Nisan 2014 ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Türkiyenin Doğal Güzelliklerini Keşfedin

Türkiyenin gezilecek ve görülecek yerlerini öğrenin , keşfedin , gezin ve bizi hep takip edin. Bizi sosyal ortamlarda takip edebilir veya abone olabilirsiniz.

Sizde Bir Bilgi Ekleyin

Sizde sistemimize kendi yaşadığınız yada gezdiğini ve görmek istediğiniz yerleri yollayabilir ve bildirebilirsiniz bunun için bize iletişim bölümünden ya da bilgi ekle bölümünden ulaşabililirsiniz.

Tekrar Ziyaret Etmeniniz Dileğiyle

Bizi her zaman takip edin, içeriklerimiz günceldir ve sitemiz kullanıcı dostudur. Her görüşlerinizi değerlendirmekteyiz.

Sizde Sitemizde Yazar Olabilirsiniz

Sitemizde yazar olmak isteyen kullanıcılar lütfen bizimle iletişim bölümünden irtibata geçin. KoLoNBo@gmail.com

Çorum Kargı Tarihçesi

TARİHİ
İlçe merkezinin kuruluş tarihi 1500’lü yıllara kadar gitmektedir. İlçenin, adını Kızılırmak kenarında yetişen sazlardan yapılan ve harp silahı olarak kullanılan ‘kargı’ dan aldığı sanılmaktadır.
Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferinden dönen ve Kızılırmak Vadisinden Sinop’a geçerken burada dağınık halde bulunan Taşlıköy’ lüleri birleştirerek Kargı adını veren Sinan Paşa, İstanbul’a dönüşünde bir İrade ile Kargı Köyünü Nahiye yapmıştır.
1876 Yılında Çankırı Sancağına bağlı iken daha sonraları Tosya Kazasına, 1896 Yılında Osmancık Kazasına, 1925 Yılında tekrar Tosya Kazasına bağlanan Kargı Nahiyesi, 1936 Yılında 3012 sayılı Kanunla ilçe olmuş ve Kastamonu İline bağlanmıştır. Çorum İline bağlanış tarihi ise 1953’ tür.

Kaynak: http://kargi.meb.gov.tr/ilcemiz.html
Daha fazla fotoğraf için http://www.kargi.bel.tr/galeri.asp?islem=tarihiresim asresini  zayret ediniz.

Çorum İsklip Tarihi ve Turistik Yerler

YİVLİK KAYASI
Tarihi İskilip kalesi ve Yivlik şehrimizin doğal iki abidesidirler.Birçok öyküye,şiire konu olup, 19.yy.da da Avrupalı gezginlerin gravürlerine işlenmiştir.1940’lı yıllarda ise Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi bir sanatçının sulu boya resimlerini süslemişlerdir.Günümüzden milyonlarca yıl önce (ikinci jeolojik zaman) denizaltı püskürmeleri esnasında (Anadolu’nun birçok yeri Tetis denizi ile kaplıydı) bir volkan bacasının içerisinde donan lavların oluşturduğu bu görkemli kütle acaba ismini nereden almıştır? Tarihin sayfalarını karıştırdığımız zaman bu sorunun cevabını da bulmamız mümkündür. 14 . yüzyılın ilk yarısında Sivas,Tokat,Amasya, Çorum civarında Eretna Beyliği egemendi.Yüzyılın sonlarına doğru beyliğin kadısı Burhaneddin Ahmet çeşitli entrikalarla beyliğin yönetimini ele geçirir ve resmen kendi adıyla 1381’de ‘’kadı Burhaneddin Devletini’’kurar.1381 ile 1398 yılları arasında yaşayan bu kısa ömürlü devlet 1.Kosova savaşına kadar Osmanlılarla dostça geçinir.Ancak daha sonra araları açılır.İki devletin orduları bu günkü Osmancık ilçesi yakınlarındaki Kırk Dilim civarında karşı karşıya gelirler,üç gün üç gece süren bir savaşa tutuşurlar.Savaşta Osmanlı ordusu yenilir.Ordunun komutanı Yıldırım Beyazıt’ın oğlu Aydın Sancak Beyi Şehzade Ertuğrul ‘da hayatını kaybeder.Galip gelen kadı Burhaneddin çevrede çok büyük kıyımlara girişip halka akıl almayacak zulümlerde bulunur.Osmanlı yanlısı olan İskilip haklıda bundan nasibini alır.Kadının ordusunda bulunan Moğollar,şehri basıp yağmalamaya başlarlar.İskilip halkından kaçabilenler dağlara sığınarak ancak canlarını kurtarabilirler.Yapılan zulümler,işkenceler ve hakaretler İskilip halkında Kadı Burhaneddin’e karşı bir kin ve nefret yaratır. Kadı Burhaneddin’in 1398’de de Akkoyunlu devleti ile de arası açılır.Akkoyunlu’ların Türkmen Boy Beylerinden “Kara Yülük” Osman Bey, Sivas yakınlarında Kadının ordusunu bozguna uğratır,canının derdine düşüp kaçmaya çalışan Kadı Burhaneddin Ahmet’i de yakalayarak öldürür.Kadının öldürülmesine çok sevinen İskilip halkı da minnet duygusu ile bu görkemli kayaya Osman Bey gibi heybetli olduğu için “Kara Yülük” demeye başlar.Uzun yıllar “Kara Yülük”diye anılan bu kayanın önündeki kara sözcüğü zamanla unutulmuş ve günümüze Yülük (Yivlik) kayası diye ulaşmıştır.



İSKİLİP KAYA MEZARLARI
İskilip kalesinde iki tane kaya mezarı vardır.Bunlara gavur evi denilmektedir.Birisi kalenin güneyinde olup önünde iki sütunu ve bunun üzerinde bir alınlığı bulunmaktadır.Bu mezarın tavanı ve yan duvarları düzdür.bakana göre sağında tonozlu bir niş vardır. Sütun kaideleri yuvarlak birer silmeden ibarettir.Yuvarlak gövdeler aşağıdan yukarı gittikçe incelmektedir.Başlıklarda bulunan bilezikler üzerine oturmuş birer hayvan heykeli görülmektedir.Bunların burun ve kafaları iyice belli olmamakla beraber aslan veyahut boğa oldukları bilinememektedir.bakıldığı zaman bileziğin üst kısmı adeta bu hayvanların ayaklarından teşekkül etmiş gibi görünmektedir. Sütun başlıklarına oturtulmuş olan alınlığın kaidesi silmeli olup bu silmeler giriş yerinin kenarlarını takip ederek aşağıya kadar inmektedir. Alınlığım ortasına bakana göre sağda kanatlı bir insan solda ve tam köşede bir aslan bunun önünde ve solda yatmış olan insanın karşısında bir sifenks vardır. Kanatlı İnsan (Nike): Bu Nike sağ bacağını bükerek dizini ileri çıkarmak suretiyle sağ yanının üzerine yatmış ve vücudunun göğüs kısmını yere yapıştırmış.Sol bacağını hafifçe bükerek geriye uzatmıştır.Ayakları küçüktür.Karın ve göğüs etleri inhinalı hatlarla belli edilmiştir.Sağ omzunun hizasından bir kanat çıkarılmıştır.Bu kanat 10 cm yüksekliğinde ve bu kadar genişliğinde dik olarak yukarı çıktıktan sonra orak gibi bir inhina yaparak önden geri doğru dönmüş ve dışarıda bir çıkıntı içeride de buna mukabil bir girinti meydana getirmiş ve bu suretle kanadın ucu alınlığın meyilli hattında son bulmuştur.Yandan gösterilen gözü bilinemeyecek hale gelmiştir.Kulağı küçük,çenesi sivri burnu ince ve uzun gözler bademsidir.Elinde üç çatal kırbaç gibi bir şey tutmaktadır.Uzatmış olduğu sol eliyle kırbacın altından sağ eliyle de üstünden tutmuştur.Bu kırbacı karşısındaki sfenkse vurmağa hazır gibidir.Kabartmanın derinliği 1cm adamın oradaki boyu da 1 metre tahmin olunmaktadır. Alınlığın sol köşesinde bir tane sfenks olup bunun ön ayakları karşısında yatan Nikeye doğru uzatılmış ve aşağıdan yukarı kıvrılmıştır.Pençeleri adeta insan parmakların benzemektedir.İnsan başına benzeyen kafası bilinmeyecek hale gelmiştir.İnsan gövdesi adeta aslana benzemekte ve karnının altından memeleri görünmektedir.Arka ayakları belli değildir. Sfenksin arkasında bir de aslan kabartması olduğu oradaki izden tahmin edilmektedir. Giriş yerinden dikdörtgen şeklinde bir kapı ile mezar odasına varılmaktadır.Odanın duvarları düz,tavanı tonozludur.Arkasında bir ölü sediri vardır. Bu oda da diğer tipik Paflagonya kaya mezarlarında olduğu gibi giriş yeri boşluğunu dolduramamaktadır. Mezar tip bakımından yani sütunlar başlıklar ve odanın biçimi bakımından Paflagonya’nın kale kapı ve Salar köyü mezarlarına benzemesi dolayısıyla M.Ö 7.yy ın ortasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Gavur Evleri:Bu mezarlar İskilip kalesinin güney yüzünde çarşının bitişiğindedir.Önlerine ev yaptırılarak kapatılmış dolayısıyla mezarlar evin harimi dahilinde kalmıştır.Burada altlı üstlü iki mezar vardır. Üstteki Mezar:Mezar kalenin yerden tahminen 3 metre kadar yukarısına oyulmuştur.Dışarıda sütunlu bir giriş yeri ve bir alınlığı vardır.Giriş yerinin duvarları düz tavanı beşik örtüsü şeklindedir.Yalnız sol küçük duvarında üstü kubbeli bir iniş bulunmaktadır.Sütunların altında dört köşe bir kaide,bunun üzerinde de yuvarlak silmeler vardır.Sütun gövdeleri yuvarlak ve yukarı çıktıkça incelmektedir.Başlıklar dört köşe olup yarım oluklu birer silmeleri vardır.Alınlık düzdür.Kaidesi de oldukça geniş bir silme ile süslenmiştir. Giriş yerinden dikdörtgen biçiminde bir kapı ile mezar odasına varılmaktadır.Tavanı tonozludur.Arkasında bir ölü sediri vardır.Tipik Paflagonya mezarlarında olduğu gibi bu oda da giriş yeri boşluğunu doldurmaktadır. Alttaki Mezar:Bu mezarın önünde de tavanı beşik örtüsü şeklinde bir giriş yeri vardır.Buradan dikdörtgen biçiminde bir kapı ile mezar odasına girilmektedir.Odanın tavanı beşik örtüsü şeklindedir.Arka duvarında bir ölü sediri bulunmaktadır. Bu mezar da kalenin güneyindeki mezarla beraber yapılmıştır.Bu iki mezarın sağında tamamlanmamış bir mezar daha vardır.Bunun ancak giriş yerinin bir kısmı açılabilmiştir. Kapı kaya mezarı:Bu mezar İskilip ilçesi bayat bucağının bir saat kuzeyinde bulunmaktadır.Doğusunda İlayi köyünün Horozlar mahallesi batısında da Müstecap çiftliği vardır.Mezar tam Bayat çayının kenarında eni ve boyu 30 m. Yüksek bir kayaya oyulmuştur.Kayada iki tane mezar odası vardır.1-soldaki oda ‘2-Sağdaki oda Soldaki Oda:Buranın eni 2,yüksekliği 1,boyu 2m. olan bir giriş yeri vardır.Baş tarafında yuvarlak bir kapısı bulunmaktadır.Tavanı tonozludur.Buradan dikdörtgen şeklinde mezar odasına varılmaktadır.Odanın içine girilemediği için nasıl olduğu bilinememektedir.Ancak yukarıdan bakıldığı zaman tavanının düz olduğu görülmektedir. Sağdaki Oda:Önünde 1,5 metre enliğinde ve yüksekliğinde 1 metre derinliğinde giriş yeri vardır.Buradan içeri doğru iki tane Niş oyulmuştur.Bu odanın da içine girilemediği için çok fazla bilgi yoktur.


İSKİLİP KALESİ
Topoğrafik bir oluşum olarak,etrafı yüksek dağlarla çevrili İskilip ilçesinin ortasında yer alır.100 metre yüksekliğinde ve etrafı yalçın kayalıklarla çevrilidir.Kalın duvarlara ve burçlara sahiptir.Tarihi,Hititlilere kadar uzanan İskilip kalesi, Bizans ve Osmanlılar döneminde de çeşitli onarımlar geçirerek günümüze kadar ulaşmıştır.İskilip kalesi eski kentin çekirdeği durumundadır.Kaleye yalnız kuzeybatı kısmından girilir.Doğu tarafında,aşağı yukarı merdiven olduğu yakın tarihte biliniyor olmakla birlikte bu merdiven günümüze kadar ulaşmamıştır.Biri Ulucami yönünde öteki,doğuda Tabakhane mahallesine açılan iki yer altı yolu,güneyde de bir kapısı bulunmaktadır.Kale içinde sol tarafta bir zindan bulunmaktadır.Bu zindan halk tarafından sonradan doldurulmuştur.Kale etrafındaki surlar onarılarak düzgün hale getirilmiştir. Kalenin güney yönünde eteklerinde ikisi düzgün olarak oyulmuş bir tanesi düzgün olmayan üç mağara bulunmaktadır.

Tarihi İskilip Evleri

Son 200 yıllık dönemde İskilip tarihi ve kültürel dokusunu oluşturan eski evlerde, yurdun diğer köşelerine kıyasla büyük farklılıklar görülmektedir.Halen üç katlı tarihi evler bulunmakta ve bu evlerin çoğunda da yaşam devam etmektedir Bu evler Türk aile yaşam tarzının sosyal bir simgesi olarak betonlaşmaya karşı direnmektedir.Evlerde yaşam,gelenek ve göreneklerin yerli yerine oturduğu,günümüzün çekirdek aile düzenine hiç benzemeyen büyük aile düzeninde yaşayan,Türk aile kültürünü yaşatan,geleneksel izler taşımaktadır.Büyük bir bahçe içerisinde,at arabası gibi eski taşıt araçlarının giriş-çıkışına imkan sağlayan,çift kanatlı ahşap cümle kapısının yanında,küçük bir diğer kapıdan sonra ,yüksek duvarlar gerisinde yer alırlar.Toprağa,bağlara ve bahçelere bağımlı, kalabalık ailelerin yaşadığı bu evlerde,ahır,kümes,kiler,meyve ve ambar odaları,taştan oyulmuş çamaşır yıkama tekneleri,ocak,samanlık,pekmez kaynatmak veya ekmek yapmak için kullanılan farklı mekanlar bulunur.

Kaynak: http://www.iskilip.bel.tr/iskilip.asp?ID=2
Kaynak: http://www.iskilip.bel.tr/iskilip.asp?ID=3

Çorum Dodorga Tarihi

DODURGA TARİHİ*

Yazıcıoğlu' ya göre ise Dodurga Mülkdutmak ve yaşamak şeklinde  telafuz edilmiştir. Boyun damgası   şeklindedir. Her Oğuz boyunu  sembolize eden bir kuş vardır. Dodurga Boyu'nun sembolü de (Onku'u) Bozkır Kartalıdır. Malazgirt savaşından sonra  çeşitli zamanlarda  Anadolu'ya  büyük kitleler halinde Türkmenler göç etmişlerdir. Sultan Alparslan'ın görevlendirdiği  komutanlardan Danışment Ahmet Gazi   Malatya'yı fethettikten sonra (1072)Amasya (Harşana) önlerine gelerek Amasya kalesini zaptetmiştir. Harşana Kalesi  beği Şaddad'ı yakalamak amacıyla Osmancık'a kadar kovalamış ve yakalayarak hapsetmiştir. Ahmet Gazi Osmancık kalesini zaptettikden sonra burasına Alayuntlu  Neslinden Sokulu oymağı reisi Osman Beğ' e bırakmış kendisi de Gümüş üzerinden Elbistan'a kadar uzanmıştır.Osman bey kardeşi Ayhan beyi Dodurga Köyüne çevresinde bulunan köylerle birlikte uç beyi olarak tayin etmiştir. 1074 yılında Dodurga beyi Ayhan bey Amasya Devlet ricaline  görev verildiğinden yerine Kızılkanatoğullarından Ahmet beyi tayin etmiştir.Ahmet bey köyün yeniden imar edilmesini sağlamış Kızılkanat adını taşıyan bir cami yaptırmıştır. Bu cami fazla tahribat gördüğünden 1977 yılında yıkılarak yerine yine aynı adı taşıyan bir cami inşa edilmiştir.

Dodurgalılar Bozokların Ayhan koluna bağlıdır. Kaşgarlı Mahmut Totırga olarak zikretmiştir. Kaşgarlıya göre boyun damgası    şeklindedir. Reşideddin' e göre Dodurga kelime olarak ülke olmak  ve yönetmek manasına gelmektedir ve boyun damgası  . şeklindedir.
Danişmentlilerin son zamanlarında, İskilip yolu üzerinde bulunan Dodurga Osmancık- İskilip bağlantısını sağlayan önemli bir konumdaydı. Danişmentlilerden sonra  Dodurga Selcuklularan idaresine girmiştir. Sultan II. Kılıçarslan sağlığında ülkesini  II oğlu arasında pay etmiş Osmancık oğlu Sencer'in hissesine düşmüştür. Kösadağ Savaşından (1243) sonra Anadolu Moğol egemenliği altına girmiş,1260 tarihinde Moğol nanı Hülagu Kızılırmağın batısını Dodurga ve çevresi dahil Selçuklulardan Keykavus' a doğusunu merkezi Amasya olmak üzere Rüknettin KILIÇARSLAN 'a vermiştir.Bu sırada Dodurga'nın idaresi Keykavs'a bağlı olarak Köyün ulularından Hamik Beğ' e aittir.
Dodurga'nın ilk yerleşim bölgeleri  önceleri şimdiki İlçenin güneyinde bulunan dağın eteğinde Kuzyaka ve Damlaca denilen yerde bir yerde doğusunda öldürmüş denilen mevkide bulunuyordu. Dodurga 1910-1935-1942-1943 yıllarındaki depremden çok hasar görmüş, birkaç defa yeniden imar edilmiştir. Birinci dünya savaşında erkek nüfusunun büyük kısmını kaybetmiştir. Milli Mücadeleye de aktif olarak katılan Dodurgalılar Osmanlının son zamanlarında her Türk köyü gibi sönüklenmiş ise de Cumhuriyetin ilk 20 yılından sonra çevresinde linyit madeninin bulunması nedeniyle tekrar önemli bir yerleşim bölgesi haline gelmiştir.
Dodurga 1963 yılında yapılan referandumla  belediyelik olmuştur. 09.05.1990 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile İlçe olmuş ve 01.09.1991 yılında İlçelik açılışı yapılarak ilk Kaymakamlık ve bağlı birimler oluşturulmuştur.  ( Tahrir defterinde Dodurga , Doturga, Todurga ve Toturga gibi değişik şekillerde yazılan bu oğuz boyuna ait Anadolu da 24 yer adına rast gelinmektedir. XIX yy başlarında İran'da yazılmış bir risalede  Dodurgalılar'ın  o kadar zayıf değil, fakat dayanıklı  ve iyi  koşucu soy atlara sahip bulundukları yazmaktadır. Bugün İlçemizde kültür olarak Orta Asya izlerine rastlamaktayız. Yağmur duasına çıkıldığında  at kafası ıslanması  ve at kurban edilmesi  eski şaman inancıdır ve bu kültür günümüzde devam etmektedir. Mesela "Caydak" sözcüğü bizde yavan boş anlamına gelirken Kırgızca da "bu sözcük" "boş atmak" anlamına gelmektedir. Dodurga da  Sincap' a Teyin denilmektedir.Göktürk abidelerinde de  Sincap sözcüğü Teing olarak yazılmıştır. Yine Türkmenlerin koşmak manasında  kullandıkları yüğürtmek sözcüğü de bugün hala kullanılmaktadır.)

KISACASI **
lçenin adı Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lugatit Türk adlı eserinde açıkladığı 24 Oğuz boyundan Toturgadan gelmektedir.

Dodurga 1910-1935-1942-1943 yıllarındaki depremlerden çok hasar görmüş, birkaç defa yeniden imar edilmiştir. Birinci Dünya savaşında erkek nüfusunun büyük kısmını kaybetmiştir. Milli Mücadelede Dodurga, Osmanlının son zamanlarında her Türk köyü gibi nüfus bakımından azalmış ise de Cumhuriyetin ilk 20 yılından sonra çevresinde linyit madeninin bulunması nedeniyle tekrar önemli bir yerleşim bölgesi haline gelmiştir.


Dodurga 1963 yılında belediye, 09.05.1990 tarihinde İlçe olmuştur.

Kaynak: http://www.dodurga.bel.tr/index.php?icerik=410&goster=412 *
Kaynak: http://www.corumkulturturizm.gov.tr/TR,58696/dodurga.html **

Boğazkale Tarihçesi

boğazkale

İlçemizin bulunduğu coğrafya insanlık tarihi ile eşdeğer bir geçmişe sahiptir.

Hattuşa ve Yazılıkaya’nın keşfi 1834 yılında olmuştur.

1835-1894 yılları arasında çeşitli yabancı arkeologlar tarafından ferdi çalışmalar yapılmış,

1904 yılından itibaren ise Alman Doğu Kültürleri Araştırma Merkezi tarafından kazı çalışmaları başlatılmış olup, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında verilen aralar dışında kazılar aralıksız olarak devam etmektedir.

Hattuşa ve Yazılıkaya örenyerleri BM’in UNESCO teşkilatınca 1986 yılında Korunması Gerekli Dünya Kültür Mirası listesinde 377. Sırada tescillenmiştir.

İlçemizde bulunan Hattuşa Anadolu medeniyetleri içerisinde önemli bir yer tutan Hitit medeniyetinin M.Ö. 1650-1200 yılları arasında başkentliğini yapmıştır.

Hattuşa çevresinde ilk yerleşim Kalkolitik Çağ’da ( M.Ö. 6000 ) ortaya çıkar.

Hattuşa’da İlk Tunç Çağı’nın geç dönemlerinde Hatti yerleşmesi ortaya çıkmış olup, bu Hatti yerleşmesini izleyen Orta Tunç Çağı’nda MÖ 19-18. yy’larda Asurlu tüccarların bir kolonisi kurulmuştur.

MÖ 1700 yıllarında Hattuş şehrinin yandığı anlaşılmaktadır. MÖ 17. yy’ın ikinci yarısında Hitit Kralı 1. Hattuşili burayı başkent olarak seçmiş böylece Hattilerin Hattuş’undan Hititlilerin Hattuşa’sı doğmuştur.

Tarihin ilk barış anlaşması Kadeş bu dönemde Hitit Kralı 2. Muvattali ile Mısır Kralı Ramses arasında MÖ 1274 yılında imzalanır.

Taht kavgaları ve düşman saldırıları devleti zayıflatmış olup, Hitit devletine kim tarafından son verildiği bilinmemektedir.

MÖ 1180-334 yılları arası bölge Frig ve Pers hakimiyetinde kalır. Bölge MÖ 334 - MS 1071 yılları arası Hellenistik /Galat ve Roma/Bizans egemenliğinde kalmıştır.

Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail ile yapmış olduğu Çaldıran savaşının ardından Maraş diyarlarındaki Dulkadiroğulları Beyliği’ni de Osmanlı topraklarına katmasıyla Dulkadiroğullarından bir kısmı göç ederek Hattuşa’nın eteklerine yerleşmişlerdir

Kaynak: http://www.bogazkale.gov.tr/bogazkale_kultur_turizm.html

Çorum Bayat Tarihi veTuristik Yerleri


BAYAT KUNDUZLU VE KUŞCAÇİMENİ YAYLALARI :
      Çorum İli Bayat İlçesi sınırları içerisinde ve ilçenin kuzeyinde dağlık Karatepe mevkiinde yer almaktadır. İl Merkezine 100 km. İlçe Merkezine 25 km. uzaklıktadır. Yöre halkı yayla geleneğini bu yaylalarda sürdürmektedir. Özellikle Kuşcaçimeni yaylasında yaz aylarında kamp amaçlı çadırlar kurulmaktadır. Zengin bitki örtüsü ile kaplı olan yaylalarda sarıçam, karaçam ve köknar ağaçları dikkati çekmektedir. Bol su kaynakları ve bozulmamış doğa yapısı ile yayla turizmine elverişli alanların başında gelir.
     Ulaşım özel araçların yanı sıra ; yaz aylarında Cumartesi ve Pazar günleri Belediye otobüsleri ile sağlanmaktadır.
Yaylalara 3 alternatif yoldan ulaşmak mümkündür :

-        Bayat İlçemiz Çerkeş Beldesinden
-        Bayat İlçemiz Kunduzlu Beldesinden
-        İskilip –Tosya Karayolu güzergahından 8 km gidilip Elmabeli Mesire yerinden  sola dönülecek ve Elmalı-  Göl-Ahacık grup köyleri güzergahı takip edilerek 17 km daha gidildikten sonra Kuşcaçimeni , Kunduzlu ,Demirbükü ve Yalak Yaylalarına ulaşmak mümkün olacaktır.

Kaynak: http://www.corumkulturturizm.gov.tr/TR,58712/dogal-guzellikler-ve-mesire-yerleri.html

Çorum Alaca Tarihi ve Turistik Yerleri

PAZARLI HÖYÜĞÜ (ÇİKHASAN)

Alaca’nın 22 km kuzeyinde Mustafa Çelebi, Dağ Karapınarı ve Çikhasan arasında bulunur. 1937-1938’de  H. Ziya Koşay ekibi tarafından yapılan kazılar sonucunda Kalkolitik dönemle birlikte üst tabakada Frig Dönemi’ne ait buluntular elde edilmiştir.


        Pazarlı Höyük’ünde üst mekanda kale ve üzerinde kale kalıntıları mevcuttur. Ancak oluşum yapı temelleri fiziki ve beşeri faktörlerin etkisiyle tahrip edilmiştir.  Kalenin kuzey üst kısmı doğu istikametinden girilen mağaranın oda bölümleri, yukarı (ikinci) katı ve havalandırma bacaları mevcuttur. Taban ve yanal alanlar, tahrip edilmiş ve kazılmıştır.


       “En önemli buluntular, M.Ö 7-6 yy’lara ait Frig katlarında elde edilmiştir. En önemli özelliği ev ve tapınak duvarlarının pişmiş topraktan kabartmalı levhalarla kaplanmış olmasıdır. Kabartmalarda, savaşçılar, aslan, dağ keçisi, sfenks ve boğalar resmedilmiştir.”



        Kaya ve kale 150-200 m derinlikte batı–doğu doğrultulu “Bazar Deresi”  ile ikiye bölünmüştür. Doğu bölümdeki oyuk ve mağara girişlerine ulaşılamamaktadır. En üst konumda Bizans dönemine ait sikkelere rastlanılmıştır.

 GEVEN KÖYÜ KAYA MEZARLARI

Alaca’nın 8 km kuzeyindeki Hışır vadesi üzerinde  bulunur. Vadinin doğu, yakasında biri diğerinden farklı Gerdekkaya veya Kapılıkaya olarak halk tarafından isimlendirilen iki kaya mezar mevcuttur. 

       Güney yamacında, eski yerleşim izlerine rastlanır. Kayanın günbatısı, Alaca suyuna yaklaştığı yerde bulunan kaya oyma kiler ve depo, talancılar tarafından tahriple yok edilmiştir.


YATANKAVAK TÜMÜLÜSÜ


“Alacanın 10 km. güney batısında, Büyükhırka Beldesi yolu batısında bulunmaktadır. Köyün hemen yakınında iki tümülüs vardır. Köylüler, toprak olarak küçük boy tümülüsü, taban toprağına kadar yok etmişlerdir. İkinci tümülüs 10 m. yükseklikte olup sağlamdır. Diğer tarafı kerpiç kesmek, toprak almak amacıyla yok edilmiştir. Küçük bir çalışma ile mezar oda tahrip edilmeden açığa çıkarılmalı köylülerin toprak alımı önlenmelidir. Köyde bir çok evin yapımında temel ve köşe taşları olarak Klasik Çağ ile geç dönem malzemesinin kullanıldığı gözlenmektedir.”



        Yatankavak’ı Değirmenderesi Köyü’ne bağlıyan vadide (Karlak mevkiinde) etrafı yer yer meşelik, Alaca içme suyunun kaynağının bulunduğu yerin 100-150 m kuzeyinde kırk basamak, karşısında kaya mezar kapısı, 150 m kuzey doğusunda kaya altı yerleşim, 50 m kuzeyde Bal Kayası görülmeye değer ve yeniden incelenmeyi beklemektedir. 

ESKİYAPAR HÖYÜĞÜ 


Eskiyapar, Alaca-Sungurlu yolu üzerinde Alaca’ya 5 km uzaklıktadır. Höyükte yapılan kazılarda İlk Tunç Çağı’ndan Bizans Dönemi’ne değin uzanan kesintisinde de bir yerleşme saptanmıştır.


       İlk Tunç Çağı katmanında elde edilen altın, gümüş, elektron, süs eşyaları çağdaşı Troya II Hazineleri ve Alacahüyük kral mezarları buluntularıyla benzerlik göstermektedir. Eski Hitit Krallığı dönemine tarihlenen çanak, çömlek, ev ve sokak kalıntıları önemli buluntulardır.

                
       “Eskiyapar yerleşmesi” Alacahöyük “Kral Mezarları” ile yakın ilişkili malzeme vermiştir. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi tarafından 1968 yılından beri kazısı yapılan Eskiyapar’da, kalkolitik döneme ait ilk yerleşmenin üzerinde Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerine ait pek önemli malzeme veren kazı, raporlar yayınlanmadığı için henüz suskundur. 

         Eski Tunç, III. Katından gelen zengin bir hazine  Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir. Altın küpelerin spiral motifleri, özellikle Schlimann hazinesinde ele geçen sipral motifli küpelerin eşleri olup aynı dönem için yörenin Truva ilişkilerinin en açık delidir.”



        Bundan başka burada bulunan bir tablanın, dört köşesinde  dört boğa heykeli, tabla ortasında güveç çanağını andıran bir çanak (Boğaların yönleri merkezdeki çanağa yönelik) ve  çanaktan çıkan 1500 “altın”ın varlığı, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.

İLÇEDEKİ DİĞER HÖYÜKLER




- KIPLANPINARI HÖYÜĞÜ (BÜYÜKHIRKA) 

- BAYINDIR HÖYÜK (BÜYÜKHIRKA)
- DEDEPINARI–EREN KÖYÜ HÖYÜĞÜ
- BOĞAZİÇİ (HIŞIR) HÖYÜĞÜ
- KIZILLI HÖYÜĞÜ  
- AKHÖYÜK (AKTOPRAK HÖYÜK)
- AKPINAR HÖYÜĞÜ
- KÜÇÜKHIRKA HÖYÜĞÜ

- KALINKAYA HÖYÜĞÜ

- MİYANESULTAN HÖYÜĞÜ
- KABİL KALESİ
- PAZARÖREN HÖYÜĞÜ  (TUTLUCA)
- BEŞİKTEPE HÖYÜĞÜ
- ÇOMAR HÖYÜĞÜ
- GERDEKKAYA HÖYÜĞÜ 
- KÜÇÜKDONA KÖYÜ KALINTILARI

        KIPLANPINARI HÖYÜĞÜ (BÜYÜKHIRKA) 

    Alacanın 15 km güneybatısında; “Eski Çorum-Yozgat yolu üzerinde yer alan Büyükhırka Beldesi’nin kuzey doğusunda sırtlar üzerinde Kıplanpınarı mevkiinde bir yerleşim yeri bulunmaktadır. Tarla ve mera olarak kullanılan arazide ortaya çıkan temel taşları tarla açmak için kümeler halinde toplanmış, üst tabakadaki mimari kalıntıları büyük ölçüde tahribata uğramıştır. Yüzey buluntusu olarak buradan Eski Tunç Çağı, II. bin Klasik Çağ  seramik toplanmıştır”   

    BAYINDIR HÖYÜK (BÜYÜKHIRKA)
    “Büyükhırka Beldesi’nin 2 km kuzeyinde bulunan Bayındır Mevkiinde yapılan araştırmada, Bayındır Höyük’ten  yüzey buluntusu olarak II. bin  ve Klasik Çağ seramiklerine rastlanmıştır. Güneyinde Ağababa, doğusunda Karaardıç Tepe bulunan bu mıntıkada, diğer bir yerde de Bayındır Höyüğün tahminen 700 m doğusunda bir burun üzerinde tarla olması nedeniyle çok tahrip olmuş Eski Tunç Çağı mezarlığı mevcuttur. Gerek mezarlığın yayıldığı alanın tespiti için gerekse tarla olması nedeniyle tarım araçlarının tahribi, kaçak kazı çukurlarının varlığı nedeniyle burasının kurtarma kazısı ile incelenmesi gerekmektedir” 

    DEDEPINARI–EREN KÖYÜ HÖYÜĞÜ

    “Yatankavak köyünün kuzeybatısında–Alaca’nın güney batısında iki mahalleden oluşan bitişik iki köy bulunmaktadır. Köyün 600 m Kadar batısında, eski köy yolunun hemen kenarında Dedepınar Höyüğü yer almaktadır. Kireç taşından konglomeranın yüksekliğinden istifade edilerek meydana gelen höyüğün çapı, 100 m civarında; yüksekliği ise 15 m’dir. Yüzey buluntusunda  Eski Tunç Çağı, II. bin ve Demir Devri seramikleri toplanmıştır.”   

    BOĞAZİÇİ (HIŞIR) HÖYÜĞÜ

    Alaca’nın 5 km kuzeyinde bulunan Hışır Köyü’nün güney batısında Alaca çaylarının birleştiği büyük çayın kenarında Hışır höyük yer almaktadır.
    “Bu höyük, kuzeydoğuya gelişen yol için önemli bir kavşak noktasıdır. Geven Boğazı’nın ağzını kapatmakta ve Alaca Ovası’nın kuzey uç noktasında bulunmaktadır.” Alaca Ovası’nın kuzeyinde bulunan ihtiyar Deveci  Dağları’nın uzantısı ile karşı aşırız. “Bu dağlar üzerinden aşarak Ortaköy’e (Şapinova’ya) ulaşılır. Hışır Höyük’ün uzunluğu 200 m’dir. Kuzey doğusundan kayalara dayalıdır. Höyük, köyün yakınında, başka bir deyişle hemen hemen içinde olması nedeniyle üzerinde bolca kaçak kazı izlerine rastlanmıştır. Yüzeyden  Eski Tunç Çağı II. bin Demir Devri Klasik Çağ seramikleri toplanmıştır.” 

    KIZILLI HÖYÜĞÜ  

    Alaca’nın 10 km doğusunda bulunan bir başka Höyük de Kızıllı Höyük’üdür. Hışır’dan gelen yol,  yüksek tepelerin eteğini takip eder. Kızıllı içinden kuzeye yönelen yol Yağlıçal Höyük’ünü aşarak Tutluca istikametinde birleşir. Doğuya dönerek Ortaköy istikametinde yön alır. Kızıllı içinden doğrudan doğuya yönelen yol kesintiye uğramadan aynı çizgi üzerindeki köyleri aşarak biri yaylacık diğeri Sarısüleyman üzerinden Ortaköy’e ulaşır. 

    “Kızıllı” geniş bir alana yayılmıştır. Eski yerleşim alanının üzerinde ve bilhassa güney istikametinde modern köyün iskânı görülmektedir. Klasik çağlardan kalan pek çok taş eserlerin bugün köyde, özellikle köy camisinin inşaatında kullanıldığını görmekteyiz. Yüzeyden Eski Tunç Çağı II. bin ve Klasik Çağ çanak parçaları tespit edildi.

KALEHİSAR KALESİ VE MEDRESESİ


Kalehisar Alaca’nın kuzey batısında 20 km uzaklıkta, Türk Kalehisarı, Harhar, Kalınkaya, Alacahöyük’le çevrili bir diğer adı Mahmudiye (Çerkez Kalehisarı olarak Alaca’ya bağlı şirin bir köydür. Köydeki yapıları üç ayrı boyutta incelemekte yarar olacaktır. (Kale, Medrese, Camii veya Hamam... gibi)


    a) KALE

    Köyün 1 km batı istikametinde yaklaşık 100 m. yüksekliğinde ve 150-200 m çaplı tabandan tepeye doğru daralan ve sivrileşip iki çatala ayrılan 15-20 m eteğinde moloz taşla temel üzerine ve kaya yüzeyine örülmüş sur temelleri ve yer yer duvar temel kalıntıları. Kalenin kuzey yönü oldukça sarp olup inip çıkılması yoktur. Güney yönünde verebine yamaç arz eden bölümde yaklaşık 40 m. inişi ve çıkışı olan çift basamaklı kale dibine içerden inişi sağlayan su sarnıcı. Güney cephe yüzeyinde kaleye çıkışı sağlayan basamaklar (mekanik parçalanma ile aşınmış vaziyette) ve yüzeydeki su damlacıklarını kanalize eden su arkları belirgindir. Kalenin üst noktasında kuzey yamacında moloz taş temel kerpiç duvar üzerine kare biçiminde yapı kalıntısı, güney yamaçta aynı özellik arz eden iki yapı kalıntısı mevcut.  




               


    Kalenin tepede batı bölümünde basamaklı Hititlerin bereket tanrıları için yaptıkları tapınak ve gün batımı yönünde sunak. Tanrı Kibele ve Vuruşama’nın oturduğu, sunulan hediyeleri kabul ettikleri bölümün Güney batı uç noktadan 3-5 m aşağıda su kuyusu mevcuttur. 


    Hitit, Frig, Bizans, Selçuklu ve Beylikler dönemine ait izler taşıyan bu yapı 1936’da H. Z. Koşay’ın Alacahöyük kazıları sırasında Kalınkaya ile birlikte Kalehisar olarak incelenmiştir.   


    b) MEDRESE 

    Kalenin yaklaşık 500 m. güney doğusundadır. Kaynaklarda yapının kesin tarihi belli olmamakla beraber, Selçuklu ve Beylikler dönemi kıymetli eserlerindendir. 
    “Anabritanika’da Behramşah Külliyesi olduğu (Mengücekli) olduğu” “1838’de yabancı araştırmacılardan W.J. Hamilton tarafından ziyaret edilmiş Alacahöyük’ün bir saatlik kuzeyinde gösterilmiştir”
    “Evliya Çelebi’nin Erzurum dönüşü Çorum’u anlatırken zikrettiği gibi Çorum’un bir kazasıdır”
    “Katip Çelebi XVII. yy’da “Cihannüma” adlı eserinde yine Çorum’un kazaları arasında göstermektedir.”
    “1204 yılında Karahisar Temurlu bir kaza merkezi olarak görülmektedir.”
    “Hüsameddin Timur’un kendi adına yaptırdığı Hüsamiye Medresesi’ne vakfedilen topraklar dikkate alındığında kazanın büyüklüğü anlaşılır.” 



    “1362 tarihli Hacı İlyas bin Tabyu’ya ait Hüccet-i Şeriyye’de Karahisar’a Temürlü’ye vakfedilmiş araziler arasında Zile kadılığına tabi Hüseyinabad’ın Kızkaraca Divanı’nın tamamı zikredilmektedir.”  

    Evvelinde Kervansaray olarak da bilinen yapı XIII. yy. itibariyle Kalehisar veya Hüsamiye Medresesi olarak zikredilmektedir. Prof. Dr. Oktay Aslanapa sanat tarihi açısından şu şekilde anlatmaktadır: “Alacahöyük yakınında Kalehisar Medresesi terkedilmiş eski bir Selçuklu merkezine işaret etmektedir. 
    İki eyvanlı medresenin planı çarpık olup simetrisi yoktur. Uzun giriş eyvanından, dar, dikdörtgen bir avluya geçilmektedir. Karşıda güneyde mihrap nişli ana eyvan, avlunun iki tarafında revaklı üçer medrese hücresi vardır. Eyvanın sağında yatay ve bitişiğinde küçük bir oda kapısı olan dershane, solunda dikey tonozlu bir dershane, giriş eyvanı sağında büyük tonozlu dershane, solunda biri avlu revaklarından diğeri daha büyük ve giriş eyvanına açılan kapıdan girilen yatay tonozlu iki oda vardır. 
                                                       
    Moloz taşlardan yapılmış, süslemesiz, sade medrese intizamsız plan ile on üçüncü yüzyıl başlarına girmektedir. Çevresinde bulunan keramikler de bunu kanıtlamaktadır.”




        c) CAMİİ VEYA HAMAM Medrese ve kalenin doğusunda yaklaşık 300 m. mesafede yolun kenarındaki yapı temeli her ne sebeple ise kesme iri taştan yapılı temelin kuzey ve batı yönü bozulup öbek haline getirilmiş. 40-50 m. mesafedeki pöhrek ile gelen su azalmış tamamen anlamını yitirmiş bir duruma gelmiş. Dükkân yerleri, tamamen ekim alanı Medrese yapısında kubbelerden kuzey cephede kısmen kalanlar öğrenci hücreleri, diğer kısım ayakta durmak için direnmeye devam etmek.

HÜSEYİN GAZİ MEDRESESİ ve TEKKESİ



 “Alaca İlçesinin 3 km. güneyinde medrese. Yapıldığı tarih kesin olarak bilinmemekle birlikte XIII. yy’a ait (takriben 1220 I. Alaaddin Keykubat dönemi veya II. Kılıç Arslan dönemi 1155-1192 dönemi zikredilebilir) Selçuklu medresesi olduğu sanılıyor. Bugün harap ve kendi haline terkedilmiş durumdadır.

  

Birbirine geçme iki bölüm halinde düzenlenmiş bir yapıdır. Medreseye açılan portelin –dış kapının- iki tarafında bir insanın ayakta rahatça sığabileceği büyüklükte kuzey ve güney yönünden karşıdan birbirine bakar konumda nöbetçilerin giriş-çıkışları kontrol edebilmeleri için iki nöbetçi mahfili vardır.  


        Binanın doğusundaki portalden medresenin giriş Holü’ne geçirilir. Bu hol 3.30x4.35 m. boyutlarındadır ve portalin arka duvarı üzerinde görülen izlerden aslında tonozla örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Bunun kuzeyinde iki kademeli olarak dışarıya doğru çıkıntı yapan bir kanat bulunur. Bu kanatın köşeleri ve pencere söveleri muntazam kesme taştan yapılmış, doğu cephesindeki iki pencere sonradan moloz taşla doldurulmuştur. Giriş holünün batı duvarındaki kesme taştan örülmüş, basit ve kemerli kapı medresenin avlusuna açılır. Avlunun iki yanında talebe hücreleri bulunur. Gerek binanın tabii döşeme seviyesinin bir metreden fazla toprakla dolu olması, gerekse üst yapının bütünüyle yıkılmış olması burada kazı yapılmadan plan şeması çıkartmağa imkan bırakmamıştır.

         Duvardaki birkaç iz, bazı hacimlerin şekli ve ölçüsü hakkında ipuçları vermektedir. İç kapının arkasında bulunan tonoz başlangıcı, kapı ile avlu arasında bir eyvan olduğunu gösterir. Giriş eyvanının doğusunda mazgal pencereli bir oda, batısında ise testere dişi şeklinde konsollardan, aslında kubbeli olduğu anlaşılan küçük bir vestibülün gerisinde beşik tonozlu bir oda bulunur. Avlunun doğusunda iki mazgal pencere daha vardır. Duvar kalıntıları burada iki büyücek oda bulunduğunu gösterir. Avlunun batısı binanın diğer kısımlarından daha harap durumdadır. Güney kısımda ise ortada bir eyvan vardır. Bunun batısında mazgal pencereli beşik tonozlu bir oda ile doğusunda iyi durumda bulunan yüksek bir türbe yer alır.


       Türbenin kapısı avlu tarafındadır. Üzeri kornişli yarım daire kemerli kapının üstünde beyaz mermerden bir kitabe bulunmaktadır. Dört yanında birer yüksek pencere bulunan türbenin içi, basık çapraz tonozla örtülüdür. Yani dışarıda görülen kubbe yalancıdır, sonradan yapılmış olması mümkündür. Hüseyin Gazi Medresesi’nde bugün sanat eseri sayılabilecek tek elemanı portalidir. 480 m. genişliğindeki mermer portali basit bir bordür çerçeveler. Kapı nişi derin ve kemerli, altı sıra skalaktit dolguludur. Skalaktitlerin altında, üzerinde yazı bulunmayan, siyah mermer bir kitabe levhası bulunur. Üzerinde ucu yukarıya kalkık bir kemer bulunan kapının sövesi bir sıra beyaz, bir sıra siyah mermerden geçmeli olarak yapılmıştır. Portalin yanlarında skalaktitli mihrabiyeler, kapı nişinin köşelerine ise süs kolonları konulmuştur. Bunlardan soldaki düşmüştür. Fakat sağdakinin bitkisel motiflerle süslü yüksek başlığıyla gövdesinin üst kısmı yerindedir.” 
Medresenin ön yüzündeki kitâbede okunabildiği kadarıyla  “Pilavhozzâde Ali Said Baba’nın asarı vakfiyesidir” yazılıdır.


       Hüseyin Gazi Türbesi ve medresesi ile ilgili veriler yeterli olmamasına rağmen araştırmalarımızda bulabildiğimiz doneler ilginç ve birbirinden farklılık göstermektedir: “Roma kaynaklarında Hüseyin Gazi’nin ölüm yeri olarak “Ameryum’u” “Arap kaynaklarında Hüseyin Gazi’nin ölüm yeri olarak “Amoryum” “Angora” olarak gösterilmektedir.”   
“Sör Charles (Hüseyin Gazi Tekkesi) bu yeri kilise olarak tanımlarken”, “Haamilton (1837-38) seyahatinde bu yerin Selçuklu Tekkesi olduğunu ve ayrıca Konya Medresesi şeklinde planlandığını ifade etmektedir” 

“Hasluck ise Hüseyin Gazi’nin gerçek mezarının Alaca’da olduğunu ileri sürmektedir.” “Şahmas Battal tarafından İslam yapılmış rahip olarak da anılmıştır. Şahmas’ın adı Alaca’da kendi adıyla korunmuş ancak bu tekkede Hüseyin Gazi’nin olduğu bildiriliyor”

ALACAHÖYÜK (Horamözü)

     İlk kez  1835 yılında, bir gezgin tarafından kültür dünyasına  tanıtılan Alacahöyük,  o yıllardan bu yana, ziyaretçilerin uğrak yeri olmuştur.

 
Alacahöyük, önceleri, başka hiçbir Hitit kentinde görülmeyen Hitit kabartmaları ve  iki adet yarı heykel tarzındaki anıtsal sfenksleri ile dikkati çekmiş, bir kaç kısa süreli araştırmayı takiben Atatürk'ün  emri ile ilk büyük kazı dönemi başlamış ve o zamanlar höyüğün üzerinde olan köy, taşınmış ve kazının daha ilk yılında itibaren Hitit öncesine ait Hatti prens ve prenseslerin mezarlarının bulunmasıyla önemi iyice anlaşılmıştır.

     1935 yılında Prof. Dr. Remzi Oğuz ARIK'la başlayan kazı, daha sonra Dr. Hamit Zübeyr KOŞAY ve Mahmut AKOK tarafından 1983 yılında kadar sürdürülmüş ve üst üste 15 yerleşimin, 4 ayrı kültür katına dağılımı saptanmıştır.

Bunlar:
I- Osmanlı, Bizans, Roma, Hellenstik, Frig Kültürleri
II- Hitit Kültür Katı
III- Eski Tunç Çağı-Hatti Kültürü
IV- Kalkolitik (Maden+Taş karışımı Dönemi)  olarak yukarıdan aşağıya doğru sıralanmıştır.

            1983 yılında ara verilen kazılar, 1996 yılında, Prof. Dr. Aykut ÇINAROĞLU tarafından yeniden başlatılmıştır.
 Alaca Höyüğü günümüzde gezenler, öncelikle iki anıtsal yarı heykel yarı kabartmasının sfenksin süslediği kapının iki yan duvarlarında soldakinde  yer alan baş tanrıyı temsil eden boğa, önünde eğri kılıcı ile kral ve arkasında kraliçeyi takip eden dini törene katılanlar yer almıştır.  Sağ tarafta ise tahtında oturan tanrıçaya doğru ilerleyenlerin betimlendiği  kabartmalar  vardır. Bu görkemli kapı ile "Mabet-Saray" diye anılan ve üstü açık taş döşeli bir avlunun iki yanında yer alan odaların bulunduğu yapı gezilir. Taş döşeli avlunun solunda ve aşağıda Eski Tunç Çağına ait prens ve prenses mezarları görülebilir. Bu mezarlar Hitit Öncesi Dönemi, Hatti  Beylerine ait olup, sözde "Hitit  Güneş Kursu" ve standartlarının açığa çıkartıldığı mezarlardır. Höyüğün batı yanında, "Potern” diye bilinen "Gizli Geçit" ten geçilerek, Hitit'lerin savaş zamanındaki heyecanı yaşanabilir.

        Sfenksli Kapı ve Mabet-Saray yapısının  doğusunda da, yeni dönem kazılarda ortaya çıkartılan Hitit Çağı ihata duvarı ve bununda önünde yer alan tabanları taş döşeli, tahıl depoları görülebilir. Bunlardan büyük olanı, Hitit şehirlerinde günümüze  değin açığa  çıkartılan ve korunan en görkemli odadır.

Kaynak: http://www.alaca.gov.tr/default_B0.aspx?content=245 (Höyükler hakkında daha fazla bilgiyi bu adresten edinebilrisiniz bazı bilgiler alınmamıştır.)

Çorum Alaca Tarihçesi



“ Ala” ve “Alaca” renk. “Uygur-Göktürk Yazıtlarında ve Kutadgu Bilig ile Divan” da Ala, Alak, Alaca Türkçe sözdür. Don, renk, boy, yer adlarının belirtilmesinde kullanılmıştır.”
ALACA: Hunlara bağlı bir Türk kavmi. Baykal Gölü’nün güneyinde yaşarlardı. Çin kaynaklarında bunlardan “Bo-ma” diye bahsedilir. (Bo-ma, alacalı at demektir.) Aynı kaynaklar “Bo-ma”lardan bazen de “O-la-cı”lar diye bahseder (Bu kelime, Türkçe alaca kelimesinin Çince yazılışı olabilir).

Alacalar göçebe bir kavimdi, yüksek karlı yerlerde oturur, at besler, kımız içerlerdi. Öbür Türklerden farklı olarak saçlarını kısa kesmekteydiler. Holanşan, Alaşan… gibi bazı yer adlarının bunlardan kalması muhtemeldir.

ALACA: Orta Asya’da yaşayan ve göçebe olarak hayvancılıkla iştigal eden bu Türk kavmi, bugün Kırgızistan sınırları içinde olan Altay Dağları eteklerinde kendilerine özgü yaşayışlarıyla varlıklarını sürdürmektedirler.

ALACA: Kaşgari’de (Divanü Lûgat-it Türk, B. Atalay, yayını: Barçın) Yolak Barçın tarifi, Alaca ve kutnî tarifine uyar (Karş A. Survey of persion art, yay, poppe. III, 2043). 14. yy’da İran’da Moğol Hanı’na takdim edilen kumaşlar arasında kutnî ( Resala-yi Falakiyya, 137-a ) vardır. Moğol döneminden sonra 13.yy’dan beri Hindistan, İran ve Türkiye’de tüketimi çok olan ipek-pamuk karışımı bir grup kumaş çeşidine “kutnî” ve “alaca” denir.

Osmanlı tereke ve gümrük defterlerinde 15.yy’dan beri “alaca” adı altında bir çok çeşit kumaş buluyoruz; Mısır alacası, Şâmî alacası, Yezdî alaca, Hindî alaca, aneberî alaca, Manisa alacası, Tire alacası, Kaşan alacası, Dapul (Hint) alacası, alaca basma, divar izarî.

Alaca”dan bir çok eşya yapılırdı: Alaca kaftan, alaca heybe, iplik alaca kaftan, alaca çarşaf, alaca minder, alaca kilim, alaca atlas, mak’ad (minder), alaca peşgir. İstanbul’da alaca satıcıları, ayrı bir hifret (lonca) halinde örgütlenmişlerdi. Evliya Çelebi döneminde (Cilt I. S.616) Tire, Şam ve Hint alacaları meşhurdu. Atlas veya kemha kaftan yerine ucuz bir kaftan çeşidi alacadan yapılıyordu. Giyecek ve ev döşemesi olarak alaca kumaşın tüketim alanı pek genişti. Alaca, Hindistan’da bu adla meşhurdu. Alaca, Asya’da İndonezya’dan yakın doğuya kadar uzanan geniş bir sahada yaygın “ikat” denilen kumaş grubu içinde incelenmektedir. Bu kumaşların özelliği, ipliğin dokunmadan önce yer yer boyanıp, dokumanın deseni bu iplikle sağlanır. Türkiye’de makaslı ve taraklı denen bu tekniğin menşe-i eski çağlara kadar izlenmektedir.

Bak. A.Bühler, Le technigue de 1’kat les Cahiers de Ciba, III. 36, s.1218-24; Şahin Yağan Türk El Dokumacılığı İst. 1978, 11-28: D Chevailler,” Les tissus dikates d’Alep et de Damas”, Syria, xxxıx, 1962, 300-324) Alaca-i Buruç ( Pamuk-ipek karışımı ) Sahib alaca, Keşmir alacası,Alaca-i Ahmed-abâdî (Hindistan’da Ahmed Abad bir şehir), Alaca-i Mav ( Mhaw, bir şehir )… vb

ALACA: Yer adları olarak ülkemiz sınırları içinde Alaca (Çorum), Alaca (Erzurum), Alaca dağ (dört tane farklı bölgelerde olmak üzere), Alacahan (Sivas), Alacahöyük (Çorum-Alaca’nın bir beldesi), Alacami (Afyonkarahisar)… vb bulunmaktadır.

ALACA: Hüseyinova/Hüseyinabâd/Alaca, Çorum-Yozgat yolu üzerinde 50-52. km’de yer alan şirin bir ilçedir. -1 “Alaca”, “Ankara ilinin Yozgat Sancağı’na bağlı küçük bir kasaba” olarak tanımlanıyor. Önceleri bucak olan ve Hüseyinabâd olarak Alaca 1919’da ilçe yapılmıştır. Alaca belediyesi 1920’de kurulmuştur. 7-2 Alaca, XIV.yy’la ait bir belgede, Hüseyinova’da aynı adı taşıyan bir köyden söz edilmektedir.

Ancak Hüseyinabâd yöre ismi olarak kalırken “Vakıf sınırlarının tesbit edildiği anlarda Alaca adına rastlanılmaktadır” XIX ve XX. yy’larda Hüseyinova yöre adı yerine nahiye ve bucak adının tanımlanmasında Alaca adı resmiyet kazanmıştır.” “ALACA” adı 1932’de resmiyet kazanır.

Kaynak: http://alaca.bel.tr/kategori/ilcemiz/tarihce/




Kaynak: http://alaca.bel.tr

Çankırı Yapraklı Tarihçesi

Yeşil Göl piknik alanı

Osmanlı Devri kayıtlarında Tuht olarak geçen ve 1958 yılında Yapraklı Panayı ve Yapraklı Dağına izafete şimdiki adını alan Yapraklı Çankırı ile paralel bir tarihi süreç yaşamıştır.Yörenin tarih öncesi dönemlerine ilişkin çok fazla araştırma yoktur.Son yıllarda Çankırı ve çevresinde tarih öncesi dönemde ilgili araştırmalar yapılmaktadır.Yapraklı’da Analıkız Mevkiinde denizsel fosiller ele geçmiştir.Günümüzde on iki bin yıl öncesini kapsayan Paleolitik dönemden beri yörenin iskana uğradığı sanılmaktadır.Kıvçak Köyü ve İkizören Beldesi Kaya Mezarları,Topuzsaray’da bulunan Frigler Devrine tarihlenen çeşitli süs eşyaları , Çevrecik Köyü’nde kaçak kazılar esnasında ortaya çıkmış ve eski tunç çağına verilen seramik parçaları,eski Hitit seramik buluntuları ve Roma yerleşim ve Nekropol alanları ilçenin zengin tarihi geçmişinin önemli göstergeleridir.Bu veriler dışında Yapraklı’da Hititlerden sonra Frigler,Kimmeller,Lidyalılar,Persler,Makedonyalılar,Paflogonyalılar,Romalılar ve Bizanslıların hüküm sürdükleri tahmin edilmektedir.

1071 Malazgirt Savaşından sonra Melik Danişment,Ahmet Gazinin emri olan Karatekine Çankırı ve Kastamonu yöresinin fethi görevi verilmiştir.Bunun üzerine Emir Karatekin ilk defa Aydos Dağlarında ordugahını kurup fetih hazırlıklarına başladığında Bizans kuvvetlerinin gelmesiyle kuzeye doğru çekilmiş ve Yapraklı civarında karargah kurmuştur.Böylece Çankırı’dan da önce Eldivan ve Yapraklı çevresinin fethedildiği anlaşılmaktadır.Emir Karatekin’in ölümüne (1106) kadar Türklerin elinde kalan bölge birkaç defa Bizans saldırılarına maruz kalmış ve son olarak 1132 yılında Bizanslıların eline geçen yöre 1137 senesinde Anadolu Selçuklu Sultanı 2.Mesut tarafından yeniden geri alınmıştır.

1402’de Yıldırım Beyazıt’ın Timur’a yenilmesiyle bu bölge candaroğlu topraklarına katılmıştır.Candaroğulları Beyi İsfendiyar Bey2in karşı çıkmasına rağmen Çelebi Sultan Mehmet’in kuzeyindeki Ilgaz Dağı sınır kabul edilerek Tosya – Yapraklı – Keskin ve Kalecik’i içine alan yöreyi Kasım Beye verilmesiyle bölgede küçük bir Beylik kuruldu.Daha sonra Kasım Beyin , Çelebi Mehmet’in kızlarından Sultan Hatunla Sultan 2.Murat’ın İsfendiyar Bey’in kızı yani Kasım Beyin kız kardeşi ile evlenmesiyle akrabalık bağlarıyla kuvvetlenen bağ sayesinde merkezi Çankırı olan bu Beylik 1416 yılından itibaren Osmanlı himayesinde yönetilmeye başlanmıştır.Kasım Bey’in 1464 yılında ölüyle de çevresiyle birlikte Çankırı-Osmanlı yönetim sisteminde Anadolu Eyaletine bağlı sancak merkezi oldu.XVI. yüzyıl kayıtlarına göre başlangıçta Çankırı’ya bağlı dokuz kaza vardır.Bunlar Çankırı,Kalecik,Tosya,Çerkeş,Kurşunlu,Koçhisar(Ilgaz),Kargı,Milan ve Karıpazarı kazalarıdır.1578’de bunlara Kesgin , 1580’de de Tuht(Yapraklı) katılmıştır.1580 öncesinde Kengırı (Çankırı) nahiyesine bağlı mahalle ya da köylerden birisi olan Toht da 1521 tahririne göre 160 , 1578-79 tahririne göre ise 254 hane mevcuttu.Sultan 2.Beyazıt’ın Tokat’ta bulunan Hatuniye İmaretine vakf olunan Tuht köyü 1579 yılında Camii Atik, Karaşeyh,Mescid-i Laklak ,Mescid-i Bazar,Camii Cedid Bazar,Mescid-i Bevvab , Mescid-i Sucabey , Mescid-i Ahmet Faki ve zımmıyan adlı dokuz mahalleye sahipti.Nüfus ise yaklaşık olarak 1700 civarındaydı.

Osmanlı Döneminde Tuht(Yapraklı) yok güzergahlarından uzak bir yerleşim yeri olmakla birlikte Ankara-Çankırı Tarihi kervan yoluyla bağlantılıdır.Kiepert ve Leonhart tarafından varlığı belgelenen ve Yılmaz ile Ayhan tarafından da arazi de  mevcut olmadığı gözlemlenen Çankırı-Yapraklı arasında Şıhlar Köyü civarındaki eski Han ya da Alter Han bu yol ağınınen önemli verisi konumundadır.Ankara-Çankırı Kervan yolu Çankırı’dan sonra bir Yapraklı diğeri Ilgaz bir diğeri de Korgun üzerinden Kurşunlu’ya bağlanan üç ayrı istikamete ayrılmaktadır.

XIX.yüzyıl başlarında Tuht(Yapraklı)’ya bağlı köylerin sayısı 55 , 1831 senesinde Müslüman ve Reaya sayısı 3642 nefer olarak verilmektedir.Tuht/Toht ‘a 1869’da salnamesine göre Kilise ve Gayrimüslim mektebi vardır ve Aşağı Mahalledeki 18 hanede 57 Rum yaşamaktadır.1870’de kaza merkezi olan Yapraklı Cumhuriyet2in ilanından sonra Çankırı’nın il olmasıyla Çankırı’ya bağlı bir nahiye haline gelmiştir.Aynı dönemde Tuht kasabasında 17 mektep vardır.1926 yılı verilerine göre Tuht nahiyesi 782 erkek 723 kadın nüfusuna sahip , 3 mahallesi , 344 hanesi  , 2 camii mescidi, 28 dükkanı , 5 çeşmesi , 6 sınıflı mektebi ve 49 köyü olan Çankırı merkeze bağlı bir nahiye merkezidir.1930’da Belediye teşkilatının lağvedilmesinden sonra 1955’de Belediye teşkilatı yeniden kurulan Yapraklı üç yıl sonra da ilçe merkezi olmuştur.

Kaynak: http://www.yaprakli.bel.tr/yaprakli/tarihi/

Çankırı Şabanözü Tarihçesi


Tarihinin çeşitli devrelerinde Gasgaslar, Hititler, Makedonyalılar, Paflagonyalılar, Galatlar,Romalılar ve Bizanslıların idaresinde kalan Çankırı'da yerleşim yeri olarak Şabanözü'nden ilk defa Paflagonyalılar zamanında M.Ö. 217 -117 yılları arasında söz edilmektedir.

1071 Malşazgirt zaferi ile Çankırı bölgesi de Karatekin Bey Tatarafından fethedilmiş ve bu bölge Danişment topraklarına katılmıştır.Daha sonraki dönemlerde sırasıyla, Çankırı ile birlikte, Şabanözü ve Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları, İsfendiyaroğulları beylikleri idaresine geçmiştir.Daha sonraları Osmanlı İmparatorluğu toprakları arasında kalan vce hiç düşman işgalina uğramayan ŞABANÖZÜ Cumhuriyetin ilanı ile bugünkü ülke sınırları içerisinde yer almıştır.

Şabanözü 04 Ekim 1944 yılında ilçe merkezi olmuştur.İlçe olarak kurulduğunda,bugünkü Orta ilçesi kendisine bağlı bir nahiye halinde idi ve 57 köyü mevcuttu.1959 yılında Orta bucağı ilçe haline getirilince, Şabanözüne bağlı 26 köy kalmıştır.Daha sonraki yıllarda,Meşeli, Sarısu, Demirci, Kösrelik köyleri Ankara ili Çubuk İlçesine bağlanmıştır.Halen iki beldesi 18 köyü mevcuttur.

Daha fazla bilgi için http://www.sabanozu.bel.tr/tr/icerikkategori/0/5/sabanozunu-taniyalim.aspx adresini ziyaret ediniz.

Kaynak: http://www.sabanozu.bel.tr/tr/icerikdetay/6/10/tarihce.aspx

Çankırı Orta Tarihçesi

İLÇENİN COĞRAFİ YAPISI
İlçemiz Batı Karadeniz Bölgesinde, Çankırı’nın batısında Ankara’nın kuzeyinde Dumanlı Dağları ile Aydos Dağı arasında kalmış düz bir plato üzerine kurulmuştur. Devrez Çayı İlçenin batısından doğar ve İlçeyi ikiye ayırarak Kızılırmak nehrine dökülür. Kuzeyinde Kurşunlu ve Atkaracalar, güneyinde Şabanözü, güneybatısında Çubuk, batısında Kızılcahamam, kuzeybatısında Çerkeş, doğusunda Korgun İlçeleri bulunmaktadır. Rakımı 1265 metre olup, kışları soğuk ve uzun, yazları kurak ve kısa geçer. En fazla yağış kış ve ilkbahar mevsimlerinde görülür. İlçe nüfusu 2000 nüfus sayımı verilerine göre 26206 kişi olup, yüzölçümü 513 km. kare, nüfus yoğunluğu 19 kişidir. İlçenin Çankırı’ya uzaklığı 65 Km., Ankara’ya uzaklığı 110 Km.dir.

İLÇE TARİHİ

Orta İlçesinin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, kuruluşunun M.Ö.3000´li yıllara kadar uzandığı; Hititler, Patlakonyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Danişmentliler ile Türkmenlerin bölge üzerinde hâkimiyet kurduğu, daha sonra Osmanlı topraklarına katıldığı bilinmektedir. İlçemizde yapılan kazılar sonucunda çıkan Hitit çağlarına ait küp mezarlar ve yapı taşları Çankırı Müzesinde sergilenmektedir. Kazılar sırasında ortaya çıkan su kanalları, toplu halde bulunan insan iskeletleri, mezarlar, ev temelleri ile Karaağaç Yaylasındaki ören şehri denilen harabeler, Kalfat Yaylasındaki yıkık harabeler ve Kayılar arazisi içindeki kartal kaya kalesi gibi yerlerin bulunuşu, İlçenin ve çevresinin çok eski çağlarda kurulduğunu ve o çağlardan beri yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. İlçeye bağlı köylerin bazılarının adlarının Kayı, Dodurga, Bayındır, Yuva, Büğdüz ve Salur gibi Oğuz Türkleri´ne bağlı boy isimleri oluşu Türk boylarının buralara yerleştiklerinin ispatıdır.

İlçenin eski adı Karî Pazarı olup (okuyanların toplandığı yer) halk arasında Karapazar olarak bilinir. Eski tapu kayıtlarında ve şerh mahkeme ilamlarında "Kari Pazar Naibine" hitabı kullanılmıştır. Kari´nin lügat manası okuyan, inceleyen, Kuran-ı Kerimi kaidesine göre okumasını bilen kişi demektir. Karipazar ise Kuran okuyanların toplantı yeri manasına gelir. Şimdiki İmam Hatip Lisesinin doğu kısmında bir medrese ve caminin olduğu burada Arapça, Farsça, Kuran-ı Kerim ve dini ilimlerin okutulduğu bilinmektedir. Adı geçen yerde hala bir türbe (Osman Dede Türbesi) ve türbenin yanında caminin ve medresenin temelleri bulunmaktadır. Sonraları İlçenin ismi Ortaköy olarak değiştirilmiş, 19.06.1957 tarih ve 7033 sayılı Kanunla İlçe olmasına Bakanlar Kurulunca karar verilmesi ve 01.04.1959 tarihinde İlçe olmasıyla birlikte Orta olarak düzenlenmiştir. Bu ismin verilmesinde İlçe Merkezinin İlçeye bağlı olan köylere ve kasabalara mesafesinin ortalama bir uzaklıkta olması etkili olmuştur. İlçeye bağlı 5 Belde, 22 Köy ve 19 Mahalle bulunmaktadır

Daha fazla bilgi için: http://orta.org.tr/saife.asp?saifegetir=bolumdetay&safha=20&deste=118 adresini ziyaret etmenizi öneririz.

Kaynak: http://orta.meb.gov.tr/www/orta-ilcemiz/icerik/10. 

Kurşunlu Tarihi veTuristik Yerleri

  TARİHÇESİ
 Kurşunlu Merkezi eskiden yalnız ufak bir kale ve kalede bulunan kilisede ibadet etmek için toplanmış köylülerin oluşturmuş olduğu küçük bir köyden ibaretti. Bugünkü Kurşunlu Kalesi diğer adıyla “Andinata Kalesi” Bizanslılar zamanında yapılmış ve günümüze kadar gelebilmiştir. Kentin ilk kuruluşu kale içindedir. Bizanslılardan sonra Anadolu’ya gelen Türk Boylarından “Comartlar” ve “Yazır” Boyları buranın gelişmesine neden olmuşlardır. KARACAVİRAN Köyü olarak bilinen Kurşunlu’nun 17. yüzyıla kadar fazla anılmayan bir yerleşim merkezi olduğunun Evliya Çelebinin seyahatnamesinden anlamaktayız. Kurşunlu 17. Yüzyıldan sonra Kurşunlu, Ören, Comartlar, Aharcık, Ömer, Sülüklü ve Ebceler Köylerinin birleşmesinden meydana gelmiş bir yerleşim yeridir.            Elde mevcut tapu kayıtlarına göre önceleri Kurşunlu kadılığına bağlı olan Karacaviran Köyü sonraları Ulumelan (Belenli) Kadılığına bağlanmış olup, 1882 yılında bucak merkezi olarak Çerkeş İlçesine, 1912 yılında da Ilgaz İlçesine bağlandıktan sonra 1944 yılında 4642 sayılı Kanunla İlçe statüsüne kavuşturularak bugünkü mülki taksimat içerisindeki yerini almıştır.             Milli Kurtuluş Savaşı sırasında kendi çevresi içinde bozguncu faaliyetlere girişen Aznavur çete ordusuna karşı Çerkeş dolaylarında verilen savaşa Kurşunlu halkı da katılarak Milli kuvvetlerin safında yeralmıştır. Burada Rafet Paşanın kumandasındaki orduya katılan Kurşunlu’lar Yozgatta çıkan çapanoğlu isyanını da bastırmak için cepheye gitmişler ve bu uğurda yüzlerce şehit vermişlerdir. -

YARAN
Çankırı Yaran’ını yani sohbet alemlerini anlatmaya geçmeden önce, bu sosyal müessese ile irtibatı olduğu bilinen Ahilik müessesesinden birazcık bahsetmenin yerinde olacağını zannediyoruz.
İnsanların birbirlerine kuvvetle itimat etmeleri ve birbirlerini dil, din, ırk ve mezhep ayrımı gözetmeksizin sadece “kul”, “insan” oldukları için sevmeleri gibi temel kaidelere dayanan Ahiliğin, pek çok bakımdan Çankırı Yaranı ile alakalı olduğu bilinir.
 
Şöyle ki; Ahiliğin, bilinen altı şartı vardır. Bu altı şart, “açık” ve “kapalı” olmak üzere iki­ye ayrılır. Açık olması gereken “alın, kalp ve kapı” dır. Ki, alın açıklığından, başkalarının yanında yüz karası bulunmamak, kalp açıklığından her insana sevgi beslemek, kapı açıklığından da kendi­sine yardım istemeye gelen ve muhtaç olan herkese kapısını açık tutmak kasdedilir. Kapalı olması gerekenler ise “el, dil ve bel “dır. El’in kapalı olmasından kasıt, hiç kimsenin hak ve hukukuna tecavüz etmemek, dil’in kapalı olmasından kasıt, hiç bir kul hakkında kötü söz söylememek, dedikodu yapmamak, bel’in kapalı olmasından kasıt ise, hiçbir ferdin namusuna tecavüz etmemektir. Dil konusunda ayrıca, “sır saklamanın da şart olduğu” kasdedilmektedir.






Kaynak:  http://kursunlu.gov.tr/?page_id=81
Kaynak:  http://kursunlu.gov.tr/?page_id=85

Fotoğraflar : http://kursunlu.gov.tr/?page_id=83 adresinden alınmıştır. Burack Cinli şahsa aittir.

Korgun Hakkında Genel Bilgiler

Çankırı Korgun
Korgun 1954’de Belediye, 1991’de İlçe olmuş, merkezde 3 (Büyük, Uludağ ve Doğu) mahalle ve 12 (Alpsarı, Bugay, Çukurören, Dikenli, Ildızım, İkiçam, Karatekin, Karatepe, Kayıçivi, Kesecik, Maruf ve Yolkaya) köy bağlıdır.

            COĞRAFİ YAPISI : Korgun doğusunda il merkezi Çankırı, kuzeyinde Ilgaz, batısında Kurşunlu, güneyinde ise Eldivan ve Şabanözü İlçeleri yer almaktadır.Ova haricindeki arazi genellikle dağlık ve kayalık olduğundan “Taş Yakası” diye anılmaktadır. Arazi tarım ve hayvancılığa elverişli olduğundan geniş mera alanları ve yaylaları ile çeşitli göletler mevcut olup, büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapılmaktadır. Ortasından Korgun Çayı geçen ovasında sahillerde ve bölgesel olarak yetişenler hariç her türlü meyve ve sebze yetiştirilebilir. Su yönünden sıkıntısı (kullanma ve içme) olmayan ender yerlerden birisidir. Sulama amaçlı  birçok göletin yanı sıra yeni yapılan ve geniş bir alanı ve havzası olan Korgun Tavşankayaları Göleti bölgenin iklimini bile değiştirerek, tatlı su balıkları yetişmektedir.

            İMAR PLANI : İlçemizin kadastrosu 1958-1960 yapılmış olup, ilk imar planı 1961 yılında çizdirilmiş ve1987 yılında da yenilenmiş, 1996 ve 2001 yıllarında da esaslı bir revizyon  yapılmıştır. İmar planımız şu anda mevzi olup, bu yıl (haritamızda 1985 de çizilmiştir.) haritamız İller Bankasınca sayısallaştırılacaktır.

            - Belediye Sınırları                : 164 Km2

            - İmar Planı Alanı                   : 435 Ha

            - İlçe Yüzölçümü                   : 557 Km2

            - İlçe Merkezi Rakım             : 850

               ULAŞIM : İl merkezine 20 Km, E 80 Karadeniz yoluna 30 Km mesafede bulunan İlçe merkezi Ankara-Kastamonu ve Çankırı-İstanbul Devlet Karayolu ilçe merkezinden geçmekte olup, Ankara’ya 140 km, İstanbul’a 450 km, Kastamonu’ya 90 km ve 5 km mesafede de DDY istasyonu bulunmaktadır. Ilgaz Dağı ve tesislerine 55 km gibi yakın bir bölgededir. İlçeye bağlı köy yollarının hemen hepsi asfalt kaplamadır.

            NÜFUS : Tüm İç Anadolu Bölgeleri gibi göçlerle halen mevcut ikamet edenlerin en az 10-15 katı diğer illerde yaşamakta, emekli olanlarında ancak % 10-20 i geri dönmekte ve 2008 yılı nüfus sayımına göre 2000 kişi ilçe merkezinde ikamet etmektedir. Organize Sanayi Bölgesinin tam olarak faaliyete geçtiğinde göç veren değil, göç alan bir yer olacaktır. Bu

arada ilk etapta TOKİ 104 konut yapmış olup ve Kooperatiflerin  çabalarıyla da 80  konut daha tamamlanmakta olup konut açığı da kapanmaktadır.Yine TOKİ tarafından “İş Merkezi ve Çok Amaçlı Salon” yapılmış olup, “Sevgi Evleri” inşaatı da  bitmiştir.                                                                  

EKONOMİ : İlçe ekonomisi tarım, hayvancılık ve  sanayi üçgeni içerisinde hızlı bir gelişme sağlamak için Organize Sanayi Bölgesinin canlanması ve lokomotif olacak büyük şirketlerin yatırım yapmasını sağlamak gerekir. Tarım ve hayvancılık en önemli geçim kaynağı olduğu gibi, sulu tarım yapılabilen 22 km2 ovamız mevcut olup; Korgun patatesiyle ünlüdür. Hayvancılıkta ise büyükbaş ön plandadır. Hatta Çankırı’da içme suyunu bizim ovamızdan temin etmektedir.          

SANAYİ : 1978 yılında İlçemizde kurulan Korgun Organize Sanayi Bölgesi 1.800.000 m2’lik bir alanı kapsamakta, 800.000 m2’lik 1.kısmın altyapısı (Enerji, haberleşme, yol, kanalizasyon, arıtma ve sosyal tesisler) bitmiş ve halen 14 fabrika faaliyette bulunmakta, 11’i inşaat aşamasında ve bir o kadar da proje etüt aşamasındadır. Şu anda bölgede 1300 kişi istihdam edilmekte ve üretim faaliyetleri tekstil ağırlıklıdır.

GENEL BİLGİ : İlçemiz halkının okur-yazar oranı % 99 olup, her türlü kanunsuz iş ve eylemlerden her zaman uzak duran bir tutum sergilemişlerdir. Ayrıca, 1 İlköğretim Okulu ve 1 Çok Programlı Lise de eğitim yapılmaktadır. Öğretmen Evi, Halk Eğitim Merkezi, Ziraat bankası vb. kurum ve kuruluşlar mevcuttur.

Kaynak: http://www.korgun.bel.tr/?SyfNmb=2&pt=Hakk%C4%B1m%C4%B1zda

Çankırı Kızılırmak Tarihçesi

Kızılırmak İlçesi Çankırı İli gibi tarihin çeşitli dönemlerinde Anadolu?ya gelen devletlerin egemenliğine girmiştir. Türk topraklarına katılışı Çankırı Fatihi Karatekin isimli Selçuklu Beyi zamanında olmuş ve sonra Candaroğulları Beyliği topraklarına katılmıştır.

Bundan sonraki dönemlerde Osmanlı İmparatorluğu?nun hâkimiyetinde kalan Kızılırmak, Cumhuriyetinin ilanıyla bugünkü ülke sınırları içerisinde yer almıştır.


Kızılırmak, tarihi Cumhuriyet öncesine dayanan bir yerleşim yeridir. 1930?larda Hüseyinli Köyü olarak Kalecik İlçesine bağlı iken, Çankırı?nın il olmasından sonra Çankırı?ya bağlanmış, 1985 yılında Belediye olmuş, 1987 yılında ise İlçe sıfatını kazanmıştır.

Kızılırmak İlçesi Çankırı İli?ne 55km, Ankara İline ise 145 km mesafededir. 40 Kuzey enlem, 33-34 Doğu boylamları arasında yer alan ilçenin, Doğusunda Sungurlu İlçesi, Batısında Çankırı İli, Kuzeyinde Bayat İlçesi, Güneyinde ise Sulakyurt İlçesi bulunmaktadır.

Yerleşim yerinde zemin, oligosen yaşlı çökellerden oluşmuştur. Sırası ile, üstte örtü halinde konglomera tabakası bulunmakta, altı kil taşı, silt taşı, mera ve kum taşı tabakaları ardışık olarak sıralanmaktadır. Ayrıca bu birimler içinde jips tabakalarına da rastlanır.

Kaynak: http://mebk12.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/18/07/214196/icerikler/kizilirmak-tarihcesi_968980.html

Çankırı Ilgaz Tarihi ve Turistik Yerleri


Ilgaz Dağları, Batı Karadeniz Bölgesi’nin en yüksek dağ kütlesidir.  Kastamonu-Çankırı yolunun 1.775 m’lik bir geçitle aştığı Ilgaz Dağı, doğu-kuzeydoğu, batı-kuzey batı doğrultusunda 50 km uzunluğunda oval bir kütle oluşturur. En yüksek zirvesi Büyükhacat tepesi 2587 m, ikinci zirvesi Küçükhacat tepesi ise 2546 m yüksekliktedir. Ilgaz Dağı, zengin bitki örtüsünün meydana getirdiği eşsiz doğal güzelliklere sahiptir. Ankara-Çankırı-Kastamonu Devlet Karayolu ile Ankara’ya 200 km, Ilgaz ilçe merkezine ise 25 km uzaklıktadır. Milli Park arazi yapısı ve bitki örtüsü genellikle serpantinler, şistler ve volkanik kayaçlardan oluşur. Dağ oluşum hareketleri yönünden ilginç örnekler bulunmaktadır. Yöre değişik karakterde vadiler, sırtlar ve doruklardan oluşur. Üstün değerde peyzaj güzellikleri sunan jeomorfolojik bir yapıya sahiptir. Ilgaz Dağları eteklerinden doruklarına doğru değişen, eşsiz güzellikte sarıçam, karaçam ve köknarın hakim olduğu ağaç türleri ile kaplı sık orman yapısına sahiptir. Bu orman yapısı ve saha, zengin bir orman altı bitki topluluğu ile desteklenmektedir. Bu bitki topluluğu içerisinde özellikle orkidelere çok sık rastlanmaktadır.  Ilgaz Dağı şairlere ilham vermiş hakkında yüzlerce şiir yazılmıştır. Belki de Türkiye’de başka hiçbir dağ için bu kadar şiir yazılmamıştır. Çankırı’nın yetiştirdiği müstesna şahsiyetlerden olan Sadık ÇAKIRSİPAHİOĞLU 2006 yılında sadece Ilgaz ile ilgili elli şiir derlemesinin bulunduğu “Ilgaz Şiirleri Antolojisi” kitabını çıkarmıştır.

Kadınçayırı (Yıldıztepe)
Çankırı İli Ilgaz İlçesi sınırları içerisinde Kadınçayırı mevkiinde bulunan Yıldıztepe turizmde on iki aya hitap edecek bir potansiyele sahiptir. Yıldıztepe’nin Ilgaz ilçe merkezine uzaklığı 13 Km, Çankırı’ya ise 70 km’dir. Çankırı Valiliğince yapılan talep Bakanlıklar düzeyinde incelenmiş ve anılan alan (3.108 Ha.) Bakanlar Kurulu Kararıyla önce Turizm Merkezi’ne, sonra da bir üst statü olan Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi’ne dönüştürülmüştür.

Alan; dağcılık, doğa sporları, kamp eğitimi ve diğer spor dalları için de çok uygun özellikler göstermekle birlikte alanla ilgili asıl beklenti kış sporlarında yoğunlaşmaktadır.

Uluslararası Kayak Federasyonu tarafından da tescil edilen Çankırı-Ilgaz-Kadınçayırı Yıldıztepe Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi’nde telesiyej tesislerinin kurulması ve konaklama tesislerinin bir an önce faaliyete geçmesi yoksul bölge insanının istihdam sorununun bir an önce çözüme kavuşması ve alandan beklenen ekonomik getirinin bir an önce gerçekleşmesine önemli katkı sağlayacaktır. Kullanımda olan 3 baby-lift haricinde, birliğimiz tarafından ihale edilen Yıldıztepe Telesiyej tesisi 1564 metreuzunluğunda olup, 1200 Kişi/Saat taşıma kapasitesine sahiptir. Burada hazırlanan 2500 ve 4500 metrelik pistlerin  hizmete açılması için çalışmalar sürdürülmektedir.

Kırkpınar Yaylası
Kırkpınar Yaylası,  Ilgaz merkezden 22 Kmuzaklıkta, denizden 1800 metreyükseklikte bir yayla (gölü) olup adını, alandaki göleti besleyen kırk pınardan almıştır. Ilgaz sıradağlarının uzantısı olan 2404 metrelik Emir Gazi Tepesi’nin yamaçlarında bulunan yayla, Ilgaz Dağlarının kendine özgü florasının eşsiz örnekleri ile doludur. Çiğdem, düğün çiçeği, yabani lale, unutma beni, sarı orkide, çuha, sahlep, orman gülü yaylada rastlayabileceğiniz yüzlerce çiçekten sadece bir kaçıdır. Yayla ve civarının faunası içinde ise yaban ördeği (angut), kuyruksallayan, karatavuk, maviağaçkakan, alakarga ve apollon kelebeğini sayabiliriz.

Baharın gelmesi ile birlikte eriyen karların altından filizlenen çeşit çeşit çiçekler yaylayı bir çiçek denizine çevirir. Yaylaya her çıktığınızda başka bir renkte çiçeğin hâkim olduğunu görürsünüz. Şansınız yaver giderse yayla evlerinde tereyağının yapılışını izleyebilir, köy ekmeği, taze tereyağı ve yayık ayranından oluşan bir yayla ziyafetine konuk olabilirsiniz.
Yer yer 2000 metreyi geçen yürüyüş parkurları boyunca; eşsiz panoramik görüntüler, çam ve çiçek kokuları ile yoğrulmuş temiz dağ havası, soğuk pınar suları ve doğanın sizlere sunduğu kanlıca mantarı, ahududu, dağ çileği ve böğürtlenden oluşan zengin açık büfe mönüsü sizlere eşlik edecektir.

Osman Gölü


Osman Gölü ilçe merkezinden Çatak Köyü’ne doğru gidilen yol güzergâhının sol tarafında olup, bu gölün ilçe merkezine uzaklığı yaklaşık 25 km’dir. Buraya aynı zamanda Kayı ve İkikavak Köyleri ile Yeşildumlupınar Beldesi’nden de gidilebilmektedir.  Osman Gölü; Ilgaz, Kurşunlu ve Bayramören ilçelerinin ortak olarak kullandığı bir yayla olup, ismini yaylanın güneybatısında yer alan Osman Gölü’nden almaktadır.

Osman Gölü özellikle kamp ve doğa yürüyüşü yapmak isteyen veya fotoğraf çekmek isteyen kişiler için eşsiz güzellikler sunmaktadır.

Trekking ve Dağcılık


İlçemiz sınırları içinde olabildiğince fazla trekking rotaları mevcut olup bu alanlardan en çok kullanılanlar şunlardır:

1.      Derbent Şehitliği – Çömert Parkuru: Şehitlikten güneye doğru Cömert Köyü istikametine yaklaşık 7 km.lik orman içi bir güzergah olup bu parkur için uygun başlangıç noktası Derbent Otel’in önündeki şehitliktir.
Yürüyüşü seven her yaş grubu için uygun bir rotadır.

2.      Kırkpınar Göleti – Emir Gazi Tepesi: Gidiş dönüş 6.5 –7 km.lik bir parkur olan güzergahta1800 m. rakımdan başlanarak2404 m.ye çıkılmaktadır. Normal hava şartlarında 3-4 saat kadar sürmektedir.
Kırkpınar Yaylasının sırtını yasladığı Emir Gazi Tepesi Çankırı ile Kastamonu arasındaki sınırı çizmekte olup zirvesi hem Çankırı tarafı hem de Kastamonu tarafı için mükemmel manzaralar sunmaktadır. Çıkış ortalama olarak 2 – 2.5, iniş ise 1 – 1.5 saat sürmektedir.

Gençler ve kendini genç hisseden orta yaş grubu için uygun bir rotadır.

3.      Kadınçayırı Yıldıztepe – Saraycık Yaylası Rotası: Bu rota9 km civarında olup ortalama % 10’luk bir eğime sahiptir. Bu özelliği ile her yaş grubuna hitap eden ve gezenlere görsel anlamda ormandaki tüm güzellikleri sunan bir parkurdur. Saraycık Yaylasındaki küçük göletler görülmeye değerdir. İdeal çıkış zamanı Mayıs ayının sonları olmakla birlikte bahar ve yaz aylarının tamamında tercih edilebilir.
4.      Kadınçayırı-Saklıyurt-Süt Gölleri Rotası: Bu rota yaklaşık12 km civarında olup, Kadınçayırı’ndan Dikenlipınar tepesine ulaşan orman yolu kuzeye doğru takip edildiğinde Saklıyurt mevkiine ulaştırır. Saklıyurt’un devamında dere boyu takip edilerek orman örtüsünün bittiği yerde birden karşınıza çıkan büyükçe alan Süt Gölleri Mevkiidir. Haziran ayının başı çıkış için en ideal zamanıdır. Kış hariç yılın dokuz ayında kullanılabilir.
5.      Tepelice-Karakaya Rotası: Bu rota Tepelice Yaylasından başlayıp, orman gözetleme kulesine oradan da Karakaya’ya kadar devam etmektedir. Karakaya’dan güneşin batışını seyretmek görülmeye değerdir. Bu rotayla aynı zamanda Serçeler Yaylası’na ve Danişment Gölü’ne de gidilebilmektedir.

Tepelice


Tepelice ilçe merkezinden Çatak Köyüne doğru gidilen yol güzergâhının sağ tarafında olup, buranın ilçe merkezine uzaklığı yaklaşık 25 km’dir. Burası özellikle ilkbahar ve yaz dönemlerinde vatandaşların piknik yapmak üzere gittikleri bir yerdir. Orman içerisinde bulunan açıklık alanlarda açan çiçekler ve yeşilin her tonu bölgeye ayrı bir güzellik katmaktadır.

Kaynak: www.ilgaz.gov.tr

Eldivan'da Turizm

Bülbül Pınarı: Eldivan’ın başlıca mesire yerlerinden olan Bülbül Pınarının geçmişi çok eskilere dayanır. Temiz hava bol oksijenle tanınan bu yerde yüzlerce kuş çeşidi mevcuttur. Günümüzde pınarın suyu azalmış olsa da hala önemini yitirmeyen Eldivan için önemli bir mesire yeridir. Eldivan’dan Cemeli - şahin tepesi yolu istikametinden gidilmektedir, ilçeye yaklaşık 3 km uzaklıktadır.




Şahin Tepesi: Adını nerden aldığı bilinmemektedir ancak kuruluşu eldivanın ilçe oluşuna kadar uzanmaktadır.Ormanın içinde sessiz sakin huzur verici bir ortam olan şahin tepesi bir doğa harikasıdır.doğal güzelliklerin içinde yapılmış olan mesire yerinde bir konuk evi, çocuk parkı, otopark, kule, büfe, balık yetiştirme havuzları, piknik için hazır masalar, mangallar, çeşmeler, kamelyalar, bay- bayan wc, rahatça gezmek için yapılmış özel yollar ve daha çok sayıda doğal güzellik bulunmaktadır.yazları şehir gürültüsünden uzak serin dinlendirici bir mesire yeridir.yerli ve yabancı çok sayıda ziyaretçisi özellikle hafta sonları gelmektedir.İlçeye yaklaşık 2 km uzaklıktadır.





Karadere Göleti: DSİ tarafından yapılan gölet yaklaşık 30 m derinliktedir ve özellikle sulama suyu için kullanılmaktadır.Ancak ormanın içinde güzel bir yer olması sebebiyle mesire yeri olarak ta düzenlenmiş piknik masaları yaptırılmıştır. Balık meraklıları için hem balık avı hem piknik amaçlı sık sık ziyaret edilen bir mesire yeridir.doğal güzelliklerin içerisinde sessiz ve huzur veren bir gölettir. Burada bir bekçi evi ve misafir evi bulunmaktadır.



İldivan Dağı: İlçenin en önemli yüksekliklerindendir tarihi bir önemede sahip olan dağ artık kamp ve avlanma güzergahı olarak daha sık kullanılmaktadır. Grup olarak gelip doğanın keyfini çıkarmak kamp kurmak isteyenler için güzel bir mesire yeri olan dağda yabani hayvanlar. çeşitli kuşlar ve bitkiler bulunmaktadır. İlçeye yaklaşık 14-15 km uzaklıkta ve yaklaşık 1800 m yüksekliktedir.



Karasivri Dağı: Bu dağ ilçenin en eski ve en büyük ormanıdır. Dik ve yüksek bir dağdır. Dağın eteklerinde mesire yeri olarak onlarca çeşme, yeşil alan, çayırlık gibi yerler bulunmaktadır.yol kenarlarında belli başlı mesire yerleri aile için uygun piknik alanlarıdır. Ayrıca dağ Eldivan manzarasının en iyi göründüğü yer olma özelliğine de sahiptir. İlçeye 5-6 km uzaklıktadır.



Gölbahçe: Genel itibariyle sulama amaçlı bir gölün çevresi çimenlik bir alanla kaplıdır.Gidildiğinde büyük bir çınar ağacını görmemeniz imkansızdır.Bu çınar ağacının köklü bir geçmişi vardır. Asırlardan beri günümüze kadar gelmiştir. Aydoğan Uğurlu Belediye başkanımız tarafından yapılan "Paratoner" direkleri sayesinde yıldırımdan muhafaza edilmektedir.


Kaynak: http://www.eldivan.gov.tr/default_B0.aspx?content=231