Çanakkale Ayvacık Tarihi ve Turistik Yerleri ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Çanakkale Ayvacık Tarihi ve Turistik Yerleri

 AYVACIK İLÇE TARİH
Tarihçe Ayvacık; sırtını Antik dönemlerin efsaneleriyle beslenen Kazdağı (İdadağı)’na dayayan; yüzünü birçok efsanenin doğuşuna kaynaklık eden
 Ege Denizi'ne çeviren yeşilin ve mavinin en güzel tonlarının yaşandığı tarih – deniz - doğa üçgeninde yer alan bir kavşaktır. Ayvacık, ilkçağlardan bu yana çeşitli kavimler tarafından yerleşim alanı olarak kullanılmıştır. Bölgede yaşayan ilk toplulukların Mysyalılar ile Luviler olduğu sanılmaktadır. Ardından Hititler, Lidyalılar ve Perslerin hakimiyetine girmiştir. M.Ö. 334'te Büyük İskender'in aldığı bu bölge, onun ölümüyle Bergama Krallığı'na bağlanmış, daha sonraları ise , Roma ve Bizans idaresine girmiştir. Selçuklu Beyleri'nden Emir Çaka Bey bugünkü
 Ayvacıklıların ataları sayılan pek çok Oğuz boyunu (Ahmetli, Çetmi, Karakeçili, Kızılkeçeli...vb.) bölgeye yerleştirmiştir.İlçe merkezi, 1876'da Ayvalıoba'ya (bugünkü Ayvacık) nakledilmiştir. Kurtuluş Savaşı döneminde Yunanlılar, 28 Mayıs 1919'da deniz yoluyla gelerek Ayvacık'ın işgaline başladılar.Büyük Taarruz sonrasında, 18 Eylül 1922'de kaçan Yunan birliklerini takip eden Reşat Bey komutasındaki Milli Kuvvetlerimiz, 21 Eylül 1922'de Ayvacık'ın işgaline resmen son vermişlerdir.1876'da ilçe olan Ayvacık, 1926'da Ezine'ye bağlanmış, 1928'de Milli Mücadele'ye katkılarından dolayı, tekrar müstakil ilçe haline getirilmiştir.
 Genel Bilgiler İlçemiz;
doğuda Mıhlı çayı, batıda Ege Denizi , kuzeyde Kazdağı , güneyde Edremit Körfezi ile çevrilidir.Kuzey ve Kuzeydoğudan Ezine ve Bayramiç ilçeleriyle, Doğu ve Güneydoğudan Balıkesir ilinin Edremit ilçesiyle çevrilmiştir. İlçemizin yüzölçümü 874 km²'dir.Denizden yüksekliği 273m olan volkanik bir plato üzerinde bulunan ilçe, arazi yapısı bakımından dağlık ve tepeliktir.İlçenin en büyük ovası 30 km² ile Tuzla Ovası'dır.Bunu Kösedere ve Babakale
Ovaları izler. İlçemizin yüzölçümü 874 km²'dir.Denizden yüksekliği 273m olan volkanik bir plato üzerinde bulunan ilçe, arazi yapısı bakımından dağlık ve tepeliktir.İlçenin en büyük ovası 30 km² ile Tuzla Ovası'dır.Bunu Kösedere ve Babakale Ovaları izler. Ayvacık yüzünü birçok efsanenin doğuşuna kaynaklık eden Ege Denizi'ne çeviren yeşilin ve mavinin en güzel tonlarının yaşandığı bir yerdir.Asya'nın en uç noktası olan Bababurnu ilçe sınırları içindedir.Bababurnu'ndan Midilli Adası yalnızca 4 mildir.İlçenin 88 km' lik uzun bir sahil şeridi vardır.
 İlçemize bağlı 2 belde ve 63 köy bulunmaktadır.İlçemizin nüfusu 30.285'tir.Nüfusun %24.83'ü ilçe merkezinde, % 75.17' si belde ve köylerde yaşamaktadır.Köylerin toplam nüfusu 14.429'dur.Yöre halkı oldukça zengin kültür yapısına sahiptir.Bazı köylerimiz yaz ayları geldiğinde halen Kaz Dağları' na göç etme geleneğini halen sürdürmektedir.
 İklim İlçemizde genel olarak Akdeniz, Karadeniz iklim özellikleri yer yer görülmektedir.Bölgemiz coğrafi bölge olarak ta iklim bölgeleri arasında geçiş noktası durumundadır.İlçemizin değişik yerlerinde klima iklim bölgelerine rastlanmaktadır. Hüdavendigâr Camî 14. yüzyılın sonlarına doğru inşa edildiği sanılmakta olup 238 m. yüksekliteki tepenin
üzerinde tüm ihtişamıyla ayakta durmaktadır.Camiin dikkat çeken özelliklerinden birisi de dört yöndeki köşelerinin üst noktalarının pahlanması yani taş kenarlarının eğik kesilmiş olması ve pahlanan kısımların şekline uygun olarak üçgen şeklinde kapatılmasıdır.Kubbe, sekizgen bir kubbe kasnağına oturtulmuştur.Camii, bir kubbe ve sütunlu bir giriş kapısını da içine alan dörtgen bir alan üzerinde inşa edilmiştir. Camiin, Osmanlı mmimarisinin
tipik bir örneği olduğunu söyleyebiliriz.Camiin mermer giriş kapısı, Carnelius kilisesinin kapısıdır. Carnelius kilisesini tamir ettiren Skamandros hükümdarının kilise kapısına yazdırmış olduğu duaya dokunulmamış, sadece haç işaretinin iki kanadı kırılmıştır.Üzerinde haç işareti bulunan taşın bir camiin dekorasyonunda kullanılmış olması
çok ilginç bir okadar da etkileyicidir.Camiin iç duvarlarının dekorasyonunda kadırga resimlerinin kullanılmış olması da çok sık rastlanır bir durum değildir. Hüdavendigâr Köprüsü Ayvacık'tan Behramkale'ye giden eski yol üzerinde, Tuzla Çayı üzerine 14.yüzyılda inşa edilmiştir.Günümüze kadar ayakta kalmayı başarabilen köprü insanları
sevdiklerine kavuştururken, altından Ege' ye kavuşmak arzusuyla çağlayıp duran Tuzla Çayını seyre dalmıştır.Antik adı Santiniceis olan Tuzla çayının güney ve kuzey yönlerinde uzanır.Behramkale köyüne bir km mesafededir.Kimin tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir.Ancak Camii yaptıran köpriyi de inşa ettirmiş olduğu tahmin edilmektedir.
 Köprünün orjinal ve en itinalı kısımları kemerleridir.Genel form, büyük kemer üzerinde en yüksek kısmı teşkil eder ve uçlara doğru alçalarak son bulur.Diğer bir özelliği de;Kemallı Aslıhan Bey Camii ve Behramkale Camii duvar tekniğinin burada da görülmesidir.Köprünün, mimari form açısından Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yapılan köprülerin
 özellklerini üzerinde taşıdığı görülmektedir. Ceneviz Köprüsü Cenevizliler tarafından yapıldığı sanılan köprü, yüzyıllar boyunca insanlığa hizmet vermiş ve "Yağcı Yolu" olarak adlandırılan tarihi yolun en önemli geçidi olmuştur. Mıhlı Vadisi'ndeki bu köprü Ege Denizi ile Kaz Dağları'nı ve insanları yıllarca birbirine kavuşturmuştur.Mıhlı Çayı, vadideki yolculuğunu sürdürürken köprü de, görevini tamamlamış olmanın huzuru içinde dimdik ayakta durmakta
ve yazın gelecek turistleri heyecanla beklemektedir. Şelaleden akan su Kaz Dağlarının namelerini fısıldarken, tarihi köprünün gizemi ve doğal güzellikler, sizi büyüleyecek ve siz, saatlerce bu manzaranın güzelliğinden ayrılamayacaksınız. Chryse (Gülpınar) Kuzeybatı Anadolu’da Biga yarım adasının güney batısında yer alan eski adı Külahlı olan ve çevresindeki
doğal ve tarihi güzellikleri ile dikkat çeken şirin belde Gülpınar; büyük bir volkanik platodan meydana gelmiştir.Gülpınar’a Çanakkale-Ezine-Geyikli üzerinden gidilebilceği gibi; Çanakkale-Ayvacık-Assos(Behramkale) yolu veya İzmir yönünden Küçükkuyu-Assos üzerinden de gidilebilir. Son yıllarda barındırdığı doğal ve tarihi güzellikler
sebebiyle turizm alanında yavaşta olsa ilerleme kaydetmektedir.Özellikle yaz aylarında yazlıkçıların ve turistlerin gelişiyle sosyal ve ekonomik hayatta canlılık görülmektedir. Homeros’ un İlyada Destanında adı geçen Chryse kenti; Gülpınar’ dadır Troalılar ve Akhalar arasında, güzel Helena uğruna yapılan ve on yıl süren savaş anlatılırken, Chryse kentinden sık sık bahsedilir.
Chryse kentinin kalıntıları arasında Apollo Smintheus Tapınağı, Roma Hamamı, kentin su altyapısı ve diğer Bizans yapıları bulunmaktadır. Roma Köprüsü Tarihte Troas Bölgesi olarak geçen Biga Yarımadası Roma Döneminde antik kentleri birbirine bağlayan yol sistemine sahipti.Köprüler ise bölgedeki ticareti elde tutmak için gerekli olan bu yol ağının önemli bir
 parçasıydı.İlçe sınırları içerisinde bu dönemden kalma iki antik köprü yer almaktadır. Bunlardan birisi Tuzla Köyünün 4 km batısında Küçükkuyu Beldesindedir.Gülpınar yakınında yer alan Chryse Antik kenti ile Ezine ilçesi Dalyan köyünde yer alan Aleksandreia Troas antik kentini birbirine bağlayan köprünün günümüzde 93m’ lik bölümü açıktadır.7m’ ye yaklaşan muhteşem köprünün kemer ayaklarının 3-4m’ lik kısmı toprak altındadır Apollo Smintheus Tapınağı Apollo Smintheus Tapınağı, eski adıyla Kütahyalı olarak bilinen Gülpınar Beldesi’nin kuzeybatısıyla kuzeydoğusu arasında kalan vadinsin başlangıç eteklerinde Bahçeleriçi olarak adlandırılan mevkide yer alır. Su yönünden zengin olan bu yöre, yer altı kaynak sularıyla beslenmekte; büyük olasılıkla antik çağlarda oluşturulan yer altı kaynakları ile ana merkeze aktarılmaktadır.Tapınağın yapıldığı
Gülpınar Tuzla Köyü
Helenistik çağda da yörede suyun bol olması Apollon Kültürünün bir simgesidir.Çünkü; Tanrı Apollo kehanette bulnmak için her zaman suya gereksinim duymuştur.Tapınağın bu alanda kurulmuş olması da bu nedenle olmalıdır. Arkeologlar, mimarlar ve sanat tarihçileri için Helenistik çağ(m.ö 330-30) mimarisi çok sevilen ve ilgi duyulan bir konu olarak karşımıza çıkar. Lekton (Babakale) BABAKALE Bababurnun' da Lale Devrinin renkli simalarından Kaymak Mustafa Paşa' nın inşa ettirdiği Hırzü'l-Bahr Kalesi, Babakale ismiyle meşhur olan yerleşimin çekirdeğini teşkil etmektedir.Kalenin korsanlardan korunmak için yaptırıldığı bilinmektedir. Kale dikdörtgen şeklindedir;üzerinde dört burcu ve her burç üzerinde de on adet top yeri bulunmaktadır. Kaymak Mustafa Paşa kaleden başka, cami, hamam ve çeşmeler; kale dışında Ulu Cami, çifte hamam çarşı çeşmesi ve yalı çeşmesini yaptırmıştır.
Tarihi Sarnıç
Mustafa Paşa' nın eseri M.1723-1729 yılları arasında inşa edilmişlerdir.Bunlardan başka Ahmed Ağa çeşmesi (M.1738-1739), Hanım Çeşmesi ve Yukarı Çeşmede 18.yüzyıldan kalmış anıtlardır. Babakale'ye gittiğinizde Asya'nın batıdaki en uç noktasında bulunduğunuzu unutmayın. Lamponia (Kozlu) Ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemekle beraber M.Ö 5. yüzyılda kurulduğu tahmin edilmektedir.Lamponia antik kenti, antik Troas bölgesinin en önemli kentleri arasında yer almaktadır.
Kaz Dağları' nın batıya doğru uzanan eteklerindeki denizden yüksekliği 565 metre olan Kozlu Dağı'nın zirvesinde yer almaktadır.Denize hakim bir konuma sahip kentin, kuzeyinde Ayvacık, güneyinde Midilli, güneybatısında Behram Köy, doğsundaysa Ahmetçe Köyü bulunmaktadır.Kente en yakın antik kentler batıda Assos doğuda Gargara' dır.Kentin isminin geçtiği M.Ö. 478-477 epigrafik kaynakta kentin Attika-Delos vergi listeleridir.Bu listelerde Lamponia' nın yılından beri birliğin üyesi olduğunu ve birliğe yüksek
Yörük Halısı
miktarda vergi ödediği bilinmekte.Bugün kente ait en göze çarpan mimari yapı kalıntısı kentin etrafını çevreleyen surlara ait bölümlerdir.Lamponia M.Ö.5.yüzyıldan M.Ö. 4 yüzyıla kadar gümüş ve bronz sikkeler basmıştır.Lamponia' ya ait en geç sikkenin M.Ö. 350' ye tarihlenmiş olması bu tarihten sonra Lamponia'nın ortadan kaybolması şeklinde yorumlanabilir.M.Ö. 300' ler civarında Lamponia' nın
Assos veya Gargara' ya katılarak sonlandığı düşünülmektedir. Kentin oturduğu arazi, yapısı itibariyle kuzey ve güneye kapalı ve tahkimlidir.Dikdörtgenler prizması şeklinde yapılan, ölü kuyusu olarak adlandırılan kalıntı, ilgi çekicidir. Edremit Körfezi'ne hakimdir ve yaklaşan düşman olması halinde etraftaki yerleşim yerlerini uyarmak için kullanılan alarm taşı da orjinal bir uygulamadır. Zeus Altarı (Sunak) Gargara(Küçükkuyu); sırtını denizden aniden yükselen zeytin ağaçlarıyla süslenmiş
Nusratlı Köyü
Gargaran Tepesine dayar.Gargaran Tepesi de eski Yunana kültürüne göre tanrılarına kurbanlar sunmak üzere yapılmış bulunan Zeus Altarına(Sunak) ev sahipliği yapar.Eski Yunanlılar, savaşlarda galip gelmek, kuraklıktan, hastalıktan kurtulmak, bereketli ürün almak, felaketlerden korunmak gibi sebeplerle tanrılara kurban vermeyi adet haline getirmişlerdi. Taş duvarlarla örülen küçük bir oda kadar olan; içinde
Taş Mektep
 su bulunan sarnıç, halk arasında Zeus Mağrası olarak bilinmektedir.Sarnıca inen taş merdiven günümüzde yıkılmış durumdadır. Zeus Altarının yanında Çanakkale Savaşına katılan Erdem Dede Yatırı da bulunmaktadır. Homeros İlyadasında; İda(Kaz) Dağındaki altardan şöyle bahseder:
Liman
"Uçup giden tunç ayaklı, altın yeleli atların sırtında vardılar, canavarın anası, kaynağı bol İda'ya, Gargaran'daydı Zeus'un tapınağı, kokulu sunağı.İnsanları, tanrıların babası durdurdu, atları çözüp sürekli bir dumanla, koyu bir dumanla göz kamaştıran çalımıyla oturup dağın doruğuna, Troia' yı, Akalıların gemilerini süzdü."
Apollo Smintheus Tapınağı
 Zeus ile Hera'nın aşkına da şahit olmuştur Gargaran'daki altar.İlyada da şöyle anlatılır bu durum:Hera dosdoğru yürüdü Gargaran Doğruğuna.İda'nın en yüksek tepesiydi bu.Bulutları devşiren Zeus, onu gördü.Görür görmez aşk sardı düşünceli kafasını.Ve Hera Zeus'un dokuz eşinin birincisi oldu." Zeus Altarını; Truva'yı gün yüzüne çıkaran Alman maceraperest Heinrich Schlieman ve
Hüdavendigar Köprüsü
 Alman arkeolog Judeich tarafından İda Zeus Altarı olarak tanımlanmıştır. Assos Antik İskele Athena Tapınağı' nın yükseldiği tepeden denize bakıldığında antik iskele rahatlıkla görülebilmektedir.Lesbos(Midilli) ile Assos arasındaki dini ve siyasal bağ düşünüldüğünde; buranın işlek bir liman olduğunu tahmin
Hacı Mehmet Ağa Konağı
etmek güç olmasa gerek.Bugün batık olan antik limanın yerine yapılmış olan iskele, tarihteki eski hareketliliğini kaybetmişse de, güzelliğiyle ziyaretçilerini büyülemeye devam etmektedir. İskele, seksenli yıllara kadar palamut sevkiyatında, burada bulunan yapılar da palamut ambarı oalrak kullanılmakta iken,
günümüzde her ikisi de turizm amaçlı faaliyet göstermektedir.Palamut yüklü deve kervanlarının yerini, dünyanın dört bir yanından akın akın gelen turist konvoyları almaktadır.Günümüzde iskele; restoranlar, cafeler ve otellerin bulunduğu bir mekan durumundadır.Geldiğinizde nefis balıklardan yemeyi, enfes
Şehir Duvarları
külde kahve içmeyi ihmal etmeyin.


Kaynak: http://canakkaleprovince.blogspot.com.tr/p/ayvacik.html
Puanlama:

0 yorum:

Yorum Gönder

Kayıtsız kullanıcılar anonim seçeneği ile yorum yapabilirler.Unutmayın yorumlarınız yönetici onayından geçecektir.