Bitlis Adilcevaz Tarihi ve Turistik Yerleri ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Bitlis Adilcevaz Tarihi ve Turistik Yerleri

1- Kef Kalesi  

İlçenin kuzeyinde merkeze 6 km..uzaklıkta bulunan 2170 metre yükseklikte Urartulara ait KEF kalesi Adilcevaz’da medeniyetin ve uygarlığın bundan tam 2786 yıl önce başladığını gösterir. 1964 yılında Adilcevaz Kef Kalesi kazılardan bu kalenin bir Urartu  Kalesi olduğu şehrin volkanik bir tepenin üzerinde kurulduğu sonucuna varılmıştır. Bu tabii tepenin üç yanı (güney,doğu,batı) çok dik ve sarptır. Kaleye ancak kuzeyden çıkılabilir. Urartular zamanında kale kapısı bu yönde bulunuyordu. Kalenin doğudan batıya gittikçe yükselen kuzey kesimi bir höyük manzarası arz eder. Bu muhteşem kalenin ortaya çıkarılmasına sebep olanlar, 1959 yılında Van çevresinde araştırmalar yapan C.V.BURNEY ve G.R.J.LAWSON dur. Höyükten yuvarlanan bir kabartmayı inceleyerek burada bir kalenin mevcudiyetini bulmuşlardır. 1964 yılında Kef Kalesinde yapılan kazılarda otuzdan çok odası bulunan büyük bir saray kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Bu odalardan bir bölümünde düzenli iki sıra halinde çok sayıda büyük küp “Pithos” bulunmuştur.



2- Adilcevaz Kalesi

            Adilcevaz ilçe merkezinin batı kısmında olan kalenin yapılış tarihi ile ilgili değişik görüşler vardır. Ahlat kapısının kuzeyindeki çivi yazılı bir kitabe kalenin Urartu Devletine ait olduğunu göstermektedir.

Bu kale M.O. VIII. yy.’ dan itibaren Urartular ile Asurların akınına maruz kalmıştır. Tamamen yağma edilerek yakılmış ve yıkılmıştır. Daha sonra Adilcevaz Perslerin eline geçmiştir.

            Adilcevaz’ın batısında, Van Gölü kenarında sarp kayalar üzerine kesme taşla inşa edilmiş olan kale, iç ve dış sur olmak üzere iki kısımdan meydana gelmektedir. Çok sayıda kulenin desteklediği kale surları, doğuda göl kenarından başlayarak kademeli olarak güneyde uzanan yalçın kayalar üzerinde devam etmektedir. Nihayet kuzey ve batıda derin uçurumlar oluşturan kayaların üzerinde devam eden surlar bu haliyle yuvarlaktan kareye doğru uzunca bir plan oluşturur. Kalenin göle taraf surları harap olmuş ve bir bölümü su altında kalmıştır. Kalenin üç kapısı vardır. Ahlat kapısı güneye, Erciş kapısı doğuya ve Uğur kapısı kuzeye açılmaktadır. Ahlat kapısının bulunduğu kısım kalenin en eski tarafıdır. Çünkü kapının kuzeyinde siyah bazalt taşından çivi yazılı bir kitabe vardır. İşte bu kitabe kalenin bu bölümünün Urartulara ait olduğunu göstermektedir. Diğer bölümleri de Selçuklu ve daha sonraki dönemlere aittir.

            Bilindiği gibi eski Türk şehirlerinde kapılar dört yöne açılmaktaydı ve Adilcevaz kalesinde olduğu gibi o yönde bulunan şehirlerin adını almaktaydı.

            Adilcevaz Kalesi Selçuklu döneminde önemli bir savunma ve iskân merkezi olmuştur.



            3- Tuğrul Bey Camii

          Ahlat – Erciş yolu güzergahı üzerinde Adilcevaz ayrımında yer almaktadır.Yapının güneyinde Van Gölü, kuzeyinde Adilcevaz Kalesi, batısında Adilcevaz yol ayrımında bulunmakta, doğusunda engebeli arazi yer almaktadır..

          Osmanlıya ait vakfiyelerde, 1572 yılında Zal Paşa Caminin inşaatına Mimar Sinan tarafından başlandığı ve 1580’de tamamlandığı belirtilmektedir.

          Yapı 1965 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir ve günümüzde ibadete açıktır.

          Anadolu’da kubbeli tip camilere ilk örnek teşkil etmesi bakımından önemlidir. Ayrıca Osmanlı mimari anlayışında XVI.yy.da çok fazla rastlanmayan çok kubbe örtü sistemiyle inşa edilmiştir,

1071 Yılında Türk İslam Kumandanı Alparslan komutasındaki Büyük Selçuklu İmparatorluğu Ordusu, Roma İmparatorluğu ordularını Malazgirt Meydan Muharebesi’nde  bozguna uğratması ile Anadolu Kapıları bir daha kapanmamak üzere Türk Milletine açılmıştır. Buna bağlı olarak ilçe Türk-İslam hâkimiyetine girmiştir. 1071-1230 tarihleri arasında Adilcevaz Selçukluların hâkimiyetinde kalmış, bu süre içinde Adilcevaz’da bilim ve medeniyet açısından önemli gelişme göstermiştir. Yakın zamanda restore edilen Ulu Camii’de bu devirde yapılmıştır. Tarihte ismi Mevlana Ferehşah Camii diye geçmektedir.



4- Ulu Camii (Hatuniye Medresesi)

          Adilcevaz ilçesinin batı ucunda, Van Gölü kıyısında yükselen tepedeki eski kale harabelerinin içindedir. XIV. veya XV. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Sadece güney cephesi açıkça görülebilen eski camii, doğu batı yanlarda ise yarıya kadar olan kısımların, kurulmuş olduğu yamacın meyil’i dolayısıyla toprağa gömülmüş olan eserin her üç bölümü dıştan bariz olarak belli olmakta ve ayrı ayrı zamanlarda yapılmış inşaatlarla bugünkü durumunu almıştır.

              Cami XIV-XV.yy eseridir. Plan ve kuruluş yönünden Erzurum ve Bitis’te görülen 3 sahınlı camilerin öncüsü durumundadır. Bu yönüyle Selçuklu dönemi mimarisini yansıtmaktadır.

              Ulu camii 1965 yılında restore yapılmış, ibadete açılmayı beklemektedir.

İbrahim Kafesoğlu, Ulu Camii olarak adlandırılan yapının içindeki kemerler ve küçük hücrelerden dolayı buranın “Hatuniyye Medresesi” olabileceğini ileri sürmektedir.

              Ulu Cami Adilcevaz’a Ahlat tarafından giriştedir. Bu medresenin olarak XVI. yy’a ait vakıf  kayıtları bulunduğundan dolayı buranın XVI. yüzyıldan daha önce yapıldığı kesindir.                                

           Yine bu devirde 2 tane medrese yapılmıştır. Bunlardan biri Medrese-i Hatuniye, diğeri ise Medres-i Bayındıriye’ dir. Bu medreseler Akkoyunlu Hükümdarlarından Rüstem’ in torunu Sultan Bayader tarafından yapılmıştır.

              Bu medreseler  birçok ilim adamı yetişmiş,  Adilcevaz civarını kültür merkezi haline getirmişlerdir.



            5- Kohoz (Zalpaşa) Hanı

           Tahminen XVI. yy.  sonunda bölgede hüküm süren Zal Paşa tarafından yapılmıştır. Bitlis-Adilcevaz-Van kervan yolu üzerindeki Adilcevaz – Erciş arasında  Adilcevaz’a 8 km. mesafede Yolçatı ( Kohoz ) köyünde yolun kıyısındadır. Yarıya yakın kısmı harap olmuş olan hanın giriş kısmı yıkılmış arka ve yan cephelerin kalıntıları bugüne kadar gelmiştir.

       

            6- Urartu Mezarları

          1971 yılında Adilcevaz’da vatandaşlar tarafından birçok Urartu mezarı bulunmuştur. Aynı yıl içerisinde Kef  Kalesinde 1966 dan beri çalışma yapan heyet Adilcevaz’ın Atatürk Mahallesinin doğusunda bir Urartu mezarlığı keşfetmiştir.Buradaki mezarlar Süphan Dağının Van Gölüne bakan eteklerinde toplanmış lavların içine yapılmıştır. Mezarlık Van Gölü kıyısında 300 mt. kadar içerdedir. Bu mezarlardan bazıları lav kayalarını oymak suretiyle yapılmıştır. Bazıları ise kayalıktaki tabii oyukları genişletmek suretiyle meydana getirilmiştir. Bu mezarlar yeryüzüne çok yakın olduklarından çoğu tahrip olmuştur.



7- Kilise (Mucizeler Manastırı)

          Adilcevaz’ın 6 km. kuzey batısındaki Kef Kalesinin bulunduğu yamacın batı tarafındaki tepenin üzerindedir. Çalağan Çayının geçtiği vadinin Adilcevaz’a göre sol yamacında Kilise (Mucizeler Manastırı) bulunmaktadır.

          Kilise Kef  Kalesine yakınlığı dolayısıyla eski bir Urartu mabedinden süre geldiği izlenimi vermektedir. Urartu mimarisinde kullanılan iri bazalt kayalara kilisenin temellerinde de rastlanmaktadır. Ancak bunlar kilise inşa edildiği sırada (muhtemelen VII.yy.) Bizans İmparatorluğunun hakimiyetindeki Vasburakan Ermeni Hanlığı tarafından Kef Kalesinden getirilme ihtimali yüksektir. Tarihi kayıtlarda kilisenin, Vasburakan Ermeni Hanının oğlu Vahan tarafından inşa edildiği anlatılmaktadır. Bu dönem bölgede Emevilerle Bizansın mücadele dönemidir. Kilisenin ilk adı Eraşhavordur (Kurtarıcının Manastırı) Daha sonra kiliseye Sk’antselagorgivang (Mucizeler Manastırı ) denilmiştir. Kiliseye Mucizeler Manastırı denilmesinin nedeni, Ermenilerce şifa verdiğine inanılan bazı kutsal emanetlerin burada bulunmasıdır. Bu kutsal emanetlerden en önemlisi “Kutsal Savaş Armasıdır”  Ermeniler bu armanın dertlere deva verdiğine inanırdı. Bir başka kutsal emanet, Hz. İsa’nın doğumundan hemen sonra içinde yıkatıldığı  leğenin büyük bir parçasıdır. Ermenilere göre bu leğen parçasında yıkanmak veba hastalığına şifadır.

              Birbirinden ayırt edilebilen iki bölümden oluşan kilise planı kare içinde haç planının bir türevidir. Kilisenin inşasında Türk-İslam Mimarisinden de etkilenmiştir. Örneğin kilisedeki kısa klonlar, Ahlat’taki Emir Bayındır Kümbetinde de vardır.

            Kilise 1648’de Van Gölü çevresinde görülen büyük bir depremle tahribata uğramış daha sonra yeniden restore edilmiştir.1660 yılına kadar sağlam olan kilise 1980’li yıllarda altın arayıcıları tarafından harap edilmiştir. Kilisede günümüze kadar gelen bir kitabe yoktur. Sadece 1720 tarihli bir grafik vardır

Kaynak: http://www.adilcevaz.gov.tr/index.php?pid=35
Puanlama:

0 yorum:

Yorum Gönder

Kayıtsız kullanıcılar anonim seçeneği ile yorum yapabilirler.Unutmayın yorumlarınız yönetici onayından geçecektir.