Bilecik Gölpazarı Tarihi Yerleri Eserleri ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Bilecik Gölpazarı Tarihi Yerleri Eserleri

Ülkemizde taş devri ile başlayan yerleşmelerde üç dönem ortaya çıkar. Bunlar doğal mağaralar (kaya sığınaklar›), örenler ve höyükler dir. Doğal barınaklar daha kalker ve kireç taşı gibi çok kolay eriyebilen kayaçların bulunduğu sahalar olan Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde karşımıza çıkar. Diğer bir yerleşme sahası ise höyüklerdir.Tarih boyunca çeşitli nedenlerle yıkılan yerleşme alanlarında, yıkıntıların üst üste birikmesi ile ortaya çıkan bu yerleşme sahaları ilk ülkemizde ilk çağ yerleşme şekillerini meydana getirmektedir. Höyük ve ören yerleşim sahalarının yapılanmasına baktığımızda; genelde verimli tarım sahalarının ve su kaynaklarının kenar kısımlarında, savunması kolay olan tepelik sahaların etek kısımlarının tercih edildiğini görürüz.

Gölpazarı çevresinde de ören ve höyük yerleşmeleri ismi taşıyan (derecikören, çukurören, Kuflçaören, Belenören, Hüyük köyü) pek çok yerleşme sahasının bulunması ve yukarıda bahsedilen yapılaşmaya benzer özellik göstermesi, Gölpazarı çevresinin verimli tarım alanlarına ve su kaynaklarına sahip olması, etrafının yüksek tepelik alanlarla çevrili olmasından dolayı savunmaya karşı uygun ortamın bulunması etrafta ilk çağ yerleşmelerine zemin hazırlamıştır.

Rivayetlere göre bugün Kızılçay’ın kollarından olan doğancılar deresi çevresinde de ince şehir denilen bir yerleşmenin var olduğu belirtilmektedir.

Etrafta sıcak ve soğuk su kaynaklarının, verimli tarım alanlarının bulunması, Arıcaklar köyü kuzey sahasındaki höyüğün varlığı bu rivayete delil teşkil etmektedir.

Ortaçağda ticaret amaçlı oluşturulan tarihi ipek yolunun ortaya çıkması ve ipek yolu güzergahı üzerinde ticaretle uğraşan halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile hanlar, hamamlar, külliyeler, derbent denilen karakol teşkilatlarının kurulması güzergah üzerinde yerleşmenin gelişmesine yardımcı olmuştur.
Bahsedilen yolun bir kısmının da Gölpazarı ilçesi sahasından geçmesi bölgede yerleşmenin gelişmesini desteklemiştir. İlçede bulunan Taşhan ve yakın çevresindeki hamam bu amaçla yapılmıştır.
Anadolu’nun Türkleşmesi olarak bilinen 14. yüzyıl ve sonrasında Gölpazarı çevresinde Osmanlı hakimiyeti ile birlikte yerleşme faaliyeti hız kazanarak devam etmiştir. Doğudan göçer nüfus getirilip fetih edilen yerlere yerleştirilip oraların yurtlaşması sağlanmış. Göçer nüfus yerleşik hayata geçirilmiş,ekonomik faaliyet olarak da tarım ve hayvancılığa yönlendirilmiş ve toprağa bağlanmıştır.
Böylece Anadolu da kır nüfusunun temelleri oluşturulmuştur.Bu fa
aliyet sonucunda yerleşim birimlerinin sayısı artıp, dağınık yerleşmeler (Köyler-Köy altı yerleşmeler) yaygınlaştı, daha önce oturulmayan bazı sahalar yerleşmeye açıldı.
Göçebeler toprağa yerleşirken eski alışkanlıkları gereği yüksek sahaları, ormanlık alanları seçtiler. Ayrıca aile toplulukları halinde yaşadıklarından, aile çevresinin yerleşmesi sonucu oluşan küçük mahalleler meydana geldi.

Dağlık sahalarda yerleşenlerin kurdukları bu küçük mahallelere karşılık verimli düz ovalarda kurulan mahallelerse zamanla büyüyüp şehir özelliği kazanmışlardır. 14. yüzyılda başlayan bu faaliyet 16. yüzyıla kadar sürmüştür. Bu bağlamda Bilecik ve ilçelerine pek çok göçer getirilip yerleştirmiş ve bu sahaların yurtlaşması sağlanmıştır. Bu yurt edinme,Gölpazarı ve çevresinde yerleşmenin gelişmesine neden olurken o tarihlerden de günümüze pek çok tarihi yapı miras kalmıştır. Bunlardan bazılarına bakacak olursak:

Kapılı Kaya
İlçemizin 1.5 -2 km doğusunda, Gölpazarı-Taraklı yolunun kuzey tarafında olup, dışarıya bir kapısı vardır. Kayaları oyulmuş bir oda şeklindedir.Odanın kapısı Gölpazarı Ovasına bakmaktadır. Odanın içinde ocaklığı bulunmakta olup, ocağın üst kısmındaki roma yazısından, buranın Romalılar zamanında yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bir de ilçemiz Kasımlar köyü altındaki vadide bulunan Kapalı Kaya içinde ise Frigya Krallarından Gordios’un mezarı sanılmaktadır. Kaya oyulmuş dış ve iç kapı yerleri mevcut olup girişte 3,40x3,40 metre ölçülerinde bir oda bulunup bu oda boşluğundan ayrı 3 tane lahit yeri bulunmaktadır.
İşte bu lahitlerin birisinin Kral Gordios’un mezarı olduğu diğerlerinin ise çocuklarına ve eşine ait olduğu sanılmaktadır. Bugün bu mezarlar kazılmış olup, özelliğini kaybetmiştir. Lahit yerleri bellidir.

Kral Dağları
Gemici köyü ile Demirhanlar köyleri arasındaki bağlar içinde 3 tane mezar kalıntısı taşlar bulunmaktadır. Bu mezarların bulunduğu mevkiye “Kral Dağları” adı verilmiştir. Mezarların yan ve üst kapak taşları özel olarak hazırlanmıştır.

Mezarlar yıkık şekildedir.Aynı mezar taşlarına benzer taşlar Doğancılar köyü yolu ile Taraklı yolu ayrımında tarla içindeki ağaçlıklar arasında da bulunmaktadır.

Kasımlar Köyü Camii
İlçemiz Kasımlar köyünde bulunmakta olup 17. veya 18. yy da yapıldığı sanılmaktadır. Tavan ve iç duvarlarında önem arz eden kalem ise süslemeler bulunan, dikdörtgen yanlı, dönemin özeliklerini bugüne kadar yaşatabilmiş önemli bir köy camisidir.
Mahfeli ahşap, minaresi ahşap, pencereleri alçı, tavanlar düzgün karelajlı ve göbekli, son cemaatlerin mahver koluyla aynı olup, açık sola tipindedir. Caminin kuzey yönündeki cemaat yeri sonradan eklenmiştir.
Caminin kuzeybatı üst köşesinde 1161-1190 tarihleri yazılıdır.

Derecik Ören Köyü Camii
Yapılış tarihi bilinmemekte beraber eski bir yapı olduğu anlaşılmaktadır.
Yapıda ağaç çivi kullanılmıştır. Camimiz halen ibadete açıktır.

Mihal Gazi Camii
İlçe merkezinde bulunan camii, bugünkü adıyla “Çarşı Camii” olarak bilinmektedir. (Harmankaya hâkimi Köse Mihal Beyin torunu Gazi Mihal Paşa tarafından) Hicri 818–821 Miladi 1415–1418 yılları arasında yaptırılmıştır.Kitabesi yoktur. Gazi Mihal Beyin Gölpazarı’nda külliye olarak Taşhan - Zincirli kuyu – Cami ve Hamam olarak dört eseri bulunmaktadır. Bu eserlerden yalnız Taşhan’ın kapısındaki kitabeden yapım Rumi 1283 Miladi 1867tarihi tahmin edilmektedir.
1811 yılında Kaza Müdürü Mehmet Ağa tarafından yenilenip üzerine bir
kat çıkılmıştır.Ebced hesabına göre düşürülen tarih miladi 1811 yılıdır.
Manisa ilinden ilçemize tayin olunan Kaza Müdürü Mehmet Ağa, Camii yenilemekle kalmayıp çevresine bir adet medrese ve çeşitli dükkânlar yapıp bir vakıf haline getirmiş ve bu vakfın malları Cumhuriyet döneminde Belediyeye devredilmiştir.

E. Hakkı Ayverdi’nin incelemelerinde harim kısmının 1.5 metre kadar kuzeye doğru genişletildiği sonraları tamamen yıkılıp yeniden yapıldığı belirtilmektedir.
1951 yılında cami civarında bulunan dükkânlar yıkılıp onarım yerine şimdiki Belediye pasajının bulunduğu yerde tek katlı ahşap dükkânlar yaptırılmış.
Mihal Gazi Caminin kitabesi yoktur. Ancak Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün arşivinde Bursa Muhasebe kayıtları 474 no’lu defterin 10–11. Sayfalarında Caminin Mihal Gazi’ye ait olduğuna dair bir vakıf kaydı bulunmaktadır. Burada; “Eski Kadıoğlu çiftliği olarak bilinen üç çiftlik yer ile bir değirmenin Mihail Gazi Camii şerifine gelir olarak verildiği yazılıdır.

1975 yılında orijinal minaresi yıkıldığından doğu tarafına yeni bir minare yapılmıştır. 2007 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünce yeni bir restorasyon
planı çerçevesinde 1975 yılında yapılan minare yıktırılmış, eski haline dönüştürülüp restorasyonu yapılmış ve orijinal minaresi de caminin batı tarafına
kurulmuştur.
Halen ibadete açıktır.


Mihalgazi Hatibi Kabri
Peygamber Efendimizin (SAV)i’n soyundan gelen kişilere islam kültüründe “seyyit” adı verilmektedir.
Türkiye, en uzun ömürlü ve en geniş topraklara sahip olan Devlet-i Aliye yi Osmaniye seyitlerin yoğun olarak yerleştiği ülkelerden biridir.

Bu seyyitlerin çoğu, ilk seyyit göçleriyle beraber Anadolu’ya gelip yerleşmişlerdir. Anadolu topraklarında yaşayan seyyitler daha ziyade “yaman” (din
bilginleri) sınıfına mensupturlar.

Genelde imamlık, hatiplik, kadılık, müftülük, medrese hocalığı gibi görevlerde bulunmuşlardır.Mihal Gazi camii kapısı üstünde bulunup bugün mevcut olmayan tahta levha üstündeki levhada:
Mader-i Pakize el-hac Mehmet Ağa kim
Rah-ı Huda’dan buldu hayratıyla nafi
Düştü ilhamiyle tarih ziba söyledim
Kıldı tecdit Ayşe Tuti Ali Camii.
Sözleri bulunmaktadır.

Mihal Gazi camiinde hatiplik yapmış olan Seyyid Hafız Mehmet Sait Efendi’nin tayini ile alakalı Osmanlı Arşivinde 8. C. Evvel 1277 Rumi Dosya No 158 de kayıt bulunmaktadır.Bu kayıtta “Hüdavendigar Vilayeti” Gölpazarı nahiyesinin ohlusa karyesindeki eski Kadıoğlu çiftliği mezrası değirmeni ve Mihal Gazi Camii hitabet cihetini imtihan ile kazanan Hafız Mehmet Said’e berat verilmesi, denilerek hatipliğe başlanmıştır.
Vefatı ile Mihal Gazi Camiinin bahçesinde defnedildiği camii haziresinden şehir mezarlığına daha sonra nakledilmiştir. Mezar taşında bulunan “sarık” hatibin ilmiye sınıfından olduğuna işaret etmektedir.

Cum’a Camisi
Daha evvel kilise olarak kullanılan, bu bölgenin fethi ile camiye çevrilerek cuma namazlarının kılındığı camidir. Muratlar köyünde,mezarlığın altında caminin kalıntıları mevcuttur.
Uzun yıllar Bağışlar, Muratlar, Şihlar, Ormancılar, Hatipler Yağcılar köyü sakinleri Cuma Namazlarını bu camide kılmışlardır. Sadece cuma günleri cuma namazları kılındığı için,“Cuma Camisi” ismiyle anılmıştır. Kavak köylülerinin
bir araya gelerek hıdrellez şenliklerini yaptıkları yerdir.
Cuma Camisi olarak bilinen başka bir camide Doğancılar köyünde mevcuttur.

Dokuz Köyü Türbesi
Türbe günümüzde dokuz kardeşin ismi ile anılmaktadır. Dokuz köyü de ismini, türbede yatan güzel ahlaklı,örnek hareketleri ve kerametleri ile tanınan dokuz kardeşten almıştır. Türbenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Rivayete göre türbede yatan dokuz kardeşin, İstanbul’a Hacı Bektaşi veli tarafından islam dinini yaymak üzere gönderilen Karaca Ahmet Sultan’ın yakınları olduğu sanılmaktadır.
Türbenin içinde iki mezar ve dışında ise yedi mezar bulunmaktadır. Türbenin dışında kalan mezarların üzerine yapılan duvarın, yapıldığı gecenin sabahında kendiliğinden yıkıldığı köy halkı tarafından anlatılmaktadır.Türbenin tamiratını yapıldığı günlerde, mezarlardan birinin kazıldığı ve yeni gömülmüş gibi bozulmamış ceset ile karşılaşıldığı mezarı kazan şahitler tarafından anlatılmaktadr.

Türbeye gelen ziyaretçiler kur’an okur, dua eder,mezarında eli kolu bağlı yatan dokuz kardeşe sevap bağışında bulunurlar. Manevi hediyelerle memnun etmek istedikleri dokuz kardeşin, Allah yanındaki itibarını bilemedikleri için sadece iyi bir insan olabileceğini düşünüp hüsnü zanda bulunurlar. İşte bu hüsnü zandan hareketle, Tıbbi tedavilere baş vurdukları halde çocuğu olmayanların bu türbeye gelip…
Rabbimiz! Ziyaretinde bulunduğumuz bu zatların senin yanında itibarının olduğunu sanıyoruz.Şayet bu hüsnü zannımız doğruysa bunun hatırı için bizim duamızı kabul eyle, şu çıkmazdan bizikurtar!Diye dua edilen ve ziyaret edilen türbemizdir.

Aktaş Türbesi
İlçemiz Aktaş köyünde bulunan Aktaş Türbesi’nde;
Alperenlerden olduğu söylenen şeyh Mustafa Efendi, Molla Mustafa Efendi, Reşide Molla Kadın, Hatip Kızı Nur Kadın ve Zahide Molla Kadı’nın mezarları bulunmaktadır. Türbenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir.
Şeyh Mustafa Efendi’nin mezar taşı sarıklı olup, mezar taşında 1138, diğer mezar taşlarında ise 1176 tarihleri yaılıdır.
Halk arasında anlatılan Türbenin Efsanesi de şöyledir; Rivayete göre bir zat hacca gitmeye niyet eder ve şeyh Mustafa Efendi’yi ziyarete gelir, Mustafa
Efendi bu zata ‘Darda kalırsan beni çağır ben gelirim’ der. Haç farizasını yerine getirirken darda kalan bu zat “Yetiş Ya şeyh Mustafa Efendi!” deyince,
kendisine yardım ettiği söylenmektedir.

Muharrem Aylarında Türbede kurbanlar kesilerek,Pilav pişirilerek ziyaretçilere ikram edilmektedir.
Beşevler köyünde vatani görevini tamamlayan askerlere, Türbede kurbanlar Kesilip, misafirlere pilav ikram edilmektedir.

Tarihe İz Bırakan Ezan Taşları
Köylerimizdeki bazı camilerde tarihe iz bırakan ezan taşları mevcuttur.
Yıllar öncesinde, ne zaman konduğu bilinmeyen bu taşlar,camilerde minare
olmadığı zamanlarda ezan okuma amacıyla kullanılmıştır.
Ezanı daha çok kimseye duyurmak için özel olarak yapılan asırlık “Ezan Taşları’nın 500 yıllık bir yapıt olduğu tahmin edilmektedir.

Medrese
Osmanlı Devleti’nin ulu çınarı medrese, cami ve tekke üçlüsünden aldığı iman suyu ile büyümüş ve 600 sene hayatiyetini devam ettirmiştir. Bu üçlü Liyakatli
amirler ve ilmiyle amel eden alim ve meşayıhların da desteği ile tasavvuf vasıtasıyla İslam Aleminin içinde kutsî bir rabıta olan kardeşliğin inkişafına ve gelişmesine en önemli bir sebep olmuştur.
İslam eğitim tarihi içinde müstesna bir yeri bulunan Osmanlı medreseleri orta ve yüksek tahsili gerçekleştiren müesseselerdi. Medrese, memleketin ihtiyaç
duyduğu kültürü veren eğitim ve öğretim kuruluşudur.Daha önceki devirlerde olduğu gibi Osmanlı`da da şahıslar tarafından tesis edilen ve yaşaması için vakıflar kurulan medreseler merkezi yapı olan külliyeler çevresindeki mimari yapıda yoğunlaşıyordu.

Bu kişiler camilerini medrese ve imaretlerini yaptırırken yanlarına bir de sıbyan mektebi (ilkokul) yaptırmayı, o hayrın ayrılmaz bir gereği saymışlardır.

Mehmet Ağa Vakfına ait 631 numaralı defterin 118 sahife 86 sırasındaki 1237 tarihli vakfiyesinde 19 Şevval 1237 tarihinde şu anki Mihalgazi cami nin
bitişiğinde 16 odalı ve 2 derslikli medrese ve yanın da sıbyan mektebi’nin olduğu anlaşılmaktadır.

EzanTaşı
Mehmet Ağanın Taşhan’ın yanına yaptırdığı mahkeme binası ve vakfettiği üç dönümlük arazide bulunan ağaçların meyve ve sebzelerinin gelirlerini
medresedeki öğrenci ve müderrislerin ihtiyaçlarının karşılanması için vakfedildiği vakıf kayıtlarından anlaşılmaktadır.
Ayrıca Kasımlar köyünde de medrese kalıntıları bulunmaktadır.
Sıbyan Mektepleri
Osmanlı medreseleri sıbyan mekteplerine dayalı orta ve yüksek eğitim kurumlarıydı. Osmanlılarda ilköğretim düzeyinde eğitim veren sıbyan mektepleri
köylere varıncaya kadar her yere yayılmıştır.

Osmanlı, ülkesinin pek çok kısmını gezen bir Fransız seyyahı, her köyde sıbyan mektebine rastlamış ve ilk tahsilin Osmanlılarda garp (bat›) memleketleriyle
mukayese edilemeyecek derecede çok ileri olduğunu hayretle görmüştür.
İlçemizin Karacalar ve Üzümlü köylerinde de sıbyan mektepleri faaliyet göstermiştir.

Mihal Bey Hanı (Taşhan)
Eskiden kervanların konaklayıp istirahat ettikleri yer olarak yapılan Mihal Bey Han›, Vezirhan, Mahan,Taşhan, Katırhan, Nallıhan, Çayırhan gibi Gölpazarı
Ankara istikametindeki han ve kervansaraylar zinciri içinde bulunmaktadır. Bu yol aynı zamanda Bağdat-İstanbul yolunun bir koludur.

Han iri taş kalıplarla yapılmış, kalın duvarlı dikdörtgen şeklinde üstü yarım silindir (tonoz) örtüsü şeklinde bir yapıdır.
Doğu-Bat› doğrultusunda dikdörtgen planlı olan yapı aynı doğrultuda dört bölümden meydana gelmiştir.
Girişi batı cepheden olup, girişten sonraki bölümler üzeri beşik tonozlarla örtülüdür. Bu mekânlar sivri takviye kemerleriyle birbirine bağlanmıştır. Bu mekânların kuzeyden hiçbir açıklığı olunamamasına karşın her bölümün güney duvarındaki eksende birer dikdörtgen pencere açılarak yapımına ışık olması sağlanmıştır. (Mazgal tipi pencere).
Beden duvarları bir sıra tuğla, bir sıra kesme taş ve aralardan dikine yerleştirilen birer tuğla ile çerçeveli teknikle örülmüştür. Süsleme özelliği yoktur.

1969 yılında yenileme çalışmaları ile kuzey doğu bölümü yapılmış fakat tamamlanmamıştır. 2007 yılında vakıflar genel müdürlüğünce yenileme planları
Yapılmış 2008 yılı programına alınmıştır.

Uzun yıllar “göl” adıyla anılan ilçemizde bu yapıların oluşması ilçenin Harmankaya’ya bağlı bir nahiye olmasından kaynaklanmaktadır.

R. Mahmut Gazi Mihal tarafından yayınlanan II.Mehmet dönemine ait bir vakıf defterinde; “Nahiyei Harmankaya, tabi Göl, der tasarruf-u Mehmet Bey, İbn-i Ali Bey, İbn-i Mihal, evvelden tasarruf ide geldüğü üzere ber karar-› sabık olalar deyi mukayyeddür.Defter-i kahnede yine mukayyeddür.”diyerek Göl’ün Mihal oğullarınca yönetildiği belirtilmektedir.Hanın kapı üstündeki kitabesinde şöyle
yazmaktadır:

Transkripsiyon:
Bena Bazihil Bina is şerif
Sahibül hayr dafı üd dayr
Adil il ümere Mihal Bey
Fi seneti semana işrin ve semanemie
Ve itmaruhu kane fi seneti ihda ve işrine ve
semanimiyetin

Türkçesi
Bu mübarek binanın yapımı hayır sahibi, sıkıntıları gideren ve yöneticilerin (e-mirlerin) en adaletli olanı Mihal Bey tarafından 818 H./1415 M. Yılında başlanmış olup, 812 H. / 1418 M. Yılında tamamlanmıştır.
Mihal Bey Hamamı
Erken dönem Osmanlı mimarisinde görülen külliye gelene¤ini ilçemiz Mihal Bey yapılarında da görmekteyiz. Külliye camii ile birlikte medrese, imaret, türbe, kütüphane,hamam, aşevi, kervansaray gibi binalardan oluşan bir yapı topluluğudur. İlçemizde Taşhan, Cami ve Hamam bir üçgenin köşeleridir.
Türklerin temizlik kültüründe hamamın yeri çok önemlidir. Bu bakımdan cami medrese yanında mutlak hamamlarda yapılmıştır.

Mihal Bey hamamı yıllar içinde özelliğini kaybetmiş yalnızca kubbeli iç yapımı ve orijinalliğini korumaktadır.
Kayadaki Okulumuz
1938 yılında Sıbyan Mekteplerinin üstünde Sınıf-ı Sâni okullarının açılmasına karar verilmiş daha sonra bu okulların adı “Rüşdiye” olarak değiştirilmiştir.
Cumhuriyetten önce Rüşdiye olarak hizmet veren İsmet Paşa mahallesindeki okulumuz 1927-1949 yılları arasında merkez ilkokulu, 1949-1954 yılları arasında ortaokul olarak hizmet vermiş bu yıldan sonra eğitim ve öğretime son verilmiştir.

Löblüce Kalesi
Bizans döneminde Löblüce Kalesi, Osmanlı döneminde Leblebici Kalesi olarak anılan bu kalenin tam olarak ne zaman ve kim döneminde yapıldığı bilinmemektedir. 1313 yılında Osman Bey tarafından Bizans Devleti’nden alındığı ve 1607 yılında onarılması için İstanbul’dan izin istendiği bilinmektedir. Ancak günümüzde kalenin yerini belli edecek kadar kalıntıların dışında kaleden bir eser kalmamıştır.

Kaynak: http://www.golpazari.bel.tr/
Puanlama:

0 yorum:

Yorum Gönder

Kayıtsız kullanıcılar anonim seçeneği ile yorum yapabilirler.Unutmayın yorumlarınız yönetici onayından geçecektir.