Haziran 2014 ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Türkiyenin Doğal Güzelliklerini Keşfedin

Türkiyenin gezilecek ve görülecek yerlerini öğrenin , keşfedin , gezin ve bizi hep takip edin. Bizi sosyal ortamlarda takip edebilir veya abone olabilirsiniz.

Sizde Bir Bilgi Ekleyin

Sizde sistemimize kendi yaşadığınız yada gezdiğini ve görmek istediğiniz yerleri yollayabilir ve bildirebilirsiniz bunun için bize iletişim bölümünden ya da bilgi ekle bölümünden ulaşabililirsiniz.

Tekrar Ziyaret Etmeniniz Dileğiyle

Bizi her zaman takip edin, içeriklerimiz günceldir ve sitemiz kullanıcı dostudur. Her görüşlerinizi değerlendirmekteyiz.

Sizde Sitemizde Yazar Olabilirsiniz

Sitemizde yazar olmak isteyen kullanıcılar lütfen bizimle iletişim bölümünden irtibata geçin. KoLoNBo@gmail.com

Eskişehir Mahmudiye Tarihi


İç Anadolu coğrafi bölgesi, yukarı Sakarya bölümündeki Eskişehir ilinin güneydoğusunda, Eskişehir-Afyon asfaltı üzerinde (YOLBOYU YERLEŞİM) şeklinde kurulan ve Cumhuriyetten sonra ilçe olan Mahmudiye yeşillikler içerisinde bir yerleşim merkezidir.

Mahmudiye nin tarihte eski bir yerleşim yeri olduğu çevrede bulunan höyük tümülüslerinden ve inşaat kazılarında bulunan kalıntılardan anlaşılmaktadır.

1958 yılında, Mahmudiye ilçe merkezinde bulunan Hara Lojmanları inşaatı temel kazıları sırasında 90 cm. boyunda başında taç, sol elinde tenis raketine benzer bir cisim tutan ve sağ elinin eskiden koptuğu tahmin edilen mermer bir insan heykeli ile kırık kanatlı bir kartal heykelinin bulunduğu bilinmektedir. Hamidiye köyündeki höyükte yapılan kazılardan çıkan eserlerin tarih öncesi devirlere ait olduğu ve yörenin M.Ö. 3000 yılına kadar varan eski bir yerleşme yeri olduğu sanılmaktadır.


Mahmudiye adının kaynağı Osmanlı İmparatorluğunun ıslahatçı Hükümdarı olarak bilinen Mahmut II. (Gazi Sultan Mahmut Han-ı Sani)(1784-1839) dir.

İlçedeki eski tapu kayıtlarından da büyük bir kısım arazi Mahmut San-i Vakfı olarak görülmektedir. Şahısların sahip oldukları tapularında da alınış yeri Mahmut San-ı Vakfı olarak kayıtlıdır. Böylece ilçenin II. Mahmud un adından dolayı MAHMUDİYE ismini aldığı bilinen bir gerçektir. Yenilik taraftarı olarak bilinen bu Osmanlı Padişahı Mahmudiye de bulunan ve kumarcı Mustafa adıyla bilinen eşkiyanın zulmünden bölgeyi kurtarmış ve düzenli bir yönetimle huzuru sağlamıştır.

Erzurumlu zorba Salim in oğlu olan kumarcı Mustafa, devrinin hükümeti tarafından şimdiki Çifteler e kardeşi Abdullah ta İnönü bucağına iskan edilmişlerdir. Kumarcı Mustafa civar köy ve kasaba halkını önceleri iyi ve adil hareketlerde bulunarak kendisini sevdirmiş ve zamanla büyük bir arazi sahibi olmuştur. Halk tarafından Sultan Önü Ayanı olarak seçilmiştir. Bundan sonra halkı, kendi arazisinin büyümesi için çalıştırmıştır. 2.000.000 dönüm civarında araziye sahip olduğu rivayet edilmektedir. Zamanla işi zorbalığa dökmüş, Sakaryabaşında halen kumarcı adasıyla anılan yerde bir şato inşaa ettirerek derebeyliğe başlamış ve çevrenin tek hakimi olmuştur. Bölgesinden geçmekte olan Osmanlı Ordusuna yiyecek içecek vermeyen kumarcı sarayın emirlerini de dinlemeyerek Saltanata karşı gelmiştir. Durumu öğrenen II. Mahmut bir fermanla kumarcıyı yakalattırmış ve 1804 tarihinde idam ettirerek şatosunu yaktırmıştır. Malları da Saltanata geçmiştir.

Saltanatın idaresi altına alınan bu büyük çiftliğin merkezi bataklık, sivrisineğin çokluğu ve sağlığa zararlı oluşu nedeniyle Vali Muzaffer Paşa zamanında Mahmudiye ye nakledilmiştir. Böylece 1815 tarihinde kurulan Çiftlik-i Hümayun 1830 tarihine kadar 28 parça halinde kahyalar tarafından idare edilmiştir. Çiftlik Mahmudiye ye taşındıktan sonra da eskiden olduğu gibi tarım, at ve koyun yetiştiriciliği sahası olarak kullanılmıştır. Zamanla hayvan yetiştiriciliği ve ziraat işlerinin daha disiplinli ve verimli olarak idare edilmesine ihtiyaç duyulduğundan 1834 yılından itibaren Çiftliğe Müdürler tayin edilmiştir.

Çiftlikat-ı Hümayunun merkezi olan Mahmudiye den başka çiftlik içersinde Aziziye (Esenbel), Ertuğrul, Mandıra, Eminekin, Hamidiye mevkiilerinde çeşitli birimler bulunmaktadır.

Mahmudiye, 1880-1885 yıllarında Kafkasya dan gelen 30-40 hanelik çerkezlerin yerleşmesiyle Atikçerkez mahallesi olarak kurulmuştur. Daha sonra Bulgaristan, Rumeli ve Romanya dan gelenlerin Atikçerkez mahallesine iskan ettirilmesiyle büyük bir köy halini almıştır.

1918 yılında başlayan I. Dünya Harbinde çevre halkı istiklali için yapılan tüm savaşlarda Milli Kuvvetlere maddi ve manevi yardımlarda bulunmuştur. Bu arada memleketin Yunanlılar tarafından istila edilmesi üzerine Mahmudiye deki Çiftlikat-ı Hümayun önce Kırşehir sonra da Çankırı ya nakledilirken Katil İlyas çetesi tarafından yağma edilmiştir. Geriye kalanlar da Esenboğa ya nakledilmiştir. Yunanlılar Polatlı ya doğru ilerlerken Mahmudiye halkının elinde kalan hayvanları almışlardır. Sakarya Savaşından sonra geriye kaçan düşman Mahmudiye de ayakta kalan evleri yakıp yıkmışlardır. Düşman yakıp yıkma işiyle uğraşırken Türk Kuvetlerinin sıkıştırması üzerine ağırlıklarını toplayamadan Kırkkız Dağı istikametinde çekilmiştir. Türkkuvvetleri de Çal Tepesine mevzilenerek uzun bir süre durdurmuşlardır. Mahmudiye 34 gün işgal altında kalmıştır. 18 Eylül 1921 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır.

Mahmudiye nin 1915 yıllarında nahiye olduğu bilinmektedir. Mahmudiye nahiye olunca şimdiki Çifteler o zaman köy olduğundan çevresindeki bazı köylerle birlikte Mahmudiye ye bağlanmıştır. 1920 yılından sonra göçmenlerin yerleştirilmeleri ile daha da gelişmiş ve Atik Çerkez (Işıklar) Mahallesi ve Muhacir (Yeni) Mahalle olarak iki mahalleye ayrılmıştır.

Mahmudiye nin 10 Km güneybatısında bulunan İsmetpaşa köyünün 1939 yılında nahiye olması nedeniyle bölge arazisi ve köyleri iki nahiyeye bölünmüş, 1950 yılında ise İsmetpaşa kaldırılarak tekrar köy olmuş arazi ve köyler Mahmudiye nahiyesine bağlanmıştır.

1949 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş, 28.06.1954 tarihinde 6321 sayılı kanun ile ilçe merkezi olmuştur.

Kaynak: http://www.mahmudiye.bel.tr/tarih.html

Eskişehir İnönü Tarihcesi


Tarihi Hititler zamanına kadar uzanan İnönü Kütahya Germiyan oğulları tarafından bir uç beyi olarak Osmanlı İmparatorluğunun kurucusu Osman beye 1289 yılında hediye olarak verilmiştir. İşte bu giriş İnönü’yü Osmanlı’ya bağlamış ve asırlar boyunca da Osmanlı olarak bırakmıştır. I. Haçlı Seferi İnönü karşılanmış, 2 ordu sarı su denen İnönü ovasında karşılaşmış ve burada hezimete uğratılmıştır. İnönü Zaferleri kendini bir çığ zannedenlerin bir buz parçası gibi eritildiği, sopanın çeliğe galebe çaldığı ve tarih sayfalarına altın harflerle yazıldığı, kısacası Ulu Önder Mustafa Kemal’in Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşaya çektiği telgrafta da belirttiği gibi “Türkün Makus Talihinin Yenildiği Yerdir.” İnönü 16 ay Yunan işgalinde kalmış, Yunanlıların İzmir’de denize dökülmesi ile bu işgal sona ermiştir. İnönü Zaferlerinin idare edildiği Tarassut Tepe denilen yerde Şehit Ali İhsan AYDIN İlk öğretim okulu bulunmaktadır. Netice itibariyle İnönü İlçesi Söğüt Sancak Beyliğine bağlı bir Nahiye iken, Cumhuriyetin ilk yıllarında Bilecik İli Bozüyük İlçesine bağlanmış, 1963 yılından itibaren de Eskişehir İline bağlı bir nahiye olarak kalmıştır. 4 Temmuz 1987 tarihinde 3392 sayılı kanunla İlçe Statüsüne kavuşmuştur.


İlçedeki ilk yerleşimin MÖ.3500’lerde Hititler döneminde başladığı sanılmaktadır. Sonraki dönemlerde Frigler, Lydialılar, Makedonyalılari Bizanslılar yöreye egemen olmuşlardır. İnönü ovasına hakim tepelerin üzerinde yer alan ve in olarak nitelenen mağaralarda 1938 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yapılan kazılar yapılmıştır. Bu kazılarda Bakır Çağı’na tarihlenen kap, kacak ve Frig, Bizans ve Osmanlı dönemi keramikleri bulunmuştur.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra, Germiyanoğulları zamanında Uç Beyliği konumunda idi. Germiyanoğulları tarafından 1289’da Osman Gazi’ye hediye olarak verilmiştir. Kurtuluş Savaşı’nda I. İnönü (9-10 Ocak 1921), II.İnönü (31 Mart- 1 Nisan 1921) Savaşları burada yapılmıştır. Atatürk, savaşları buradan idare eden İnönü’ye , buranın ismini soyadı olarak vermiştir. *


Kültür ve Turzim

9 Ocak 1921’de I.İnönü, 31 Mart 1921 II.İnönü Muharebelerin komuta edildiği bina restore edilerek İnönü Savaş Müzesi adı altında yerli ve yabancı turistlere ziyarete açılmıştır. Tevarihi Ali Osman adlı eserde ifade edildiği üzere Osmangazi adına ilk hutbe hali hazırda içinde ibadet edilebilen İlçemiz Merkez Camiinde okunmuştur.Bununla birlikte İlçemizde höyük ve tarihi eserlerin bulunduğu sit alanları mevcuttur. İlçemizin doğusunda ve batısında olmak üzere iki adet su kaynağı bulunmaktadır.Doğusunda bulunanın adı Ilıca olup 30 derece sıcaklığında kükürt oranı yüksek su kaynağında yüzme havuzu ve hemen aşağısında çamaşırhane bulunmaktadır.İlçemizin batısında bulunan Pınarbaşı turistlik tesislerin bulunduğu yerde çıkan 27 derece sıcaklığındaki ve aynı zamanda ilçemizin içme ve kullanma suyunun karşılandığı yerde iki adet yüzme havuzu ve motel bulunmaktadır.

İlçemiz Coğrafi konum itibari ile Türkiye’de 1.sırada, Dünyada 2.sırada hava sporlarına uygun, hava akımına sahip olmakla birlikte Türk Hava Kurumu İnönü Eğitim Merkezinde her yıl yüzlerce öğrenci eğitim almaktadır. İlçemiz ismini aldığı inler tabi olmakla birlikte 1. ve 2. İnönü savaşlarının yaşandığı dönemde kadın ve çocukların sığındığı, insan eliyle yapılan  sur kalıntılarından anlaşılmaktadır. İnlerin 2. katından da açık havada ilçenin, arazinin ve çevre köylerin çok rahat gözükebilecek bir manzaraya sahiptir. İlçemiz sınırları içersinde manyezit, krom, kalsit ve 1. sınıf bazalt madeni bulunmaktadır.**

Kaynak: http://www.cizgiliforum.com/showthread.php?p=143290*
Kaynak: http://www.inonu.gov.tr/sayfa.aspx?ID=4 **

Eskişehir Han Turizm Yerleri

eskişehir han
Frig Kaleleri 
Kaya yüzeyine tapınak cephesi biçiminde işlenen kaya anıtları ve kaya anıt mezarları yanında, askeri soylular sınıfının yaşadığı, kayalıklar üzerine kurulmuş, tahkimli Frig kaleleri bölgemizde yoğunluk kazanmaktadır.

Genellikle bölgeye hakim tepelere kurulan Frig Kalelerinde, örülmüş sur duvarları yanında, doğal kayaya oyulmuş mazgal delikli sur duvarları, kale girişleri, gizli merdivenler önemli geçitler, dinsel amaçlı anıtsal nişler, kaya mezarları, anıtsal basamaklar, kaya anıtları, kaya rölyefleri, sunaklar, sosyal amaçlı sarnıçlar, karlıklar, ahşap mimari izleri ile Frig kaya işçiliğinin bütün detaylarını görebilmekteyiz. Ufak çaptaki kaleler ise haberleşme kuleleri olarak kullanılmış olmalıdır.
Frig Kaleleri, Hellenistik, Roma ve Bizans Çağlarında, orijinal kullanımları yanında, zamanının kültürünü yansıtan değişik tipte kaya mezarları, kaya anıtları ve kaya barınakları ile kayaya oyulmuş irili ufaklı kiliselerin yapılması ile değişikliklere uğramışlardır. Buna rağmen Frig kaya işçiliğinin detaylarını Frig kalelerinde gözleyebiliriz. Seyitgazi, Çukurca Köyünde; Doğanlı Kale, Çukurca-Yazılıkaya arasında sıralanan, Antik Yazılıkaya' nın kuzeyinde bulunan: Akpara Kale, Gökgöz Kale, Pişmiş Kale, Kocabaş Kale, Seyitgazi Kümbet Köyünde: Kümbet Vadisi, Kümbet Asar Kale ve Berberini Kaya Kilisesi, Körestan Nekropolü, Delik Kaya, Seyitgazi Yapıldak Köyünde:Yapıldak Kale ve İnli Yayla, Seyitgazi Göcenoluk Köyünde: Zahran Yeraltı Şehri ile Eskişehir Merkez Gökçekısık Köyü Gökçekısık Kale, Han İlçesi Akhisar Köyünde; Akhisar Kale, Dübecik Kale, Sivrihisar Zey Köyü' nde Zeykale, Merkez Uluçayır Köyü' nde Keskaya önemli Frig Kale ve yerleşimlerindendir.

Yazılıkaya Frig Vadisi
Dağlık Frigya Bölgesi içinde kalan Yazılıkaya Frig Vadisi, bugün Seyitgazi ve Han İlçeleri sınırları içindedir. Vadi, Arkeolojik Sit alanı ve egzotik görünümlü tüm çevresi ile Doğal Sit Alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.
Yazılıkaya Frig Vadisi, Prehistorik Çağlardan günümüze kadar iskan görmüştür. Arkeolojik çalışmalar ve tarihi kaynaklar, tarihin çok eskilere, Paleolitik Çağ' a değin uzandığını ortaya koymaktadır. Vadi M.Ö. 3 binde Erken Tunç çağı yerleşimi, M.Ö. 2 binde Hitit yerleşimi görmüştür, M.Ö. 8 inci yüzyıldan sonra Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu,Osmanlı çağlarına ait anıtsal eserler günümüze kadar ulaşmıştır

Antik Yazılıkaya Kenti
Bölgemizde önemli yapıtları olan Frigler, dini merkez olarak Antik Yazılıkaya Kentini seçmişlerdir. Yazılıkaya, Eskişehir İli, Han İlçesi, Yazılıkaya Köyündedir. Kayalık bir platform üzerinde olup, Erken Tunç Çağlarında yerleşim görmüştür. Antik şehirde, Hitit Kültürüne ait kendi stilleri ile yaptıkları kaya kabartmaları ele geçmiştir. Hititlerden sonra bir Frig kenti olarak gelişen Yazılıkaya' da, Frig Kültürüne ait kale duvarları, yerleşim yerleri, kaya kabartmaları, kaya anıtları, su sarnıçları, sunak yerleri, karlıklar, kaya mezarları, basamaklı anıtlar, nişler, antik yollar, tabiat şartlarından etkilenmişlerse de günümüze ulaşabilmişlerdir. Yoğun Frig yazıtlarını bu bölgede görmekteyiz. Roma ve Bizans Çağlarında Frig yapıtları, dini amaçlarla genelde tahrip edilmiş, kaya barınakları ve kaya mezarları ilave edilmiştir. Dünya Kültürel ve Doğal Mirası listesine dahil edilmek üzere aday gösterilmesi uygun görülen Yazılıkaya Ören yerinin Dünyada eşi ve benzeri yoktur

Kaynak: http://www.eskisehirkulturturizm.gov.tr/.

Eskişehir Günyüzü Tarihi


GÜNYÜZÜ İLÇESİNİN TARİHİ

1932 Yılında Bucak olan Günyüzü Nahiyesi’ne 1972 yılında Belediye Teşkilatı kurulmuş, Günyüzü İlçesi 20 Mayıs 1990 tarih ve 20523 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 3644 Sayılı kanunla müstakil İlçe olmuş olup, 06.08.1991 tarihinde resmen çalışmaya başlamıştır. İlçenin Yüzölçümü 740 Km2 olup, Denizden yüksekliği 864 M.’ dir. Günyüzü İlçesinin arazileri Ova görünümünde ise de yer yer yüksek dağ ve kayalıklar arazideki düzlüğü bozmaktadır.
Selçuklular ve Osmanlılar  döneminde  İç Anadolu Bölgesi'nin en büyük yerleşim birimlerinden birisi olan Sivrihisar'la sürekli etkileşim içinde olmuştur. Şu an ilçemize bağlı Yazır Köyü ve Kayakent Kasabası ile, Sivrihisar bölgesinin en büyük ve zengin yerleşim yeridir. Yine bu dönemde üzüm bağları ön plana çıkmış ve Anadolu'nun en güzel üzümleri bu burada yetişir hale gelmiştir.

Yine Kurtuluş Savaşı döneminde ilçemizin yakınlarında çok şiddetli çarpışmalar yapılmıştır. Sakarya Nehri'nin yanlarında, Çakmak ve Kavuncu mevkilerinde çarpışmalar daha etkilidir. Savaş döneminde kasabada bulunan Eryiğit Dağı, bölge halkı tarafından bir sığınak ve barınma yeri olarak kullanılmıştır. Bu dönemlere ait değişik rivayetler ve söylentiler mevcut olmakla birlikte kesinlik ifade etmemektedir.

 İlçemiz genelinde, köy ve  kasabalarımızda yapılan kazı ve arama çalışmalarında, eski dönemlere ve özellikle Kurtuluş Savaşlarına ait bir çok bulguya rastlanmıştır.

Kaynak: http://gunyuzubelediyesi.tr.gg/G.ue.ny.ue.z.ue.-%26%23304%3Bl%E7esinin-Tarihi.htm

Eskişehir Çifteler Tarihi ve Turistik Yerleri


Tarihi
Çifteler İlçe Merkezine yerleşim M.S.1500 yıllarında olmuştur. Bunu IV.Murat’ın Revan Seferinden anlıyoruz. IV.Murat’ın 1635 yılında Revan Seferi menzilleri (Durakları) anlatılırken İlçe Merkezine uğradığı söylenir.

 1795 yılında Konya Kozan’dan hareket eden Kozanoğluağa, ÇİFTELİ denen bu yere gelir ve yerleşir. Bu dönemde adı ÇİFTLÜKÜ-HUMAYUN olur.

            Erzurum dolaylarından gelen ve kumarcı adası’na yerleşen zorba Salih’in ölümünden sonra, oğlu Kumarcı Mustafa’nın çevrede tam bir derebeylik hayatı sürmeye başlaması ve artan baskılar üzerine Kozanlızade Abdurahman ağa, Devlet’ten yardım ister. Osmanlı Devleti Bursa üzerinden 1814 yılında Mustafa Paşa Komutasında askeri birlik gönderir. Kumarcının Malikanesi basılır. Kumarcı ve adamları öldürülür. Köy bu dönemde ÇİFTEÖREN- ÇİFTEEVLER adını alır. Bu baskından sonra, İlçe Merkezinde, bu günkü su deposunun bulunduğu yerin çevresine askeri kışlalar yapılır. Bir de askeri hastane kurulur.

            Eminekin, Ilıcabaşı köylerinde de askeri kışlalar yapılır. Bütün bu askeri birliklerin maaşını, iaşesini ve yemeğini Kozanlızade Abdurahman ağa karşılar. Osmanlı Devleti tarafından Hacı Kozanlızade Abdurahman ağaya Devlet nişanı ile birlikte bir çok hediye gönderilir. Takdir edilir. Bu dönemde Köyün adı ÇİFTELER olur. 1914 yılında Muzaffer Paşa zamanında idare Mahmudiye’ye taşınmıştır.

            1921 yılı Mayıs ayı başlarında Kütahya üzerinden gelen Yunan kuvvetleri Çifteler’in kuzeyinde Kırkkız çalında karargah kurmuş burada istihkamlar yapmaya başlamıştır.

            Gündüzleri Türkmen köyüne (Türkmen Mecidiye)  inen Yunan askerleri köylüye işkence yapmaya başlamıştır. Türkmen köylüler Yunanlılara karşı çete çarpışmalarına girişmişlerdir. Kırkkız çalından Türkmen köyüne baskın yapan Yunan kuvvetleriyle  sabahın erken saatlerinde başlayan bu çarpışmalar sonunda, Türkmen köylüler Çifteler’e doğru çekilmişler ve silah sesleri Çifteler’den duyulmaya başlamıştır. Çiftelerliler de Sakaryabaşı çevresindeki sazlık ve bataklık araziye çekilmişlerdir. Aynı gün öğleye doğru kağnılarla yaralılar ve Türkmen köylüler Çifteler’e gelmişlerdir. Sakaryabaşı, Sarıkayalar üstünden dürbünle çarpışmaları izleyen Kozanlızade Abdurrahman ağa, gelenleri adamlarının yardımı ile araziye gizlemiştir. Bu bölgede kısa süre top ateşine tutulan Yunan kuvvetleri Kırkkız çalından geri çekilmişlerdir.

            Türk kuvvetlerine geri çekilme emri verilmesi ile iki  birlik Çifteler’e gelmiş; Çifteler’deki askeri malzeme ve cephaneliğin Ankara cephesine nakledilmesi planını yapmışlardır. Aynı gün bir uçak Çifteler semalarında görülmüş,  bugünkü Hükümet binası önünde Yusuf beylerin ot yığınlarının altında gizlenen cephaneliğin yakınına bir bomba atmış isabet ettirememiştir. Aynı gece Türk birliklerinden biri Mahmudiye yönünde, diğeri Serçe Tepeye şaşırtma saldırısı yapmışlar. Çifteler’deki askeri malzeme ve cephanelik o gece Ankara cephesine nakledilmiştir.

            Sakarya cephesine hareket eden Yunan kuvvetleri Kadıkuyusu yönünden Mahmudiye üzerinden hareketle ilerlemiş, Çifteler’e gelen bir tabur Yunan askeri, Kurban Bayramının birinci günü Sakarya üzerinden geçerek doğu yönüne gitmiştir. Çifteler köyünde Kocabıyıkların evine yerleşen Yunan Subayları (14 Ağustos 1921) 34 gün kalmışlardır.

            17 Eylül 1921 de II. süvari alayı tarafından Çifteler Yunanlılardan kurtarılmıştır.

             Çifteler Köyü olan İlçemiz 10.03.1954  tarih ve 8654 sayılı Resmi Gazetede yayımla-

nan 6321 Sayılı Kanunla İlçe olmuştur.*

 TURİZM DURUMU

 
 Bu içeriği yazdırmak için tıklayın...  Yazı tipini küçültmek için tıklayın.  Yazı tipini büyütmek için tıklayın.

        Sakaryabaşı, Sarıkayaların (Sakarya nehrinin) doğu yakasında  iki büyük mağara girişi vardır.  Giriş yolları heyelan ve toprak dolup tıkanmıştır.  Hamamkaya denilen yerde Frigler zamanında bir kapalı havuzlu hamam önünde de açık havuzlu hamam bulunmaktaydı, kalıntılarının temelleri günümüze kadar gelmiştir. Kırkkız  kaynağı çevresi eski yerleşme yeri olup, yerleşim kalıntıları ve mezarlar vardır. Hamamkaya’nın 100 Metre doğusunda bir höyük bulunmaktadır. Sakaryabaşı su kaynakları Eskişehir Afyonkarahisar Devlet Karayolunun doğu ayağında başlar, sağlı sollu yaklaşık 250.000 M2 lik bir alanı kaplayan Sakaryabaşı, güzel bir mesire yeridir. 1992 yılında 3 yıldızlı turistik otel ve müştemilatı olarak yaptırılan 1 adet olimpik yüzme havuzu, 2012 yılında İlçemiz Belediyesince yapılan 1 adet kadınlara yönelik 25x12 M ebadında 1.40 M derinliğinde çevresi kapalı yüzme havuzu, 1 adet çocuk yüzme havuzu ve spor kompleksleri Mini futbol, Basketbol, Tenis kort, Voleybol ve çocuk oyun sahaları bu güzel mesire yerine ayrı bir görünüm ve güzellik kazandırmıştır. Buradaki lokantalarda, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinin yetiştirdiği su ürünlerinden Alabalık ile Aynalı sazan, Yayın ve benzeri su ürünlerini tatmak mümkündür.**


Kanak: http://www.cifteler.gov.tr/default_B0.aspx?content=186*
Kaynak: http://www.cifteler.gov.tr/default_B0.aspx?content=226 **

Eskişehir Beylikova Tarihi













BEYLİKOVA'NIN TARİHÇESİ

M.Ö. XIII. yüzyılda Anadolu ile birlikte Eti uygarlığı yaşayan Frigya Bölgesinde bulunan Beylikova, aynı yüzyılın sonlarına doğru Trak ve Friglerin akınlarına uğrar. Traklar ilk defa M.Ö. 5. bin yıllarında birinci Truva şehrini kurmuşlardır. Frigyalılar Tuna boylarından gelmişler, boğazı geçerek birinci Truva şehrini yıkmış, ancak ikinci defa yeniden kurulmuştur.Friglerin en yaygın olarak yerleştikleri yerler Sakarya Mezasıydı. En önemli şehri Gordion Beylikova yakınlarında Sakarya üzerindedir. Frigya halkı çiftçilikle geçinird ve bazı katı kuralları vardı. Örneğin bir öküz kesene ya da sapan tahrip edene ölüm cezası verilirdi. M.Ö. 606 yılında Lidyalılar, Anadolu ve Frigya bölgesine hakim olmuşlardır.

 M.Ö. 546 yılında İran kralı Lidya'yı istila ederek Perslerin hakimiyetine sokmuştur. Ancak bu devirde Eti Uygarlığı devam etmiş, İran sanatına ait olan saray sanatını Anadolu'da göstermişlerdir. Fikir, adet ve yaşayışta değişiklik yapan bir imparatorluk olarak Roma Devleti, Sezar devrinde Porsuk nehri kıvrımı boyunca hakim olur. Fakat Roma Devleti'nden alma herhengi bir eser yoktur. Bunun nedeni ziraata uygun olan bir arazi olan yöremizde inşaata elverişli malzeme olmamasıdır. XI. yüzyılda Anadolu Selçuklu Devleti Kütahya ve Eskişehir'i Türk topraklarına katmıştır.

 1157 yılında; Anadolu Selçuklu Devleti hükümdari Sancar'ın ölümü ile parçalanmış ve bir çok beylik kurulmuştur Selçukluların eline geçen bölge; ilk zamanlarda at, ulaşım vasıtası olarak kullanılmakta, at besleme bakım merkezi ve büyük bir ahır olarak kullanılmaya geçilmiştir. Arazi bu iş için çok elverişlidir. Daha sonraları orduya hayvan yetiştiren bir merkez olmuştur. Bundan dolayı Beylikova'nın daha önceki ismi Beylikahır'dı. 1305 yılında Ali Ağa, Topçu Süleyman ve Hail Ağa tarafından Beylikahır kurulmuştur. Bulgaristan'ın Belestina kasabası ve çevresinden gelen Pomakları Osmanlı padişahı buraya yerleştirmiştir. 1 Mayıs 1930 tarihinde Bucak Merkezi olmuştur. İlk Bucak Müdürü Akşehirli İsmet Bey'dir. Ahır kelimesi beğenilmediğinden Belediyenin müracaatı üzerine 28 Eylül 1985 tarihinde BEYLİKOVA adınıalmıştır. 19 Haziran 1987 tarihinde ilçe olmuştur. İlçemiz, İstiklal Savaşı'nde 19 Eylül 1921 tarihinde kurtulmuştur, bu tarihte kurtuluşu kutlanmaktadır.. Nüfus Durumu 22 Ekim 2000 tarihinde yapılan Genel Nüfus sayımında kesin olan sonuçlara göre Beylikova’nın Merkez nüfusu 4.876, köylerin nüfusu ise 5.086 olup, toplam nüfus 9.962 dir. Nüfusun %52 si kadın, % 48 i erkektir. Nüfusun % 90 ı çiftçi, % 5 i esnaf, % 3 ü memur ve % 2 si işçidir. Nüfusun tamamının ana dili Türkçe’dir.

Gelenekler

Doğum Gelenekleri

Yeni doğan bebeğe sarılık olmasın diye sarı yazma örtülür. Bebek 20 günlük olduğunda yarı kırkını uçurmak amacıyla 20 taş toplanır ve 20 kez yıkandıktan sonra su dolu bir kovanın içine atılır (dua) aynı suya süpürge çöpü ve annenin alyansı atıldıktan sonra bebek bu su ile yıkanır ve yarı kırkı yapılmış olur. Bebek 40 günlük olduğunda da aynı işlem bu kez 40 taş toplanarak yapılır böylelikle de kırklama denilen işlem yapılmış olur.Bu işlem yapılmadığı takdirde anneyi ve bebeği 40 basacağı düşünülür. Bebek 40 günlük olmadıkça dışarı çıkarılmaz yine aynı şekilde 40 basmasından bebeğin hastalanıp büyümemesinden korkulur.

Bebeğin kırklanmasının ardından sıra kırk uçurma adetine gelir. Bu da akraba ziyaretleri ile olur bebek ilk defa dışarı çıkmaktadır. Ziyarete gidilen ev sahibi bebeğin saçları ağarana kadar yaşaması amacıyla saçlarına un serper ve ziyaret sonunda bebeğe yumurta hediye edilir.

İlk dişini çıkaran bebeğin dişini gören kişi bebeğe bir hediye almak zorundadır. İlk dişin kutlanması için “Diş Mısırı” denilen adet yerine getirilir. Diş mısırı töreni için eş dost ve akrabalar davet edilir. Misafirlere kaynamış mısır kuru üzümle birlikte ikram edilir. Oyun havaları eşliğinde oynanıp eğlenilir.

İlk yürümeye başlayan çocuk için de köstek kesme denilen adetimiz yapılır. Bebeğin dedesi veya aile büyüklerinden bir erkek Cuma namazı dönüşünde bebeğin ayakları arasına bağlanan ipi dua okuyarak keser böylece bebeğin ilk adımlarının yere sağlam basacağına ve düşmeyeceğine inanılır. İlk adım atmaya başlayan çocuğa adım çöreği yapılır ve sokakta oynayan çocuklara dağıtılır. Bununla çocuğun yürümeye başladığının ilk işareti olan ilk adımlarına karşı duyulan sevinci anlatır.

Huysuz çocuklar için huy kesme : Cuma günü Sela ile ezan arası çocuğun ağzına babasının ayakkabısı ile 3 kere vurulur. Sonra 4 yol ağzında kol ve bacaklarından tutularak kıbleye karşı 3 kez sallanır. Böylelikle çocuğun huyu kesilmiş olur ve bununla çocuğun huysuz davranışlarından vazgeçeceğine inanılır.

Sünnet Gelenekleri

Günümüzde sünnet törenleri, çocuk sünnet olup, iyileştikten sonra düğün merasimi yapılarak kutlanmaktadır. Eski adetlerimize göre sünnet düğün merasiminin ertesi günü düğün alayından sonra, sünnet evine sünnetçi getirilerek yapılır sünnet olan çocuk önceden süslenen sünnet yatağına yatırılırdı. Şimdi ise çocuk sünnetini önceden olduğu için süslenen bu yatağa yatmamaktadır.Ancak bu yatak sembolik olarak süslenmeye devam etmekte ve düğüne gelen misafirlere bu süslü sünnet yatağı sergilenmektedir.

Sünnet merasimi eş, dost, akraba ve diğer davetlilerin katılımı ile başlar ve oyun havaları eşliğinde oynanır eğlenilir. Kına gecesi denilen bu düğünün sonunda sünnet çocuğuna kına yakılır. Kına töreni sırasında düğünde bulunan tüm çocukların koluna mendil bağlanır kına tepsisine mumlar yakılarak kına türküleri söylenerek sünnet çocuğunun etrafında dönülerek kınası yakılır.Bu esnada davetlilere çerez ve kına dağıtılır.

Ertesi gün yöremizde alay adı verilen sünnet çocuğu gezdirme işine gelir. Sünnet çocuğu balon vs. süslerle süslenen bir motosiklete bindirilir (Eskiden sünnet çocuğu atla gezdirilirdi.) düğünde bulunan diğer araçlar konvoy oluşturarak çocuğu gezdirirler.Alaydan sonra mevlüt okunur ve misafirlere yemek verilir.

Evlenme Gelenekleri

Önceki evlenmek isteyen kız ve erkek bunu anne ve babasına söyleyemezdi ve evlilikler genellikle görücü usulü olurdu. Şimdi ise gençler kendi eşlerini kendileri seçmektedir. Görücü usulü bile olsa gençler birbirlerini tanıdıktan sonra evlenmeye karar vermemektedir.

Kız İsteme:Oğlan tarafı bir kutu çikolata ile kız evine gider ve büyükler oturup sohbet ederler bu esnada kız kahve veya pişirdiği çayı misafirlere ikram eder. Büyüklerden biri Allah’ın emri Peygamberin kavli ile kızı ister, kız tarafı kızı verecek dahi olsalar düşüneceklerini söyleyerek kızı ilk dünürlükte vermezler.Kız tarafı kızı vermeye karar verirse ikinci kez gelmek isteyen dünürleri kabul ederler. Eğer vermek istemezlerse dünürcüleri kabul etmezler.

Söz:Kız tarafı kızı verirse ağız tadı denilen söz merasimi yapılır Oğlan tarafı toplanarak kız evine gelir.Kız tarafının misafirleri de kız evine gelir ve kız evinde söz yüzükleri ailenin erkek büyükleri tarafından takılır.Söz duası da yapıldıktan sonra Misafirlere lokum ve kolonya ikram edilir. Erkeklere mendil kadınlara yazma dağıtılır. Daha sonra kadınlar kendi aralarında oynarlar.

Nişan:Günümüzde nişan veya söz merasimlerinden sadece bir tanesi yapılmaktadır.Arzu eden her iki merasimi de yapmaktadır. Nişan merasiminde geline nişanlık adı verilen abiye bir kıyafet giydirilir. Nişan yüzüklerinin genellikle Belediye Başkanı veya İlçenin ileri gelen bir kişisi tarafından takılması istenir eğer bu kişi bulunamazsa bir aile büyüğü tarafından nişan yüzükleri takılır.Daha sonra oğlan annesinin geline yapmış olduğu sandık eşyaları misafirlere davetlilere gösterilir bu adete “çevirgi” denirdi. Günümüzde sadece takı töreni yapılmaktadır.

Düğün:Düğün cuma akşamı kına gecesi ile başlar düğün evinin kapısına Türk Bayrağı asılır. Bu evde düğün olduğu bu bayraktan anlaşılır.

Kına gecesinde gelin sarka denilen kadife kumaş üzerine yaldızlı desenler işlenmiş olan üstlük ve şalvardan oluşan giysiyi giyer günümüzde genellikle abiye kıyafetler giyilmektedir. Yine çalgılar eşliğinde oynanıp eğlenildikten sonra sıra kına yakılmaya gelir. Gelinin arkadaşları ve yakınları Kına tepsisine mumlar dikerek gelinin etrafında kına türküleri söyleyerek dönerler ve gelinin kınasını anası babası sağ olan bir genç kız ve mutlu evlilik yapmış bir kadın yakar. Gelinin kınalı avucuna kaynanası bir altın veya bozuk para (genellikle bozuk para konulur) koyar gelin avucunu yumar ve kınayı yakanlar gelinin avucunu açmaya çalışırlar gelinin avucunu açabilirlerse bu altını veya parayı almaya hak kazanırlar. Kına yakıldıktan sonra damat gelini kucaklayarak eve taşır ve böylelikle kına gecesi sona erer.

Ertesi gün oğlan tarafı düğün konvoyu eşliğinde korna çalarak kadınlar şarkı ve maniler söyleyip el çırparak neşe ile kızı almaya gelirler. Bu arada kız tarafında bir hüzün hakimdir. Gelinin yakınları gelinle tek tek vedalaşırlar. Gelinin oğlan kardeşi eğer oğlan kardeşi yoksa babası gayret kuşağı denilen kırmızı bir kurdeleyi gelinin belini üç kere dolandırdıktan sonra bağlar. Gelinin arkadaşları kapıyı kilitleyerek gelini vermek istemezler. Kayınpeder bu arada devreye girer ve kızlara harçlık vererek kapıyı açmaya ikna eder.Kızın babası kızın koluna girerek gelin arabasına bindirir. Gelinin omzunda Kur’anı Kerim elinde de bir lamba vardır.Bir de gerdek gecesi damatla birlikte yemeleri için haşlanmış bir tavuk ve baklava gelin arabasına konur. İlçenin delikanlıları oğlan tarafından toprak bastı parası isterler bu parayı almayınca gelin arabasını göndermezler. Daha sonra düğün konvoyu kornalar çalarak gelini alır götürür.

Oğlan evine gelince gelin arabadan inmez gelinin yanında bulunan yengesi gelinin inmelik olarak ne istediğini kayınpederine iletir burada ufak bir pazarlık döner ve sonunda iki tarafta tatlılıkla meseleyi çözer ve gelin arabadan indirilir. Gelin arabanın önüne kesilen kurban kanına bastırılıp eve sokulur.Geline evliliği sağlam olsun diye indiği eve çivi çaktırılır. Bundan sonra damat bereket olması amacıyla buğday, bozuk para, fıstık veya şeker saçar. Daha sonra damat oynatılır ve davetliler damada para takarlar.

Ertesi gün düğüne davet edilmiş olan eş, dost, akraba ve tanıdıklar hediyelerini getirirler bu merasime de takı günü denir.Yine gelenlere yemek verilir. Gelinin çeyizi bir odaya önceden serilmiştir. Gelin gelinliğini giyerek gelen misafirleri bu çeyiz odasında karşılar.hediyeler bu odada toplanır. Daha önceleri damat bu günde tıraş edilirdi. Aynı gün imam nikahı da yapılır.


Akşam damat arkadaşları ile birlikte camiye gider.(Damat camideyken ayakkabısının içine yumurta kırmak veya ayakkabılarını saklamak gibi şakalar yapılır.)Yatsı namazını kılar daha sonra yatsı namazından çıkan cemaat damadı güvey kapamak üzere evine getirerek kapıda duasını yaparlar. Damadın arkadaşları sırtını yumruklayarak içeri sokarlar bu arada kapın önüne konulmuş olan bir tas suyu damat ayağıyla vurarak döker ve eve girer.

Kaynak: http://www.beylikova.bel.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=57&Itemid=70
Kaynak: http://www.beylikova.bel.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=59&Itemid=73
Fotoğraflar: http://www.beylikova.gov.tr/default_B1.aspx?content=393