Temmuz 2013 ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Türkiyenin Doğal Güzelliklerini Keşfedin

Türkiyenin gezilecek ve görülecek yerlerini öğrenin , keşfedin , gezin ve bizi hep takip edin. Bizi sosyal ortamlarda takip edebilir veya abone olabilirsiniz.

Sizde Bir Bilgi Ekleyin

Sizde sistemimize kendi yaşadığınız yada gezdiğini ve görmek istediğiniz yerleri yollayabilir ve bildirebilirsiniz bunun için bize iletişim bölümünden ya da bilgi ekle bölümünden ulaşabililirsiniz.

Tekrar Ziyaret Etmeniniz Dileğiyle

Bizi her zaman takip edin, içeriklerimiz günceldir ve sitemiz kullanıcı dostudur. Her görüşlerinizi değerlendirmekteyiz.

Sizde Sitemizde Yazar Olabilirsiniz

Sitemizde yazar olmak isteyen kullanıcılar lütfen bizimle iletişim bölümünden irtibata geçin. KoLoNBo@gmail.com

Balıkesir Havran Tarihçesi

Havran evleri
Havran’ın adının kökeni: Havran Osmanlı dönemi kaynaklarında “Haran Eli”,“Franeli” veya “Viraneli” şeklinde geçmektedir. Ankara Savaşı’ndan sonra Timur’un askerleri Şah Nureddin Komutasında Balıkesir ve Edremit taraflarını, özellikle Havran’ı tahrip etmiş, buyüzden şehre “Viraneli” adıverilmiştir. Bir başka görüşe göre kasaba eskgi bir şehrin kalıntıları üzerine kurulduğu için bu isim verilmiştir. denilmektedir. “Havran” isminin anlamı “ Dönmek, eksilmek, su çalkalanmak, yıkamak ve beyazlatmak” anlamındadır.

Prehistorik Dönemde Havran: Havran çevresinde prehistorik(Tarih öncesi) kültürün aydınlanmasında rol oynayan en önemli yer “İnönü Mağaraları” dır. Havran ilçesinin yaklaşık 8 km. Güney doğusunda yer alan İnönü mağaraları 381 m. Rakımlı, Havran çayının kuzeyinde yeralmaktadır. Mağaralarda yapılan araştırmalar neticesinde Bakır devrine ait olduğu tahmin edilen siyah çömlek ve küçük boy değirmen taşları, kap kırıkları, seramik parçaları, çakmak taşı ve kemik eşya tespit edilmiştir.Aşağılara inildikçe malzemenin kahverengi ve siyah perdahlı, tek ve kazıma çizgi süslü seramiğe döndüğü görüşmüştür.Çakmak taşından yapılmış olan ok uçları ve yonga aletler i üzerinde Poleolitik devir tekniğinin açık izleri görülmüştür.Taş Devri ve Maden Devrine ait buluntulardan anlaşıldığına göre M.Ö. 50,000 yılından itibaren Havran çevresinde yerleşim izleri görülmektedir.

Mysia ve Mysialılar: Bölgemiz antik çağdan itibaren “Mysia” olarak anılmaya başlanmıştır.Mysia şehirleri şunlardır: Bergama, Adramitium, Enjisa, Esus, truvat, Antandros, Gargar, Askamender, Blaudos, Adriyanotere, Havran.Tabiat kuvvetlerine tapan ve haraları çok meşhur olan Mysialılar Bağımsız bir devlet kuramadılar.Hitit,Frig,Lydia,Pers,İskender ve Hellenistik krallıkların güdümünü benimsemek zorunda kaldılar.

Pers Egemenliği: M.Ö. 546 yılında Mysia şehirleri(Havran ve çevresindeki şehirler) Perslerin egemenliğine geçti.M.Ö.336-330 yılları arasında yönetimde bulunan ııı. Darius zamanında Pers devleti zayıflamıştır.

İskender ve Hellenistik Krallıklar Dönemi: M.Ö.334 yılıilkbaharındaMakedonyalı İskender, öncü kuvvetlerin Çanakkale Boğazının Anadolu kıyısında kurmuş oldukları köprübaşı sayesinde, kayıp vermeksizin Anadolu’ya ayak bastı.Granikos denilen Biga çayı kenarındaPers Kralı ııı. Darius’u ilk büyük yenilgiye (M.Ö.334) uğrattı.Bu başarısını İssos ve Gavgamela savaşları ile sürdürünce Pers devleti yıkılmıştır.Perslerin yıkılmasıyla Havran yöresinin de içinde bulunduğu Mysia İskender’in egemenliği altına altına girmiştir.İskenderin ölümünden sonra Mysia bölgesi önce Trakya hakimi Lysmachos’un daha sonra da Bergama Krallığı’nın hakimiyetine girdi.

Roma ve Bizans Hakimiyeti: Bergama Kralı ııı. Ottolos M.Ö.133 te ölümü üzerine vasiyetnamesi gereğince Krallık Romalıların eline geçti. Havran yöresi Ro hakimiyetine girmiş oldu.M.S. 395 te Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesi ile Mysia bölgesi Doğu Roma yani Bizans’ın yapına düştü.Mysia şehirleri 678 yılından itibaren bölgede İstanbul’u fethetmek üzere gelen Arap-İslam askerleri görülür.718 yılına kadar Tüm Marmara bölgesi Arap akınlarına maruz kaldı.

 Kaynak: http://www.havranbel.com/?pnum=7&pt=Tarih%C3%A7e

Balıkesir Gönen Tarihi ve Turistik Yerleri



Gönenizin turizm alanında sağlık turizmi, eko turizm ve kongre turizmi konularında çok ciddi potansiyeli bulunmaktadır.

Türkiye Turizm Stratejisi 2023 belgesinde belirtildiği üzere, Türkiye uzun vadeli bir turizm stratejisine sahiptir ve bu stratejinin ana hedefi 2023 yılında dünyanın en çok turist çeken ve en fazla turizm geliri elde eden ilk 5 ülkesinden biri olmaktır.

Gönen’in turizm önceliğinde kaplıca turizminin dolayısı ile sağlık turizminin, eko turizminin, kongre turizminin öncelikle ele alınması gerektiği ortadadır.

Gönende en önemli iki değerimiz şehir merkezinde bulunan  % 86 hissesi Gönen Belediyesi’ne ait olan kaplıcalar ile Ekşidere Muhtarlığı’na ait Ekşidere Dağ Ilıcası’dır.

Gönen Kaplıcalarının temel özellikleri: Termal kompleks, 70.000 m2’lik parkı ile yeşillikler içindedir. Şehre 300 m. mesafededir. Tesiste bulunan ve aktif olarak kullanılan 4 oteldeki toplam yatak sayısı 785 olup bunlardan 4 yıldızlı olan Yıldız Otel 150 odalı ve 324 yatak kapasitesine sahiptir. Termal kompleks içerisinde ve çevresinde çok çeşitli aktivasyonlar için imkânlar bulunmaktadır. Avrupa Kaplıcalar Birliği üyesi dünyaca ünlü GÖNEN TERMAL RESORT Sağlık Bakanlığı tarafından 31.01.2003/4 tarih ve sayı ile ruhsatlandırılmıştır. Dünyaca ünlü Gönen Kaplıcaları suyunun toplam mineral konsantrasyonu litrede 1796.9 mg dır ve Florlu Termo-mineral su niteliğindedir.Bu termomineral suların Kas İskelet Sisteminin : Ortopedik (kırık sonrası sekeller, kontraktürleri, artroplasti, ameliyat sonrası sekeller vb) Nörolojik (spastisite, yüz felci, carpal tünel sendromu gibi sinir sıkışmaları, ilaç tedavisinden sonraki hemipileji sekelleri, miyopatiler vb) hastalıkların rehabilitasyonunda Romatolojik (ankilozan spondilit, romatoit artrit, monoartritler, poliartiritler, fibromiyalji, asteoartiritler,spondilozis, spondilostosis, spinal itenoz, mekanik bel ağrıları, bel-boyun fıtıkları, lumbo-syataljiler, her türlü artroz (kireçlenme), kronik tendon ve tendon kılıfı, eklem kapsülü gibi yumuşak doku romatizmaları, vb) hastalıkların rehabilitasyonu ve tedavisinde endike olduğu Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmıştır.Gönen Kaplıcaları, Marmara Bölgesi’nde, kuzeyli rüzgarların hakim olduğu, bunaltıcı sıcağı olmayan iklimi ile yeraltı sıcak mineralli sularının şifa etkinliği yüksek, geleneksel uygulamalarıyla tanınmış bir KÜR MERKEZİ’dir.

Ekşidere Köyü’nde bulunan Dağ Ilıcası’nın temel özellikleri ise Ekşidere Köyü Muhtarlığı önderliğinde 1930’lu yıllarda köy halkı tarafından suyun bulunduğu yerin imece yöntemiyle temizlenmesiyle ortaya çıkmıştır. En önemli özelliği, şifalı suyun yeryüzüne çıktığı haliyle hiçbir işleme tâbi tutulmadan korunmuş olması ve hizmete sunulmasıdır. Doğallığı benzerlerinden ayrılan en belirgin özelliğidir. Kaynağın üzerine inşa edilmiş ve hijyen şartları sağlanmış havuzu ve doğal sıcaklığında( 41 derece )olan termal su yüzeye ulaştığı en saf haliyle sizlerin hizmetindedir. İlk olarak 1976 yılında Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsünce suyun kimyasal analizleri yapılmış, insan sağlığına faydalı 23 farklı madensel mineral içerdiği tespit edilmiştir. 2006 yılında İzmir Hıfzıssıhha Enstitüsü ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nce yapılan analiz sonuçları suyun kalitesinde ve kimyasal yapısında hiçbir değişimin olmadığını göstermiştir. Şifalı ılıca suyunun kas ve iskelet sistemi rahatsızlıklarının tedavi ve rehabilitasyonunda faydalı olduğu SAĞLIK BAKANLIĞI’NCA onaylanmıştır.  Günümüzde tesis 180 yatak kapasiteli konaklama imkânı, termal havuzu, Türk hamamı, gençlik çeşmesi, kafeteryası, restoranı, , marketi, internet kafesi, çocuk parkı, doğa yürüyüş parkurları, organik meyve ve sebze pazarı gibi olanaklarının yanında avcılık ve atıcılık sporları yapılmasına uygun olan doğal yapısıyla, Kaz Dağları’nın eteğindeki, yemyeşil ormanın içinde, benzersiz havası, bol oksijeni ile yılın 12 ayı kesintisiz olarak müşterilerine hizmet vermektedir. Kısacası Dağ Ilıcası kartpostallara konu olacak güzellikteki doğal yapısı ve manevi iklimiyle ailece kalınabilecek ülkemizin cennet köşelerinden bir mekândır.



Yemyeşil dağlarının eteklerinde, çayın serin sularında, kuş sesleri içinde, oksijeni doyasıya içinize çekerek piknik yapabilirsiniz. Tesiste dalından kopararak yiyebileceğiniz sebze ve meyve bahçesi, çay kenarındaki açık piknik yeri ve kiremitte balık yiyebileceğiniz kapalı alanları ile günün her saati hizmet vermektedir. Dağcılık ve avcılık sporu için uygun yapısı ve görülmeye değer mağaralarıyla bir doğa güzelliğidir.

Diğer bir önemli turizm değerimiz ise geleneksel iğne oyacılığı sanatıdır. İğne oyacılığının daha organize ve pazarlama imkânlarının arttırabilmek için üreticileri şirket veya kooperatif çatısı altında toplamaya çalışıyoruz. Bu yönde belediye başkanlığımızla birlikte çalışıyoruz. Ayrıca el emeği- göz nuru iğne oyası eserleri her hafta salı günü kapalı pazaryerinde üreticiler tarafından da pazarlanabilmektedir.

Gönen’e 22 kilometre uzaklıkta ve Çanakkale karayolu üzerinde bulunan Denizkent ve sahilleri yaz boyunca yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği tatil köyüdür. Tatilci nüfusun da yaz döneminde 5 – 6 bini bulduğu bilinmektedir. Denizkentte yıl boyunca devamlı olarak da kalan aileler bulunmaktadır. Denizkent tatil köyünün havası çok temiz olup hem deniz havası, hem de yakınındaki oksijen deposu orman havası, özellikle astım ve bronşit rahatsızlığı olanlar kalıcı olarak buralara yerleşmeyi tercih etmektedirler. Denizkent tatil köyü bu yönüyle ülke çapında da önemli bir yere sahip bulunmaktadır.



Kaynak: http://www.gonen.gov.tr/default_B0.aspx?content=179#.UfOhFdIvmxo

Balıkesir Gömeç

Gömeç

660-1700 yıllarında kurulan Gömeç civarında 4-5 köyün birleşmesiyle büyümüş ve 150 yıl önce yapılan Balıkesir Ayvalık karayolunun ilçe içinden geçirilmiş olması ilçeye ekonomik üstünlük sağlamıştır.
1864 tarihli vilayet nizamnamesine göre idari taksimat nizamnamesi gereğince Hüdavendigar Vilayeti Karasi Sancağı Edremit kazasına bağlı Nahiye-i Emrültabat olarak ismi geçmektedir.
Gömeç 6 Eylül 1922 tarihinde düşman işgalinden kurtuluşundan 1956 yılına kadar bucak müdürlüğü ve muhtarlıkla yönetilmiştir. 1956 mart ayında belediye teşkilatı kurularak hizmete imkanları ölçüsünde devam etmiştir. 9 Mayıs 1990 tarihinde Gömeç ilçe statüsüne kavuşmuştur.

XVI. yüzyıl başlarında Gömeç Edremit Körfezi ile Dikili Körfezini çevreleyen arazi üzerinde bulunan onlarca köyden biri idi. Bu yörede yönetim işlevi olan ve kasaba özelliği taşıyan iki önemli yerleşim yeri bulunuyordu. Bunlar kuzeyde Edremit, güneyde de Ayazmend (Altınova) kazaları idi. Kanuni Sultan Süleyman´ın ilk yıllarında düzenlendiği anlaşılan bir defterde Gömeç´in o tarihlerde Karasi Sancağı´nın Ayazmend kazasına bağlı bir köy olarak görülmektedir.

Ne var ki çevredeki bir çok köy adlarında da olduğu gibi Gömeç´in de ikinci bir ad taşıdığı görülmektedir. O da "Âdil İli" dir. Sultan II. Selim (1566-1574) döneminde düzenlenmiş 981 (1573) tarihini taşıyan biri Tımar diğeri Evkaf olan iki defterden Gömeç üzerine daha ayrıntılı bilgiler elde edebiliyoruz. Buna göre Âdil İli nam-ı diğer Gömeç reayesinin bir bölümü Sultan II. Selim´in vakıflarının reayesi arasında yer almaktadır. Bunların 40 raiyyeti yani vergi mükellefini bulduğu anlaşılmaktadır. Bu 40 raiyyetin hane reisi yada mücerret olduğu belirtilmemiştir. Bu defterler Gömeç´te buğday, arpa ve değişik zahire üretimi yapıldığını gösteriyor. Ayrıca soğan ekiliyor, az olmakla birlikte pamuk, susam ekimi ve arıcılıkta yapılıyordu. Bağcılığın da çok az olmakla birlikte var olduğunu ve köy davarcılıkla uğraşan reayenin bulunduğu vergi kayıtlarından anlaşılmaktadır. Öte yandan yörenin çok geniş ölçüde zeytinliklerle kaplı olduğu göz önüne alınırsa, zeytinle ilgili herhangi bir kayda rastlanmaması ilginçtir.

Gömeç´in gerek Akdeniz´deki gerek Anadolu´daki bütün tarihsel, sosyal ve ekonomik gelişmelerden etkilendiğini söyleyebiliriz. Antik kaynaklarda gömeç ve kız çiftliği yöresi “Kistene” adıyla anılmaktadır.Sparta Kralı Agisialaas tarafından I.Ö 397 yılında ele geçirilmiş I.Ö.Dördüncü yüzyılda prens Satrabı Orantes adına para basmış olan Kistene, yakınında bulunan ve adına para basmış Adramyttion Kenti dışında Edremit Körfezi’nin güneyinde önemli bir şehirdir.Gömeç ve yöresi bazı antik kaynaklarda passandra adı ile anılmaktadır.passandra da, adramyttion ile kistene arasındaki bölge olarak anılmaktadır.


Kaynak: http://www.gomec.bel.tr/gomec/gomec-tarihi

Balıkesir Erdek Tarihi ve Turistik Yerleri


KURBAĞALI PLAJI

Şık yazlık evlerin bulunduğu, yemyeşil cıvıl cıvıl insanların şenlendirdiği plajdır. Sahile paralel uzanan yürüyüş bandında, sabah akşam yürüyen, koşan sporseverler kurbağalı plajını tercih ederler. Askeri gazinoyu geçince başlayan plaj Seyit Gazi Tepesinin eteklerinde son bulmaktadır. Yürüyüş bandı boyunca ağaçların gölgesinde hem soluklanmak hem de eşsiz Erdek Manzarasını izlemek için oturma alanları bulunmaktar. Kurbağalı Plajının sonunda bulunan şık yapı Arteka Taş Restoran’a aittir. Erdek’in ılık yaz akşamlarında lezzetli mezeleri ve yemekleri, kaliteli şık sunumu ile Arteka Taş Restoran Erdek’in son noktası olan Seyit Gazi Tepesinin eteklerine çok yakışmıştır

SEYİTGAZİ TEPESİ

Tüm Erdek’i denizi güneşi her bir noktayı alabildiğine gören bu tepe yüzyıllardan günümüze çeşitli amaçlarla kullanılmış. Eteklerinde hala kale surlarının yıkıntılarının bulunduğu tepede, doğanın yaptığı çok sayıda mağara ve köprüler bulunmakta. Seyit gazi Tepesinin en üst noktasında eski kilisenin temel kalıntıları mevcuttur. Biraz ilerisinde ise Seyit Gazi Türbesi olarak bilinen bir türbe vardır. Halk arasında bu türbeye yürüyerek çıkan ve dua edenlerin dileklerine kavuşacağı söylenir. Türbenin ayakucunda çok sayıda mum, çevresindeki birçok ağacın da gelin gibi süslü olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Bu tepede kayalar arasına inşa edilmiş dört bin kişilik eğlence merkezi Kaya The Rock disco. Adını o tepede yaşayan bir evsizden alan Robinson Bar, eski surların içine gayet şık biçimde yerleştirilmiş ve Erdek’in hatta Türkiye’nin gözde eğlence mekânları arasında yerini almıştır.

ZEYTİNLİ ADA (KERA PANAGİA)

Erdek’in sembolü haline gelmiş Zeytinli Ada nereye giderseniz gidin her yerden görünür. Kıyıdan sanki elinizle dokunacağınız kadar yakında görünen ada adını üzerinde bulunan iki zeytin ağcından almakta. Ada üzerinde M.S.500’lerde inşa edildiği sanılan Meryem Ana Kilisesi bulunmaktadır. Doğu kilisesi, Manastır (büyük Kilise),iki ayazma, iki hamam, yeraltı kilisesi, kayıkhane, fener, erzak deposu ve Kybele Kutsal Alanından oluşmaktadır. Altıgen yapılı vaftiz hanesi Anadolu’daki Ortodoks mimarisinin en büyük vaftiz havuzuna sahiptir. Hac amacı ile Meryem Ana adına inşa edilmiş olup, yekpare ince damarlı beyaz mermerden oyulmuştur. Adada bulunan kaynak suyu şifalıdır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde adadaki ılıca suyunun göz hastalıklarına iyi geldiğinden bahsedilmektedir.2006 yılından günümüze üzerine kazı çalışmaları devam eden Zeytinli Ada Meryem ana Kilisesine ait Meryem Ana İkonasının Fener Rum Patrikhanesinde sergilenmektedir. Yakında arkeopark olarak ziyarete açılacaktır.

ÇUĞRA(ÇİĞURA)

Erdek’in en ünlü plajı Çuğradır. Bu bölgede Erdek’in otel, motel ve konaklama tesisleri bulunmaktadır. Göz alabildiğine altın gibi incecik kumu, hemen derinleşmeyen pırıl pırıl denizi, Kapıdağ’ın eşsiz manzarasını arkasına almış Çuğra özellikle yaz aylarında gerek turistlerin gerekse Erdek’te yaşayan binlerce kişinin denize girmek güneşlenmek için akın ettiği en önemli yerlerden biridir. Çuğra plajının paralelinde palmiye ağaçları ile süslenmiş yürüyüş bandı özellikle akşamüstü bisikletle gezenleri, yürüyüş yapanları ağırlar. Çevresinde bulunan otellerin kafe, restoran ve barlarının dışında sardunyalarla süslü kır kahvelerinde Erdek’in zeytinleri zeytinyağları ve leziz balıkları sunulur.

KASTRİ MEVKİİ & KAMPLAR PLAJI

Erdek’in girişinde yemyeşil zeytin ağaçlarının çevrelediği yerleşim yerlerinden biridir.Özellikle yaz aylarında yazlık sitelerin, villaların sakinlerinin yazlık olarak tercih ettiği, Gedeve’de kamu kurum ve kuruluşlarına ait yaz kampları bulunmaktadır. Gedeve Mevkii bu özelliği nedeni ile Kamplar bölgesi olarak da bilinir. Otel, motel, pansiyon yanı sıra kır kahvesi ve kır lokantalarının bulunduğu sahil Kurbağalı ve Çuğra plajına göre daha sakin yapıya sahiptir. Mavi bayraklı tesislere de ev sahipliği yapan plaj sığ ve tamamen kum denizi, çevreleyen sahili iğde ağaçları gölgelenmektedir.

ÇİFTE OLUK(AYİA APOSTOLİ)

Erdek kamplar bölgesinden köylere doğru giderken yolun sağ tarafında bir tabelada Apostol Kır gazinosu yazar. Burası gerek tarihi gerekse doğa açısından Erdek’in en önemli noktalarından biri. geçmişte burada Ayia Apostoli isimde küçük bir kır kilisesi varmış. Yaşlı çınar ağaçlarının dibinde kaynayan berrak su geçen yüzyılın sonlarına doğru hazne içine alınmış, çifte oluklu çeşmeden akıtılmaya başlanmış.çeşmenin yalak olarak kullanılan bölümü mermer bir lahitten yapılmıştır. Küçük koruluğun içinde bulunan dev çınar ağacının gövdesinde bulunan ve mağarayı andıran delik insanın geçebileceği kadar büyüktür.Erdek’te yaşayan insanlar özellikle Hıdrallez Günü(Baharın gelişi nedeni ile yapılan kutlama)Apostol’da piknik yapar,çifte oluklu çeşmeden su içer dua eder dilek tutarlar sonrada ortasında delik bulunan çınar ağacının içinden üç kez geçerler.Çınarın içinden o kadar çok insan geçmiş ki oyuk cilalanmış kadar parlak ve kaygandır.burada dilek tutan kişilerin dileklerinin gerçekleştiğine inanılır.

KYZİKOS ANTİK KENTİ

Kapıdağ Yarımadası’nın kuzey kesiminde yayılan bir zamanların görkemli yerleşimidir. Günümüze. İnsan ve doğa tahribatına uğramış olarak gelebilmiştir. Kentin görkemli yapılarının ve uygarlık birikimlerinin izleri toprak derinliğinde hala varlığını korumaktadır. Thessalia’dan göç ederek buraya gelen Dolionlar tarafından kurulduğu bilinmektedir. Kent, ismini Argonautlar efsanesinden esinlenmeyle kurucu Kral Kyzikos’tan almaktadır. Efsaneye göre, Kyzikos’u ziyaretlerinde Argonautlar dostça karşılanır, ağırlanırlar. Daha sonra kentten ayrılan Argo gemisi, ters yönde esen rüzgârın etkisiyle gece karanlığında tekrar Kyzikos kıyılarına sürüklenir. Durumdan habersiz olan ve bir saldırıya uğradıklarını sanan Kyzikoslular’la Argonautlar arasında yapılan şiddetli çarpışmalarda kral Kyzikos öldürülür, bunun üzerine kent daha sonra, Palasgo’ların eline geçer. Kyzikos’un bilinen tarihi ise İ.Ö.8.yüzyılda İonia’nın önemli kentlerimden biri olan Milet’in burada bir kolini kurmasıyla başlar ve izleyen dönemlerde kent gittikçe önem kazanır. İ.Ö.675 ‘de ise bu koloni genişletilerek daha kapsamlı bir kimliğe büründürülür. İ.Ö.6.yüzyılda bölgenin Priapos, Arteka ve Prokonnesos gibi kentleriyle birlikte Lidyalılar tarafından vergiye bağlanan kent, pers Kralı Kyros’un Lidya’yı yenmesi üzerine Daskyleiondaki satraplığa bağlandığı öğrenilmektedir.

KİRAZLI MANASTIR(PHANEROMENİ)

Strabon, Kyzikos’un ardındaki Dindymon Dağında ana tanrıçaya adanmış. Ortodoks geleneğine göre de manastır eski bir tapınağın yerinde kurulmuştur. Anadolu’da eski tapınakların ve kutsal alanların başka dinlerce de sahiplenmesi sıkça görülür; örneğin burada Ana Tanrıça’ya adanmış bu tapınağın Hıristiyanlarca İsa’nın Anası olarak kabul edilen Meryem Anaya adanmış olması çok anlamlıdır. Eskiden yöredeki Rumların dini merkezi olan manastır Havari Lukas’ın eseri olduğuna ve mucizeler yarattığına inanılan Panagia Faneromeni (Faneromeni Meryem’i) ikonasından medet uman binlerce kişi tarafından ziyaret ediliyordu.Şimdiyse bu ünlü ikona İstanbul’da Fener Rum Patrikliğinin katedralinde sergilenmektedir. 1922 yılında terk edilen manastır ağaçların arasında kaybolmuştur. İyice yaklaşmadan kendini göstermez. 1895 yılından inşa edilmiş 99 odalı görkemli binasından geriye yüksek duvarlarla, büyük oranda yıkılmış bir kilisenin kalıntısı ulaşmıştır Kiralı Manastır çevredeki tabiatın güzelliği, hemen yanından geçen suyun ve doğanın güzel sesleriyle birleşince sanki oraya özgü müzik çalıyormuş duygusu uyandırmakta. Özellikle sonbahar ve ilkbaharda görülmemiş rengârenk çiçeklerin süslediği Manastır ve çevresinin ahenkli güzelliği, belki de insanların yüzlerce yıldır orada ibadet etmelerinden kaynaklanan, gezenlerde huzur ve uhrevi duygular uyandırmasına neden oluyor

KLEİTE DERESİ

Antik şehrinin kalıntıları arasında iki ayrı su kaynağı bulunmaktadır. Bunlardan birisi Kleite adı verilen ırmaktadır. Amfiteatr yıkıntısının hemen ortasında geçer. Efsaneye göre Kraliçe Kleite genç kocası Kral Kyzikos’un ölümü ile derin acıya boğulmuş ve o kadar çok ağlamıştır ki gözyaşlarından Kleite deresi oluşmuştur. Diğer bir efsaneye göre ise Kral Kyzikos’un ölümünü duyan kraliçe üzüntüsünden kendini asmış ardından ağlayan perilerin gözyaşlarıyla Kleite deresi oluşmuştur.

KOCA ÇINAR(FONS CUPİDİNİS)

Bölgeye bu gün ki adını veren yaşlı çınar ortası yarık çok yaşlı ve dalları yumruludur. Osmanlı Sultanlarından Orhan sultanın oğluna sığınaklık eden ihtiyar çınar günümüze kadar gelmiş doğa harikasıdır. Eski harabelerin arasında yükselen ulu çınarın hemen yanından akan dere efsaneye göre Unutma Deresi’dir Aşk acısı çekenlerin suyundan içmeleriyle aşk acılarının hafiflediğine inanılır. Dere Kyzikos Antik kentinin altıgen kulelerinin hemen dibinden kaynamıştır.

KAPIDAĞ KÖYLERİ

Erdek’i ziyaret edenlerin mutlaka gezmeleri gereken kıyı ve dağ köyleri gerek doğal, gerekse kültürel anlamda kendini korumayı başarmış özel yerlerdir. Rengârenk giysileri ve hala sürdürdükleri alışkanlıkları ile kültürlerini günümüze kadar getirmiş çok sayıda köyde Mübadele yıllarının izlerini görmek mümkün. Eski Rum evleri ve kiliseleri hala durmaktadır.

Kıyı köylerinde halk balıkçılık, zeytincilik yaparak geçimini sürdürür. Özellikle yaz aylarında pansiyonculuk yapmaktadırlar. Evlerini apart olarak kiraya veren köy sakinlerinin hazırladığı odalar son derece mütevazi ve bir o kadar da temizdir. Kendilerinin ürettikleri, zeytinyağı, zeytin, zeytin sabunu dışında, turşu, salça, erişte tarhanaları satmaktadır. Köylerde taze süt, yumurta gibi çok sayıda doğal ürünü kolayca bulmak mümkündür.

Dağın taşın zeytin ağaçlarıyla kaplı olduğu Kapıdağ’ın zeytin dışında kirazları, kestaneleri ve kırmızı soğanları da çok meşhurdur. Dağ köylerinde Haziran ayında yapılan kiraz bayramında, dallarındaki kirazların yerlere kadar sarktığı herhangi bir kiraz ağacını kiralayıp doyasıya kiraz yenebilir, gölgesinde piknik yapılabilir. Kapıdağ’da yetişip dünyanın dört bir yanına dağılan kırmızı soğan, özellikle balık sofralarının baş tacıdır. Tatlı sulu lezzetli olan kırmızı soğanı Erdek ve Kapıdağ’a gelen herkes mutlaka satın almalıdır.



Kayanak: http://www.erdek.bel.tr

Balıkesir Edremit Tarihi ve Turistik Yerleri

Antandros - Yer mozaikleri
Edremit ve Çevresinin tarih boyunca çeşitli medeniyetlerin etkisinde kaldığı yapılan incelemelerden anlaşılmaktadır. Edremit’in 80 km. batısında bulunan Assos, Altınoluk ve Avcılar arasında kalan Antandros, Havran ile şimdiki Edremit arasında bulunan Thebe (Tep) bunlardan sadece birkaçıdır.

Eski Edremit,  Adramut, Adramyttion, Landramytti, Edremittin gibi çeşitli adlarla anılmıştır. Kent Lidya Kralı Krezüs’ün eline geçtiğinde Kardeşi Adramis tarafından yeniden yaptırılıp süslenir ve onun adını alır.

Edremit çevresinde bulunan tarihi yerler ve müzelerde sergilenen Edremit tarihi ve yaşanan kültür hakkında ziyaretçilerine gerekli bilgileri sunmaktadır.

KAPLICALAR
a) Derman Kaplıcası:  Bostancı/Edremit-İzmir kavşağı üzerinde Akçay’a 12 km. Edremit’e 3 km. uzaklıktadır. Kaplıca suyu, sodyum sülfatı oligometalik gruptandır. Kaynaktan çıkış yerinde sıcaklığı 59,5 0C iken odalarda bu ısı 51 0C olmaktadır. Kaynakta mor tipi çamur da mevcuttur. Sularının romatizma, lumbago, filibit ve kadın hastalıklarına iyi geldiği bilinmektedir.



b) Güre Kaplıcası: Edremit’e 12 km. Akçay’a 3 km. uzaklıktaki kaplıca Akçay - Çanakkale yolu üzerindedir. Acı Kalevi sodyum sülfatlı oligometalik gruptan olan suyunda ayrıca kükürtlü hidrojen de bulunmaktadır. 1 litre suda bulunan maddeler şunlardır; potasyum iyonu 13.5 miligram,sodyum iyonu 379.703 mg.kalsiyum iyonu 32.2mg.magnezyum 2.4 mg.alimünyum 2.88 mg.Radyoaktivitesi 4 eman olan suyun kükürtlü hidrojen oranı 1.6 dır. Kaplıca sularının daha çok, kadın hastalıklarına,cilt hastalıklarına, kronik iltihabi sendromlara,üst solunum yolları hastalıklarına, guatr, kireçlenme, sedef, böbrek taşı ve kumları ile  karaciğer rahatsızlıklarına  iyi geldiği bilinmektedir.

Yörede Güre     Belediyesine ait  Afrodit Termal Tesisleri, Körfez Tatil Beldesi ve Saruhan Termal Otel işletmeye açık olup ayrıca Hattuşa Astyra Termal Resort Otel ve Tes-İş Sendikasına ait yatırımlar devam etmekte olup kısa sürede işletmeye açılacaktır.



c) Entur Kaplıcaları: Edremit-İzmir karayolu üzerinde bulunan tesislerdeki sıcak sular banyo kürü olarak; hareket sistemi hastalıkları, dejeneratif romatizmal hastalıklar,  ınflamatuar romatizmal,kardio-vasküler sistem,aterosklerotik damar,sinir sistemi     hastalıkları, esansiyel hipertansiyon,nörovejet,farklı etyolojilere bağlı paralizi ve plejlar,psikomatik ve cilt hastalık-ları,yaşlılık,sikluk bozukluğu,endokrin fonksiyon disregülasyonları,post  travmatik lezyonlar ve postoperatif rehabilitasyon dönemlerine iyi gelmektedir.İçme olarak;beslenmeye bağlı flor noksanlığı ve diş çürüklüğü proflaksis’e iyi gelmektedir.Sülfat içeriği  yönünden; üst     batın organlarının fonksiyonel rahatsızlıkları, organik olmayan bağırsak motilite bozuklukları,safra ve pankreas sekresyonu düzenlenmesi,safra yollarının diskinezileri ve postoperitif şikayetlere iyi gelmektedir.Tesislerde günübirlik banyolar ve konaklama olanakları mevcuttur.



d) Adramis Termal Tesisleri: Edremit-İzmir karayolu üzerinde bulunan tesislerdeki sıcak suların böbrek taş ve kumları, guatr, romatizmal hastalıklar, müzmin romatizmal hastalıklar cilt hastalıkları, kireçlenme ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi geldiği belirtilmektedir. Tesislerde konaklama, günübirlik banyolar, bio enerji ve masaj olanakları bulunmaktadır.



e) Adrina Hotel De Luxe Health & Spa: Konum: Adrina Hotel De Luxe Health & SPA ; Akçay / Güre bölgesinde İda’nın (Kazdağları) yeşili ve Egenin mavisinin buluştuğu noktada, 39 dönüm alan içerisinde denize sıfır olarak konumlandırılmıştır.
Genel Özellİkler: Toplam 246 oda , 651 yatak kapasitesi, Health & SPA merkezi 5000 m2 alana kurulu iki katlı, 1 adet Ana Restoran , 3 adet A’la Carte Restoran, 1 adet Patisserie ve 5 adet Bar, Minimum 10 maksimum 550 kişi kapasiteli 5 adet toplantı salonu, 750 kişi Kapasiteli Kapalı Disko, Spor ve gece & gündüz aktiviteleri.

DENİZ TURİZMİ

Edremit İlçesi, Zeytinli, Akçay, Güre ve Altınoluk Beldeleriyle denize uzanmaktadır. Deniz, kum ve güneşten yana tercihini kullanacak olan yerli yabancı turistlere bu olanağı sunmaktadır. Edremit’in yanında denize kıyısı olan bu beldelerde turizme hizmet veren, Turizm Belgeli ve Belediye Belgeli otel, motel, pansiyon, restoran ve bar gibi çeşitli turistik tesisler mevcuttur.


Denizde yapılacak olan Turizm Amaçlı Sportif Faaliyetler Kültür ve Turizm Bakanlığından Belgeli Seyahat Acentaları ve İşletmelerce yapılmaktadır.

DAĞ TURİZMİ

Antik çağlardaki adı “İda” olan Kazdağları mitolojide üç büyük tanrıça arasında geçen ünlü güzellik yarışmasının yapıldığı yer olmanın yanı sıra aynı yarışmanın yargıcı ve Troia savaşının çıkmasına neden olan çoban Paris’in büyüdüğü yer olarak bilinir. Paris, Troia Kralı Priamos’la karısı Hekabe’nin en küçük oğludur. Annesi Hekabe, Paris’i doğurmadan önce bir düş görür. Düşünde karnından çıkan bir alev Troia surlarını sarmakta ve alevler tüm kente yayılmaktadır. Falcılar bu düşü yeni doğacak çocuğun kenti yıkıma sürükleyeceği şeklinde yorumlarlar. Bunun üzerine Kral Priamos, bebeği İda Dağına bırakır. Paris bu dağda ölüme terk edilmiştir. Ancak dişi bir ayı bebeği emzirir, bir süre sonra da bir çoban Paris’i bulur ve büyütür. Paris büyüyüp yakışıklı bir delikanlı olunca bir gün bir düğün davetinde tanrıçalar arasında başlayan güzellik kavgası sonrası baş tanrı Zeus Paris’i hakan tayin eder. Paris Aphrodit’i en güzel seçer ve altın elması O’na verir. Daha sonraları Paris Sparta Kralı Menelaos’la evli güzel Helene’yi kaçırır ve böylece on yıl sürecek Troia Savaşı’nın başlamasına neden olur ve falcıların yorumladığı gibi Troia savaşlar sonunda yıkılır.



Biga Yarımadası üzerinde Edremit Körfezinin kuzey kıyısını takiben doğu-batı yönünde 60–70 km uzanan Kazdağı, batıda Ege Denizi boyunca ve kuzeyde Marmara Denizine doğru, araya nehirleri ve vadileri alarak devam ediyor. Karataş Tepesi 1774 metre ile Kazdağının zirvesini oluşturuyor. Onu 1767 metre ile Babadağı Tepesi ve 1726 metre ile Sarıkız Tepesi izliyor. Üçü de Türkmenlerin “Cılbak” olarak isimlendirdiği ağaçsız bir kütlenin üzerinde yer alıyor.

21.300 hektarlık bir alana yayılan Milli Park 17.04.1993 tarihinde resmi gazetede ilan edilmiştir. Kazdağı Milli Parkında rehberlerle birlikte ve Milli Parklar Mühendisliğinden izin alarak gezmeniz gerekiyor. Resmi Seyahat Acentaları ile Kazdağına günlük tur ve geziler organize edilmektedir.


Avcılar-Kışladağ  giriş kontrol noktası

Kazdağında araçla gidilebilecek güzergahları şu şekilde gösterebiliriz:

Avcılar Köyü- Dereçatı Mevkii- Doyran Köyü Güzergâhı
Mehmetalan Köyü- Yayla Tepe- Tozlu Mevkii- Türkmen Yaylası- Sarıkız- Tavşan oynağı- Tepe Dumanlı Mevkii- Gürlekçeşme- Çamlıbel Köyü Güzergâhı

Araçla ve trekking (yürüyüş) ile gidilecek güzergahlar:

Mehmetalan Köyü-Yayla Tepe (Araçla)
Yayla Tepe- Ayı Deresi (Trekking)
Ayı Deresi- Mehmetalan Köyü (Araçla)

Trekking ile gidilebilecek güzergâhlar:

Kavurmacılar Köyü- Cızlak Mevkii- İkizoluk- Sarıkız- Tavşanoynağı- Tepe Dumanlı Mevkii- Gürlekçeşme- Çamlıbel Köyü- Arıtaşı Köyü Zığındere Mevkii (Dönüş aynı güzergâhtan)


Zığındere

Kamp Alanları:

Yaylatepe- Gürlekçeşme- Kartalçimen- Sarıkız Tepesine 15–25 Ağustos tarihleri arasında yapacağınız gezide Kartalçimeni şölen alanında 10 gün boyunca yayla yapan Türkmen köylülerinin şenliklerini izleme olanağı bulursunuz. Kazdağları Flora (bitki) ve Fauna (hayvan) türleri açısından çok zengindir. Özellikle Kazdağlarında yetişen Kazdağı Göknar’ı en güzel örnektir. Su kaynakları bol olan kazdağlarında sayısız çağlayanlar, büvet ve göletler bulunmaktadır. Bu nedenle yazın kavurucu sıcaklarında bu mevkilerde yüzerek serinleme olanağı bulursunuz.


Mehmetalan Köyü sınırları içinde bulunan Hızır Kamp ve Endes Kampta da konaklama ve gezi olanakları sunulmaktadır.




Kaynakhttp://balikesir-edremit.gov.tr

Balıkesir Dursunbey Tarihi ve Turistik Yerleri

1- Suçıktı : Kaynak halinde yeraltından çıkan suyun oluşturduğu eşsiz doğa güzelliğidir. Şehir merkezinin hemen yanında bulunması nedeniyle özellikle yaz aylarında vatandaşlarımız yoğun olarak itibar etmektedir. Bulunduğu alanda bulunan ve doğal güzelliği bozmayan alabalık üretim tesisleri ayrı bir özellik katmaktadır. Suçıktıda akan suyun sesiyle yenen bir yemeğin, içilen çayın tadı bambaşkadır. Bulunduğu alan, çocuk oyun alanları, hediyelik eşya satış noktaları, camii ile daha da zenginleştirilmiştir. Suçıktı ayrıca bir kültür merkezidir de. Her yıl Temmuz ayında düzenlenen ve artık gelenekselleşen “Suçıktı Şiir Akşamları etkinliği” ulusal boyutlara ulaşmıştır. Etkinliğe Türkiye’nin her bölgesinden ünlü şairler iştirak etmektedir.



2- Dağ Turizmi: İlçemiz, Balıkesir’in iç kesimlerinde kaldığından, şehrin gürültüsünden, modernizmin getirdiği betonlaşmadan arınmış bölgelere sahiptir. Özellikle dağ turizmi açısından meraklısına eşsiz mekanlar sunmaktadır. Bölgenin Orman İşletmesine ait piknik ve turizm alanlarında korumaya alınmış hayvanlar ve gezi alanları bulunmaktadır.



3- Mesire ve Piknik yerleri: İlçemizin doğal güzelliklerle iç içe olması nedeniyle şehir merkezine çok yakın yerlere kurulmuş mesire ve piknik alanları mevcuttur. Piknik alanlarına yerel halkımız tarafından yazlık türü doğa ile özdeş yapılaşmalar mevcuttur. Bunlar arasında belli başlı sayabileceğimiz yerler olarak; Pembe Köşk, Meşekent, Çınarlıpınar mesire alanlarını sayabiliriz.






Kaynak: http://www.dursunbey.bel.tr/icerik/21-DURSUNBEY-HAKKINDA.syt

Balıkesir Burhaniye Tarihi ve Turistik Yerleri

Burhaniye
Yılanlı Tepe.  Ören Mahallesi’nin kuzeydoğusunda yer alan Yılanlı tepe ilginç bir kült yeri özelliği taşımaktadır.  Tepenin  doğu-güneydoğu yönüne bakan kesimi üzerinde kayaya oyma üç dikdörtgen hazne, bunların hemen alt tarafında çeşitli kaya düzenlemeleri yapılmış set ve altında doğu-güneydoğuya bakan oyma duvarlar yer alır (Resim 180).  Kaya düzenlemeleri yapılmış  kesimde pişmiş toprak kandil parçalarına rastlanılmıştır. Kaya düzenlemeleri ve kandil parçaları,  tepenin kaya kültleriyle bağıntılı bir kült yeri olduğuna işaret etmektedir

Deliktaş. Dutluca Köyü’nün  kuzey kenarında olan Deliktaş,  ilginç görümüyle dikkat çekicidir.  Geniş bir kaya kütlesinin orta kesimi kemer biçiminde oyuk haldedir (Resim 181).  Kaya kütlesinin kuzeydoğu tarafında da irili ufaklı oyuk ve delikler vardır.
       İnsan eliyle yapılmış düzenlemelerle ritüalistik bir özellik kazanan Deliktaş’ın,  halk arasında  dişiliği ve üremeyi simgelediği inancı yaygındır. Ona atfedilen bu inanç özelliği, eskiçağın “Ana Tanrıça” kültünün günümüzde hala etkisini sürdürdüğünü göstermektedir


Merdivenli  Kaya.  Burhaniye’den gelen yolun  Dutluca Köyü’ne ulaştığı yerde ve  yolun sol tarafındadır. Köy girişindeki doğal kaya  blokları  insan eliyle işlenerek, mimari düzenlemeler yapılmıştır (Resim 182). Bu düzenleme kademeli olarak yapılan,  dikdörtgen biçimli bir giriş yeri ve birkaç basamaktan oluşmaktadır[25] .

Fuğla Tepe .   Fuğla  Tepe, Börezli Köyü’nün hemen ardında yükselen tepedir.  Konik biçimli Fuğla Tepe’nin zirvesinde mimari düzenlemelerin yanı sıra, duvarlar, kuzey tarafta  da sunak (altar) benzeri bir oluşumun bulunuşu ilginçtir.   Mimari ve seramik buluntular, bu yerin  önce kültle ilgili daha sonra da, stratejik bir yerde olması nedeniyle askeri amaçlarla  Erken Demir Çağ’dan Roma dönemine  kullanılmış olduğunu  ortaya koymaktadır

Dede  Kaya.   Bahadınlı Köyü’nün  doğusunda,  dağlara doğru giden yolun sağında ve derenin kıyısındadır
          Karınca Deresi’nin kıyısında yükselen doğal ve büyük bir kaya kütlesi çevresinin alt kesimlerine insan eliyle bazı düzenlemeler yapılmıştır: İki ayrı bölüm gibi görünen  bu kaya kütlesinin kuzeyinde küçük bir kovuk yapan bölüm ve bunun ortasında, zeminde dikdörtgen biçimli bir senotaf çukuru yer alır. Güney yönündeki düzlem üzerinde çesitli boyda kanallar ve çukurlar ile batı yöne bakan iki  sunak (altar) vardır. Daha alçak durumda olan kuzeydeki düzlükteki kayaya oyulmuş kareye yakın biçimli derin bir törensel havuz ile onun kuzeyinde bir sunak ve kapı düzenlemesi  bulunur


İnkaya Mağarası.  Bahadınlı Köyü’nün doğusunda, dağlara giden yolun sağında kalan Dede  Kaya’nın tam karşısındadır. Dede Kaya ile İnkaya arasından Karınca Deresi geçer.
         İnkaya Mağarası’nın girişi sivri bir kemer görüntüsüne sahiptir; sağ tarafında ana kayaya oyulmuş bir niş ve buna bağlı bir  hazne bölümü vardır.
         Dede Kaya ve İnkaya Mağarası  bir kült yeri olarak  bir bütünlük arzeder. Bu kült yerlerinin, Demir Çağ içinden başlayarak  Hellenistik, Roma ve Bizans dönemine kadar önemini sürdürdüğü düşünülmektedir

Asarkaya. Asarkaya, Karadere Köyü’nün Boran Yaylası’nda, köyün doğu-güneydoğusundadır. Tepe, eteğinden  üst kesimine doğru kademeli biçimde bir düzenleme içinde irili ufaklı düzlüklere sahiptir.   Merkezi zirvenin batısında ikinci fakat daha alçak bir yükselti daha vardır (Resim 184). Zirvenin doğu ucunda  hayli aşınmış bir sunak (altar) yer alır.  Ayrıca  güneydoğuda  bir çukur ile  doğu yönünde kayaya oyulmuş bir kanal,  kült kompleksini tamamlamaktadır


Ballıktaş. Kırtık Köyünün güneybatısında, oldukça yüksek bir kayalık alandır.    Dibinden geçen akarsu vadisinin üzerindeki yükseltiler üzerindedir (Resim 185).



        Kaya, doğu yöne doğru, yamaçlar boyu giderek yükselmektedir.  Dev kaya bloğu üzerinde yer yer zeytin ve çam ağaçları vardır.  Bazı çam ağaçlarının kaya içinden çıkıp büyümüş olması çok ilginç, görülmeğe değer bir manzara oluşturur. Kayanın üzerinden, denize kadar geniş bir alan görülebilmektedir.
         Ballıktaş kaya kompleksi değişik kademeleri ve kaya üzerine oyma merdivenleriyle beraber çeşitli boyutta dört adet kayaya oyulmuş hazneye sahiptir. Kayalığın  ardına gelen yerde derin bir mağara yer alır[30].

Kaplan Sivrisi. Kuyumcu Köyü’nün arkasında kalan Çamoba Yaylası’nda  Kaplansivrisi  (969 m.) yükselmektedir. Kaplansivrisi  kayaç bir tepedir. Ormanlık alanda yer alan tepe oldukça ıssız bir yerdir. Tüm Edremit Körfezi’ni  gören bir noktadadır (Resim 186).



       Kuzeybatı yönünde düzgün kesilmiş taşlardan yapılma duvar kalıntıları vardır. Ana giriş olduğu sanılan bir rampadan çeşitli mekanlardan oluşan bölüme geçilmektedir. Zirvedeki  kayalar üzerinde tahrip olmuş bazı izler, sunak benzeri oluşum ve  zirvenin alt kesiminde, batı yönde, taşlarla dolmuş bir mağara  ve önünde bir hazne vardır [31].

Duvanlı Kaya.  Taylıeli Köyü’nden Şahinler Köyü’ne giden yol üzerindedir. İki kesimden oluşan  bir kayalık alandır. Yolun sol tarafındaki yüksekçe kayalık kesim ana bölümü oluşturmaktadır ve üzeri geniş bir düzlük halindedir. Bu kayalığın yola bakan cephesinde  insan eliyle  bazı düzenlemeler yapılarak  çok sayıda oyuklar meydana getirilmiştir (Resim 187).



Kaya bloğunun güneydoğu tarafında  mağaramsı bir oyuk vardır. Ayrıca batı yönünde tam karşıya gelen yüksek tepeye doğru bakan cephede  bir niş ve sunak benzeri oluşum yer alır [32]

Hisar Köy Altarı. Hisar Köy’ün  bitişiğinde yükselen tepede, Orta Çağ’a tarihlenen bir kalenin  sur kalıntıları vardır. Kalenin  orta kesiminde kalan tepenin zirvesinde doğal kayaya  oyulmuş basamaklar ve batı yöne bakan iki sunak (altar) yer alır (Resim 188).



       Zirvedeki kaya kütlesinin kuzey tarafında sarnıç benzeri oluşum ve onun gizlediği bir mağara, tepedeki kültsel oluşumu tamamlamaktadır[33].


Harmankayası.  Pelitköy’ün  kuzeyinde ve yerleşmenin hemen üst tarafındadır. Bu kayalığın deniz  yönünde bir kült mağarası yer alır. (Resim 189).



Genelde niş görüntüsü veren mağaranın bir açık hava sunağı ya da tören alanı olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Mağara çevresinde Son Tunç Çağ, Erken Demir Çağ, Hellenistik ve Roma dönemi çanak çömlek parçalarına rastlanması, buranın hayli uzun süre kullanıldığını göstermektedir[34].

Pekmez Tepe. Pelitköy’ün yakınında olan bu tepenin üzerinde rastlanan çok miktarda  lahit parçalarından anlaşıldığına göre bu yer nekropol ya da ktonik karekterli bir kült alanı olduğu sanılmaktadır[35].

Börezli Köyü Altarı. Börezli Köyü’nün eski mezarlığında çok sayıda Roma Dönemi’ne ait mimari parçalara ve dörtgen biçimli altara  rastlanılmıştır. Altarın varlığı, mezarlık alanının gömü için kullanım öncesinde olasılıkla bir kült merkezi yapısına işaret etmektedir[36]

         Yukarıda  sayılan eskiçağlara ait sunaklardan başka yörede Türklerin gelişinden sonra ortaya çıkan birkaç kutsal yer vardır. Bunlardan biri Kaz Dağları’nın en yüksek noktası olan Sarıkız Tepesi’nde olanıdır. Alelade taşlar dizilerek  ay biçim verilmiş bu kutsal  yer, yılın belirli ayında, yoğun biçimde ziyaret edilmektedir.  Burhaniye ilçe sınırları içinde  Kaz Dağı üzerindeki kutsal yere benzer iki oluşum vardır. Bunlar ilçeye bağlı Pelitköy Beldesi’nde, Çamlık Tepe ve Dede Tepe  üzerindedir. Herbiri Kaz Dağı’ndaki kutsal yeri gören yerde, tam ve onun tam  karşısındadır.

Çamlık Tepe. Pelitköy’ün bitişiğinde, çam ağaçlarıyla kaplı yüksekçe bir tepedir. Tepenin zirvesinden tüm Edremit Körfezi görülmektedir.  Çamlık Tepe’de ilginç bir kutsal yer vardır (Resim 190).



Bu kutsal yer, tam karşısındaki Kaz Dağı’nın en yüksek yeri olan Sarı Kız yükseltisi ile karşı karşıyadır. Eski dağ ve kaya kültlerini ve bağıntılı inanç öğelerini yaşatan bu yer, çok yakın  tarihlerde ziyarete açılmış geçmiş gibidir.
       İrice taşlar yanyana ve üst üste konularak, ay şeklinde bir oluşum meydana getirilmiş ve taşların üzerine kireç sürülmüştür. Giriş yeri güneydedir.  Ay biçimli oluşumun iç kesiminde mum yakma yeri vardır.  Yanında yükselen küçük ağaç üzerine bağlanmış olan kumaş parçaları buranın sık sık ziyaret edilen bir yer olduğuna işaret etmektedir [37].

Dede Tepe.  Pelitköy’de, Çamlık Tepe’nin güneybatısında olan bu tepe de çevreye hakim konumdadır ve Ayvalık yönünden itibaren tüm körfez seyredilebilmektedir.
           Tepe üzerinde üst üste yığılmış taşlardan, üç adet ay biçimli, çevreden toplanılan taşların düzensiz yığılmasıyla oluşturulmuş olan bu kült yapılarının yükseklikleri bir metre kadardır.
        Her yeri çalılıkla kaplı olan bu kutsal alanın, tepeye çıkışın çok güç olması nedeniyle, pek ziyaretçisi olmadığı belli olmaktadır




Kaynakhttp://www.burhaniye.bel.tr/detail.aspx?did=2243

Balıkesir Bigadiç Tarihi ve Turistik Yerleri

bigadiç

BİGADİÇ KALESİ Bigadiç Kalesi

İlçemizin doğusunda bulunan tepe üzerinde M.S. XI. yüzyılda Bizanslılar tarafından yapılmış Achyraos Kalesinin harabesi bulunmaktadır. Yunan işgali döneminde karargah olarak kullanılan kalenin dış surları yılların tahribatına rağmen günümüze kadar gelebilmiştir.

GAVUR HAMAMI (TİMİLİS)

Bigadiç, Işıklar yolu üzerindedir. Halk arasında "Gavur Hamamı" olarak anılan kalıntı aslen Roma dönemine ait kayaya oyulmuş oda mezarlı Tümülüs’tür. İçinde, kayaya oyulmuş iki adet lahit bulunmaktadır.

HisarköyHİSARKÖY

İlçe merkezine 23 km. mesafede bulunan Hisarköy'ün etrafı antik kalıntılarla kaplıdır. Köy içinde Tonozlu köprü ve tüneller, postamentler, tiyatro ve yazılar dikkate alındığında buranın Roma devrinde mühim bir kaplıca merkezi olduğuna işaret eder.

Yıllarca yabancı arkeologların ilgisini çeken ve araştırmalarına konu olan Hisarköy hakkında en kapsamlı çalışmayı 1979 yılında Alman arkeolog Elmar Schwerthein yapmıştır. Roma dönemine ait bir çok kalıntının bulunduğu Hisarköy, ülkemizin vitrine edilmemiş ilginç turistik yerlerindendir.

ASARALAN

Alan köyü karşısında 20 dönüm genişliğinde bir arazidir. Etrafı Bizans dönemine ait surlarla çevrilidir. Tek giriş yeri halk arasında "Demir kapı" olarak anılan, arkaik dönemde ana kaya oyularak açılmış geçit noktasıdır.

Giriş kapısından 300 m ileride üç sarnıç mevcuttur. I. Sarnıç 8xl2 m genişliğinde 7 m derinliğindedir. İçi Horasan sıvalı olan çift kat tuğlataş duvarın kalınlığı 2 m'dir. II. Sarnıç 4x6 m genişliğinde ve 5 m derinliğindedir. III. Sarnıç Asar'ın güney eteklerinde, 7x5 m genişliğinde, 5 m derinliğindedir. Üzeri işlemeli tuğlalaKasım Paşa Camiirla örülüdür. Bunların hepsi Bizans dönemi içme suyu sarnıçlarıdır.

KASIM PAŞA CAMİİ

1549'da K. Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Cezerizade Kasım Paşa tarafından yaptırılmıştır. Tamamen kesme taşlarla yapılan cami birkaç defa tamir olmuşsa da minaresi orijinal hali ile günümüze gelmiştir. Yapıldığı dönemin tüm mimari özelliklerini yansıtan Kasım Paşa camiinin duvarlarında 1901 tarihli levhalarda hat sanatının değişik örnekleri mevcuttur.

Yeşilli CamiiYEŞİLLİ CAMİ

Halen Bigadiç'in merkez camii olarak kullanılan Yeşilli Camii, 1715 tarihinde Bigadiçli Çavuşzade İsmail Ağa tarafından yaptırılmıştır.

Yangın, deprem gibi sebeplerle üç defa onarım görmüştür. Bu yüzden üzerine harcanan emek ve yapılan masraflar bir hayli fazlaEvliya Çelebi Camiidır.

EVLİYA ÇELEBİ (LONCA) CAMİİ

1795 yılında Bigadiç Voyvodası Seyyid Hacı Hasar Ağa tarafından yaptırılmıştır. Temeli ve minare kaidesi orijinaldir. Kayıtlarda caminin vakfı olarak; Balıkesir'de bir terzi dükkanı görülmektedir.

BARAK BABA TÜRBESİ

Türk İslam tarihinin en ünlü simalarından biri olan Barak Baba'nın Türbesi Bigadiç'e 36 km uzaklıktaki İğciler ile Topalak köyleri arasında muhkem bir mevkidedir. Geniş bir avlu içinde Tekke ve Selçuklu dönemi mimarisi özelliği taşıyan sekizgen kubbeli türbede yirmi civarında Müslüman mezarı vardır. Türbe içinde Selçuklu dönemine ait tunç ve bakırdan keşkül tasları, uçları hayvan ağzı şeklinde alem, iki adet siyah bazalt mezar taşı, taşın üzerinde sekiz köşeli keçeden yapılma "Gülşen-i Takke" ilgi çekicidir.

Barak Baba Bigadiç'e Hacı Bektaş-ı Velinin vasiyeti üzerine gelmiştir. Hacı Bektaş-ı Velinin halifesi olmak gibi bir misyon üstlenmiştir.

OĞUL PAŞA TÜRBESİ

Bigadiç'e 15 km mesafedeki İskele kasabası mezarlığındadır. Türbe mimari üslup olarak Selçuklu kümbetleri tarzında inşa edilmiştir. Karesi oğullarından Oğul Paşaya halk arasında "Sarı Dede" de denilmektedir.

1920'li yıllarda köyün kuzeybatısındaki vakıf arazilerinden yıllık 12.5 lira gelir elde edilip bu parayla her cuma namazından çıkan cemaate hayır yemeği verilirdi.

ALTIKARAAĞAÇ DEDESİ

Bigadiç'in kuzeyinde panayır yeri civarındadır. Her yıl burada lokma hayrı yapılmakta, yağmur duasına çıkılmaktadır.

b)Arkeoloji Bölümü; İlçe merkezine 18 km uzaklıkta bulunan Ancyra antik yerleşimine ait kalıntılar;

c)Etnografya Bölümü; Son 200-300 yıllık zaman kesitinde günlük yaşama dair öğeler bulunmaktadır.


Kaynakhttp://www.heratermal.com.tr/index.php/tr/yoeresel/tarihi-mekanlar

Balıkesir Bandırma Tarihi ve Turistik Yerleri

Bandırma'da bölgemizden ve özellikle Pers Satraplığı'nın merkezi olan Daskyleion (Ergili) da yapılan kazılarda ortaya çıkarılan eserlerin sergilendiği Arkeoloji Müzesi bulunmaktadır.

Çalışmaları halen devam eden Daskyleion kazıları, Bandırma'nın gelecekteki önemli antik değerlerini ortaya çıkaracaktır. Bu çalışmalar Bandırma'nın turistik değerlerine, Kyzikos antik kenti kalıntıları ile birlikte yeni değerler kazandıracaktır.

Bandırma Şehir merkezinde, tarihi değer taşıyan çok sayıda yapı bulunmaktadır. Geçmişin izlerini bugünlere ulaştıran bu yapıların önemlileri şunlardır:
* Haydarçavuş Camii
* Haydarçavuş Çeşmesi
* Öğretmenevi Binası
* Eski Askerlik Şubesi Binası
* Dekanlık Binası
* Eski İskele Binası
* Yeni Kütüphane Binası (Eski Tekel Binası)
* Çelikspor Lokali (Eski Gar Binası)
* Sunullah Camii
* Bandırma İlköğretim Okulu Binası
* Hükümet Konağı
* Ulu Camii

KUŞ CENNETİ BANDIRMA







Ülkemizin doğal güzellikleri arasında ayrı bir yeri olan Bandırma Kuşcenneti Milli Parkı, Kuşgölü'nün kuzeydoğu kıyılarında yer alır. Bandırma-Balıkesir karayolunun 15. kilometresinden güneye sapan 3 kilometrelik bir yolla Kuşcenneti'ne ulaşılır.



Kuşcenneti'nin "Milli Park" olarak ayrılmasının tek nedeni, barındırdığı kuş topluluklarıdır. Kuşcenneti Ülkemizdeki milli parklar içinde en küçük olanıdır. Küçüklüğüne rağmen,Kuşcenneti en çok ziyaretçi çeken milli parklarımızdan birisidir. Bandırma Kuşcenneti'nin bugünkü yeri Prof.Dr.Curt Kosevig ve eşi Leonore tarafından 1 Nisan 1938 tarihinde keşfedilmiştir. Buraya "Kuşcenneti" adını veren Kosswing'in çalışmaları sonucunda doğayı sevenler arasında bu güzel cennetin değeri kısa zaamanda anlaşılmış, 1952 yılında ise İ.Ü. Hidrobiyoloji Enstitüsü tarafından buraya bir inceleme istasyonu kurulmuştur.



1959 yılında Milli Park enstitüsüne alınan Bandırma Kuşcenneti bundan sonra gerçekleştirilen etkili koruma ile daha da gelişmiştir. Buradaki kuş topluluklarında önemli artışlar olmuştur. Bunun sonucunda da, yapılan başvuru üzerine Avrupa Konseyi tarafından 1976 yılında "A sınıfı" diploma ile ödüllendirilmiştir. İyi korunan doğa parçalarına verilen A sınıfı diploması, daha sonra 1981, 1986, 1991 ve 1996 yıllarında yenilenmiştir.



Kuşcenneti'nde 1975 Haziranına kadar 138 kuş türünün varlığı tespit edilmiştir. Daha sonra çeşitli zamanlarda yapılan sayımlar sonucunda yapılan sayımlar sonucunda bu rakam 255'e çıkmıştır. Kuş türlerinden 66 tanesi Milli Parkta düzenli olarak her yıl kuluçka topluluğuna katılmaktadır. Geri kalanlar ise, göçler sırasında Kuşcenneti'ne uğramaktadır.


Kaynak: http://www.bandirma-bld.gov.tr

Balıkesir Balya Tarihi ve Turistik Yerleri

Balıkesir Balya
Antik çağlardan beri, madenlerden dolayı  yerleşik hayatın var olduğu bilinen Balya ve civarı, Günümüze kadar intikal eden  Doğal  ve Arkeolojik Kültür Mirasına sahip bir ilçedir.

Kadıköy Kalesi

Balya'da en önemli arkeolojik kalıntı Balya'nın  6 km. Kuzey Batısında kalan Kadıköy'de, Kadıköy Kalesi adlı Romalılardan kaldığı söylenen bir kale.Ancak kalenin  bir ortaçağ,Geç Bizans kalesi olduğu ihtimalide vardır.

Kadıköy Kalesi

Cenevizlilerin bu kaleyi hapishane olarak kullandıkları,.Savaşlarda esir ettikleri sanatkarları bu kalede  sanatlarıyla ilgili olarak çalıştırdıkları rivayet edilir.Kale içinde bardak, çanak kırıkları mevcuttur.Kale altında bir mahzen vardır.Mahzenin gizli geçitleri olduğu söylenmektedir.

Kadıköy Camisi

İlçemize bağlı Kadıköy’de bulunan ve halen  kullanılan camii’nin çok eski bir geçmişi vardır.Ne zaman yapıldığını bilen yoktur.Köydeki yaşlıların deyişiyle köy camisinin 200 yıllık olduğu sanılmaktadır.

Camii 1978 yılında tarihi eserlere katılmıştır ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne dahil edilmiştir.

 Ali demirci Camii

1885 yılına kadar nahiye merkezi olan Ali Demirci köyü, bu tarihten sonra madenlerin açılması ile birlikte eski adı Koca gümüş olan daha sonra Balya adını alan yerleşim yerine nahiye merkezinin taşınmasından sonra, eski önemini kaybetmiştir.

Burada tahminen 19.yy’a ait bir cami ve onun bahçesinde de,Balya Tımar  ağalarına ait mezarlar ve kitabeler vardır. Ayrıca Köyün meydanında yine bu dönemde yapıldığı tahmin edilen bir çeşme vardır.

Ilıca Kaplıcaları

Kutsal Ilıca Helen dilinde Hiera (Kutsal) ile Anadolu’da kullanılan İren kökenli Germa/Germe (Ilıca) sözcüklerinden oluşur.Roma döneminden kalma antik hamamı Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de onarılarak kullanılmıştır. Günümüzde de faaliyet gösteren küçük antik hamam binaları,termal havuzları ve küvetlerden oluşan özel hususi banyolar bulunmaktadır.

Antik dönemden günümüze sadece Roma hamamı ayakta kalmıştır.Roma döneminde  tedavi amaçlı şifa merkezi olarak kullanılmıştır.

Bu bilgiler ışığında Kutsal Ilıca antik dönemden itibaren Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılarca yerleşim yeri olarak kullanılmıştır

 Kilise

İlçemiz Ören köyünde köyün girişinde bulunan mezarlığının üst başında tarihi kilise harabesi mevcuttur.Şuanda yerinde hiçbir bina kalıntısına rastlanmayan yerde yazılı taşlar ve toprak eşyalar ele geçmektedir.Köylüler mezarlıklarının duvarlarını yaparken,bu kalıntılardaki taşları sökerek kullanmışlardır.

Balya Hükümet konağı(Belediye)

Eski hükümet konağı olan yer, daha sonraki tarihlerde başka amaçlarla da kullanıldıktan sonra,2006 yılına kadar harabe görünümünde idi.

2006 yılında Valiliğimizce, onarılan bina 2007 yılında hizmete girmiştir.Şu anda belediye binası olarak hizmet vermektedir.

Tabakhane Köprüsü(Çanakkale-Balya Yolu Üzeri)

 Fransızların Madeni İşlettiği dönemde inşa edilmiştir.

Balya Siren Kulesi

Balya Merkezde yer alan bu kule,Madenlerin İşletildiği dönemde inşa edilmiştir.

Balya Kurşun-Çinko Maden Sahası(İdari Binalar,Flatosyon Tesisi,Hastane vb)

Madenlerin Fransızlarca işletildiği  Dönemden kalan idari,Üretim ve Sosyal amaçlı bir çok yapıdan günümüze kalan kalıntılardır.

II-ARKEOLOJİK MİRAS VE SİT ALANLARI

 1-Arkeolojik Miras

Doğanlar köyünde eski Mezarlık Alanı, Akbaş Köyünde Tümülüsler,Yarış alan Köyünde Taşkaya mevkiinde Nekropol,Ilıca Köyünde Karabaş mevkiinde Tümülüsler,Gözetleme Kulesi ve Nekropoller,başlıca  Arkeolojik kalıntılardır.Tümülüslerin, Frigyalılar döneminde inşa edildiği düşünülmektedir.

Ayrıca,Balya merkezde Romalılar Döneminde İşletilen Maden sahasında bu döneme ait kalıntılarda vardır.

2-Sit Alanları

Aşağı Obada Tümülüs ve Mezar odası,Ilıca’da Tümülüs ve Ergastrie(Kadıköy) Kalesi alanı.


Kaynakhttp://www.balikesir.gen.tr/Ilceler/KonuDetay.asp?ilceID=3&konuID=281
Fotoğraf: http://www.manzaralar.org/balya-balikesir.html

Balıkesir Ayvalık Tarihi ve Turistik Yerleri

Cunda Ayvalık

Turizm ve Kültür

Kiliseleri, Camileri, Manastırları, Ayvalık sokaklarını oluşturan Taş Evleri, Adaları, Koyları ile zamanın boşa harcanmaz kıymetini hissettiren bir gezinti yapacağınız Ayvalık, Taş Kahvesi, Cennet Tepesi, Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü, sualtı güzellikleri, deniz ürünleri, tostu, zeytini, zeytinyağı ile de sembolik bir kenttir.



Gezilecek Tarihi Yerler

Çınarlı Cami : Tavan işlemeleri ve kabartma sanatı örnekleriyle görülmeye değer ...

Ayazma Kilisesi : İçindeki su kutsal kabul edilir ...

Ayışığı Manastırı: Alibey Adasının (Cunda) Pateriça denilen bölümünde yer almaktadır.

Kiliseler

Ayvalık Kiliseleri :

Profit İliyas Kilisesi : Ayvalık'ın sırtını dayadığı eskiden Kurufitilya denilen tepenin zirvesinde bulunuyordu. Zaman içersinde yıkıldı. Ulusal Kurtuluş Savaşının ilk asker kurşununun anısına tepeye "İlkkurşun Tepesi" denildi. Şimdi bu tepede Rehabilitasyon Merkezi olarak kullanılan büyük bir yapı mevcut bulunmaktadır.

Ayos Dimitriyos : Şimdiki Halk Eğitim Merkezi'nin yerinde bulunan kilise 1945 yılına dek cami,sonra da Erkek Sanat Okulu Atölyesi olarak kullanıldı.

Taksiyarhis Kilisesi : Bulunduğu yer kentin ilk mahallesidir. İçindeki dinsel tasvirler(ikonlar), yüzyılı doldurmuş, bazıları balık derisi üzerine işlenmiştir. Bu tabloların arta kalanlarını bilinçsiz kullanımından ötürü yetkililer Bursa Arkeoloji Müzesinde korumaya almışlardır.

Ayos Yannis : Cumhuriyet'ten bu yana cami olarak kullanılıyor. Çarşı Camii ya da Saatli Camii deniliyor. 1944 zelzelesinde saat ve çan kulesinin üst kısmı yıkılınca saatiyle anıldı.

Meryemana Kilisesi : Yılı saptanamamış kiliselerden olup Ayvalık'ın alınışından sonra, müştemilatından olan bir marangozhaneden çıkan yangında kül olmuştur. İkinci Pazar yerinde (Küçük Pazar), dipte bulunuyordu. Ayvalık Despotunun ikametgahı da oradaydı.

Ayos Yorgis : Şimdiki Çınarlı Camii.Süslemeler, sütunlar, sütun başlıkları, bütün kiliselerin inşasında kullanılmış sarmısak taşının özenli işlenişine örnek bir yapıdır.

Kato Panaya Kilisesi : Hayrettinpaşa Mahallesinde, Gazi İlköğretim Okulu avlusundadır. Hayrettinpaşa Camii olarak ayaktadır. Ayvalık'ın kurucusu olduğu ileri sürülen, Papaz İkonomo'nun, kimsesiz kız çocukları için yaptırdığı kaydedilen "Kız Yetiştirme Yurdu" adlı külliyenin bir parçasıydı.

Faneromeni Kilisesi (Ayazma) : Hüsnü Uğural Stadına giden yol üzerindeki sokaktadır. İçindeki su kutsal sayılmaktadır.

Aya Triyada : 13 Nisan Caddesinde bulunuyordu. Şuan yerinde Abdulvahit Sağlam İlköğretim Okulu vardır.

Ayos Nikolaos : Aynı yol üzerinde Aya Triyada Kilisesinden300-400 metre ileride solda bulunuyordu. Biberli Cami adıyla ayakta fakat kullanılmamaktadır.

Ayiu Vasiliyu : İzine ve yerine rastlanamamıştır.

Alibey (Cunda) Adası Kiliseleri :

Taksiyarhis Kilisesi : 1873'te inşa edilmiştir. Rumların geleneksel olarak uyguladıkları, Bizans mimarisi stilindedir.

Aya Triyada : 1865'te yeniden inşa edildiği kaydedilmiştir. Ada'nın ilk inşa edilen kilisesidir. Bakkal Sokağının sonundaki arsa üzerinde bulunuyordu.

Ayos Dimitriyos : Anlatılanlara göre doğuya bakan yönde, yel değirmenlerine yakın bir yerde bulunuyormuş.

Panaya Kilisesi : Bakkal Sokağının başında, iki buçuk duvarı duruyor. 1850'de ikinci kez inşa edilmiş.

Ayos Pandeleymonas : Kayıtlara göre kuzeybatıda bulunuyormuş. Alt sıradaki Ayos Nikolaos Kilisesi gibi, denizciler tarafından azizlerin anısına inşa edilmiştir.

Ayos Nikolaos : Kuzeybatıdaydı deniliyor. Azizlerin anısına inşa edilmiş.

Ayos Yannis : Adaya girişteki sol tepenin üzerinde dört duvarıyla duruyor. Üç denizi de gören bir konumdadır. Buraya şimdi "Aşıklar Tepesi" deniliyor.

Manastırlar

Ayvalık Manastırları :

Çamlık'ta kavşakta, kara tarafındaki köşe arazisinde, Ayiu Nikolau Manastırı. Bir diğer manastır da Çamlık karşısındaki adada Osmanlı Rumlarının Aya Paraskevi Manastırı şeklinde adlandırdığı, bizlerin ise Tımarhane Adası dediğimiz yarımadada bulunuyor.

Alibey(Cunda) Adası Manastırları :

Çamlı Manastırı : Adanın merkezinden yaya olarak ve Pateriça yolundaki Ekşi Çeşmenin sol yanı izlenerek, bir saatte varılabilir. Yıkık üç, dört duvarından çok güzel bir manzaraya sahip olması özelliğidir. Denizden yüksekliği 195 metredir.

Leka Panaya Manastırı : Koruyan Meryem Manastırı olarak da anılır. Ayvalık'ın Dalyan Boğazından çıkışta sağda, aynı boğazdan girişte solda zeytin ağaçlarının arasından görünen, boğaza hakim manastırdır. Şuan restore edilip malikhane olarak kullanılmaktadır.

Ayışığı Manastırı : Pateriça'nın Birinci Köyü ile İkinci Köyünü geçtikten sonra 45 dakikalık bir yürüyüşle manastıra varırsınız. Söylentiye göre kapılarına kazınmış olan 1771 ve 1795 tarihleri onarım tarihlerinden ibaretmiş. Büyük ölçüde kendine özgü yapısını günümüze kadar koruyabilmiştir.

Ayos Apostolos Manastırı : Alibey (Cunda) Adasına giden köprüyü geçip soldaki sahil yoluna saptığınızda, 500 metre sonra sağ yukarıdaki küçük tepede. Dört duvarı duran gelişi güzel bir yapı.

Tavuk Adası Manastırı : Ada sahilinin tam karşısında Dalyan Boğazının ağzındaki ada. 120 odalı olduğu ve bu odaların yazlıkçılara kiralandığı söyleniyor.

Güvercin Adası Manastırı : Bu ada korsanların sığınağı olarak bilinir. Eski ismi Ay Yorgi olan manastır doğa ve insan tahribatına dayanmış bir Ortaçağ yapısı.

Profit İliya Manastırı : Köprünün Ada'ya gidiş yönünde 200 metre sonra, deniz tarafında .Temel kalıntılarından çok azı yerinde duruyor.

Kızlar Manastırı : Evangelistriya olarak anılan manastır yıktırılmıştır.

Camiiler

Çamlık Camii :

Hayrettinpaşa Camii : Eski Kato Panaya Kilisesi.

Saatli Camii : Eskiden Ayos Yannis kilisesi olarak kullanılıyordu.

Çınarlı Camii : Ayos Yorgis Kilisesi olarak kullanılıyordu.

Sakarya Camii :

Şehitler Camii :

Armutçuk Camii :

Hamidiye Camii :

Adalar

Aynı zaman bir adalar topluluğudur Ayvalık. İrili ufaklı adaları şunlardır. Çıplak, Yumurta (Kaşık), Büyük Güneş, Küçük Güneş, Büyük Karaada (Akvaryum), Karaada, Lale(Soğan), Yuvarlak, Yellice(İncirli), Kamış, Pınar (Kılavuz ya da Mosko), Taş Adası, Yelken, Yalnız, Küçük Maden, Maden, Alibey (Cunda), Hasır, Dolap, Kutu, Balık, Yumurta (Balıkla Çiçek arasındaki), Çiçek, Kayabaşı, Kız Adası, Poyraz, Tavuk, Güvercin.

İçlerinde bir tek Alibey (Cunda) Adasında yerleşim mevcuttur.

Pateriça Körfezine gitmek için Ada merkezine giden caddeye girmeden sağa kıvrılan yolu izleyeceksiniz. Güvercin Adasının karşısından geçeceksiniz. Ada üzerindeki eski bir manastır olan Ay Yorgi'nin kalıntılarını izleyebilirsiniz.

Ayvalık'ın küçük koyları bir çok kuş türüne barınaktır. Bahar ve yaz aylarında yeşilin, sonbaharda ise yeşil, sarı, kahverengi ve kızılın her tonunu bir arada görebilirsiniz. Koylardaki kayaların ilginç şekilleri ve renkleri ilginiz çekebilir.Yat turları Cumhuriyet Meydanından yazın her gün yolcu alarak birbirinden güzel adaları ve koyları gezdirmektedir.

Taş Binalar

Eski taş evleri Osmanlı döneminde şekillenmiş kent dokusu, dar ve kıvrımlı sokakları, cumbalı evleri ve konakları Ayvalık'ı diğer kentlerden ayıran onu farklı kılan en temel özelliğidir. Tarihi taş evleri rengarenk işlemeleriyle her sokakta görebilirsiniz. Cumbaları, dökme demir balkon korkulukları, pencere kafesleri, ahşap ya da kesme taş işçiliği, birbirinden güzel oymalarla süslenmiş balkon ayakları üzerindeki motifler izlemeye değer güzelliktedir.

Kışın sıcağı, yazınsa soğuğu muhafaza etmesinin yanı sıra depreme dayanıklılığıyla da ünlüdür taş binalar...

Geçmişin izlerini taşıyan tarihi taş evleri, birbirinden güzel oymalarla süslenmiş balkon ayakları ve üzerindeki motifleri her sokakta görebilirsiniz.

Ayvalık Mutfağı

Ayvalık Mutfağı başta zeytinyağı olmak üzere, deniz ürünleri ve kentin yöresine has yetişen çeşitli otlarından oluşur. Geçmişten bugüne yaşatılan gelenekçi Türk yemeklerine birde Rum Mutfağı eklenmesiyle bu lezzet ortaya çıkmıştır. Zeytin ve zeytinyağının yanısıra meşhur Ayvalık Tostu da kaşarlı, sucuklu, sosisli ve karışık çeşitleriyle bu mutfakta yerini alır. Mayonez, ketçap, domates, turşu ve tercihe göre karışık rus salatası ile süslenir. İmalatı Ayvalık fırınlarına has olan ekmekleri şehir dışına dahi gönderiliyor. Bunun yanısıra Lor Tatlısı,Lor Peyniri, Girit Leblebisi.

Papalina adanın özel balığıdır. Lokantalardaki vazgeçilmez mezelerdendir. Mezgit türü olan ilçe sakinlerinin Bakalaros dedikleri balıktan buğulama yapılır. Ahtopotu her zaman bulabilirsiniz. Aslında bir çorba balığı olan İskorpitin de buğulaması yapılıyor. Ihlamur soslu sübye yumurtası deniz mahsüllerinden elde edilen adaya özgü bir yemektir. Ekşi tadıyla radika, kabak çiçeği dolması, istifno, deniz börülcesi, hardal otu, turp otu önemli mezelerdendir. Kabuklulardan kidonya,bangoli ve akivades Ayvalık'ın midye türleridir.

Ayvalık Mutfağının Yemeklerinden Bazıları Şöyledir :

   Çurlama Giritlilerden kalma bir ziyafet yemeğidir. Semizotu, patates, kabak, patlıcan, domates, maydanoz,sarımsak             ve bir kaç sap arapsaçından oluşan malzeme yığınıdır karışık bahçe otu yemeği, doğrusu Gopez olup Ayvalık'ta Kupa olarak anılan balığın ızgarası ve tavası iyi olur. Midilli'den göç edenlerin getirdikleri bir köfte türü olan Ada Köftesi katkı maddesi kekiğin fazlaca konması nedeniyle lezzetlidir. Bağırsak Dolması (Gardumi) çok değişik ve aynı ölçüde de yapımı zor olan bir yemek. Sure, Midilli mübadillerinin getirdiği kuzu kolundan yapılan bir yemek türüdür. Bir Girit yemeği olan Peynirli Kabak, işaret parmağından az büyük olan kabakların seçilmesiyle daha güzel olur. Ayak ve işkembe sarmasında süt kuzusunun ince bağırsakları kullanılır. Temmuz - Ağustos aylarında bulunan Mühliye adındaki bitkinin yapraklarından yapılan yemektir. Mühliye yemeği için yarım kiloda kemiksiz kuzu yada koyun eti gerekir. Kabak çiçeği dolması aslında bir ev yemeği olsa da lokantalarda meze olarakta müşterilere ikram edilir. Turp haşlaması ise havuç gibi ince uzun olan turp türleriyle yapılır. Yaprakları da kullanılabilir. Balıklı bamya seçilen az kılçıklı balıklar ile ile yapılır. Sarıkulak Kefal, Çipura, Bakalaros, Sarpa gibi...Sarmaşık (Avronyes) ve Kuşkonmaz (Asfaraca) 'ın ikisi de bahar ayları bitkileridir. Yumurtalı ya da su ve zeytinyağıyla pişirip birazda sirke katılarak da yenir. Kuzu etli arapsaçı, kemiksiz kuzu eti kavrulduktan sonra arapsaçları az su katılarak pişirilmesiyle olur. Nohutlu Bakalaros, Folyoda Ahtapot, Kabak Böreği ve daha niceleri Ayvalık Mutfağının belirginleşmesini sağlayan yemeklerdir.

Kültür Merkezleri

Amfi Tiyatro, İsmet İnönü Kültür Merkezi, Alibey Kültür Merkezi, Belediye Sanat Galerisi gibi merkezlerle ilgili herhangi bir sergi, düğün, söyleşi, konser, panel yapılması ile ilgili bilgileri Halkla İlişkiler Müdürlüğünden alabilirsiniz.

Kentsel Mimari

Ayvalık mimarisi coğrafyanın özellikleriyle uyum içindedir. Bu nedenle bir "Ayvalık mimarisi"nden söz etmek olasıdır. Ayvalıklı'lar bu yapıları, denizden ve zeytinden gelen bereketin sağladığı ekonomik güç ve kültürün incelttiği bir zevkle oluşturmuştur.



Denizden yukarılara doğru hafif eğimli bir yamaca kurulu olan Ayvalıkta evler dar sokaklara açılır. Denize dik durumda olan bu sokaklar denizden esen rüzgarları tepelere kadar taşır. Sokaklar yörede bulunan taşlarla kaplanmıştır. Binalar da aynı şekilde bugün ocakları kapatılmış Sarmısak Taşı ile inşa edilmiştir. Gündelik yaşam içinde sokaklar evin bir parçası gibi kullanılmaktadır. Kadınlar yemek hazırlıklarını veya dikiş işlerini kapılarının önünde gerçekleştirirler. Trafiği yoğun olmayan bu sokaklar çocuklar için de oyun alanıdır. Bu durum kentteki sosyal yaşamın gelişmesine neden olmuştur.

Anıtsal üçgen alınlı cepheleri, taş söveleri, ferforje veya taş balkon altlıkları bu yapıların karakteristik özellikleridir. Genellikle 3 veya 4 basamakla girilen evlerin küçük sahanlıklarından aşağı birkaç bsamakla mutfak ve kiler bölümlerine inilir. Sahanlıktan birkaç basamakla da sofaya çıkılır. Sofaya açılan oda sayısı evin büyüklüğüne göre değişir. İkinci katda da benzer mimari özellikler gözükür. Evlerin içlerinde bezemeler ve tavan süsleri ev sahibinin ekonomik durumunu yansıtır. Çatı kiremit örtülü ahşaptır.

Gerek ulaşım, gerekse denizden yararlanmak için fabrikalar ve ticarethaneler kıyıya yapılmıştır. Bugün bile kentin ana aksı üzerinde sanat eseri niteliğinde fabrika binalarının kalıntılarına rastlanır.

Sahil şeridi doldurularak yapılmıştır. Sahilde sokakların önünü kesen birkaç yüksek bina dışında kent dokusu bozulmamıştır. 4000 civarında sivil mimari eserinin büyük bir kısmı yıpranmış olsa da, son yıllarda büyük ilgi gören bu evler onarılarak yeni sahiplerini ağırlıyorlar.

Dini yapı açısından da Ayvalık oldukça zengindir.

Kentin eski yaşayanları, klasik Bizans kilise mimarisinin ana hatlarını Rum Ortodoks mezhebinin kültürü ile yorumlayarak, eklektik ama özgün diyebileceğimiz, yerel bir mimari geliştirmişler. Antik ve geç dönem Bizans mimari yapılarının özellikleri olan ön cepheleri sütunlu galerilerle oluşan, dikdörtgen kütleli, anıtsal görünümlü bu Neo Klasik mimari örnekleri, pek çok öyküyle fiziksel duruşlarını bugüne kadar korumuşlar.

Bu yapıların en ünlüsü Taksiyarhis Kilisesi. Başmelek Cebrail'in adına yapılmış bu kilise. Görsel etkisini daha çok içinde hissettiren bu iri kütleli yapının ruhbani görünüşü, bulunduğu mekanı da etkilemiş. Sokak sanki bu yapının saygınlığıyla şekillenmiş.

1844 yılına tarihlenen sade mimarili kilisenin iki avlu kapısı anıtsal görünümdedir.

İçerde binayı taşımakla görevli sütunların korint tarzındaki, bitkisel motiflerle süslü başı altın yaldızla kaplanmış, Girit Ekolü denilen bir tarzda çalışılmış resimlerin bir bölümü balık derisi üzerine işlenmiş. Bugün bunların büyük bir kısmı Ayvalıkta müze olmadığı için Bursa Müzesinde. Ama kilise hala görkemli bir iç süslemeye sahip.

Ayazma Kilisesi 1890 yılında yapılmış. Dikdörtgen planlı yapının yine ön cephesinde sütunlu bir galeri yer alıyor. Sütunların üzerinde yer alan üçgen taç görünümlü alınla anıtsal bir görünüme kavuşturulan yapı, geleneksel tapınak mimarisinin Neo Klasik bir yorumu. Önünden geçen ve biraz sonra denize açılan sokakta, denizi kutsayan gizli ilahiler söylercesine mağrur duruyor. Sarmısak taşının kızıllığı ile, yukarı doğru yükselen sütun başlarındaki okantus yaprakları, bereketin simgesi inancını hergün yineliyor.

Agia Triada Kilisesi (Aya Triyada). Kentin tepelerine doğru eski İzmir yolu üzerindeki bir kilise. Birkaç yıl öncesine kadar tavan süslemelerini koruyan, sade, gösterişsiz mimarisiyle dikkat çeken yapı, hala önemini koruyan bir sokakta bulunuyor. Sokak bugünkü 13 Nisan adını, Atatürk'ün kente bu sokaktan girmesi nedenine alıyor. Eskiden kentin ana aksı olan bu sokak, sahil yolunun açılmasıyla önemini yitirmiş görünüyor. Ünlü yazar Venezis'in doğduğu ve yaşadığı ev kilisenin hemen karşısında oldukça korunmuş bir durumda ayakta.

Kilise iki katlı. Alt katı sarımsak taşı iken, diğer dini yapılarda pek rastlanmayan bir biçimde üst kat bağdadi mimari tekniğe göre yapılmış. Tavan süslemelerinde de ahşap kullanılmış.

Bir başka dönüştürülmüş yapı da bugün Saatli Cami olarak anılan Agia İanni (Aya Yanni) kilisesidir. Yapının en belirgin özelliği olan süslü çan kulesi ve üzerinde bulunan saat yüzünden, mübadele sonrasında Saatli Cami adını almıştır.

Geniş bir avlu içinde "kapalı Yunan haçı" plan tipolojisinde dikdörtgen bir yapıdır. Bugün bile kentin silüetine bir mücevher inceliği katar. Çan kulesinin -her ne kadar 1944'deki depremde yıkılan süslü külahı şimdi yerinde olmasa da- Gotik özellikleriyle güzelliğinden birşey kaybetmemiştir. Binanın tepesindeki fenerli kubbe bu görüntüyü tamamlarken, etrafındaki pencereler iç aydınlatmaya yardım eder.

Binaya batı cephesinden yüksek bir girişten girilir. Batı cephesinin önemini vurgulayan İyon başlıklı dört sütun karşılar bizi. Üst kısmında ise kemerli üç pencere yer alır. Yalın fakat anıtsal mimarisiyle bugün de işlevini sürdürmektedir.

Ayvalık'daki dönüştürülmüş dini yapıların sonuncusu Çınarlı Cami'dir. Agia İorgi (Aya Yorgi) kilisesi olarak yapıldığı 18. yy'ın ekonomik gücünün bir simgesi gibi durur. Görkemi ince mimari zevkinden kaynaklanır. Vakur duruşu ile Ayvalık'ın en önemli yapısı özelliğini taşır.

Haç planını oluşturan tüm köşeler dikdörtgen sütunlarla adeta belirginleştirilmiş, yüksek girişinde tapınak etkisini yaratmak amacıyla sütun ve tonozlu kemerler yer almış. Yukarıda, simetrik olarak yerleşmiş kemerli dikdörtgen pencerelerin üzerine, kubbe görüntüsü veren tonoz içine yerleşmiş üç küçük pencere de simetriyi tamamlamış. En üstte yer alan üçgen taç cephe görüntüsünü tamamlamış.

Pencerelerin içi örgü dolgu yapılarak süslenmiş, bu dolgu aynı zamanda dışarıdaki formu ışık olarak içeriye taşımakta kullanılmış. Bu pencerelerden gelen ışık demetleri, alçı kabartmalı, altın yaldız boyalı çiçek motifleri ve dallarla bezenmiş süslemelerle buluşarak enfes bir Barok esinti yaratmış.

Cumhuriyet'ten sonra camiye dönüştürülen yapı, avlusundaki çınarlara öykünerek Çınarlı Cami adını almış.

Bu yapı için anlatılan ilginç bir öykü vardır. Doğruluğu bilinmeyen bu öyküye göre, Sakız Adası'ndan buraya bir adam gelir. İsmail adındaki bu adam bir süre sonra hristiyanlığı benimseyerek din değiştirir ve papaz olur. Ancak söylentiye göre papazlar arasındaki bir tartışmadan sonra da tekrar Müşlümanlığa dönmek ister. Ancak bunu kabullenmeyen bir takım insanlar tarafından kafası kesilerek öldürülür. Olaydan üç gün sonra bir gece yeniçeriler kenti basarak pek çok insanı katlederler. Durumu kaymakama anlatan halk şu yanıtı alır. "İsmail Müslümanlık'tan döndüğünde biz onun kafasını kesmedik, hoşgörüyle karşıladık, siz ne demeye bu hoşgörüyü göstermediniz?" Bunun üzerine yaptıkları hatayı anlayan Hristiyanlar, tanrının kendilerini bağışlaması için bir kilise yaptırırlar. İki kapısı olan bu kilisenin bir kapısına İsmail, diğerine de İsmail'in Hristiyan iken kullandığı Yorgi adını verirler.

1928'de Müslümanların kente gelmesiyle ihtiyaç duyulan yeni ibadet yerlerini, eskilerini değiştirerek yapma geleneği burada da devam etmiştir. Tanrı'nın evleri olan bu yapılar farklı inançlardaki insanların ibadet etmeleri amacıyla kullanılmıştır.

Bulunduğu mahallenin adıyla anılan Hayrettin Paşa Cami de işte böyle bir yapı. Yapıldığında adı Kato Panogia olan kilise binası son derece sade bir mimariye sahiptir. Rumlar zamanında "Helen Okulu" nun ibadet yeri olarak yapıldığı için, bu denli süslemesizdir. Bazilika planlı yapının en önemli özelliği simetrik dikdörtgen kütlesidir.

18. ve 19. yy'da Ayvalıkta yaşayan çok az sayıdaki Müslüman için yapılmış tek cami vardır. Hamidiye Cami. Adını bulunduğu mahalleden alan cami çok farklı bir mimari özellik gösterir. Osmanlı cami mimarisinin tipik kubbeli kübik planını taşırken, tapınak planını andıran antik üçgen alınlığı bir arada görürüz. Pencerelerde yine Gotik mimarinin izleri vardır. Bu nedenle Osmanlı mimarisinin tek örneği olma özelliğini taşır. Bugün son cemaat yeri demir çerçeveli pencerelerle kapatılarak, özgünlüğü bozulmuştur.

 Kaynak: http://www.ayvalik.bel.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=120&Itemid=545&lang=tr

Aydın Yenipazar Tarihi ve Turistik Yerleri

Yenipazar'ın bugünkü yeri, Batı Anadolu da yeralan  illerimizden Aydın ili sınırları içersin­de, Aydın'a 42 km. güneydoğuda, Madran Baba Dağının Büyük Menderes vadisi ile kesiştiği noktadadır.İdari olarak da Aydın’ın bir ilçesidir.

                  Yenipazar’ın G.Doğusunda Yeralan Tarihi “Ortasıa” Kalıntıları((Fotoğraf:N Bilgen)
        Yenipazar ilçesi tarihi "ORTASİA" şehri yakınlarında kurulmuştur.Başlangıçta çevre bölgeler için yeni bir pazar yeri olmuş yerleşim birimidir. İlçenin isminin de "Yeni kurulan pazar" anlamında buradan geldiği söylenmektedir. Yenipazar ilçesinin bir idari birim olarak kuruluşu 1700'lü yılların sonuna rastlamaktadır. Bu zamana kadar az sayıda nüfusu olan küçük bir yerleşme birimiydi.


        Yenipazar'ın tarihi fazla eskilere dayanmaz. Kuruluş ve yerleşme tarihi ile ilgi­li farklı bilgiler vardır. Ancak kaynakların üzerinde birleştiği konu Yenipazar'ın ilk kuruluş yerinin; Yenipazar'a 4 km. uzaklıkta olan Donduran köyünün güneydo­ğu bitişiğinde yeralan "Tolozlar" mevkiinde olduğudur.


    Yenipazar’ın Güney Batısında BulunanHelen ve Bizans Dönemine Ait  Sikke Ve Şamdan ((Fotoğraf:N Bilgen)
        Yenipazar'ın kuruluş yeri ile ilgili en sağlam kaynaklardan birisi, en sağlam araştırma ve kanıt olanağı veren eserlerin başında şüphesiz Evliya Çelebi'nin "Seyahatnamesi"gelmektedir. Evliya Çelebi bu yöreyi 17. yy. 'da gezmiş ve buralarla ilgili önemli bilgileri eserinde (Seyahatname) yazmıştır.Evliya Çelebi'nin buraya gelişi ve burayla ilgili  şöyledir:
        Evliya Çelebi 1671 yılında İzmir, Tire, Beydağı yaylası (Ödemiş) üzerinden Aydın'ın bugünkü Köşk ilçesine gelir. "Bu kasabada (Köşk'te) üç gün kaldıktan sonra, doğu tarafındaki vadi içinde Menderes nehrini atlarla geçip, güney taraf­taki Donduran dağı dibinde yeralan “Donduran Kazasına” geldik. Üzüm pekmezi, Antep pekmezi gibi donduğu için "Donduran" derler; kutular ile pekmezi çok ün­lüdür. Aydın Sancağı toprağında has'tır ve yüzelli akçe kazadır.Yeniçeri serdarı vardır; amma kethüda yeri  yoktur. Yüz hanesi ve sayısız mescitleri vardır. Amma han ve hamamı çarşı ve pazarı yoktur. Lakin çoğu hafta pazarı olur. Bağı - bah­çesi cihanı süslemiştir. Kadısı Nazilli Kadısı nayibtir kim ona maaş ihsan olunmuş­tur."
        Evliya Çelebi buradan da Bozdoğan'ın Amasya kazasına, Bozdoğan'a, Arpaz’a ve Nazilli’ye gider. Buralarla ilgili bilgiler Seyahatname'nin "Anadolu - Suriye - Hi­caz" adlı 9. cildinde geniş yer almıştır.


                                         
                                    Donduran Köyü’nün  Güneyindeki Ayan Gözetleme Kulesi(Fotoğraf:N Bilgen)
        Yenipazar'a ilk gelenler Donduran köyü ve çevresine 1455'li yıllarda gelip ve yerleşen Türkmen halktır. Türkmenlerin gelip yerleştiği  bu alana  Tolozlar adı da verilmekteydi.Bugünkü ilçe merkezi’nin güneydoğusunda yer alan  ilk yerleşim yerinde yaşayan az sayıdaki Türkmen nüfusunun  çok dindar bir grup  olduğu o nedenle önceleri "Dinduran” dendiği ; sonraları  bu ismin “Donduran” şeklinde telaffuz edilmeye başlandığı  düşünülmektedir.
        17. yüzyıl sonunda Donduran'da çıkan bulaşıcı bir hastalık bir çok kişinin haya­tını kaybetmesine yol açmıştır. Bu hastalıktan kaçan ve kurtulan kişiler  ise "Cihanoğulları" adında bir aşiret beyinin etrafında ,Yenipazar'ın bugünkü yerinde yeni bir yerle­şim yeri kurmuşlardır. Yenipazar'ın ilk halkını  bunlar oluşturuyordu.
        Yeni kurulan bu yerleşim yeri, genellikle haftada bir gün yani çarşamba günleri kurulan küçük çapta bir pazar ve ticaret yeri olmuştur. Bu pazar çevredeki köylerde ve kasabalarda yaşayan  halk için de ürettiklerini satabile­cekleri küçük ve yeni bir pazar yeri olmuştur. Bu nedenle yerleşmenin adı "YENİ­PAZAR" olarak yerleşmiş ve öylece kalmıştır.
        Osmanlı Devleti döneminde 18. yy.'da, Yenipazar Aydın sancağına bağlı bir idare merkezi idi. 1890 yılı Aydın Vilayeti Salnamelerinden öğrendiğimize göre; Aydın Sanca­ğına bağlı kazalardan Bozdağan'da 27.780, Kuyucak'ta 12.100, Yenipazar'da 7.378, Atça'da 5.158, Sultanhisar'da 4.908 kişi yaşıyordu. (Bu rakamlara köy nü­fusları dahildir.)

         Yenipazar Cumhuriyet kuruluncaya kadar da Osmanlı egemenliğinde kal­dı. Aydın - Köşk ve Nazilli gibi Yunan işgaline uğramadı. Bunun nedeni Büyük Menderes'in güneyi İtalyanların işgal alanı olacaktı. Yunanlılar bu nedenle Yeni­pazar’ı ve Bozdoğan'ı işgal etmediler.Buna karşın ilçede  ve köylerinde birçok asker ve gönüllü milli mücadeleye katıldı. Bölgenin Yunanlılardan temizlenmesinde kahramanca müca­dele ettiler.

         Yörük Ali ve kızanları dillere destan mücadeleler verdiler. Yörük Ali gi­bi bir çok Egeli Efe ve Zeybekler Yunanlılar denize dökülünceye dek (9 Eylül 1922) Düzenli ordunun kurulmasından önce Kuvay ı Milliye  halinde sonra ise Türk Ordusuna katılarak birçok yararlılıklar gösterdiler.Çok sayıda şehit verip bir kısmı da gazi oldular. Yeni nesil onlara minnet borçludur, hepimiz onları dai­ma saygıyla yad ederiz.



                            Kuvay-ı Milliye’nin Destanlaşmış İsimlerinden  Yörük Ali ve Diğer  Efelerimiz

           Tarihsel süreçte Yenipazar'ın önemli bir gerçeği de "Yörük Ali Efe"dir. Bir övünç, bir gurur kaynağı olarak benimsenen Ali Yörük; 1886 yılında Kavaklı Köyü'nde doğmuştur. 1919 yılında çete örgütü kurarak dağa çıkan ve çoğalarak "Milli Aydın Alayı" adını alan milis (Kuvay- Milliye) güçleriyle kurtuluş savaşında birçok yararlılıklar gösteren Yörük Ali Efe, savaştan sonra etrafındaki düzensiz güçleri bırakarak; köyüne çekilmiş ve 1953 yılında Yenipazar'da ölmüştür.
                                     Çanakkale Savaşları  Şehitlerimizin Aziz Hatırasına Yapılan Anıt


I.Dünya Savaşı’ nda ve Kurtuluş Savaşı’nda Birçok Cephede    Kahramanca Savaşan Gazilerimize
                 Verilen Madalyalardan ve Berat Belgesinden  Birisi
        Cumhuriyet devrinde Yenipazar 1957 yılına kadar Bozdağan'a bağlı bir na­hiye idi. 17 Mart 1957 tarihinden itibaren Aydın iline bağlı ayrı bir  ilçe haline getirilmiş­tir. Bu tarihe kadar Bozdoğan ilçesine bağlı bir nahiye olan Yenipazar; kültürel ve diğer temel birçok yapı özelliği yönünden tipik bir Anadolu kasabası niteliğini sürdürmüştür. Ege bölgesinin ve özellikle Aydın yöresinin yaşam çizgisindeki  hemen her şeyi Yenipazar'ın tarihsel sürecinde ve kültürel dokusunda görmek mümkündür. Örneğin dini bayramların ikinci günü olan “Gencer” günümüze kadar gelen ve yoğun biçimde yaşayan bir gelenek olarak sürmektedir..






Kaynakhttp://www.yenipazar.bel.tr
Fotoğraflarhttp://www.yenipazar.bel.tr

Aydın Sultanhisar Tarihi ve Turistik Yerleri

Sultanhisar’ın ilk yerleşim yeri, bugün ilçe merkezinin 3 km. kuzeyinde bulunan NYSA Antik Kentidir. NYSA Antik Kentinin tarihi ise M.Ö. III. Yüzyıla  yani eski Roma devrine kadar uzanır. Bugün NYSA’da kalıntıları görülen şehir I. Ankokhos tarafından kurulmuş,  şehre  eşinin ismine izafeten NYSA adı verilmiştir.

    Meycut şehir, 1270 yılında Selçuklular tarafından kurulmuş, kısa sürede kültür ve sanat merkezi haline gelmiştir. Bölge sırasıyla 1270-1307 yılları arasında Menteşeoğulları, 1370-1390 yılları arasında Aydınoğulları, 1390-1922 yılları arasında da Osmanlı dönemini yaşamıştır. Sultanhisar, Aydınoğulları beyliğinden (1300-1403) Aydın Bey’in kızı Nilüfer Sultan’ın hisarıdır. Bu ilçe sultanın adına yapıldığından dolayı Nilüfer Sultan’ın adına izafeten yerleşim yerine “Sultanhisar” adı verilmiştir.

    Yine İlçede o dönemden kalan tarihi eserler bulunmaktadır. NYSA antik kenti, dönemin en önemli kalıntı eserlerindendir. NYSA Antik Kentin tarihi, eski Roma devrine kadar uzanır.

    Antik Karia bölgesinin en önemli kenti olan NYSA, Sultanhisar İlçesi'nin 3 km kuzey batısında yer almaktadır. NYSA,  Büyük Menderes Ovasının kuzeyinde yer alan Aydın kuzey sıra dağlarının güneye bakan yamacında Tekkecikdere adlı akarsuyun çevresinde çok dik bir boğazın oluşturduğu alanın her iki yanında kurulmuş romantik görünümlü bir kenttir. Kent ile ilgili önemli bilgileri yaşamının büyük bir bölümünü NYSA’da geçiren ünlü coğrafyacı Strabon ile tarihçi Stephanus’dan almaktayız.

    Stephanus, kentin M.Ö. 3. yy’ın ilk yarısında Seleukos’un oğlu 1. Antiochos Soter (M.Ö 281-261) tarafından eşi adına kurulduğunu belirtir. Strabon’a göre NYSA, Peleponnes’teki (Yunanistan) More Yarımadası Sparta’dan gelen Athymbros ve Hydrelus adlı üç kardeş tarafından kurulan üç ayrı yerleşim biriminin sonradan tek bir kent halinde birleşmesi ile olmuştur; Athmybros da bu kentin kurucusu olarak anılmıştır. Strabon NYSA’da hızla akan ve derin bir boğaz oluşturan ırmakla ikiye bölünmüş, bir tür “Çifte Kent” olarak bahsetmektedir. Önce, boğazın üzerinde ya da içinde kurulmuş üç yapıdan söz eder. İki kenti birleştiren bir köprü, bir stadyum(amphitheater), akar suların içinden geçtiği gizli bir yer altı geçidi, anfi tiyatrosu, onun altında Gymnasion’u ve Agora’sı günümüze kadar ayakta kalmış önemli bölümlerindendir. Ancak çoğu Roma İmparatorluğu döneminde büyük çapta genişletilmiş ya da değişikliğe uğramıştır.
                                                             

ANTİK KALINTILAR

Kentin surları: Bugün NYSA’yı çevreleyen Helenistik devir surlarına ait herhangi bir kalıntıya rastlanmamaktadır. Ancak yer yer Bizans döneminden kalma sur izleri görülmektedir.

Gymnasium: NYSA’daki gençlerin düşünsel ve bedensel olarak eğitim gördükleri, 70x165 m ölçütlerindeki bu büyük yapı kalıntısı Strabon zamanında büyük olasılıkla daha küçük ölçülerde bulunuyordu. Bugünkü yapı kalıntıları ise Roma imparatorluğu dönemine aittir.

Roma Hamamları: NYSA’da Strabon tarafından değinilmeyen yapı kalıntılarından birisi de Antik kentin doğusunda yer alan oldukça büyük bir yapı kalıntısıdır. Bu yapı geniş mekanları, dikdörtgen biçimli duvarları ve bir havuzu ile antik kentteki Roma Hamamlarıdır.

Kütüphane: M.S. 2.yy’da inşa edilen ve 2 yılda büyük olasılıkla 3 katlı olan bu yapı Efes’teki Celcus kütüphanesinden sonra Türkiye’nin en iyi korunmuş 2.antik çağ kütüphanesidir. Okuma salonunun yüzölçümü 13.40x14.80 metrelik bir alanı kaplar. Rulolar ya da yazmalardan oluşan ciltler nisler içinde yapılmış raflara konuluyordu.

Agora: 89x105 m. Ölçülerinde olan ve 4 yanı sütunlarla çevrili Agora bir Pazar yeridir. Doğusunda ve kuzeyinde lon düzeninde çift sıra sütunların bulunduğu yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkarılmıştır.

Amphitheatre: Strabon’un amphitheatre olarak tanımladığı, sel suları nedeniyle oldukça tahrip olmuş, 44x192 m. Ölçütlerindeki stadyum 30.000 kişiyi alabilecek kapasitededir.

Bouleuterion: NYSA antik kentinin en iyi korunmuş yapılarından birisi Bouleuterion’dur. Strabon bu yapıyı Gerantikan (Yaşlılar Meclisi) olarak tanımlamıştır.  600-800 kişiyi alabilecek kapasitedeki Bouleuterion M.S. 1.yy’da inşa edilmiş olup bugünkü hali M.S. 2 yy’da değişiklik görmüş halidir.

Roma Tiyatrosu: İyi korunmuş bu yapı, Roma imparatorluğu döneminde inşa edilmiştir. 12.000 kişilik tiyatronun sahne alanı 27 metre çapındadır. Tiyatronun sahne yapısının podyumlarında bulunan bağcılık ve şarapçılık tanrısı Dionysos’un yaşamına ait frizler çok önemlidir. Çünkü NYSA tiyatrosundaki bu frizler Türkiye’deki diğer kabartma frizlere sahip üç antik tiyatronun (Hierapolis, Perge ve Side) en iyi korunmuş durumdakilerini oluşturur.

Tünel: Tonozlarla örtülü 100 m. Uzunluğundaki bu 2 katlı tünel, Strabon’un belirttiğine göre gizli bir yer altı geçididir. Bu tünel, Aydın dağlarından hızla akan sular için kanal görevini yerine getiriyor ve aynı zamanda tiyatro önündeki meydanı alttan destekliyordu.

Nekropol: Kentin Nekropol’ü kentin batı tarafından Akharaka’ya doğru giden kutsal yolun üzerinde bulunmaktadır. Bu mezarlıklar içindeyse genellikle lahitler bulunmaktadır.

Kiliseler: NYSA antik kentinde yapılan ilk araştırma olasılıkla tapınaklar üzerine inşa edilmiş olan 2 adet Bizans Kilisesine ait kalıntılara rastlanmıştır. Ancak, bugün kalıntılara ait izler kaybolmuştur.

STRABON(M.Ö. 64-M.S. 21)

    Coğrafyanın babası olarak bilinen Strabon, Amaseia’da (Amasya) doğdu. Gençliğinde NYSA’da eğitim gören Strabon, Aristodemos’un öğrencisi olduğunu yazmaktadır. Strabon’u ünlü yapan 17 kitaptan oluşan Geographika adlı yapıtıdır. Strabon'un bu büyük yapıtında verdiği çok önemli bilgilerin yanı sıra ülkelerin tarihi, gelenek ve görenekleri, dinsel inançlarıyla ilgili bilgiler de içerir.

İLÇEDEN TARİHİ YAPILARA İLİŞKİN FOTOĞRAFLAR
























Kaynakhttp://www.sultanhisar.gov.tr
Fotoğraflar: http://www.sultanhisar.gov.tr