Temmuz 2014 ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Türkiyenin Doğal Güzelliklerini Keşfedin

Türkiyenin gezilecek ve görülecek yerlerini öğrenin , keşfedin , gezin ve bizi hep takip edin. Bizi sosyal ortamlarda takip edebilir veya abone olabilirsiniz.

Sizde Bir Bilgi Ekleyin

Sizde sistemimize kendi yaşadığınız yada gezdiğini ve görmek istediğiniz yerleri yollayabilir ve bildirebilirsiniz bunun için bize iletişim bölümünden ya da bilgi ekle bölümünden ulaşabililirsiniz.

Tekrar Ziyaret Etmeniniz Dileğiyle

Bizi her zaman takip edin, içeriklerimiz günceldir ve sitemiz kullanıcı dostudur. Her görüşlerinizi değerlendirmekteyiz.

Sizde Sitemizde Yazar Olabilirsiniz

Sitemizde yazar olmak isteyen kullanıcılar lütfen bizimle iletişim bölümünden irtibata geçin. KoLoNBo@gmail.com

Gaziantep Araban Tarihi ve Turistik Yerleri


Septimus Sevrerus Köprüsü

   Gümüşpınar köyü sınırları içerisindedir. Gümüşpınar köyünün 5 km güneyindeki karasu ırmağı üzerine kurulmuştur. Yöre halkı tarafından Sultan Murat Köprüsü olarak adlandırılmıştır

   Araban Höyüğü ve Kalesi

   Araban ilçe merkezinde bulunan höyüğün yüksekliği 20 m olup geniş alana yayılır. Höyük üzerindeki kaleye çıkış doğu yönünde başlayıp kuzey yönü takip edilerek kale üzerine kadar çıkan 6 m genişliğinde toprak rampa yol ile sağlanmaktadır.

   Hisar Anıt Mezarı

   Köy içinde yer alan anıt mezar Gaziantep çevresinde en sağlam anıttır. Kesme taştan bir platform üzerinde basık bir kaide bölümü yer almaktadır.

   Elif Anıt Mezarı

   Elif Köyü ortaokulunun bahçesinde yer almaktadır. Kesme taştan yapılmış bir yüzünde kapı bulunan kaide durumundaki basık bir odanın üzerinde iki kenarı kemerli diğer iki kenarı ise düz duvar örgülü bir üst bölümden oluşmakta ve bu yapıyı çapraz bir çatı örtmektedir.

   Hasanoğlu Anıt Mezarı

   Köy içinde yer alan anıt mezar diğer anıtlara göre en çok tahrip görmüş olanıdır. Kesme kalker taştan dikdörtgen biçimindeki odadan oluşan kaide üzerinde belirli bir seviyeden sonra köşe payelerinin taşıdığı bir bölüm yer almaktadır.

   Lahit Mezar

   Aşağıyufkalı köy meydanında 1 adet lahit kapağı, köy mezarlığında ise iki lahit ve iki lahit kapağı yer almaktadır.

   Kemerli Kaya Mezarı

   Fıstıklıdağ Köyünün batısında kemerli mezrasında yer alan kaya mezarları kalker ana kayası oyulmuş karşılıklı sandukalar şeklindedir. Bu kaya mezarlarından 5 m ve 10 m aralıklarla 6 adet bulunmaktadır.

   Başpınar Höyüğü

   Başpınar köy yerleşimi höyük üzerine kurulmuştur. Yüzeyde tunç, demir ve İslami dönem seramikleri yer bulunmaktadır.

   Aşağıkaravaiz Höyüğü

   Aşağıkaravaiz köy yerleşimi höyük üzerine kurulmuştur. Yüzeyde tunç, demir çağı keramiklerine rastlanmaktadır.

   Sarıkaya Höyüğü

   Sarıkaya sınırları içerisindedir.Sarıkaya höyüğü köyün yaklaşık 2 km kuzeydoğusunda yer alır.höyüğün kuzey yamacında  yaklaşık 1 m çapında sarnıç bulunmaktadır.

   Ardıl (Alacahöyük) Höyüğü

   Köklüce Köyünün 1,5 km batısında yer alır. Oval bir yayılım alanına sahip höyük doğu-batı yönünde 200m, kuzey-güney yönünde yaklaşık 340 m’dir. Yüzey araştırmasında yoğun olarak tunç çağına ve Helenistik ve roma dönemlerine ait keramik parçaları karışık olarak gözlenmiştir.

   Şelveran Höyüğü

Güllüce köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır. Şelveran höyüğü Araban ovasından pazarcık dağlık bölgesine geçişte kapı görevi yapan stratejik öneme sahip bir yerleşim alanı olduğu düşünülmektedir.

   Gece Höyüğü

   Gaziantep karayolunun kuzeybatısında yer alır. Oldukça dik yapıya sahip olan höyük yüksekliği 20-25m, doğu batı yönünde 175m, kuzey-güney yönünde 160m genişliğinde bir alana sahiptir.

   Muratlı Höyüğü

   Muratlı Köyünün 500 m kuzeyindedir. Höyüğün güney ve doğu yamaçlarında yontulu ve toplama taşlarla örülmüş duvar kalıntıları bu alandaki son yerleşmelere işaret etmektedir.

   Eskialtıntaş Höyüğü

   Karasu Irmağının 200 m güneyinde, Karapınar mevkiinde su kaynağının 100 m doğusunda yer almaktadır. Höyüğün yüksekliği 15m, çapı 90 m civarındadır.

   İçkinaz Höyüğü

   Fakılı Köyü sınırları içerisindedir. Fakılı köyünün yaklaşık 2 km kuzeyinde yer alır. Yüksekliği 15 m genişliği 100 m’dir. 


 Kaynak: http://www.araban.gov.tr/default_B0.aspx?content=179

Eskişehir Tepebaşı Turistik Yerleri

TURİZM 
Eskişehir kaplıcaları, termalleri, müzeleri, ören yerleri ve sosyal alanlarıyla bölge turizminin önemli dinamiklerinden bir tanesi. Hayata geçirilen yeni kentsel değişim projelerle daha modern ve cazibe merkezi haline gelen Eskişehir, çevre illerden özellikle haftasonlarında yoğun ziyaretçi topluyor.

ÖRENYERLERİ

Frig Vadisi: Antik kent Eskişehir'e 90 km. uzaklıkta Han ilçesine bağlı olan Yazılıkaya Köyü bitişiğinde yer almaktadır. Vadide Frig Krallığı, Lidya Krallığı ve Pers İmparatorluk döneminde üç ayrı yerleşme evresinin bulunduğuna ilişkin birçok temel ve yapı kalıntısına rastlanmıştır. Diğer yandan, Midas Anıtı'nın çevresinde akropol üzerinde bir kentin varlığına ilişkin bulgular saptanmıştır. Kayalık bir platform üzerine kurulmuş ve Erken Tunç Çağlarında yerleşim görmüş olan Midas (Yazılıkaya) Friglerin dini merkezi olmuştur. Antik şehirde Hitit kültürüne ait kendi stilleri ile yaptıkları kaya kabartmalarına rastlanmıştır. Hititlerden sonra Frig kenti olarak gelişen Yazılıkaya'da Frig kültürüne ait kale duvarları, yerleşim yerleri, kaya kabartmaları, kaya anıtları, su sarnıçları, sunak yerleri, karlıklar, kaya mezarları, basamaklı anıtlar, nişler, antik yollar olmak üzere 33 adet eser bulunmaktadır. Bunlar doğa koşullarından dolayı yıpranmış olsalar da günümüze ulaşabilmişlerdir.Roma ve Bizans çağlarında Frig yapıtlarının çoğu dini amaçlarla tahrip edilmiş, yerlerine kaya barınakları ve kaya mezarları yapılmıştır. Kaya yüzeyine bir tapınağın cephesi biçiminde işlenen Frig kaya anıtları, sembolü, kutsal hayvanı aslan olan Frig dini, tek tanrısı ana tanrıça Kybele'ye adanmıştır. Vadinin ormanlık kısmında, Çukurca Köyü'nden Kümbet Köyü'ne kadar uzanan bölgede 25'e varan anıt, kült anıtları, açık hava ve doğa tapınakları, kale, mezar ve diğer eserler bulunmaktadır.

Pessinus: Ana tanrıça Kybele'ye ithafen Sivrihisar İlçesi'nin Ballıhisar Köyü'nde kurulmuş bir şehirdir. Tapınak kenti olarak bilinen Pessinus Romalılar döneminde de kutsallığını ve önemini korumuştur. Bugün kente ait stadyum, tiyatro, tapınak, su kanalı ve nekropola ait kalıntılar bulunmaktadır. Antik kentte 1967 yılından beri arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Kazıdan çıkan eserler Ballıhisar'daki müzede sergilenmektedir.

 Doryleaum: Helenistik, Roma ve Bizans Çağlarını yaşamış Höyük kentin kuzey bitişiğinde ve Muttalip Köyü'nün doğusunda yer almaktadır. Höyüğe ve eteklerinde yer alan temel hafriyat sırasında çıkarılan Helenistik, Roma ve Bizans Çağlarına ait eserler Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir

Karacaşehir: Roma ve sonra Bizans Çağı'nda yapılmış, Osmanlılar tarafından takviye edilmiş kale kenti olarak anılan Antik Kent Eskişehir'e 6 km. uzaklıkta, Karacaşehir Köyü'nün güneybatısında yer almaktadır. Günümüzde, kentin müdafaa surları tamamen yıkılmış, yalnızca doğu ve batı girişindeki kulelerden küçük parçalar kalmıştır. Kalenin içerisinde karargah binaları, sarnıç ve sokaklar, ev harabeleri görülmektedir.

Midas Anıtı: Yazılıkaya platformunun kuzeydoğu yamacında doğuya bakan cephede yer alan anıt bazılarınca Yazılıkaya, bazılarınca da Midas Anıtı olarak adlandırılmıştır. Antik kent adını bu anıttan almıştır. Kentin en önemli yapıtı olan anıt, Frig kaya anıtlarının en görkemlisi, bölgenin ve dünyanın en önemli eşsiz yapıtlarındandır.

KÜLTÜR 
Bugün Eskişehir üniversiteleri, kültür merkezleri, opera ve bale salonları, senfoni orkestrası etkinlikleri ve bu etkinlikleri tümüyle dolduran insanı, gençlik potansiyeli ile Türkiye’nin önde gelen illerinden biridir. MÜZELER
TCDD Müzesi, Havacılık Müzesi, Cam Sanatları Müzesi, Çağdaş Sanatlar Müzesi, Pişmiş Toprak (Açık hava) Müzesi, Cumhuriyet Müzesi, Karikatür Müzesi, Lületaşı Müzesi,
KÜLTÜR MERKEZLERİ
Zübeyde Hanım Kültür Merkezi, Özdilek Sanat Merkezi, 23 Nisan Çocuk Sanat ve Kültür Merkezi, Atila Özer Karikatürlü Ev

Kaynak: http://www.tepebasi.bel.tr/rehber

Eskişehir Sivrihisar Tarihi ve Turistik Yerleri




Sivrihisar İlçesi M.Ö. 7. asırda kurulduğu sanılmaktadır. Bu devirlerde FRİGLERİN yerleşme yerlerinden olmuştur. Çevresinde bulunan PESSİNUS (Ballıhisar) GORDİON ve MİDEON gibi önemli şehirler nedeniyle büyüyememiştir. Bu tarihlerde şehrin adına PALİA denildiği anlaşılmaktadır.

            Bizanslılar zamanında ise JÜSTİNİANAPOLİS adını almıştır. Bizans’ın en güçlü imparatoru olan JÜSTİNYEN  ( M.S.527-567 )  arasında, İlçemize adını vererek burayı Hıristiyanlığın  merkezi haline getirmiştir.

            Sivrihisar M.S. 800 yıllarında dini yönden, önce piskoposluk, sonra da metro polislik görevlerini yapmıştır. Bu devre ilişkin eserler İlçemizde bulunmaktadır. 1074 yılında Sivrihisar’a Selçukluların yerleşmesi ile birlikte, İlçenin adının KARAHİSAR olduğu bilinmektedir.

      Sivrihisar 1289 yılında Osmanlı İmparatorluğu hudutları  içerisine alınmıştır. 1684 yılı Osmanlılar döneminde kaza teşkilatı kurulmuştur. Sivrihisar idari yönden 1846 yılında Ankara’ya, 1912 yılında da Eskişehir İline bağlanmıştır. İlçe 20 Eylül 1921 yılında da düşman işgalinden kurtarılmıştır.

            Coğrafi Yapı: Sivrihisar İlçesinin yüzölçümü 2987 KM/2 olup, denizden yüksekliği 1070 metredir. Sivrihisar arazilerinin büyük bir kısmı ova görünümünde ise de, yer yer yüksek dağ ve kayalıklar arazideki düzlüğü bozmaktadır. İlçemizdeki en önemli yükseltiler Sivrihisar dağlarıdır. Bu dağların en yüksek olanı çal dağıdır. Diğer önemli dağ ve tepeler ise,  Ara yit dağı, Boz tepe, Büvelik tepe ve Yediler tepesidir. İlçemizin başlıca akarsuyu, Sakarya nehridir. Sakarya nehri Çifteler İlçesi hudutlarından çıkmakta olup, İlçemiz hudutlarından 50 km. bir yay çizerek, İlçemizi terk eder. Başkaca önemli bir akarsuyu yoktur. *

Tarihi Yerleri

Alemşah (Kümbeti) Mescidi


Alemşah Kümbeti;  Selçuklular zamanında Melik Şah tarafından, şehit edilen kardeşi Sultan Şah için 728 yılında yaptırılmıştır. Ulu Caminin karşısında yer almaktadır. Mezar kümbet şeklinde inşa edilmiştir.Ulu Caminin kuzeyinde geniş bir avlu içinde yer alır. Tipik Selçuklu kümbetlerinden güzel bir örnektir. Kübik gövde,üstü piramidal külahla örtülüdür.

Yeni Çifte Hamamı

Hamam Abdurrahim Efendi tarafından 1274 tarihinde yaptırılmıştır. Hamamın, külhan kapısından girişte sol tarafta bir kuyusu bulunmaktadır. Hamam kadınlara ve yanında Erkeklere hitap etmek üzere çifte hamam olarak planlandırılmıştır.

Kumacık Hamamı

Çarşı içinde, belediye binasının yanında yer alan Kumacık Hamamı’nın 1407 yılından önce yapıldığı sanılmaktadır. XII. ve XIII yy. Türk hamamlarının karakteristik özelliğini taşıyan bu hamamın soyunmalık kısmındaki (kagir) kemer kalıntıları görülmeye değerdir. Ilıklık, sıcaklık ve halvet bölümlerindeki kubbeler dikkat çekicidir. Hamam önceleri suyunu Tabakhane çeşmesinden alırken sonra şehir suyu şebekesinden almaya başlamıştır. Suyun yeterli olmadığı zamanlarda külhan avlusunda bulunan su kuyusu kullanılmıştır.

 Zaimağa Konağı
 
 Kurtuluş Savaşı sırasında ordu tarafından buluşma yeri olarak kullanılmıştır.Sivrihisar Zaimağa Konağında Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ateşkes koşullarına son şeklini vermek için 24 Mart 1922 Cuma günü Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Ankara Hükümetinin Bakanları Sivrihisar'a gelirler.
  24 - 25 Mart 1922 gecesi topalanan Bakanlar Kurulu Kararları Sivrihisar'dan Ankara'ya gönderilir.Sivrihisarda toplanan Bakanlar Kurulu ateşkesi Anadolunun hemen boşaltılması şartı ile kabul etmeye karar verirler. 28 Mart 1922 Salı günü Başkomutan Mustafa Kemal'in davet ettiği Sovyet Rusya Büyükelçisi Aralov Zonaryev ve Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilov'da Sivrihisar'a gelirler. Misafirlerle Mustafa Kemal Paşa,İsmet Paşa, askeri ve sivil zevat Zaimağa Konağında sabaha kadar çeşitli konuları görüşürler. 29 Mart 1922 Çarşamba sabahı 1. Ordu Karargahına intikal ettikleri kayıtlarda mevcuttur.

Ermeni(Gavur) Hamamı
Yazıcıoğlu kayaların yamacında bulunan Gavur (Ermeni)hamamının, yapılış tarihi sıcaklık bölümünün köşesinde yer alan giriş kapıları üzerindeki kabartmalardan dan anlaşılacağı üzere 1867-1868’dir. İnşa tarihi ile ilgili herhangi bir kitabe ve kayıt bulunmayan yapının halvet hücrelerinin giriş kapıları üzerinde yazılı olan bu tarihlerin, yapının inşa tarihi olabileceği düşünülmektedir. Yapı, bugün yarı yıkık durumdadır.
Yapının günümüze “ılıklık”, “sıcaklık”,” külhan” ve “su deposu” bölümleri ulaşmıştır..

—Güney de sivri kemerli dikdörtgen kapı açıklığından “ılıklık” bölümüne girilmektedir.

—Ilıklık bölümünün kuzey duvar ekseninde bulunan sivri kemerli dikdörtgen kapı açıklığından yapının “sıcaklık” bölümüne geçilmektedir.

—Yapının kuzeydoğu da dikdörtgen planlı olan “külhan”, yapının kuzey cephesinde dışa doğru taşkındır.

—Kuzeyde bulunan odanın duvar ekseninde açılmış olan yuvarlak kemerli açıklık yapının
“su deposu” nun bulunduğu bölüme açılmaktadır.

Duvarlarda tespit edilen izlerden zemin altında sıcak havanın dolaşımını sağlayan hava boşluklarına yer verildiği ve beden duvarlarına yerleştirilen künkler vasıtası ile bölümün ısıtılmasının sağlandığı anlaşılmaktadır. Günümüzdeki tabirle yerden ısıtma sistemi burada hayata geçirilmiştir.

Bugün terk edilmiş olan Gâvur(Ermeni) hamamı, köşelerde birer tane olmak üzere dört odalıdır. Gâvur Hamamı Ermeniler tarafından yapılmış olmakla birlikte, geleneksel Osmanlı hamam mimarisinin tüm özelliklerini yansıtır. Bu eser Osmanlı döneminde azınlıkların geleneksel Türk mimari üslubu etkisinde kaldıklarını belgeleyen örnektir.

Sivrihisar Saat Kulesi
      Sivrihisar saat kulesi ile ünlüdür. Saat kulesi çok eskidir. İlçe kaymakamı Mahmud Bey ve Belediye Reisi Yüzügüllü Hacı Mehmet Efendi tarafından  1899'da yaptırılmıştır. Büyüktür ve ilgi çekicidir. Saat kulesi bir tepenin üzerindedir ve sivrihisarın sembolüdür. Her yerden görünebilir. İçinde bir çan vardır. Çan pirinçten yapılmıştır. Ayda bir defa kurularak çalışmaktadır.
      Saat kulesi 103 senedir Sivrihisar'da bulunmaktadır. Kulenin alt kısmında Atatürk'ün resmi ve Türk Bayrağı vardır.
      Saat kulesinin restorasyonu hala devam etmektedir.

Sivrihisar Uçağı
1921 yılında Türk ordusunun envanterinde kullanılabilir durumda sadece 5 uçak bulunuyordu. Çeşitli cephelerde savaşmış uçakların bakımsız ve eski oluşları yeni bir uçağın alınmasını gerekli kılıyordu. Bunun üzerine seferber olan Sivrihisar Halkı tüm mal varlığını bir araya getirerek Türk Ordusu`na yeni bir uçak alınması için 4 bin lira bağışladı. Bağış ile alınan çift kanatlı Fransız yapımı Bregeue 14-B2 uçağına ise, "Sivrihisar Tayyaresi" adı verildi.
Kurtuluş Savaşı`nın ve halkın fedekarlığının sembolü olan "Sivrihisar Tayyaresi"Her şeyden önce Sivrihisarlılar ,özelinde Anadolu halkının Kurtuluş Savaşı`na katkısının bir kanıtıdır. Sivrihisarlılar için büyük manevi değeri olan bu uçağın maketi Eskişehir - Ankara devlet karayolu üzerine inşaa edilmiştir.

 Ermeni Kilisesi (1881)
Ermeni kilisesi 1881'de Ermeniler tarafından yapıldı. Bu yapı ilçemizde Kevser Caddesinde bulunmaktadır. Taş malzemeleri kullanılarak yapılmıştır ve çapraz şeklindedir. Binanın ortasında büyük bir kubbe vardır. Köşelerinde de iki büyük çan vardır.

Giriş batı kısmındadır. Kapıda melek şekilleri vardır. Ayrıca duvarlarda ve kaidesinde birçok yazıt ve kitabe vardır. Sivrihisar'ın turistik yerlerinden birisidir. Şu anda hiç bir amaç için kullanılmamaktadır. Ancak birçok turist kiliseyi her yıl ziyaret etmektedir. Ermeni kilisesi 19. yy'da yapılmış dini ve sanatsal yapıttır. **
Şu anda kilisede restorasyon çalışmaları devam etmektedir.

Kaynak: http://www.sivrihisar.gov.tr/default_b0.aspx?content=180 *
Kaynak: http://www.sivrihisar.gov.tr/default_b0.aspx?content=1010 **

Eskişehir Seyitgazi Tarihi


Bölgedeki ilk yerleşim MÖ 4 bin yılına kadar uzanıyor. Eski ve orta tunç çağlarını yaşayan bölge MÖ 15. yüzyılda Hitit etkisine girmiş MÖ 1200 lü yıllarda bölgeye gelen Frigler Eskişehir civarında güçlü bir krallık kurmuşlardır. Ancak MÖ 8. yüzyılda da Anadolu'da önemli bir güç haline gelen Lidyalıların baskısı ve arka arkaya gerçekleşen Asur akınları ile güçsüzleşen Frig krallığı Kafkaslardan gelen Kimmerlerin istilası üzerine yıkılmıştır. Bölge MÖ 546 da Pers istilasına dek Lidya egemenliği altında kalmıştır.MÖ 331 de Makedonya kralı Büyük İskender'in istilası ile başlayan Helenistik krallıklar döneminde MÖ 3 yüzyılda da Galatlar bölgeye yerleşmişler ve batı Anadolu'da güçlü bir iktidara sahip olan Bergama krallığı ile çatışmışlardır.MÖ 189 da Bergama krallığı'nın vasiyet yolu ile Roma'ya devrinden sonra Anadolu'da Roma egemenliği başlamıştır. Seyitgazi "Nacolea" adı ile Roma - Bizans döneminde önemli bir karakol haline gelmiştir. MS 395 ten sonra doğu Roma (Bizans) elinde kalan yörede birçok Bizans kenti kurulmuştur. O dönemde “Roma Conventus listelerinde Nacolea'nın adı geçmektedir. Yönetsel bir örgütlenme olan 'Conventus'lara bölünme zamanla unutulmuş, kentler vergi toplayan bir vergi memuruna bağlı olan birliklere bağlanmışlardır.

          Nacolea da böyle bir birliğin başında bulunmuş ve burada "Exactor Reipublicae Nacoliensium" adını alan yüksek bir vergi memuru oturmuştur. 2.yüzyılın ortasında Kayzer T. Aelius Antoninus zamanında bu görevi T. Aelius Niger yapmaktadır. Adı Docimion mermerinden büyük bir blok üzerindeki bir yazıtta geçmektedir. Onun sülalesinden P. Aelius Claudianus Niger de daha sonra bu görevi yürütmüştür. Seyitgazi'de bulunan iki yazıtta vatandaşlarının, yaptığı işler dolayısıyla kendisine teşekkür ettiği yazılıdır. Bu, onun çok sevildiğinin bir kanıtı olarak görülmekte, aynı zamanda çevresinin genişliği hakkında da bir kanıt oluşturmaktadır. Yazıtlarda "Prymnessos" kalesinin de sözü edilmektedir.

          Nacolea, Orkistos ve Midas gibi eski Frigya'nın önemli merkezlerinden daha çok önem kazanmış ve Orkistos (bugünkü Alikel ya da Alikyan yaylası) Nacolea tarafından vergiye bağlanmıştır. Orkistos, orada bulunan bir yazıta göre, Küçük Asya ticaretinde önemli bir yer tutmaktadır ve dört ticaret yolunun üstünde bulunmaktadır. Ancak, daha sonra Pessinus ve Orkistos'tan geçip Midas kentine varan Gordion ordu yolu önemini kaybetmiştir. Baş ticaret yolu Dorylaion'dan Nacolea'ya geçip, oradan iki değişik koldan güneyde Apameia (Dinar) ve Akdeniz'e ulaşmıştır. Yukarıda değindiğimiz gibi, Nacolea'nın önem kazanması ve eski ünlü kent Orkistos'un vergiye bağlanması ile bu iki kent arasında pek çok anlaşmazlık olduğunu tarih kaynaklarından anlıyoruz. Nacolea bu yükselme çağında sınırlarını güneyde Amorium (Emirdağ) ve doğuda Galatia sınırına kadar genişletmiştir. Ancak, Orkistos'la aralarındaki anlaşmazlık ve kıskançlığı önlemek amacıyla daha sonra 331'de Orkistos da "Civitas" (site) düzeyine yükseltilmiştir. Diocletian zamanında, Roma İmparatorluğu yeniden örgütlendiği sırada Frigya iki büyük bölgeye ayrılmıştır: "Phrygia Prima" ve "Phrygia Secunda". Bu bölgelere 4.yüzyıldan itibaren de "Phrygia Pacotina" ve "Phrygia Salutaris" adları verilmiştir.* Nacolea da "Phrygia Salutaris" içindedir. Nacolea'da bu çağda bir efeb (on sekiz yirmi yaş arasında delikanlılar okulu) vardır.

-Phrygia Prima: Birinci Frigya (Batı taraf)
-Phrygia Secunda: İkinci Frigya (Doğu taraf)
-Phrygia Pacatina: Barıştırılmış Frigya
-Phrygia Salutoris: Sağlıklı Frigya YN.

          Kentin tanrıları, Herakles, Kibele, Zeus Bronton, Artemis tanrı ve tanrıçalarıdır. Nacolea Roma döneminde sürekli yükselmesiyle yörede önemli bir rol oynamış, kent isyanına da sahne olmuştur. Hıristiyanlık ve mezhep ayrılıkları çatışmalarda önemli yer tutmuştur. Tarihçiler Roma İmparatoru Julian Apostata' (Dönme İulianus)un 361'de Pers seferine çıkmak üzere Antiocheia (Antakya)'ya giderken Nacolea'da bir süre kaldığından da söz ederler. 366'da, Kayzer Valens'e karşı isyan eden Procopius da bu kent yakınında yakalanır ve öldürülür. Arcadius zamanında (395-408) ise Nacolea'daki Tribigild kumandasındaki Got garnizonu karışıklıklar çıkarır ve Nacolea'yı eline geçirir. İmparatorluğun ikiye ayrılışıyla (395) Bizans toprakları içinde kalan Nacolea, aynı adla anılmaya devam etmiş, kalesi de onarılmıştır. Mesih kalesi olarak da tanınan bu yer çevresinde, Arapların Anadolu seferleri nedeniyle Bizanslılarla İslâm orduları arasında uzun süreli savaşlar olmuştur (718-740). M.S. 740 yıllarında bölgeye yapılan Arap akınları sırasında İslam kahramanlarından Seyyid Battal Gazi şehit olmuştur Nacolea'nın bu dönemiyle ilgili olarak da Karl Wulzinger şunları yazmaktadır:"Eski tanrıların düşüşüyle koşut olarak Nacolea nın da itibarı düşmüş ve nüfuzu azalmıştır.

          Tarihi kayıtlara göre o dönemde Symnada [Afyon/Şuhut] büyük şehrinin idaresi altına girmiş, sekizinci yüzyılın sonlarına doğru ise yeniden metropolis [büyükşehir] unvanını almıştır. O dönemde Nacolea bir piskopos'un [gözetmen, yöredeki kiliselerin önderi ] makam yeriydi. M.S. 362 dolaylarında ise şehrin öneminin daha da arttığı anlaşılmaktadır. Çünkü o yılla ilgili bir kayda göre Achaillas adlı bir kişi Nacolea'da başpiskoposluk [baş gözetmen, piskopos'un üst makamı N.] görevine getirilmiştir. Nacolea şehrine ait iki piskopos'un daha isimlerini kilise toplantılarının kayıtlarında görüyoruz. Bunlardan Basilius adlı piskopos Chalcedon [İstanbul/Kadıköy] toplantısına katılmış (M.S. 451), Photius adlı piskopos ise Konstantinopolis [İstanbul] toplantısında Nacolea'yı temsil etmiştir. Nacolea'da doğmuş olan Theodotus adlı kişi ise hem kentte piskoposluk yapmış, hem de çok büyük itibar taşıyan Konstantinopolis [İstanbul] patriarchlık (Ortodoks kilisesinin en üst makamı) patriklik makamına getirilmiştir. Hem Theodotus'un, hem de Nacolea'da piskoposluk yapmış Constantin'in birer gayretli ikonoklast olduklarını da tarihi kayıtlardan öğreniyoruz. IX. yüzyıldan sonra ise Nacolea adına artık rastlamıyoruz.   Savaşçı Selçuklular, Süleyman adlı komutanın yönetimi altında inanılmaz bir hızla Bizans İmparatorluğu eyaletlerine girerek 1074'de Frigya'nın batı sınırlarına kadar ilerlemişlerdir. Dahası, 1084'de İkonium [Konya], Selçuklu'lar devletinin Rum eyaletindeki yerleşme merkezi olmuştur. Bu dönemde Nacolea da Danışmentliler ile Selçuklu boyları tarafından fethedilmiştir.

          Evliya [Çelebi] bu olayın tarihini H.476 (M.S. 1083-1084) olarak belirtmiştir. Şehir, fetih olayından dolayı çok zarar görmüş ve önemini tamamen yitirmiştir. Tüm Haçlı seferlerinin buradan geçtiği söylenemezse de I Haçlı Seferi'nde Dorlaeum [Eskişehir] savaşından sonra Haçlı orduları büyük bir olasılıkla harabe haline gelmiş ve terkedilmiş Nacolea'dan geçmişlerdir. Müslüman egemenliği altına giren şehrin yeniden harabelerden dirildiğini ve Seyitgazi adını alarak tarihi görkemine kavuştuğunu dolu Dresden [Almanya'da bir şehir] nüshasından öğreniyoruz. Her ne kadar Fleischer adlı araştırmacı haksız bir anlatımla buranın tarih bilimi bakımından hiçbir değeri olmadığını savunmuşsa da olaylar onu doğrulamamaktadır." Selçukluların Anadolu'ya yayılmasıyla önce 70-80 ailelik bir Türkmen aşireti buraya yerleştirilmiş ve burası da "TÜRKMEN KÖYÜ" olarak kayıtlara geçmiştir.

          Seyyid Battal Gazi'nin mezarının Ümmühan Hatun tarafından buldurularak bugünkü türbe ve mescidin yaptırılmasından sonra ise köy, SEYİTGAZİ adını almıştır (1207-1208). 11 yüzyılda Anadolu'ya yayılmaya başlayan Selçuklu Türkleri 1182 de bölgede egemen olmuşlardır.Beylikler döneminde Osmanlı ve Karamanoğulları denetiminde olan Seyitgazi 1.Murat zamanında son kez Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı Devleti'nin sınırları içine 1336'da alınan Seyitgazi'ye yeni yerleşimler devam etmiş, adı da giderek yaygınlaşmıştır. İstanbul-Bağdat-Hicaz yolu üzerindeki başlıca konaklama (menzil) yerlerinden biri olan Seyitgazi'nin, Osmanlılar döneminde önemi daha da artmış, II. Bayezid zamanında ise külliye'ye yeni ekler yapılarak devamlı bakıma alınmıştır. Bu dönem yerleşimleriyle ilgili olarak Halime Doğru şunları yazmaktadır: "Seyitgazi, öteki kazalara oranla sipahi yeri olarak küçük bir kazadır. Kanuni Sultan  Süleyman 1533 - 1536 Irak Seferine giderken ordu Seyitgazi’de konaklar ve Matrakçı Nasuh, Seyitgazi’nın minyatürünü resmeder.

          Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde (17. yüzyıl ortaları) Seyitgazi hakkında şu bilgiler geçer: ‘Burada Seyyid Battal Gazi de gömülüdür. Rum harblerinde şehit olmuştur... Hacı Bektaş Veli’nin onayı ile bin adet ev halkı iskan edilerek, büyütülmüştür...  Kanuni devrinde burada bulunan 8 köy, 12 konar göçer, 1 yerleşik aşiretin toplam 41.069 akçe hasılı vardı. II.Selim zamanında köy sayısı 13'e çıkmış, konar göçer cemaat sayısı da 617 olmuştur. Cemaat-ı-yürükan-ı Eyne Hoca'nın her iki tarihte de yerleşik olduğu görülmektedir. 1571 yılında ise Seyitgazi kazasının 39176 akçelik hasılının 25.900 akçesi Anadolu kadı askerinin zeametine ilave edilmiştir. Geri kalanlar da Seyitgazi sipahisine bırakılmıştır. 1530'da 480 olan konar göçerlerin hane sayısı II.Selim zamanında 1008'e yükselmiştir. Buna rağmen hasılda bir düşüş olmuştur (39176 akçe).

          Daha önce de belirtildiği gibi Otarlu, Hassanlu, Kara İlyaslı dışında kışlağa tekrar gelen cemaat olmamıştır. Yürük cemaati olan Eyne Hoca ise Kanuni devrinden beri yerleşik hayata geçmiştir. Fakat aşiretler arasında yazıldığına bakılırsa henüz yerleşik köy olarak görülmüyordu. Seyitgazi yöresi daha Selçuklular zamanından beri konar göçerlerin geldiği bir coğrafi bölge idi. Seyitgazi'nin yakınında bulunan Sancak* ve Selçuk köyleri bu dönemde gelip yerleşen, aynı adı taşıyan cemaatler tarafından kurulmuş olan yerleşim birimleridir. 1530'da II.Selim'in padişahlığı zamanında Seyitgazi'de konaklayan Hassanlular, Dulkadir oymaklarına bağlı bir cemaatti, XVI. Yüzyılın sonunda Seyitgazi'ye gelen kalabalık (89 hane). Karakeçililerle ortak hareket eden bu cemaat, XIX. Yüzyılda Eskişehir civarına iskân edilmiştir. Seyitgazi'de yaylayan en kalabalık oymak ise Mamalı Türkmen oymağı ve ona bağlı cemaatlerdi. Bunlar Kızılöz, Gölüler, Yoralıca ve Gödeler cemaatleri idi. Ömerli cemaati ise Boz uluslu Türkmenlerine bağlı idi. 1530'da Seyitgazi'de kaza geliri:
Cemaat  12
Kurra  8
Mezaria   1
Hane  504
Mücerret  20
Sipahi ve Sipahizade24
Derbentçi 8
HASIL 41.069 akçedir


          Sancak adı günümüzde Seyitgazi yakınındaki "Sancar" köyünün adını çağrıştırmaktadır. YN.7 XVI. yüzyılın ilk yarısında yaklaşık 15 bin nüfuslu bir kaza merkezi olan Seyitgazi'ye, Padişah IV. Murat'ın Revan seferi sırasında bir de kervansaray yaptırılmıştır (1635). XVII. yüzyıl boyunca adından pek söz edilmeyen Seyitgazi, zamanla sönükleşmiş, 1892'de tekrar nahiye yapılmıştır.” Karl Wulzinger'in anılarında ise Seyitgazi'den şöyle söz edilmektedir: "Eski zamanlarda Dorylaeum adını taşıyan Eskişehir'de şu anda İstanbul'dan gelen demiryolu ikiye ayrılır. Bunlardan kuzey hattı Ankara'ya, güney hattı ise Konya üzerinden uzaklardaki Bağdat'a gider. Eski kervan yolu ise onların arasından ağaçsız bir yüksek ovadan geçerek güneye Seyitgazi'ye iner. Kışın geçit vermeyen bu 40 km'lik yol, elverişli hava koşullarında güçlü atların çektiği arabalarla eğer yük de fazla ağır değilse yaklaşık 8 saatte katedilir. Yolun sonuna doğru Seyit Suyu'nun geniş deresiyle karşılaşılır. Bu geniş vadinin eski zamanlardaki adı Parthenais ovasıdır. Güneydeki tepelerden ufak bir çay, virajlarla kıvrılarak gelir. Bu akarsuyun kaynaklandığı kara ormanlı dağlar arasında Friglerin eski ünlü nekropollerinin bulunduğu bilinmektedir. Seyit Suyu ovada sıralanmış söğütler arasından ağır ağır akarak kuzeydeki geniş bozkıra ulaşır. Seyitgazi kasabası da vadinin batı yamacındaki tenha ve kaygan bir derenin ağzında ünlü külliye tepesinin eteğinde kurulmuştur.

          Külliyenin ince şirin bacaları ve kulecikleri göğe yükselirken güneşin ışığı küçüklü büyüklü kubbelerde oynaşır ve külliyenin aşağı yukarı penceresiz kara duvarları gizemli bir duruşla doğaya direnir gibidir. Kasaba 500 haneli yerleşimiyle uzaktan oldukça kalabalık görünürse de yakına gelindiğinde yapılarının yaklaşık üçte birinin harabe ve köhne olduğu görülür. Kasabanın bugünkü önemi ise yörenin pazarı olmasından kaynaklanmaktadır. Burada buğday, arpa ve tiftik gibi çevre ürünlerinin ticareti yapılmaktadır. Kasaba bir müdürün makamıdır ve Hüdâvendigar (Bursa) eyaletine bağlıdır. Kanuni Sultan Süleyman zamanından kalma eski bir hamam ve cami ile yarı harabe olmuş han ve yeni kışla binası hariç, tüm evler kerpiç yapılardır. Yine de sütbeyaz badanalarıyla görünüşleri hoştur. Kasabanın her köşesinde eski çağın kalıntılarına rastlanır. Yeni askeri binanın temel atma işleminde de birçok sütun8 parçası, yazıtlar ve eski çağa ait çeşitli kalıntılar bulunmuştur. Bir Osmanlı Albayı bunları bana anlattı. O arada bıyık altından gülüşüyle de bu buluntuların hemen imha edilmesini emrettiğini de söyledi. Bunun gerçekten öyle olduğunu biz de gördük ama, bir nöbetçi asker kalıntıları daha fazla incelememize mani oldu. Eski çağın Nacolea sı herhalde şimdiki Seyitgazi kasabasının olduğu yerdeydi.

          Helenizm, Roma ve Bizans dönemine ait şehir, öyle görülüyor ki 3-4 metre yüksekliğindeki yıkıntıların altında olsa gerek. Yan deresinin doğu yönünde bulunan dik ve kayalıklı yamacın tepelerinde de harabeler olduğunu duyduk. Batı yamaçlar daha az diktir ve yüksekliğinin yarısında külliye yer alır. Onun arkasında bir tepe daha yükselir. Bu tepede ve etrafındaki yamaçlarda Nacolea'nın eski nekropolü (mezarlık) uzanır. Yıkıntılar çok sayıda yazıt, sütun parçaları ve süslemelerle doludur. Kasabanın güneyindeki yan derenin sonunda da alçak ama dik bir tepe daha vardır. A.D. Mordtmann burayı Akropolis [tepedeki şehir] olarak adlandırmıştır. Yerliler ise ona kale demektedirler. Seyyid Battal Gazi destanında adı geçen Kale-i Masîhijje'nin yeri burasıdır. Yapılacak kazılarda eski Nacolea'nın ve onun Akropol'ün boyutları saptanabilir. Ama altın arayan birçok yerli defineci şimdiden her yeri gelişigüzel kazmaktadır. Evliya Çelebi ünlü seyahatnamesinde tekkede 200 kadar müridin yaşadığını, Seyitgazi'nin o dönemde 76 köyü olduğunu, bir nahiye merkezi olan kasabada ise 150 ev ile bir cami, hamam ve küçük bir çarşının bulunduğunu bildirmektedir. Evliya şimdilerde olmayan ikinci bir handan da söz etmektedir. Orayı şu sözlerle anlatır: Derenin aşağı kısmında özel çatısı olan büyük bir han vardır. Bağdat fatihi IV. Murat'ın silahdaşı ve arkadaşı Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.

          Tahminimize göre daha sonraki yıllarda yangınlar, hastalıklar şehrin kaderi haline elmiş ve en azından Seyitgazi ikinci bir kez hızla yüksek ko-numundan aşağılara kaymıştır.” 1800 yılında Seyitgazi'ye gelen Leakeki (ondan önce de 1736'da Otter gelmiştir) kitabının 21. sayfasında şöyle yazmaktadır. "Seyitgazi yoksul ve köhne bir köydür. Ama yine de Türk tarihi süreci de dahil önceki dönemlerde önemli bir yer olmanın özelliklerini taşımaktadır." 11/12 Eylül 1813 tarihinde buradan geçen Kinneir de aynı yargıya varmaktadır.4 1893 yılında Seyitgazi'ye gelen Radet de kasabadaki kervansarayın kalıntılarına bakarak buranın Selçuklular döneminde büyük ve bayındır bir yer olduğunu düşünür ve Seyitgazi'nin 300 evlik harap biryer olduğunu belirterek "Burası Allah'ın gazabına uğramış bir yer" diye yazar. Cuinet de 19.yüzyılın sonlarında "Seyitgazi Eskişehir kazasının tek nahiyesidir" der.5 İlk belediye örgütü ise 1917'de kurulmuştur. Kurtuluş Savaşı'na özel taburu ile katılan Seyitgazi, Yunan işgalinde kısmî hasar görmüştür. 1 Eylül 1922'de Türk ordusunun gelişiyle acılı günler sona ermiş, Seyitgazi de Cumhuriyet Türkiye'sine ilçe merkezi olarak katılmıştır.

Tarihi Fotoğrafları için Tıklayınız
Katynak: http://www.seyitgazi.bel.tr/tarihce.html

Eskişehir Sarıcakaya Tarihi


SARICAKAYA TARİHİ

Sarıcakaya tarihi; Sarıcakaya İlçesinde; yerleşik hayata geçişin zamanı kesin olarak bilinmemekle beraber, gerek tarih öncesi, gerekse tarihi devirlerde bölgenin çeşitli uygarlıkların etkisinde kaldığına dair ipuçları bulunmuştur. Eskişehir çevresinde yapılan araştırmalar; bölgede Paleolitik (Eskitaş) döneminde yerleşmeler olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hitit ve Firigler  döneminde de bölgede yerleşim olduğuna dair izler vardır. Daha sonra bölgede, sırasıyla Lidya (M.Ö: 676-546),  Pers (M.Ö:546-331),  Helenler (M.Ö.:331-281), Galetler  (M.Ö.:280-189)  ve Roma İmparatorluğu (M.Ö.: 189-395) dönemleri yaşanmıştır.

Roma ve Bizans dönemlerinde   sadece İstanbul'dan Anadolu ve Suriye'ye geçen ana yolun uğrak yeri durumunda olan Eskişehir (Dorylaion), VI. yüzyıldaki sosyal  hareketliliğe bağlı olarak önem kazanmaya başlamıştır.  Bizanslar döneminde de Orta Sakarya Vadisi etkin olarak yerleşilen yerlerdendir,      VIII. yüzyıl başlarında Arap saldırılarına uğramaya başlamış ve 708'de Abbas Bin Velid  burayı işgal etmiştir. Ancak yörede Arap egemenliği   kısa sürmüş ve Bizanslılar Eskişehir'i  yeniden ele geçirmişlerdir.

Araplardan sonra bölge, Türk akınına uğramaya başlamış ve Miryakefolon   Savaşının  (1176) ardından yapılan antlaşma uyarınca  Bizanslılar, Eskişehir'i boşaltmışlardır. Ancak Türklerin yöreye tamamen hakim olmaları     1196'dan sonra gerçekleşmiştir.

XII. yüzyılda Konya'yı  merkez yaparak bütün Anadolu'da kalkınma haraketi meydana getiren Anadolu Selçukluları,  Marmara tarafına yapılan akınlar için  Eskişehir'i kışlak yeri olarak kullanmışlardır. Bu nedenle Eskişehir ve çevresindeki araziler Sultanönü olarak anılmaya başlanmıştır.

Eskişehir bölgesi; Anadolu'nun Moğol hakimiyetine  girişi  sırasında, Moğol baskısından kaçan  binlerce Türkün  yerleşme yeri durumundaydı. Bu yıllarda bölge    Moğol Valilerinden  Coraoğlu Nurettin'in  idaresi altındaydı ve oldukça imar görmüştü.

Selçuklular   döneminde Eskişehir  Selçuklu Türkiyesi' nin uluslararası  ticaretten büyük kazançlar sağladığı ticaret yolları üzerindeydi. Bizans sınırları boyunca uzanan yerler bu dönemde "Uç" olarak adlandırılmaktaydı. Bu uç bölgesinde Türkmen gruplarının kalabalık oluşu burada yeni bir beylik olan Osmanlıların doğuşuna yol açmıştır.

Bu dönemde Akarsu çevresindeki düzlükler; verimli tarım alanları olduğu için kır yerleşmesinde önemli rol oynamışlardır. Bu nedenle Sultanönü Sancağında  köy yerleşmeleri oldukça fazla idi. Nitekim bu gün Sakarya nehri boyunca yerleşen ve Eskişehir İlinin  kuzey sınırını oluşturan köylerin varlığı  1460'daki  tarihlerden beri bilinmektedir. Özellikle Orta-Sakarya  Vadisinin  ana yollardan uzak olup asayiş bozukluklarından  etkilenmemesi buradaki yerleşmelerin  çoğunun  (Beyköy, Küplü, Laçin, Bozaniç, Gümele, Ilıca, Alpagut) hiç bozulmadan  günümüze dek gelmelerine  sağlamıştır.

Söğüt ve Göynük  dağlarında  yaşayan konar-göçer aşiretlerinin  XVIII. yüzyılın  2. yarısında sade hayata geçmeye başlamalarıyla, Orta Sakarya'da hem mevcut  yerleşmelerin nüfusu artmış, hem de yeni yerleşmeler ortaya çıkmıştır.

Ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte Sarılar ve Baraklar  aşiretlerinin  bugünkü  Sarıkaya ve Camikebir Mahallelerinin  bulunduğu mevkilerde  kurulup  daha sonra bunların birleşmesiyle oluştuğu sanılan Sarıcakaya (Burnaklar Köyü)  Tanzimattan önce İzmit Sancağının  Göynük Kazasına  bağlı iken, daha sonra  1884 yılında Söğüt'e bağlanmıştır.

Cumhuriyet  döneminde de Eskişehir'in  1925 yılında  vilayet statüsüne kavuşmasının ardından.   17 Nisan 1957 tarih ve 7033 sayılı kanunla  adı değiştirilen Sarıcakaya  (Eski adı Burnaklar) 1 Nisan 1958 yılında  Eskişehir'e bağlı bir ilçe merkezi olmuştur.

Kaynak: http://www.saricakaya.gov.tr/default_B0.aspx?content=180

Eskişehir Odunpazar Tarihi

Odunpazarı Tarihi

Bizans döneminde Dorylaion şehri olarak bilinen ve 1176 yılında Selçuklu hükümdarlarından II. Kılıçarslan tarafından fethedilen şehir uzun süre Sultanönü Sancağı olarak kalmıştır. Bizans'tan Selçuklulara, Osmanlılardan Cumhuriyet'e kadar uzanan kadim bir şehirdir. Eskişehir. Bazı tarihçilere göre Karacaşehir olarak bilinen Odunpazarı; Eskişehir'in güney kesimindeki tepelerin üzerine kurulmuştur. Eskişehir'de 1905 yılında çıkan büyük yangın kentin aşağıda bulunan esnaf bölgesini ortadan kaldırınca, ticarethaneler ve kamu yapılarının bu bölgeye doğru kaydığı "Odunpazarı" ismini alan bölge, aynı zamanda; lületaşı ustaları, bakırcılar ve demirciler gibi geleneksel el sanatlarının isimleriyle anılan sokakların kurulmasına sahne olmuştur. Osmanlı sivil mimari örneklerini koruyan kent, kıvrımlı yolları, çıkmaz sokakları, ahşap süslemeli bitişik düzenli, cumbalı evleri ile örf, adet ve geleneklerini koruyarak bir bütün olarak günümüze kadar gelmiştir.

Odunpazarı'nda dinsel ve sosyal amaçlı yapılar, kamu yapıları ve ticari yapılar bulunmaktadır. Kurşunlu Camii ve

Külliyesi, Çoban Mustafa Paşa tarafından 1525'de bir külliye halinde yapılmıştır. Akoğlan Camii, Müftü Camii, Tiryakizade Hasan Paşa Camii,



Sivrioğlu Camii, şeyh Şahabettin Türbesi, dini yapıların en önemlileridir. Kamu yapılarının başında Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi üslup ve yapısal özellikleri taşıyan Atatürk Lisesi, Cumhuriyet Tarihi Müzesi (eski Askerlik şubesi) ve Mal Hatun ilköğretim okulu gelmektedir. Odunpazarı Semti, "Odunpazarı Tarihi ve Kentsel Sit Alanı" olarak tescil edilerek korunmaya alınmıştır.

Gizemli Odunpazarı Evleri Odunpazarı'nda evler, tipik Türk mimarisinin özgün örneklerinden olan ahşap, çatılar arasına doldurulan kerpiçlerle yapılmış cumbalı evler, yapılanmışlıklarına rağmen yüzümüze gülümsüyor adeta.

Odunpazarı'nda gezerken birbirine bakan pencereler, sokaklar arasında gezerken bir bakıyorsunuz devasa bir konak, bir bakıyorsunuz yanında beton yığını bir yapı. Beton yığınına baktıkça üşüyor, konağa baktıkça içiniz ısınıyor. O konağın terk edilmeden önceki hali gözünüzün önüne geliyor ve içiniz burkuluyor. Bir şehrin sokakları bu kadar mı güleç yüzlü olur bunu Odunpazarı'nda fark ediyorsunuz Orta mahalle, Cunudiye, Dede mahallelerini birbirlerine açılan odalar gibi adete. Çoban Çeşme Sokağı, Yeğilefendi Sokağı, Kalender sokak derken bir de bakıyoruz mahallenin ortasında mezarlığın yanından geçiyoruz. Burada imdadınıza, gönüllerin dil mimarı, sevginin, kardeşliğin, evrensel insan hassasiyetini her dem yüreğinde gül gibi taşıyan ve Eskişehir'in dünyada övünç kaynağı Yunus Emre yetişiyor."Bunlar bir vakit beyler idi, kapıcılar korlar idi.Gel imdi gör, bilmeyesin, bey hangisidir ya kulları" Odunpazarı bütün gizemi ve ihtişamı ile görenleri kendine hayran bırakan, Odunpazarı Belediyesi bölgeyi  "kültürün Başkenti" yapmaya kararlı olduğu bir bölge. Yüzyıllardır ihmal edilen bu bölge yeniden eski ihtişamına döndürülmeye çalışılıyor. Odunpazarı evleri, Safranbolu ve Beypazarı evlerine göre daha otantik, daha gösterişli. Osmanlı'nın son döneminde zengin ailelerin oturdukları konaklar, "Odunpazarı Evleri Yaşatma Projesi" ile yeniden Yaşanılacak mekanlar haline getiriliyor.

Geçtiğimiz günlerde Eskişehir'in merkez ilçelerinden birisi olan Odunpazarı Belediyesi'nin davetlisi olarak bu bölgeye gittim. Tarihi evleri gezdim. Gerçekten muhteşem bir organizasyonla karşılaştım. Gizemli tarihin gün yüzüne çıkışına tanık oldum. Tarih adına sevindim ve gururlanarak Odunpazarı Belediyesini tebrik ettim.

Bu evler Osmanlı'nın son dönemine yakın gelir düzeyi yüksek aileler tarafından yaptırılmış. Ayakta kalan evlerin büyük bir bölümünde insanlar oturuyor. Bazıları yıkılmış yerine yenileri yaptırılmış, bazıları da bakımsızlıktan kaderlerine terk edilmiş. Yeniden restore edilmiş konaklara girdiğinizde kendinizi alamıyorsunuz. içlerinde 3-4 neslin Yaşadığı bu evlerde kim bilir ne hikayeler Yaşanmıştır diye düşünüyor ve vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.

Gez Türkiye'yi Gör Odunpazarı'nı Safranbolu ve Beypazarı'nı gezmiş olanlar, Odunpazarı'nın bu iki yerden daha özgün ve otantik mimariye sahip olduğunu farkederler. Ortak miras olarak kabul ettiğimiz bu kültürel değerlerimizi gelecek kuşaklara aktarmak için kollarını sıvayan Odunpazarı Belediyesi, geçmişten aldığı mirası gelecek kuşaklara bırakmak için harekete geçmiş. Odunpazarı'nı bir turizm kenti yaparak Eskişehir'e yılda 250 bin turist, 5000 kişiye iş istihdamı ve 50 milyon ytl. ekonomik girdi sağlamayı amaçlıyor.Çok yakın bir gelecekte bu çalışmalar semeresini verecek ve Odunpazarı; çarşıları, hanları, arastaları, kır kıraathaneleri, restoranları, butik otelleri, ışıl ışıl sokakları ve Türkiye'nin en iyi korunmuş tarihi mimari dokusuyla yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline gelecek. Odunpazarı'na ayak basınca yemeğinizi yiyebilecek, çayınızı içecek, el sanatları ürünleri satın alabilecek, butik otellerde konaklayabileceksiniz. Camilerin, şadırvanların, kervansarayların ve 300 yıllık evlerin bulunduğu Odunpazarı bölgesi restorasyon çalışmaları bittiğinde turizme açılacak ve sosyal hayat bugünkünden daha canlı ve hareketli olacak; bu da hiç kuşkusuz bölgenin ve şehrin ekonomik hayatına olağanüstü katkılar sağlayacaktır. Odunpazarı Geçmişi Kadar Görkemli Bir Geleceğe Hazırlanıyor.

Eskişehir'de şehir merkezinde yapılaşma başlayınca Odunpazarı bölgesindeki tarihi evlerde oturan ve maddi durumu iyi olanlar daha modern bir Yaşam beklentisiyle evlerini terk etmişler. Aslında bu evlerde Osmanlı döneminde ve Cumhuriyetin ilk yılarında varlıklı insanlar yağıyormuş. Bu evler boş kalınca köyden kente göçen fakir insanlarımız zamanla bu evlere yerleşmişler, evlerde oturdukları süre içerisinde hiçbir bakım ve onarım yapmayınca zamanla bu tarihi evler deyim yerindeyse birer harabe görünümü kazanmış. Sonuçta bu tarihi bölge kimsesizlerin ve sahipsizlerin mekanı olmuş. Uzun yıllar ihmal edilen bu bölge kaderine terk edilmiş. Odunpazarı'nda oturan insanların bu bölgeye girmesi neredeyse imkansız hale gelmiş. Odunpazarı Belediyesi, bu içler acısı duruma son vermek için iki yıl boyunca hummalı bir çalışma yürütüyor.

Bugün beş ayrı sokakta devam eden çalışmaları da kapsayan "Odunpazarı Evleri Yaşatma Projesi"nin en önemli ayağını Beyler Sokak Sağlıklaştırması oluyor. Türkiye'nin en büyük restorasyon çalışmasının başlatıldığı Beyler Sokakta bulunan 27 ev adeta yeniden yapılmış. Buradaki birbirinden güzel tarihi evlerde ünlü konuklar ağırlanmaya başlamış bile. Tiryaki Hasan Paşa Sokağına bakan üç katlı bina Kurtuluş Savaşı yıllarında Yunan komutanın karargahı ve cephaneliği olarak kullanılmış. Arif Nihat Asya "Bayrak" şiirini bu evde yazmış. Aynı sokaktaki bir Başka eve buncan üç asır önce Evliya Çelebi misafir olmuş. Geçmişte ünlü kişileri ağırlayan bu evler yeniden hayata geçirilerek misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyorlar.

Geleneksel El Sanatları Yeniden Hayat Buluyor Atlı Han, tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte çok eskilere dayanan bir çarşı. Odunpazarı'na gelen tüccarlar, seyyah ve yolcuların konakladıkları kervansaray türü bir yer. Ancak uzun yıllar kullanılmayınca harabeye dönmüş, bakımsızlıktan dolayı tamamen yıkılan han, orijinal yapısından esinlenerek yine Odunpazarı Belediyesi tarafından yeniden inşa edilerek geleneksel el sanatları çarşısına dönüştürülmüş. Zemin ve birinci kattan oluşan Atlı Han, içerisinde sanat atölyeleri ile lületaşı, gümüş ve geleneksel el sanatları ürünlerinin üretilip teşhir ve satışının yapıldığı bölümlerin yanı sıra, restoran ve kafeterya ile sosyal hayata kazandırılarak ticari bir merkez olarak hizmet veriyor. Otantik Film Platoları Odunpazarı Belediyesi, restorasyonu yapılan ve yapılacak bölgelerin altyapısını bir daha kazı yapılmamak üzere tamamıyla değiştiriyor. içme suyu, yağmur suyu, kanalizasyon, elektrik ve telefon hatları yenileniyor, doğalgaz döşeniyor. Tüm sokaklar yenilenerek Arnavut kaldırımlarına dönüşüyor. Karşınızda gerçek bir film platosu, bütün ihtişamıyla sizleri tarihin derin sayfaları arasına götürüyor. 2008 yılına kadar ise 200 evin restorasyon çalışmalarını bitirmeyi planladıklarını ifade eden yetkililer, restorasyon bölgesinde Yaşayan vatandaşların özellikle bayanların sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik durumlarını iyileştirmek için çeşitli projeleri hayata geçirdiklerini kaydetti."Restorasyon yaptığımız bölgelerdeki özellikle kadınları meslek sahibi yapmak için KOSGEB ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı ile işbirliği yapıyoruz. Onları kursa gönderiyoruz. Yeni restorasyon bölgesinde işyeri açmak isteyen hemşehrilerimize hibe kredisi veriyor ve demirbaş yardımı yapıyoruz. Mimari dokuyu iyileştirmekle kalmıyor aynı zamanda bölgemizin sosyo-ekonomik yapısını da iyileştiriyor, restore ediyoruz" diye konuştu. Size tavsiyem, yolunuz Eskişehir'e düşerse, Odunpazarı evlerini mutlaka gezin, tarihin gün yüzüne çıkışına şahit olun. Odunpazarı Osmanlı'dan günümüze tanınan mimari dokusu ve bütün ihtişamıyla yeniden ayağa kalkıyor.

Odunpazarı Evleri için Tıklayınız

Kaynak: http://www.odunpazari.bel.tr/Icerik.aspx?ID=3&SID=21&ANA_MENU=0

Eskişehir Mihalıççık Tarihi ve Turistik Yerleri


Tarihi
Mihalıççık ilçesi, Yukarı Sakarya Bölümünde Sündiken Dağları'nın güney doğusunda kurulmuş olup, tarihi çok eskilere dayanmaktadır. İlçede eski bir yerleşim alanı olarak yer yer Selçuklular öncesi ve Selçuklular sonrasına ait kalıntılar ile tarihi eserler görülmektedir.
M.Ö. 1200 yılında boğazları geçerek Avrupa'dan gelen Frigyalılar Anadolu'ya yayılarak, Hititlerin merkezi olan Boğazköy'ü (Hattuşaş) yıkıp yakmışlar, halkı kendi egemenlikleri altına almışlardır.Böylece Batı Anadolu'nun büyük kısmnı ele geçirmişlerdir.
Frigyalılar Anadolu'ya yerleşmekle Anadolu, Ege ve Avrupa uygarlıklarını birbirine kaynaştırmışlardır. Uygarlıkta hayli ileri giden ve Anadolu'da pek çok tarihi eser bırakan Frigyalılar Karadenizin kuzeyinden gelen Kimmerlerin akınlarına dayanamayıp yıkılmışlardır. Anadolu'nun tarih öncesi üzerinde Kimmerlerin fazla etkisi görülmemiştir

Friglerin yıkılmasından sonra "Şahin Krallar" döneminde bağımsız bir devlet kurarak az zamanda Frig topraklarının batı kesiminde önemli yerlere yerleşmişlerdir. Lidya devleti doğudan gelen Med ve Perslerin saldırısına uğramışlar ve M.Ö. 543 yılında yapılan savaşlar sonucu Anadolu egemenliğini Perslere bırakmak zorunda kalmışlardır. M.Ö. 546 yılında Pers orduları Eskişehir ili topraklarından geçen Kral Yolunu izleyerek Lidyalıların merkezi Sard'a ulaşmışlar ve şehri zaptetmişlerdir.
Persler, akınlar halinde gelip geçici olarak kalmışlardır. Bu nedenle onlara ait tarihi kalıntılar bulunamamıştır.
M.Ö. 190 yılında Anadolu, Romalıların egemenliğine geçmiştir. M.S. 395'de Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesi ile de Anadolu Bizanslılara bağlanmıştır. Bu dönemden kalan Bizanslılara ait eserler ve mezar kalıntıları Eskişehirin il ve ilçelerinde çokca görülmektedir.
Gaznelilerin1040 yılında Selçuklulara yenilmesiyle ve Selçuklu hükümdarı Alparslan'ın 1071 yılında Malazgirt Savaşını kazanmasıyla Türklere Anadolu kapıları açılmış oldu.
Çevremiz toprakları da 1074 yılında Türklerin eline geçmiştir. Anadolu Selçuklu Sultanı Mesud tarafından 1284 yılında fermanla aşiret reisliğinden uç beyliğine getirilen Osman bey, Osmanlı Devleti'nin kurucusu olmuştur.

Gün geçtikçe güçlenen Osmanlı Beyliği 1289 yılında Eskişehir çevresini topraklarına katmıştır. Osman oğulları kayı boyundandır. Fethettikleri yerlere kendi boylarından Türkleri yerleştirmişler ve Türkçe isimler vermişlerdir. Örneğin; Kayı köyü, Belen, güreş, Dağcı köyleri gibi. Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda Türkmen dervişlerinin faaliyetleri önem taşımaktadır.
Çevredeki şeyhlerden Şeyh Edebali'ye büyük saygısı olan Osman bey, O'nu sık sık ziyaret etmiştir. Bir gün İnönü beyine misafirliğe giden Osman beyi, Eskişehir beyi ve Müttefiki Harmankaya tekfuru Köse Mihal teslim almak isterler. bunun üzerine çıkan savaşta Osman bey galip gelir ve Köse Mihal'i teslim alır. Köse Mihal daha sonra Osman beyle dost olmuş ve (1308-1318) yılları arasında müslümanlığı kabul etmiştir. Harmankaya ve çevresi Köse Mihal'e dirlik olarak verilmiştir.

Mihalıççık isminin Köse Mihal'den veya oğlu Gazi Mihal'den geldiği yönünde pek çok rivayet olmakla beraber henüz belirgin olarak hiçbiri hakkında kesin tarihi belge elde edilememiştir.
Şemsettin Sami Kâmusü'l Alâm adlı eserinde 1840 tarihinden beri Ankara vilayetinin merkez sancağına bağlı bir kaza olan Mihalıççık hakkında şu bilgileri vermektedir.; "Kaza merkezi Kuyucuk Köyüdür. 59 köyden oluşan kazanın tümü müslüman olmak üzere nüfusu 15.538'dir. Burada tahıl ve bakliyatın yanında çok çeşitli meyve ve sebze, tütün, susam, pamuk üretimi ve bazı köylerde ipekçilik yapılmaktadır. Kazada kil çıkarılır. Zanaat olarak, seccade, kilim ve çuval dokumacılığı vardır.

Osmanlı Devletine büyük hizmetleri olan ve mihallı Akıncıları diye şöhret bulan Akıncıların Reisi mihal oğullarının Atası Köse Mihaldır. Köse mihal Sarıcakaya ilçesi Mihalgazi nahiyesi yakınlarında Harmankaya Tekfuru(Beyi) idi. Köse mihal ile sultanönü beyi (Tekfuru ) birleşerek Osman gazi ile savaşmışlar, köse mihal’i esir etmiş ve yiğit bir kişi olduğunu görerek çok kuvvetli teminat ile serbest bırakmış sonra ikisi dost olmuşlardır. Köse Mihal Müslümanlığı (1308-1318) yılları arasında kabul etmiş Abdullah-Mihal ismini almıştır. Köse Mihal 1326 ‘dan sonra vefat etmiş. Kabri ilçemizin Ermenek köyüne (şimdiki Çalkaya köyü)  4 km. uzaklıkta Emremsultan tarafındadır.Mihalıççık Orhan gazi zamanıda Osmanlı topraklarına katılmış, dolayasıyla Mihal oğullarında dirlik olarak kalmıştır.Mihalgazinin küçüklüğü ilçemizde geçtiği için küçük anla mında Mihalıççık olarak adlandırılmıştır.

Mihalıççık ilçesi yukarı Sakarya kesiminde Sündiken dağlarının güney doğusunda kurulmuş olup Denizden yüksekliği 1325 m. Kuzeyinde Bolu ili,  Nallıhan ilçesi  Sarıyar beldesi Kuzey doğusunda Beypazarı ilçesi Doğusunda Ankara ili Batısında Eskişehir ili , Alpu ilçesi  Bozan beldesi  Güneyinde Sivrihisar ilçesi Güney batısında Beylikova ilçesi Mahmudiye ilçesi Kaymaz beldesi  ile çevrilidir.*

Kültür ve Tuzimi

Uluslararası Eskişehir Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası
Büyük Türk mutasavvıfı, Hak aşığı ve Türk dilinin usta yorumcusu Yunus Emre anısına Eskişehir'de her yıl Mayıs ayının ilk Pazartesi günü ile başlayan hafta "Uluslararası Eskişehir Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası" olarak kutlanmaktadır.

Termal Turizm

Yeraltı suları açısından nitel ve nicel olarak, son derece zengin olan Eskişehir’de Termal Su, çok eski çağlardan beri yaygın olarak kullanılmaktadır. Pek çok bilimsel ve akademik tartışmada antik Dorlaion kentinin kuruluş yeri olarak, Eskişehir merkezindeki sıcak sular bölgesi gösterilmektedir.

Eski Yunanlı yazar Athenaus, M.Ö. 200 yıllarında yazdığı kitabında, içilebilen sıcak sulardan söz etmektedir. Bizans döneminde Eskişehir, şifalı sıcak suları nedeniyle, Bizans imparatorlarının dinlenme merkezlerinden birisi olmuştur.

Roma döneminde Köprübaşı ve Sıcak Sular bölgelerinde bulunan hamam ve kaplıcalar nedeniyle Eskişehir, tercih edilen bir yerleşim yeri olmuştur. Eskişehir bir su kentidir. Eskişehir’e su kenti olma onurunu sağlayan öğelerden birincisi, ilin merkez ve çarşısındaki şifalı su kaynaklarıdır. Bu nedenle Eskişehir, tarih boyunca şifalı Frigya-Phreygia Salutaris olarak bilinen bölgenin önemli yerleşimlerinden birisi olmuştur.

Termal turizm potansiyeli açısından oldukça zengin olan Eskişehir’de Çardak Kaplıcası maden suyu, birinci derecede önemli ve öncelikli termal kaynak suları arasındadır. Yine, Kızılinler, Yenisofça, Hasırca termal kaynağı ve Sakarcılıca termal kaynağı, Türkiye’nin üçüncü drece önem ve öncelikli termal su kaynaklarındandır.

Kent merkezi, halen yıkanma amaçlı hamamlarda kullanılan termal sular açısından çok zengin olan Eskişehir’de, termal kaynaklar İl merkezi de dahil olmak üzere il yüzeyinin tamamına dağılmış haldedir. Merkez İlçe, Alpu, Beylikova, Çifteler, Günyüzü, İnönü, Mihalgazi, Mihalıççık ve Sarıcakaya İlçelerinde termal olanaklar belli ölçülerde değerlendirilmektedir.

Yarıkçı Kaplıcası (Mihalıççık): Mihalıççık İlçe Merkezinin güneydoğusunda Sazak İstasyonunun kuzeyinde, Yarıkçı köyünün doğusunda, Hamam Dağının eteğinde, Hamam Deresinin kenarındadır. Denizden yüksekliği 900 m’dir. Sıcak ve soğuk hamamları vardır. Suları kalsiyum karbonat biriktirmekte, bunların örnekleri vadide taşlaşmış çağlayanlar şeklinde görülmektedir. 39 °C deki sular fazla kükürt kokuludur. İçinde kükürt de bulunmaktadır. Karbondioksitten yana çok zengindir. Romatizma, yara ve felçlere iyi gelir. Pek çok sayıda kaynak bulunmaktadır. İki kaynağın üstü kubbe ile örtülerek kaplıca haline getirilmiştir. Sıcak sular banyo binasındaki havuzların dibinden ve köşelerden çıkmaktadır. Havuzlar dört köşelidir. **

 GÜRLEYİK SU FESTİVALİ
 MİHALIÇÇIK KİRAZ FESTİVALİ

Kaynak: http://www.mihaliccik.bel.tr/page10.html *
Kaynak: http://www.mihaliccik.gov.tr/default_b0.aspx?content=209 **


Eskişehir Mihalgazi Tarihçesi

*



MİHALGAZİ( Gümele)
Gümele’ nin Kuruluşu:
Köse Mihal’ in Müslüman olmasından sonra 1292 yılında Osman Gazi ile beraber katıldıkları orta Sakarya ve Bolu seferinden sonra Osman Gazi tarafından Orta Sakarya bugünkü (Karaağaç’ dan başlayan ve Gümele ‘ nin doğu tarafından uzanan vadi) Köse Mihale kılıç hakkı olarak verilir. Seferin düzenlendiği sırada bu vadide hiçbir Türk köyü yoktur. Sadece Rum köyleri vardır. Bu köylerin alınmasından sonra Türkler hayvancılık için ideal olan yaylalara yerleşmeye başladılar.
Yaylaların yaz için , vadinin de kış aylarında hayvanlar için ideal olması sebebiyle göçebe Türkler yazın yaylada , kışın vadide yaşamaya başladılar. Bugünkü Mihalgazi İlçesinin olduğu yere ilk Türk gümelerini kuran kayı Türkleri aynı zamanda orta Sakarya vadisinde ilk Türk köyünü de kurmuş oldular. Yayladan gümeye gidelim tabire zamanla “gümelere” gidelim şekline ve daha sonra da “ gümeleye” gidelim şekline dönüşmüş . Bu zamanla ilk TÜRK köyünün adının GÜMELE olmasına sebep olmuştur. Gümele’nin kuruluşu 1300 – 1350 yılları arasındadır.
Gümelenin Mihalgazi’ lik ünvanı alışı:
Vadideki en eski yerleşim yeri olması sebebiyle en gelişmiş ve kalabalık olanı da şüphesiz Gümele idi. Gümele’nin kuruluşundan sonra civardaki Rum köyleri bir bir dağılmış ve yerlerini Türk köyleri almıştır.
Kurtuluş savaşı başladığı ve Yunan askerlerinin Eskişehir’ e kadar geldikleri zaman Gümele’liler dillere destan olacak bir savunma örneği göstererek Yunan kuvvetlerini geri püskürtmüşlerdir. Yunan kuvvetleri , Sakarya nehrinin yanına kadar gelmelerine rağmen Gümele’lilerin savunmasına geçememişler ve geri çekilmek mecburiyetinde kalmışlardır.Kurtuluş savaşından sonra Mustafa Kemal Atatürk tarafından Gümele’ye ödül olarak nahiyelik verilmiş , ayrıca nahiyelikle birlikte “ MİHALGAZİ” lik ünvanı verilmiştir. (1925 ile 1928 yılları arası)

Bugünkü Mihalgazi :
Bugün Mihalgazi İlçesi Orta Sakarya’ nın en gelişmiş yerlerinden biridir. Halk geçim kaynağı olarak daha çok sebzecilikle uğraşır. Mihalgazi’ de bugün her çeşit sebze ve meyve yetişmektedir. Mihalgazi Koza Tarım Satış Kooperatifi Türkiye’nin en çok alım yapan üçüncü kooperatifidir. Burada yetişen sebzelerin meyvelerin kendine has bir lezzeti vardır. Kayısı, üzüm,ayva ve narı çok meşhurdur. Mihalgazi ‘ de deniz seviyesinin 170. metre olması sebebiyle Mikro- Klima diye adlandırılan bir iklim hüküm sürmektedir. Bu sebeple Mihalgazi ve orta Sakarya vadisi kara İklimlerin ortasında adeta tabii bir sera görünümdedir. Bu sayede her türlü sebze ve meyve üretimi yapılmaktadır.Seracılık faaliyetleri yoğun bir şekilde devam etmektedir ve gelişmektedir.
Eskiden Mihalgazi’de Orta Sakaryanın tek pazarı kurulur. Pazarın kurulduğu Perşembe günü Mihalgazi çevreden gelen köylülerin akınına uğrayarak ufak bir şehir görünümüne bürünürdü. Hala bu gün de Mihalgazi’ de pazar perşembe günü kurulmaktadır.
Mihalgazi'de Köse Mihal’ i anma günü düzenleme çalışmaları yapılmakta olup, gelecek yıllarda halk tarafından bu idealin gerçekleşmesi beklenmektedir.

Kaynak: http://www.mihalgazi.bel.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=47&Itemid=59
Fotoğraflar : http://www.mihalgazi.gov.tr/
* (http://www.eskisehir.gov.tr/)
(Daha fazla bilgi için adresleri ziyaret ediniz)