Çorum Alaca Tarihi ve Turistik Yerleri ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Çorum Alaca Tarihi ve Turistik Yerleri

PAZARLI HÖYÜĞÜ (ÇİKHASAN)

Alaca’nın 22 km kuzeyinde Mustafa Çelebi, Dağ Karapınarı ve Çikhasan arasında bulunur. 1937-1938’de  H. Ziya Koşay ekibi tarafından yapılan kazılar sonucunda Kalkolitik dönemle birlikte üst tabakada Frig Dönemi’ne ait buluntular elde edilmiştir.


        Pazarlı Höyük’ünde üst mekanda kale ve üzerinde kale kalıntıları mevcuttur. Ancak oluşum yapı temelleri fiziki ve beşeri faktörlerin etkisiyle tahrip edilmiştir.  Kalenin kuzey üst kısmı doğu istikametinden girilen mağaranın oda bölümleri, yukarı (ikinci) katı ve havalandırma bacaları mevcuttur. Taban ve yanal alanlar, tahrip edilmiş ve kazılmıştır.


       “En önemli buluntular, M.Ö 7-6 yy’lara ait Frig katlarında elde edilmiştir. En önemli özelliği ev ve tapınak duvarlarının pişmiş topraktan kabartmalı levhalarla kaplanmış olmasıdır. Kabartmalarda, savaşçılar, aslan, dağ keçisi, sfenks ve boğalar resmedilmiştir.”



        Kaya ve kale 150-200 m derinlikte batı–doğu doğrultulu “Bazar Deresi”  ile ikiye bölünmüştür. Doğu bölümdeki oyuk ve mağara girişlerine ulaşılamamaktadır. En üst konumda Bizans dönemine ait sikkelere rastlanılmıştır.

 GEVEN KÖYÜ KAYA MEZARLARI

Alaca’nın 8 km kuzeyindeki Hışır vadesi üzerinde  bulunur. Vadinin doğu, yakasında biri diğerinden farklı Gerdekkaya veya Kapılıkaya olarak halk tarafından isimlendirilen iki kaya mezar mevcuttur. 

       Güney yamacında, eski yerleşim izlerine rastlanır. Kayanın günbatısı, Alaca suyuna yaklaştığı yerde bulunan kaya oyma kiler ve depo, talancılar tarafından tahriple yok edilmiştir.


YATANKAVAK TÜMÜLÜSÜ


“Alacanın 10 km. güney batısında, Büyükhırka Beldesi yolu batısında bulunmaktadır. Köyün hemen yakınında iki tümülüs vardır. Köylüler, toprak olarak küçük boy tümülüsü, taban toprağına kadar yok etmişlerdir. İkinci tümülüs 10 m. yükseklikte olup sağlamdır. Diğer tarafı kerpiç kesmek, toprak almak amacıyla yok edilmiştir. Küçük bir çalışma ile mezar oda tahrip edilmeden açığa çıkarılmalı köylülerin toprak alımı önlenmelidir. Köyde bir çok evin yapımında temel ve köşe taşları olarak Klasik Çağ ile geç dönem malzemesinin kullanıldığı gözlenmektedir.”



        Yatankavak’ı Değirmenderesi Köyü’ne bağlıyan vadide (Karlak mevkiinde) etrafı yer yer meşelik, Alaca içme suyunun kaynağının bulunduğu yerin 100-150 m kuzeyinde kırk basamak, karşısında kaya mezar kapısı, 150 m kuzey doğusunda kaya altı yerleşim, 50 m kuzeyde Bal Kayası görülmeye değer ve yeniden incelenmeyi beklemektedir. 

ESKİYAPAR HÖYÜĞÜ 


Eskiyapar, Alaca-Sungurlu yolu üzerinde Alaca’ya 5 km uzaklıktadır. Höyükte yapılan kazılarda İlk Tunç Çağı’ndan Bizans Dönemi’ne değin uzanan kesintisinde de bir yerleşme saptanmıştır.


       İlk Tunç Çağı katmanında elde edilen altın, gümüş, elektron, süs eşyaları çağdaşı Troya II Hazineleri ve Alacahüyük kral mezarları buluntularıyla benzerlik göstermektedir. Eski Hitit Krallığı dönemine tarihlenen çanak, çömlek, ev ve sokak kalıntıları önemli buluntulardır.

                
       “Eskiyapar yerleşmesi” Alacahöyük “Kral Mezarları” ile yakın ilişkili malzeme vermiştir. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi tarafından 1968 yılından beri kazısı yapılan Eskiyapar’da, kalkolitik döneme ait ilk yerleşmenin üzerinde Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerine ait pek önemli malzeme veren kazı, raporlar yayınlanmadığı için henüz suskundur. 

         Eski Tunç, III. Katından gelen zengin bir hazine  Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir. Altın küpelerin spiral motifleri, özellikle Schlimann hazinesinde ele geçen sipral motifli küpelerin eşleri olup aynı dönem için yörenin Truva ilişkilerinin en açık delidir.”



        Bundan başka burada bulunan bir tablanın, dört köşesinde  dört boğa heykeli, tabla ortasında güveç çanağını andıran bir çanak (Boğaların yönleri merkezdeki çanağa yönelik) ve  çanaktan çıkan 1500 “altın”ın varlığı, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.

İLÇEDEKİ DİĞER HÖYÜKLER




- KIPLANPINARI HÖYÜĞÜ (BÜYÜKHIRKA) 

- BAYINDIR HÖYÜK (BÜYÜKHIRKA)
- DEDEPINARI–EREN KÖYÜ HÖYÜĞÜ
- BOĞAZİÇİ (HIŞIR) HÖYÜĞÜ
- KIZILLI HÖYÜĞÜ  
- AKHÖYÜK (AKTOPRAK HÖYÜK)
- AKPINAR HÖYÜĞÜ
- KÜÇÜKHIRKA HÖYÜĞÜ

- KALINKAYA HÖYÜĞÜ

- MİYANESULTAN HÖYÜĞÜ
- KABİL KALESİ
- PAZARÖREN HÖYÜĞÜ  (TUTLUCA)
- BEŞİKTEPE HÖYÜĞÜ
- ÇOMAR HÖYÜĞÜ
- GERDEKKAYA HÖYÜĞÜ 
- KÜÇÜKDONA KÖYÜ KALINTILARI

        KIPLANPINARI HÖYÜĞÜ (BÜYÜKHIRKA) 

    Alacanın 15 km güneybatısında; “Eski Çorum-Yozgat yolu üzerinde yer alan Büyükhırka Beldesi’nin kuzey doğusunda sırtlar üzerinde Kıplanpınarı mevkiinde bir yerleşim yeri bulunmaktadır. Tarla ve mera olarak kullanılan arazide ortaya çıkan temel taşları tarla açmak için kümeler halinde toplanmış, üst tabakadaki mimari kalıntıları büyük ölçüde tahribata uğramıştır. Yüzey buluntusu olarak buradan Eski Tunç Çağı, II. bin Klasik Çağ  seramik toplanmıştır”   

    BAYINDIR HÖYÜK (BÜYÜKHIRKA)
    “Büyükhırka Beldesi’nin 2 km kuzeyinde bulunan Bayındır Mevkiinde yapılan araştırmada, Bayındır Höyük’ten  yüzey buluntusu olarak II. bin  ve Klasik Çağ seramiklerine rastlanmıştır. Güneyinde Ağababa, doğusunda Karaardıç Tepe bulunan bu mıntıkada, diğer bir yerde de Bayındır Höyüğün tahminen 700 m doğusunda bir burun üzerinde tarla olması nedeniyle çok tahrip olmuş Eski Tunç Çağı mezarlığı mevcuttur. Gerek mezarlığın yayıldığı alanın tespiti için gerekse tarla olması nedeniyle tarım araçlarının tahribi, kaçak kazı çukurlarının varlığı nedeniyle burasının kurtarma kazısı ile incelenmesi gerekmektedir” 

    DEDEPINARI–EREN KÖYÜ HÖYÜĞÜ

    “Yatankavak köyünün kuzeybatısında–Alaca’nın güney batısında iki mahalleden oluşan bitişik iki köy bulunmaktadır. Köyün 600 m Kadar batısında, eski köy yolunun hemen kenarında Dedepınar Höyüğü yer almaktadır. Kireç taşından konglomeranın yüksekliğinden istifade edilerek meydana gelen höyüğün çapı, 100 m civarında; yüksekliği ise 15 m’dir. Yüzey buluntusunda  Eski Tunç Çağı, II. bin ve Demir Devri seramikleri toplanmıştır.”   

    BOĞAZİÇİ (HIŞIR) HÖYÜĞÜ

    Alaca’nın 5 km kuzeyinde bulunan Hışır Köyü’nün güney batısında Alaca çaylarının birleştiği büyük çayın kenarında Hışır höyük yer almaktadır.
    “Bu höyük, kuzeydoğuya gelişen yol için önemli bir kavşak noktasıdır. Geven Boğazı’nın ağzını kapatmakta ve Alaca Ovası’nın kuzey uç noktasında bulunmaktadır.” Alaca Ovası’nın kuzeyinde bulunan ihtiyar Deveci  Dağları’nın uzantısı ile karşı aşırız. “Bu dağlar üzerinden aşarak Ortaköy’e (Şapinova’ya) ulaşılır. Hışır Höyük’ün uzunluğu 200 m’dir. Kuzey doğusundan kayalara dayalıdır. Höyük, köyün yakınında, başka bir deyişle hemen hemen içinde olması nedeniyle üzerinde bolca kaçak kazı izlerine rastlanmıştır. Yüzeyden  Eski Tunç Çağı II. bin Demir Devri Klasik Çağ seramikleri toplanmıştır.” 

    KIZILLI HÖYÜĞÜ  

    Alaca’nın 10 km doğusunda bulunan bir başka Höyük de Kızıllı Höyük’üdür. Hışır’dan gelen yol,  yüksek tepelerin eteğini takip eder. Kızıllı içinden kuzeye yönelen yol Yağlıçal Höyük’ünü aşarak Tutluca istikametinde birleşir. Doğuya dönerek Ortaköy istikametinde yön alır. Kızıllı içinden doğrudan doğuya yönelen yol kesintiye uğramadan aynı çizgi üzerindeki köyleri aşarak biri yaylacık diğeri Sarısüleyman üzerinden Ortaköy’e ulaşır. 

    “Kızıllı” geniş bir alana yayılmıştır. Eski yerleşim alanının üzerinde ve bilhassa güney istikametinde modern köyün iskânı görülmektedir. Klasik çağlardan kalan pek çok taş eserlerin bugün köyde, özellikle köy camisinin inşaatında kullanıldığını görmekteyiz. Yüzeyden Eski Tunç Çağı II. bin ve Klasik Çağ çanak parçaları tespit edildi.

KALEHİSAR KALESİ VE MEDRESESİ


Kalehisar Alaca’nın kuzey batısında 20 km uzaklıkta, Türk Kalehisarı, Harhar, Kalınkaya, Alacahöyük’le çevrili bir diğer adı Mahmudiye (Çerkez Kalehisarı olarak Alaca’ya bağlı şirin bir köydür. Köydeki yapıları üç ayrı boyutta incelemekte yarar olacaktır. (Kale, Medrese, Camii veya Hamam... gibi)


    a) KALE

    Köyün 1 km batı istikametinde yaklaşık 100 m. yüksekliğinde ve 150-200 m çaplı tabandan tepeye doğru daralan ve sivrileşip iki çatala ayrılan 15-20 m eteğinde moloz taşla temel üzerine ve kaya yüzeyine örülmüş sur temelleri ve yer yer duvar temel kalıntıları. Kalenin kuzey yönü oldukça sarp olup inip çıkılması yoktur. Güney yönünde verebine yamaç arz eden bölümde yaklaşık 40 m. inişi ve çıkışı olan çift basamaklı kale dibine içerden inişi sağlayan su sarnıcı. Güney cephe yüzeyinde kaleye çıkışı sağlayan basamaklar (mekanik parçalanma ile aşınmış vaziyette) ve yüzeydeki su damlacıklarını kanalize eden su arkları belirgindir. Kalenin üst noktasında kuzey yamacında moloz taş temel kerpiç duvar üzerine kare biçiminde yapı kalıntısı, güney yamaçta aynı özellik arz eden iki yapı kalıntısı mevcut.  




               


    Kalenin tepede batı bölümünde basamaklı Hititlerin bereket tanrıları için yaptıkları tapınak ve gün batımı yönünde sunak. Tanrı Kibele ve Vuruşama’nın oturduğu, sunulan hediyeleri kabul ettikleri bölümün Güney batı uç noktadan 3-5 m aşağıda su kuyusu mevcuttur. 


    Hitit, Frig, Bizans, Selçuklu ve Beylikler dönemine ait izler taşıyan bu yapı 1936’da H. Z. Koşay’ın Alacahöyük kazıları sırasında Kalınkaya ile birlikte Kalehisar olarak incelenmiştir.   


    b) MEDRESE 

    Kalenin yaklaşık 500 m. güney doğusundadır. Kaynaklarda yapının kesin tarihi belli olmamakla beraber, Selçuklu ve Beylikler dönemi kıymetli eserlerindendir. 
    “Anabritanika’da Behramşah Külliyesi olduğu (Mengücekli) olduğu” “1838’de yabancı araştırmacılardan W.J. Hamilton tarafından ziyaret edilmiş Alacahöyük’ün bir saatlik kuzeyinde gösterilmiştir”
    “Evliya Çelebi’nin Erzurum dönüşü Çorum’u anlatırken zikrettiği gibi Çorum’un bir kazasıdır”
    “Katip Çelebi XVII. yy’da “Cihannüma” adlı eserinde yine Çorum’un kazaları arasında göstermektedir.”
    “1204 yılında Karahisar Temurlu bir kaza merkezi olarak görülmektedir.”
    “Hüsameddin Timur’un kendi adına yaptırdığı Hüsamiye Medresesi’ne vakfedilen topraklar dikkate alındığında kazanın büyüklüğü anlaşılır.” 



    “1362 tarihli Hacı İlyas bin Tabyu’ya ait Hüccet-i Şeriyye’de Karahisar’a Temürlü’ye vakfedilmiş araziler arasında Zile kadılığına tabi Hüseyinabad’ın Kızkaraca Divanı’nın tamamı zikredilmektedir.”  

    Evvelinde Kervansaray olarak da bilinen yapı XIII. yy. itibariyle Kalehisar veya Hüsamiye Medresesi olarak zikredilmektedir. Prof. Dr. Oktay Aslanapa sanat tarihi açısından şu şekilde anlatmaktadır: “Alacahöyük yakınında Kalehisar Medresesi terkedilmiş eski bir Selçuklu merkezine işaret etmektedir. 
    İki eyvanlı medresenin planı çarpık olup simetrisi yoktur. Uzun giriş eyvanından, dar, dikdörtgen bir avluya geçilmektedir. Karşıda güneyde mihrap nişli ana eyvan, avlunun iki tarafında revaklı üçer medrese hücresi vardır. Eyvanın sağında yatay ve bitişiğinde küçük bir oda kapısı olan dershane, solunda dikey tonozlu bir dershane, giriş eyvanı sağında büyük tonozlu dershane, solunda biri avlu revaklarından diğeri daha büyük ve giriş eyvanına açılan kapıdan girilen yatay tonozlu iki oda vardır. 
                                                       
    Moloz taşlardan yapılmış, süslemesiz, sade medrese intizamsız plan ile on üçüncü yüzyıl başlarına girmektedir. Çevresinde bulunan keramikler de bunu kanıtlamaktadır.”




        c) CAMİİ VEYA HAMAM Medrese ve kalenin doğusunda yaklaşık 300 m. mesafede yolun kenarındaki yapı temeli her ne sebeple ise kesme iri taştan yapılı temelin kuzey ve batı yönü bozulup öbek haline getirilmiş. 40-50 m. mesafedeki pöhrek ile gelen su azalmış tamamen anlamını yitirmiş bir duruma gelmiş. Dükkân yerleri, tamamen ekim alanı Medrese yapısında kubbelerden kuzey cephede kısmen kalanlar öğrenci hücreleri, diğer kısım ayakta durmak için direnmeye devam etmek.

HÜSEYİN GAZİ MEDRESESİ ve TEKKESİ



 “Alaca İlçesinin 3 km. güneyinde medrese. Yapıldığı tarih kesin olarak bilinmemekle birlikte XIII. yy’a ait (takriben 1220 I. Alaaddin Keykubat dönemi veya II. Kılıç Arslan dönemi 1155-1192 dönemi zikredilebilir) Selçuklu medresesi olduğu sanılıyor. Bugün harap ve kendi haline terkedilmiş durumdadır.

  

Birbirine geçme iki bölüm halinde düzenlenmiş bir yapıdır. Medreseye açılan portelin –dış kapının- iki tarafında bir insanın ayakta rahatça sığabileceği büyüklükte kuzey ve güney yönünden karşıdan birbirine bakar konumda nöbetçilerin giriş-çıkışları kontrol edebilmeleri için iki nöbetçi mahfili vardır.  


        Binanın doğusundaki portalden medresenin giriş Holü’ne geçirilir. Bu hol 3.30x4.35 m. boyutlarındadır ve portalin arka duvarı üzerinde görülen izlerden aslında tonozla örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Bunun kuzeyinde iki kademeli olarak dışarıya doğru çıkıntı yapan bir kanat bulunur. Bu kanatın köşeleri ve pencere söveleri muntazam kesme taştan yapılmış, doğu cephesindeki iki pencere sonradan moloz taşla doldurulmuştur. Giriş holünün batı duvarındaki kesme taştan örülmüş, basit ve kemerli kapı medresenin avlusuna açılır. Avlunun iki yanında talebe hücreleri bulunur. Gerek binanın tabii döşeme seviyesinin bir metreden fazla toprakla dolu olması, gerekse üst yapının bütünüyle yıkılmış olması burada kazı yapılmadan plan şeması çıkartmağa imkan bırakmamıştır.

         Duvardaki birkaç iz, bazı hacimlerin şekli ve ölçüsü hakkında ipuçları vermektedir. İç kapının arkasında bulunan tonoz başlangıcı, kapı ile avlu arasında bir eyvan olduğunu gösterir. Giriş eyvanının doğusunda mazgal pencereli bir oda, batısında ise testere dişi şeklinde konsollardan, aslında kubbeli olduğu anlaşılan küçük bir vestibülün gerisinde beşik tonozlu bir oda bulunur. Avlunun doğusunda iki mazgal pencere daha vardır. Duvar kalıntıları burada iki büyücek oda bulunduğunu gösterir. Avlunun batısı binanın diğer kısımlarından daha harap durumdadır. Güney kısımda ise ortada bir eyvan vardır. Bunun batısında mazgal pencereli beşik tonozlu bir oda ile doğusunda iyi durumda bulunan yüksek bir türbe yer alır.


       Türbenin kapısı avlu tarafındadır. Üzeri kornişli yarım daire kemerli kapının üstünde beyaz mermerden bir kitabe bulunmaktadır. Dört yanında birer yüksek pencere bulunan türbenin içi, basık çapraz tonozla örtülüdür. Yani dışarıda görülen kubbe yalancıdır, sonradan yapılmış olması mümkündür. Hüseyin Gazi Medresesi’nde bugün sanat eseri sayılabilecek tek elemanı portalidir. 480 m. genişliğindeki mermer portali basit bir bordür çerçeveler. Kapı nişi derin ve kemerli, altı sıra skalaktit dolguludur. Skalaktitlerin altında, üzerinde yazı bulunmayan, siyah mermer bir kitabe levhası bulunur. Üzerinde ucu yukarıya kalkık bir kemer bulunan kapının sövesi bir sıra beyaz, bir sıra siyah mermerden geçmeli olarak yapılmıştır. Portalin yanlarında skalaktitli mihrabiyeler, kapı nişinin köşelerine ise süs kolonları konulmuştur. Bunlardan soldaki düşmüştür. Fakat sağdakinin bitkisel motiflerle süslü yüksek başlığıyla gövdesinin üst kısmı yerindedir.” 
Medresenin ön yüzündeki kitâbede okunabildiği kadarıyla  “Pilavhozzâde Ali Said Baba’nın asarı vakfiyesidir” yazılıdır.


       Hüseyin Gazi Türbesi ve medresesi ile ilgili veriler yeterli olmamasına rağmen araştırmalarımızda bulabildiğimiz doneler ilginç ve birbirinden farklılık göstermektedir: “Roma kaynaklarında Hüseyin Gazi’nin ölüm yeri olarak “Ameryum’u” “Arap kaynaklarında Hüseyin Gazi’nin ölüm yeri olarak “Amoryum” “Angora” olarak gösterilmektedir.”   
“Sör Charles (Hüseyin Gazi Tekkesi) bu yeri kilise olarak tanımlarken”, “Haamilton (1837-38) seyahatinde bu yerin Selçuklu Tekkesi olduğunu ve ayrıca Konya Medresesi şeklinde planlandığını ifade etmektedir” 

“Hasluck ise Hüseyin Gazi’nin gerçek mezarının Alaca’da olduğunu ileri sürmektedir.” “Şahmas Battal tarafından İslam yapılmış rahip olarak da anılmıştır. Şahmas’ın adı Alaca’da kendi adıyla korunmuş ancak bu tekkede Hüseyin Gazi’nin olduğu bildiriliyor”

ALACAHÖYÜK (Horamözü)

     İlk kez  1835 yılında, bir gezgin tarafından kültür dünyasına  tanıtılan Alacahöyük,  o yıllardan bu yana, ziyaretçilerin uğrak yeri olmuştur.

 
Alacahöyük, önceleri, başka hiçbir Hitit kentinde görülmeyen Hitit kabartmaları ve  iki adet yarı heykel tarzındaki anıtsal sfenksleri ile dikkati çekmiş, bir kaç kısa süreli araştırmayı takiben Atatürk'ün  emri ile ilk büyük kazı dönemi başlamış ve o zamanlar höyüğün üzerinde olan köy, taşınmış ve kazının daha ilk yılında itibaren Hitit öncesine ait Hatti prens ve prenseslerin mezarlarının bulunmasıyla önemi iyice anlaşılmıştır.

     1935 yılında Prof. Dr. Remzi Oğuz ARIK'la başlayan kazı, daha sonra Dr. Hamit Zübeyr KOŞAY ve Mahmut AKOK tarafından 1983 yılında kadar sürdürülmüş ve üst üste 15 yerleşimin, 4 ayrı kültür katına dağılımı saptanmıştır.

Bunlar:
I- Osmanlı, Bizans, Roma, Hellenstik, Frig Kültürleri
II- Hitit Kültür Katı
III- Eski Tunç Çağı-Hatti Kültürü
IV- Kalkolitik (Maden+Taş karışımı Dönemi)  olarak yukarıdan aşağıya doğru sıralanmıştır.

            1983 yılında ara verilen kazılar, 1996 yılında, Prof. Dr. Aykut ÇINAROĞLU tarafından yeniden başlatılmıştır.
 Alaca Höyüğü günümüzde gezenler, öncelikle iki anıtsal yarı heykel yarı kabartmasının sfenksin süslediği kapının iki yan duvarlarında soldakinde  yer alan baş tanrıyı temsil eden boğa, önünde eğri kılıcı ile kral ve arkasında kraliçeyi takip eden dini törene katılanlar yer almıştır.  Sağ tarafta ise tahtında oturan tanrıçaya doğru ilerleyenlerin betimlendiği  kabartmalar  vardır. Bu görkemli kapı ile "Mabet-Saray" diye anılan ve üstü açık taş döşeli bir avlunun iki yanında yer alan odaların bulunduğu yapı gezilir. Taş döşeli avlunun solunda ve aşağıda Eski Tunç Çağına ait prens ve prenses mezarları görülebilir. Bu mezarlar Hitit Öncesi Dönemi, Hatti  Beylerine ait olup, sözde "Hitit  Güneş Kursu" ve standartlarının açığa çıkartıldığı mezarlardır. Höyüğün batı yanında, "Potern” diye bilinen "Gizli Geçit" ten geçilerek, Hitit'lerin savaş zamanındaki heyecanı yaşanabilir.

        Sfenksli Kapı ve Mabet-Saray yapısının  doğusunda da, yeni dönem kazılarda ortaya çıkartılan Hitit Çağı ihata duvarı ve bununda önünde yer alan tabanları taş döşeli, tahıl depoları görülebilir. Bunlardan büyük olanı, Hitit şehirlerinde günümüze  değin açığa  çıkartılan ve korunan en görkemli odadır.

Kaynak: http://www.alaca.gov.tr/default_B0.aspx?content=245 (Höyükler hakkında daha fazla bilgiyi bu adresten edinebilrisiniz bazı bilgiler alınmamıştır.)
Puanlama:

0 yorum:

Yorum Gönder

Kayıtsız kullanıcılar anonim seçeneği ile yorum yapabilirler.Unutmayın yorumlarınız yönetici onayından geçecektir.