlikleri.html **
Kaynak: http://www.canakci.gov.tr/default_B0.aspx?content=47