Şubat 2013 ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Türkiyenin Doğal Güzelliklerini Keşfedin

Türkiyenin gezilecek ve görülecek yerlerini öğrenin , keşfedin , gezin ve bizi hep takip edin. Bizi sosyal ortamlarda takip edebilir veya abone olabilirsiniz.

Sizde Bir Bilgi Ekleyin

Sizde sistemimize kendi yaşadığınız yada gezdiğini ve görmek istediğiniz yerleri yollayabilir ve bildirebilirsiniz bunun için bize iletişim bölümünden ya da bilgi ekle bölümünden ulaşabililirsiniz.

Tekrar Ziyaret Etmeniniz Dileğiyle

Bizi her zaman takip edin, içeriklerimiz günceldir ve sitemiz kullanıcı dostudur. Her görüşlerinizi değerlendirmekteyiz.

Sizde Sitemizde Yazar Olabilirsiniz

Sitemizde yazar olmak isteyen kullanıcılar lütfen bizimle iletişim bölümünden irtibata geçin. KoLoNBo@gmail.com

istanbul Surları ve Tarihi


İstanbul Surları, İstanbul’un çevresinde bulunan, Bizans zamanında yapılmış şehir duvarlarıdır. İstanbul’un etrafını çeviren surlar tarihte 7. yy.dan başlayarak inşa edilmiş, yıkılmalar ve yeniden yapmalarla dört defa elden geçmiştir.



Son yapımı MS 408′den sonradır. II. Theodosius (408-450) zamanında İstanbul surları Sarayburnu’ndan Haliç kıyısı boyunca Ayvansaray’a bu taraftan, ve Marmara kıyısı boyunca Yedikule’ye, Yedikule’den Topkapı’ya, Topkapı’dan Ayvansaray’a uzanıyordu.

Tarihçesi

Yapımına İmparator II. Theodosius Praefaectus Anthemios tarafından 413 yılına doğru başlanmıştır. İstanbul surlarını geçebilen tek kuvvet II. Mehmet önderliğindeki ordudur. Atilla’nın idaresindeki Hunların şehri tehdit ettiği bir sırada Praefactus Konstantinus Kyros suraların önüne ikinci bir duvar daha yaptırmıştır.

Sayıları 96 olan kuleler değişik biçimde inşa edilmiştir. Bunlardan 74′ü kare, biri beşgen ,5′i altıgen, 2’si yedigen ve 14′ü sekizgendir. Kulelerin içinde en üst kısımları tonoz örtülü birer kat bulunur. İznik surlarında da olduğu gibi, bu üst kat odaların duvarlarında evvelce fresko tekniğinde yapılmış Aziz resimleri yer alıyordu. Kulelerin uzunluğu her yerde aynı değildir. Marmara’dan Tekfur Sarayı’na kadar birkaç metrelik farklılıklar görülebilmektedir.

Kara tarafı surlarının dışa açılan birçok kapıları vardır. Bunların bir kısmı halkın girip çıktığı kapılar olup tehlike anlarında örülerek kapatılıyordu. Aralarda ikinci derecede önemli bazı askeri kapılar da vardı. Bu kapıların en önemlisi daha önce Zafer Yolu’nun başlangıcı olarak da kullanılan Altın veya Yaldızlı Kapıdır.

Burç, duvar ve kapılardaki kitabelerde duvarın tarihçesi yazar.

İstanbul’un uzun süre fethedilemeyen efsanevi bir şehir olmasının en büyük sebebi çevresini kuşatan surlardı. Zamanında başka hiçbir yerde bu kadar sağlam savunma sistemi bulunmamaktaydı. Uzunluk bakımından erişilmez olmasına rağmen Çin Seddi bile savunma açısından İstanbul surlarının yanına yaklaşamıyordu.

Karada 6492 m Marmara ve Haliç kıyılarında 820m uzunluğundaki surlar birkaç kademeden oluşurdu. En önde Bizans’ın mobil kuvvetleri savunur, arkasında 20 m genişlik ve 7.5 m derinliğindeki su dolu hendekler bulunurdu. Bunların arkasında mızraklı askerlerin beklediği savunma mazgalları vardı. Savunma mazgalları geçildiği takdirde 5-7 m yüksekliğindeki orat surlara gelinirdi. Osmanlı Ordusu orta surlar önünde çok sayıda kayıp vermişti. En arkada ise 12-13 m yüksekliğinde asıl surlar bulunurdu. Asıl surlar üzerinde bekleyen askerler hiçbir canlının sur dibine yaklaşmasına izin vermezdi.


Duvarlar ve burçlar 

Surların uzunluğu 22 km.dir. Haliç surları 5.5 km., kara surları 7,5 km. Marmara Surları 9 km.dir.

Kara surları üç bölümden oluşur. Hendek, dış sur,iç sur. Hendekler bugün tarım alanı olmuştur. Sura bitişik ve 50 m. aralıklarla kara surları tarafında, birçoğu yıkılmış, çatlamış durumda 96 burç bulunmaktadır. Bu burçlar, boydan boya uzanan sur duvarlarından 10 m.lik çıkıntıda, çoğunlukla kare planlı ve 25 m. yüksekliğindedir.




Pencereleri, tonozları, kapıları vardır. İç surlarla dış surlar arasında kapı ve merdiven bulunur. İç surlar ve burçlarda kefeki taşı ve tuğla kullanılmıştır. Dış surlar ise sandık vaya kazamat duvardır. Dış surlarda daha küçük ve büyük burçlar arasına gelmek üzere küçük burçlar vardır. Bütün bu hendek, burç, dış ve iç surların toplam eni 70 m.dir. Surların içinde dehlizler ve küçük oyuklar vardır.

Marmara ve Haliç surlarının önündeyse hendek ve dış sur yoktur. Bu surların kalınlığı 5 m., yükseklik 15 m.dir. Burçlar 20 m.dir, Marmara tarafında 103, Haliç tarafında 94 Burç vardır. Marmara tarafı surları boyunca Banliyö Treni çalışmaktadır.

Bu burçlardan bazıları tarihi ün taşır: Yedikule, Sulukule, Anemas, İsaakios, Mermerkule, Arapkule gibi. Bunların çoğu zindan, hapishane, darphane olarak kullanılmıştır.


Kapılar

İstanbul surları boyunca anakapı ve yankapılar vardır. Kapılar, duvarda 5 m. genişlikteki bir kemer altındadır. Anacaddelerin geçtiği Topkapı ve Edirnekapı dışındaki kapılar yan yana iki arabanın geçemeyeceği kadar dardır.



Bu kapıların mermer kaplı içleri, ahşap kapıları vardı. Sur üstüne çıkmak için yapılmış merdivenler kapıların iç tarafında sağda ve soldadır. Kapı duvarları içindeki boşluklarda, anakapının kapatılmasında kullanılan demirkapı yahut parmaklıklar bulunurdu. Ayrıca anakapıların bazılarında bir dışkapı olurdu. Bunların birçoğu tarihte kaybolmuştur. Bazı kapılar üzerinde kitabeler durmaktadır, ama bunlar Osmanlı’dan kalmadır. Dış kapıyla iç kapı arası 25 m.dir.

Topkapı Sarayı kapısından başlayarak Haliç’e, buradan Yedikule’ye ve tekrar Topkapı Sarayı’na dolanan duvarların kapıları şöyledir:

- Topkapısarayı kapısı
- Ahırkapı
- Fenerlikapı
- Küçükayasofyakapısı
- Bukalonkapı
- Balıkhanekapısı
- Odunkapısı
- Manganakapısı
- Gülhanekapısı
- Kadırgakapısı
- Çatladıkapı
- Kumkapı
- Yenikapı
- Samatyakapısı
- Narlıkapısı
- Yedikulekapı
- Belgradkapı
- Silivrikapı
- Mevlanakapı
- Topkapı
- Edirnekapı
- Eğrikapı
- Ayvansaraykapısı
- Atikmustafakapısı
- Balatkapısı
- Fenerkapısı
- Yeniayakapı
- Ayakapı
- Cibalikapısı
- Unkapanıkapısı
- Ayazmakapısı
- Odunkapısı
- Balık pazarıkapısı
- Yenicamikapısı
- Bahçekapısı
- Avcılarkapısı
- İmparatorkapısı
- Zindankapısı
- Sirkecikapı
- Yalıköşkü

İstanbul surlarında 50 kapı ve 300 burç vardır ve bir kısmı kaybolmuştur. Dış kent Galata tarafındaki surların da kapıları vardı: Kurşunlumahzen, Karaköy, Balıkpazarı, Yağkapanı, Kürkçükapı, Azapkapı.

Tarihi Yerler Göreme Vadisi


Göreme, Kayseri-Niğde-Aksaray üçgeni arasında Hasan dağı ve Erciyes Volkanlarının zirvelerini aynı
yerden görebilen, "Peri Bacaları" denilen jeolojik oluşumları ile ünlü Kapadokya bu bölgede yer almaktadır.

Bu bölgenin ortasında Nevşehir ili, biraz doğuda turistik bir merkez olan Ürgüp ilçesi kurulmuştur. Bazı yayınlarda "Göreme" sadece Ürgüp-Nevşehir arsında kalan manastır komplekslerinin yer aldığı vadi için kullanılmaktadır. Hisar şeklindeki kayalar ve Peri Bacaları ile dolu çok değişik manzarası, bazen sarp ve boz renkli vadilerinin yanı sıra, çok sayıda manastır tesisi, kilise ve odacıklar ile bunları süsleyen resimler, yer altına doğru metrelerce inen kentsel yerleşim mağaraları bu bölgenin yer yüzünde tek ve karakteristik özelliğini meydana getirmektedir.

İşte bu özellikleri ve jeolojik görünümü ile çok erken devirlerden beri önemli bir yerleşme olmuştur. Mimari ve resim sanatı yönünden, bu bölge hakkında yapılmış olan araştırmalar, değişik ve ilginç diğer konular yanında sadece Hıristiyan sanatını inceleyen eserler olarak kalmıştır.



ARAŞTIRMALARDA GÖREME

Göreme Bölgesini, yaklaşık 200 yıl önce gezen P.LUCAS, burasını büyük bir şehir kalıntısı olarak tanıtmış ve bölgeye dikkatleri çekmişti. Fansız hükümetinin ilgisi sonucu Göreme'ye bir kez daha gönderilen LUCAS, bu gezi sırasında, burasının, sayılarını iki, üç yüzbin olarak tahmin ettiği doğal şekillerle kaplı bir bölge olduğunu beIirtmiştir. XIX.yy.ın ilk yarısında yaptığı gezinin izlenimlerini belirttiği H.von MOLTKE seyahatnamesinde, bölgenin kısa bir tasvirini yapmıştır.

O günün Türk yerleşmesinin yanı sıra, garip diye tanımladığı kaya kiliseleri ve kalelerden bahseder. Sınırlı bir bölgede çalışmış olmasına karşılık, bu araştırmaların en eski (1925) ve geniş kapsamlı olanı Fransız misyoneri G.de Jerphanion'un çalışmasıdır.
Fransız karı-koca M. ve N. Thierry'lerin eserleridir. Bu bölgenin yapıları hakkında yapılan en yeni çalışmalar Marcel Restle ve Yıldız ÖTÜKEN'e aittir

Hakkarideki Tarihi Eserler

Kaya Resimleri
Araştırmacı Muvaffak Uyanık, Hakkari bölgesinin batısında yer alan "Guveruk" ve "Tırşin" yaylalarında, kayalar üzerine kazınarak çizilmiş binlerce kaya resmi bulmuştur. Adeta açık hava müzesi niteliğinde olan ve çok geniş bir alana yayılı bulunan bu zengin resimlerin benzerliğine, doğuda Azerbaycan ve Kobistan bölgesinde kayalar üzerine çizilen yaklaşık 4.000 Adet resimde rastladığımız gibi güneyde de Filistin bölgesinde kayalar üzerine çizilen yüzlerce kaya üstü resimde rastlarız. Guveruk ve Tırşin yaylalarındaki kaya üstü resimleri , yaklaşık olarak M.Ö. 6.000-1.000 yıllarına tarihlen dirilmektedir. Ancak bu resimlerin büyük bir kısmının daha sonraki devirlerde de çizildikleri anlaşılmaktadır. Buradaki tasvirlerin büyük çoğunluğu stilize edilerek yapılmışlardır. Buna karşılık, o devirlerde bölgede yaşayan zengin av hayvanları hakkında yine de küçümsenemeyecek önemli bilgiler vermektedir. Resimlerin büyük bir kısmını, Dağ keçileri, bizon, çeşitli av hayvanları avda kullanılan tuzak sahneleri, sihir ile ilgili motifler, stilize edilmiş şekiller ve eski yarı-göçebe Türk boylarının kullanmış oldukları amblemler meydana getirmektedir.Özellikle daha genç devre ait stilize adilmiş resim ve amblemler, kuzeyde Erzurum yakınlarındaki "cunni" mağarasındaki resim ve amblemlerle, daha batıda ise Kütahya yakınlarındaki Aizanı tapınağının duvarlarındaki büyük taş blokları üzerine hayvan resimleri ile çok büyük bir benzerlik göstermesi yönünden ilginçtir. gerek cunni mağarasındaki resim ve amblemleri ve gerekse Kütahya yakınlarındaki Aizanı tapınağının taş duvarları üzerine çizilen hayvan sahnelerini eski Türk boylarının yapmış olduğu kesindir. ayrıca, bu bölgedeki tasvirlerin Anadolu dışındaki benzerlerine ise, Azerbaycan, Kobistan ve hatta Sibirya'da son yıllarda keşfedilen binlerce kaya üstü resmi meydana getirir. görüldüğü gibi, çok geniş bir coğrafi bölgeye yayılmış olmasına rağmen, şekil ve muhteva yönünden birbirinin benzeri olan bu resimlerin, eskiden göçebe ve yarı göçebe Türk boyları tarafından yapılmış oldukları bugün artık yerli ve yabancı bilim adamlarınca kesinlikle kabul edilmiştir.dolayısıyla tarih öncesi dönemlerde bile , Anadolu ve özellikle Doğu Anadolu bölgesi ile Azerbaycan ve Asya bozkırları arasındaki kültür ve sanat merkezleri arasında kopmaz bir birliğin olduğu açıktır.Bu durum ayrıca, tarih öncesi devirlerden yeni zamanlara kadar Orta Asya'dan Anadolu'ya devamlı olarak göçlerin yapıldığını da açıklar.
TAŞ KÖPRÜ
Şemdinli ilçe merkezine 12 km, Nehri köyüne 4 km mesafede Şemdinli deresi üzerinde kurulmuştur.

Yüksek dağların arasında derin bir vadide yer alan köprü kuzey güney istikametinde tek açıklık halinde her iki ayağı kayalıklara oturmaktadır. Köprü yüksekliği 10.80 m, uzunluğu 21.20 m, genişliği ise 2.90 m ölçülerini ihtiva etmekte olup tek gözlü, yolu eğimli köprüler gurubuna girmektedir.
Köprünün düzgün kesme taşla yapılmış sivri kemerli açıklığı oldukça yüksek tutulmuştur. İki tarafa eğimli yolu da, kenarlardan birer sıra halinde dizilmiş kesme taşlarla oluşturulmuştur. Korkuluklarla sınırlandırılmış üzeri sonradan betonla kaplanmıştır. Dolgu ve tampon duvarlar moloz taşlarla örülmüş, doğu yüzü, kemerli açıklığın köşesine açılmış birer nişle hareketlendirilmiştir. Bugün köprünün iki yanındaki zeminle irtibatını sağlayan dolgu duvarlar kısmen yıkılmış dallarla eğreti yapılmış, kaplamayla geçiş sağlanmaktadır.
Köprünün kemer ve gözlerinin iç kısımlarında kesme taş, dolgu ve tampon duvarlarda moloz taş malzeme kullanılmıştır.
Kitabesi bulunmayan köprü mahalli kaynaklara göre Nehrideki Kelat Sarayını da yaptıran Seyyit Mehmet Sıddık tarafından yaptırılmıştır. Buna göre köprü 19. yüzyıl sonlarında yapılmış olmaktadır.
ÇAY KALESI
Şehrin güney tarafinda 7-8 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Kale denizde 2025 m yükseklikte sarp ve kayalık bir tepe üzerinde yer almaktadır. Kaleye hem kuzeyde hem de güney tarafından tırmanmak mümkündür. Günümüzde kuzey kenarında yarıya kadar araba için yol açılmış olup geri kalan kısmı tırmanma yoludur. Kayalık kısmı merdiven gibi yapılmış olup buda çıkışı kolaylaştırmaktadır.
Kalede mimari doku büyük ölçüde tahrip olduğundan bunu tam olarak ortaya koymak mümkün olmamaktadır. Ancak en üst kesiminde moloz taslar ve hurasan harcı ile tutturulmuş duvar izlerine rastlanmıştır. Etrafa dağılmış seramik parçalarından demir çağından ortaçağ sonlarına kadar burada yerleşimin olduğuna işarettir. Tuğla ve seramikler dışında üzerinde harç ve süslemeler olan bir t5as parçası ile üzerinde kazınmış ters lale motifler kalenin kalenin diğer kalıntılarını teşkil eder.
Tarihi kaynaklarda Hakkari Beylerinden Malik Beyin Bay Kalesinden hüküm sürdüğü belirtilmesi Hakkari tarihinde buranın önemini belirtir.
ÇÖLEMERİK KALESİ
Hakkari merkezinde kuzey güney uzanan, yüksekligi100-200 m. bir tepe üzerinde kurulmuştur.
Kaleden günümüze hiçbir kalıntıya rastlanmamıştır. Bu nedenle mimarisi hakkında hiçbir fikir ileri sürmek mümkün olmamıştır. Ancak gerek Evliya Çelebi ve gerekse diğer tarihi kaynaklarda Hakkari kalesinin mevcudiyeti vardır.
ZEYNEL BEY MEDRESESİ
Medrese Hakkari'nin Gülereş mahallesinde bahçeler içinde bir dere kenarında yer almaktadır.
Bu gün büyük ölçüde yıkılmış olan medrese Hakkari Beylerinden ayni zamanda Kanuni sultan Süleyman ve II.Selimin mahzeretine nail olmuş Zeynel bey tarafından yaptırılmıştır. Zeynel Bey 1560-1578 yılları arsında Hakkari Beyliğinde kalmıştır. Muhtemelen medreseyi bu tarihler arasında yapmıştır. İranlılarla yapılan bir savaş sırasında 1585 yılında marendde şehit düsen Zeynel Beyin naşı 1587 de Çölemerike nakil edilerek kendi yaptığı medresenin avlusuna gömülmüştür.
Medrese kuzey güney doğrultusunda 22.20x117.20 m. ölçülerinde dikdörtgen bir alana oturmaktadır. Bu gün temiz olarak kalmadığında planını yapmak mümkün değildir. Ancak ortada bir avlu ve bunun dört tarafına sıralanan medrese odaları yer anlaşılabilmektedir. Kuzey kösesinin ortası avluya gitmekte, giriş bölümünün iki yerinde köselerde birer oda yer almaktadır. Bunlardan kuzey batıdaki Zeynel Beye ait mezarın bulunduğu oda olabilir. Avlunun olduğu ve bati kenarlarında ikişer, güney tarafında üç oda yer alır. Odalar kare ve dikdörtgen planlı olup üzerlerinde beşik tonuz ile örtülüdür. Medresenin tamamında moloz tas ve yontma taslar kullanılmıştır.
Ayrıca medresenin etraflarında bazı süslemeli mimari parçalar ile çoğu kırılmış mezar taşlarına rastlanmıştır. Medresenin kazı ve restorasyonu yapıldığında Hakkari önemli bir yapısına kavuşmuş olur.
MEYDAN MEDRESESİ
Hakkari merkez biçer mahallesinde bulunmaktadır. Vakıflar genel müdürlüğü tarafından 1984 yılında yapılan onarımdan sonra ayaktadır. Medresenin giriş kapısındaki kitabenin üzerinde H.1112.M.1700-1701 tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kitabede kim tarafından yapıldığı belirtilmemekle beraber, Hakkari hükümetinin yöneticisi olan İzzetin oğlu İbrahim Bey tarafından yapılmış olabilir.

Medrese 23.40mx18.25m dış ölçülere sahip kareye yakın dikdörtgendir. Avlulu, iki katli ve iki kanatlı medreseler grubuna girmemektedir. Yapıya güney cephesinin güneyinde girilmektedir.
Avlunun dört yanını iki kat halinde revaklar dolanmaktadır. Alt kat revaklari değişik başlık ve şekilleri olan sütunlara ikinci kattakiler ise payelere oturmaktadırlar. Revak gözleri sivri kemerli, bölümleri ise tonoz örtülüdür.
Avlunun doğu batı tarafında asimetrik olarak sıvalanan medrese duvarları yer almaktadır. Bati tarafında hem alt hem de üst katta birbirine yakın ölçülerde üzerleri beşik tonoz örtülü dörder oda yer alır. Oda kapıları dikdörtgen biçiminde küçük revaklar açılmaktadır. Bu odaların bati kenarları mangal pencere diğer duvarlarına da dolap nisleri ve ocak yerleştirilmiştir.
Doğu kanatta ise alta üç üstte iki oda yer almaktadır. Bu odalar ötekilerden daha geniş tutulmuş, kuzey kenarlarında dershane ve mescit olarak kullanılmıştır. Her iki katında bu kenarlarında kuzeye açilmisbirer mihrap nisi bulunmaktadir. Alt kat mescit mihrabi yarim daire planlı nis seklinde üst katın ki ise üstten üç delikli kemerle taslandırılmış şeklindedir diğer üst kat mescidi büyük tutulduğundan geriye kalan kısmı bir oda, alt katta ise iki oda yerleştirilmiştir. Bu odalarda da dolap nisleri, ocak ve mazgal pencereler açılmıştır küçük tutulmus kapıları düz lentulu ve avluya açilmaktadir.

Düzgün kesme taslarla yapılmış yapının güney cepheyi hareketlendiren tas yaprak, sivri kemerli bir görüntü seklindedir. Kapı köseden helezonik yivli bir kaval silme ve bunu takip eden mukarenasli bir bordürle kuşatılmıştır. Bunu ortasında oldukça küçük tutulmuş, üstte ve yanlarda yekpare blok taslarla oluşturulan kapı, dıştan kabartma vazo ve çiçeklerle süslenmiş üç yandan dolanan bir bordürle sınırlandırılmıştır. Gerek mukarnasli ve gerekse içteki bu berdür kahverengi taslarla oluşturulduğunda ayrıca cepheyi hareketlendirmektedir.
Kapının üst kesimine dikdörtgen kitabe yerleştirilmiştir kitabe mermer üzerine yerleştirilmiştir. Diğer cepheler alt ve üst katlara açılmış
KIRMIZI KÜMBET ZAVİYESİ

Güleres baba mahallesinde mezarlığın bulunduğu sırtın güney tarafında yer almaktadır. Günümüzde yapı oldukça harap ve yıkılmış vaziyettedir. Kalan duvar kalıntılarından planını belirtmek mümkün olmuştur.

Yapı, doğu bati doğrultusunda dikdörtgen planlı olup, 16.50mx11.80m dış ölçülere sahiptir. Yapıya bati cephesinin kuzey kösesinde bir kapı ile girilmektedir. Burada doğuya doğru genişleyen bir hole geçilmektedir. Bundan başka kapılar hole açılan doğu ve güney taraftan dört oda yer almaktadır. Bu odalar kare ve dikdörtgen planlı bir özellik taşımaktadır. Yapılan yüzey araştırmasında, yapıda firuze renkli çini parçalarına rastlanmıştır. Bununda kazısının yapılması halinde yapı tam olarak ortaya çıkabilecektir.
HALİL KİLİSESİ

Hakkari'ye 10 Km mesafede ana yol kenarındaki Halil mevkiinde bulunmaktadır. Nasturiler ait olan yapının üzerinde kitabe ve süsleme mevcut olmadığından, hangi tarihte kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir.

Kilise6.70mx13.70m dış ölçülerine sahip, doğu batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı ve iki bölümden oluşmaktadır. Batıdaki birinci bölüm daha büyük tutulmuş. Buraya bati cephesinden bir kapı vasıtasıyla girilmektedir. Bu bölümün üzeri doğu bati doğrultusunda uzanan beşik tonozla örtülmüştür. Duvarlara dolap nisleri açılmıştır.
Doğudaki ikinci bölüme birinci daha büyük olan birinci bölümden iki kapı vasıtasıyla geçilmektedir. Kapılardan biri ortaya yakın yerde sivri kemerli bir girinti içerisinde, sivri kemerli bir açıklık seklinde, diğeri ise güney kösesinde sivri kemerli açıklık biçimindedir. Oda kuzey güney istikametinde dikdörtgen biçimli ve tonoz örtülüdür. Bu bölümün doğu duvarına kapı eksenine gelecek şekilde sivri kemerli bir nis yerleştirilmiştir. Yan duvarlarda dolap nisleri bulunmaktadır.
Yapının tamamında tas malzeme kullanılmış olup, diş cephelerde düzgün sıralı kaba yönü taslar görülmektedir. Yapı oldukça sağlam dıştan düz toprak dam örtülüdür.
DERAV KİLİSESİ

Zap vadisinde üzümcü köyünü ilerisin de derav mevkiinde bulunmaktadır. Zap suyunun karşı taraftaki sırtta eğimli bir arazide kurulmuştur. Nasturilere ait olduğu kabul edilen yapının üzerinde kitabe veya süsleme olmadığından yapının tarihi ve dönemi bilinmemektedir. oldukça küçük olan yapı 6.85mx10.00m dış ölçülere sahip olduğu bati doğrultusunda uzanan dikdörtgen bir plandır. Doğu batı doğrultusundan dikdörtgen planlı odanın üzeri beşik tonozla örtülüdür. Bati tarafı açılmış mazgal pencerelerden yapı aydınlatılmıştır. İkinci odaya buradan sivri kemer açımlıklı iki demir bir kapıdan girilmektedir. Burası kuzey güney doğrultusunda dikdörtgen planlı ve beşik tonoz ile örtülüdür. Doğu tarafından beşik tonoz kaylıklara oturmaktadır. Iki yan duvarına dolap nisleri açılmıştır. Yapının tamamı moloz taslar ve kayalardan yapılmıştır. Dıştan üzeri toprakla örtülüdür, yer yer duvarları yıkılmıştır. Buna rağmen sağlam bir yapıdır.

KELAT SARAYI
Şemdinli'ye 17 km uzaklıktaki eski ilçe merkezi Nehri'nin güney batısında dere kenarında kurulmuştur. saray(konak) büyük ölçüde yıkılmış olup halen ayakta kalan iki kemer ve bir duvar bulunmaktadır.
Üç katlı ve muntazam bir yapı olduğu günümüzde güney duvarı kısmen ayakta kalmış diğer kısımları tamamen yıkılmıştır. Sarayın doğu cephesinde her kata dokuzar pencere açıldığı, kuzey cephesinde ise ortada üç kata tekabül eden sivri kemerli iki açıklık, bunun yanındaki katlarda da üçer pencere açıldığı görülmüştür. Yapı kuzey güney doğrultusunda dikdörtgen planlı olduğu ve üç katlı olduğu anlaşılmıştır.
Sarayın günümüze kadar ayakta kalan güney duvarındaki kalıntılardan, cephenin ortada kapı ile bunun yanındaki pencereler ile hareketlendirdiği görülmektedir. cephenin ortasındaki kapı anıtsal bir portakal şeklinde düzenlenmiştir.İç içe kademelendirme yapan sivri kemerli açıklığa sahip kapı dıştan taşıntılı kuşatma kemeri ile sınırlandırılmıştır.
Sivri kemer özengi seviyelerine ise kademeli yerleştirilmiş iki kademeli konsolsu çıkmalarla vurgulanmıştır. kapının iki yanındaki yüzeylerde biraz üst kısımda yer alan pencereler,dik dörtgen çerçeveli olup, sivri kemerde son bulmaktadır.
Konağın ayakta kalan kalıntılarında duvarların düzgün kesme taşlar kalkandan ( kireç taşı ) yapılmıştır.
Yapının kesin tarihini veren kitabe ve herhangi bir yazılı belge mevcut değildir. ancak mahalli kaynaklara göre Seyit Ahmet Sıddık tarafından yaptırıldığı bilinmektedir.
Seyit Taha-i Hakkari'nin torunlarından olan Seyit M.Sıddık,Seyit Übeydullah'ın oğlu olup 1878-1903 yılları arasında yönetimde etkili olmuştur.
KAYME SARAYI

Saray Nehri'deki eski yerleşmelerin kuzey tarafında, bugünkü köy evlerin batısında yer almaktadır. iki katlı yapılmış olan saray,18.80+24m.ölçülerinde kuzey güney doğrultusunda dikdörtgen bir alana oturmaktadır.Günümüzde sarayın kuzey ve batı duvarları ekseriyetle,doğu ve güney duvarları kısmen ayakta kalabilmiş,örtüsü tamamen yıkılmıştır.
Yapının zemin ve birinci katları birbirinin aynı, ortada dikdörtgen iki salon ile bulunduğu batı taraflarında sıralanmış dörder odadan meydana gelmiştir. Sarayın kuzey ve güney cephelerinde ortalarına açılmış kapılardan girilmekte,odalara hem salondan hem de birbirlerinden geçmektedir.


Yapının yıkılmış doğu cephesi dışındaki kuzey güney ve batı cephelerinin kapı ve pencerelerle hareketlendirildiği görülmektedir.kuzey cepheye sivri kemerli bir girinti içerisindeki, sivri kemer açıklıklı kapı ile bunun iki yanında altlı ve üstlü olmak üzere dört pencere açılmıştır. pencereler bir girinti içerisinde yer almaktadır. ayrıca kapının üzerinde üst kaşa açılan ahşap konstrüksiyonlu bir balkon olduğu anlaşılan açıklık bulunmaktadır.


yine bu cephede tek süsleyici unsur olarak karşımıza çıkan kapı kuşatma kemerinin sağ ve sol üst köşelerine birer kitabe yerleştirilmiştir. Kitabeler mermer üzerine ikişer satır halinde sülüs hatla yazılmıştır.


Sağdaki kitabede; (1332-1910) tarihi yazılı olup şu ibare yazılmıştır.


"deki kapılarında hamd vardır.


Oraya emniyet ve selametle giriniz "


Sonraki kitabede;


"Bu ev (girenlere) esenlik verir.


Bakanlara hicri"1330 tarihini (1909) müjdele" ibaresi yazılıdır.


Yapının batı cephesinde altlı üstlü sekizer pencere ile hareketlendirilmiştir.Pencereler birbirinin aynı, sivri kemerli bir girinti içerisinde yuvarlak kemerli açıklık şeklindedir.Güney cephesinde ise sadece kapı ve pencerelerin yerleri belirlenebilmektedir.


Bunun dışında büyük ölçüde yıkılmış vaziyettedir. Sarayın cephelerinde düzgün kesme taş,


içteki odaların bölme duvarlarında moloz taş malzeme kullanılmıştır. Cephelerindeki düzgün kesme taş işçilik dikkat etmektedir.


Yapının kuzey cephesinde giriş kapısı sağ ve sol köşelerine birer tane kitabe yerleştirilmiştir.sağdaki kitabede H.1332 (1911) soldaki kitabede H.1330 (1909) tarihi yer almaktadır.Buna göre Nehri'deki Kayme sarayı 1909-1911 tarihleri arasında inşa edilmiştir.


Kitabelerde, yaptırana ilişkin herhangi bir isim yer almamakla beraber Seyit Übeydullah'ın oğlu Seyit Abdullah tarafından yaptırıldığı kabul edilmektedir.




Hırvata (Büyük Çiftlik) Kalıntıları

Yüksekova ilçesinin batısında Aroş deresi ağzında Urartular'dan kalma önemli bir kent merkezi olan Musaşirin olduğu sanılmaktadır. ancak kazı yapılmamıştır. Musaşir,Urartu ve Asur yazıtlarında sık sık adı geçen bir kutsal kenttir. Urartular döneminde ispuini ve menua ortak krallıkları arasında Haldi tapınağı yapılmıştır. Asur kralı ll.Sargon İ.Ö. 714'te Musaşiri'yi ele geçirmiş ve haldi tapınağındaki ganimetlerin ayrıntılı listesi yapılmıştır. Bu listeye göre eşsiz güzellikteki yapıtlar arasında Urartu kralı İspuininin oğlu Sarduri'nin heykeli, tapınağa armağan edilmiş bir boğa ve buzağı bir inek heykeli, vardır.

Asur kenti Dur Sargonda bulunmuş bir kabartmada, musaşir kenti ve Haldi tapınağı ayrıntıları ile betimlenmiştir.XIX.Yüzyılda Flandin, günümüzde nerede olduğu bilinmeyen bu ünlü kabartmanın çizimini yapmıştır.kabartmada tapınak yanında ki çok katlı yapıların kimi üçgen kimi düz dörtgen mazgal dişlidir. Evler yassı çatılı gösterilmiştir. Haldi tapınağında beşik çatının ilk örneği ile karşılaşılmaktadır. Firikya kaya anıtlarında çatı biçimi, burada da baklava motifiyle doldurulmuştur. Bu kabartma Urartularla Frikyalılar arasındaki ilişkinin önemli bir kanıtıdır. Kabartmada ayrıca ll.Sargonun yazıtında belirtilen heykeller de açıklıkla görülmektedir. Yörede yapılacak kazılarla musaşir Kenti kesinlik kazanabilir.
Koç Heykeli

Yüksekova ilçe merkezinde bulunan koç heykelinin yan yüzeylerinde Geveruk kaya resimlerindeki motiflere benzer betimlemeler vardır. Dörtgen bir kütle biçimindeki heykelde, baş ve ayaklar çıkıntı olarak işlenmiştir. Ön ve arka ayaklar birbirinden yalnızca yarıkla ayrılmıştır, boynuzlar yuvarlak ve oymalıdır. yapıtın bir yüzünde koça binmiş eli kargılı bir adam, onunda arkasında ellerinde yuvarlak nesneler tutan dört adam, üç Koç, bir kama ve bir silah çizilmiştir.
Benzer bir koç heykeli Yüksekova'nın 5 Km. güneybatısında bulunan Gagevran köyünde bulunmuştur. Heykelin yöredeki Nasturi kilisesinden söküldüğü sanılmaktadır. yapıtın üst yüzeyinde, mimari bir bütünün parçası olduğunu gösteren kabartma bir bölüm vardır. Bu tür koç heykellerinin geçmiş dönemlerden beri bölgede yaygın olduğu sanılmaktadır.
Gagevran Köyü Kilise Kalıntısı

Derav Vadisi Gagevran köyü yakınlarında 2.yüzyılda kalma kayalara oyulmuş kiliseler vardır. Yapılar 35X55 m. ölçülerindedir. Duvarlar içten nişler ve HZ.İsa 'nın yaşamını konu alan Freskolarla süslüdür.
Kerpil Köyü Kilisesi Kalıntısı

Kerpil köyünün ortasındaki tepede uzun dikdörtgen planlı iki bölümlü bir klise kalıntısı vardır. Duvarlar düzgün, koyu renkli taştandır. Yan duvar lardaki yarım payeler tonoz örtüyü taşımaktadır. Kapının üstünde bezemeli bir taş vardır. Günümüzde bir bölümü ev öbür bölümü samanlık olarak kullanılmaktadır.
Dirheler (Dev Evleri)

Dirheler üçü dördü bir arada birbirini koruya bilecek yakınlıkta, yol üstünde, kayalara oyulmuş dev boyutta yapılardır.
Dirhelerin Asur saldırılarına karşı haber alma kuleleri yada yaylaya çıkılan sürüleri korumak ve yayla güvenliğini sağlamak için yapılmış küçük savunma kütleleri olduğu sayılmaktadır. Bunlar Yüksekova'nın Tırşin yöresinde bulunur


Amasya Şifahanesi (Bimarhane)

1308-1309 yılında İlhanlı Hükümdarı Sultan Muhammed Olcaytu ve hanımı İldus Hatun adına yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı, açık avlulu, eyvanlı, kenarlarda tonoz örtülü mekanları bulunan tipik bir Selçuklu medrese plân şemasına sahip bir tıp medresesidir. Taç kapı giriş detaylarıyla ünlüdür.

Burası bir taraftan eğitim yapılırken diğer yönden hastaların tedavi edildiği, cerrahi müdahalelerle öğrencilere ameliyatların gösterildiği, uygulamalı öğretim yeri olmuş, sonraki zamanlarda ruh hastalarının da tedavi merkezi haline gelmiştir. Günümüzde belediye konservatuar olarak kullanılmaktadır.

Kartepe Kayak Merkezi


Kartepe Kayak Merkezi,1650 mt. yükseklikte Kartepe Dağı üzerine kurulmuştur.
Kış turizminin yeni kayak merkezi Kartepe, bu kadar kısa sürede, size günübirlik kayak keyfi yaşamanızı ve doğayla iç içe olmanızı hedefliyor. Böylece hem kayak sporu pahalı bir spor olmaktan çıkıyor hem de kayak severler kayak yapmanın tadına varabiliyor.
Kartepe Kayak Merkezi, Kocaelinin hemen çıkışında; Maşukiyede. Bursa, Ankara ve İstanbul üçgeninin tam ortasında bulunuyor. İstanbuldan İzmite doğru hareket edip, yaklaşık 100 kilometre sonra otobandan çıkınca Maşukiyeye ulaşıyorsunuz. Az ileride Kartepe, bütün heybetiyle sizi bekliyor. Yani kayak keyfi yaşamak için uçağa binip uzak diyarlara gitmeye ya da zorlu yollarda saatlerce araba kullanmaya gerek yok.
Maşukiyeden zirveye çıkmaya başlarken, vahşi doğaya adım atıyorsunuz. Yolun iki tarafını kaplamış geniş yapraklı ağaçların arasından geçtiğiniz zirve yolculuğu, 17 kilometre. Son derece zengin bitkisel örtüye sahip bölge, aynı zamanda yaban hayvanları için bakir bir saha. Öyle ki, özellikle sonbaharda sarıdan kahverengiye kadar onlarca farklı tonlara bürünmüş ağaçları izlerken; her an karşınıza bir geyik, bir ayı, hatta bir yaban domuzu çıkabilir.
Doğayla baş başa kaldığınız yaklaşık 10 dakika süren yolculuktan sonra, bin 700 metre zirvedeki Kartepeye ulaşıyorsunuz. Tatil keyfini süreceğiniz bu yer, tüm güzelliğiyle sizi selamlıyor. Kış sporlarının yapıldığı diğer turistik bölgelerden farklı olarak, deniz ve göl manzarasına sahip birkaç dağdan biri Kartepe. Sapanca Gölünü ve İzmit Körfezini tepeden görüyor. Doğası ve benzersiz pistleriyle kısa sürede kayakseverlerin gözdesi olmaya aday mekan, en modern teleferik ve telesiyej sistemleriyle dikkat çekiyor. 3 milyon 500 bin metrekare alan üzerine yayılan tesislerde Türkiyenin en büyük kayak pistleri yer alıyor. Kayak yapmak için Kartepe, Geyikalanı ve Kürekdağı arasında kalan Kadıkonağı adı verilen alan kullanılıyor.
Kartepe Kayak Merkezi, aslında sadece kayak turizmi için planlanmış bir tesis değil. Baharda yayla çiçekleri, yazın birbirinden güzel çam ağaçları, sonbaharda ise renkleriyle adeta alev alev yanan meşe ağaçları var. Ayrıca golften futbola, trekkingden, binicilik sporuna kadar her dönem için farklı etkinlikler düzenleniyor. Fakat en büyük yatırım kayak turizmine.

Türkiyedeki diğer kayak merkezlerine oranla tabii şartları daha avantajlı olan Kartepede, 4 lift ve 12 pisti kullanmak mümkün. Kaymayı bilmeyenler için ayrı, profesyoneller için ise ayrı pistler organize edilmiş. Kayak merkezlerinin korkulu rüyası karsızlık yani yeterince kar yağmamasına da bir çözüm bulunmuş: Sunî kar sistemleri hazırlanmış. Dört gözle beklediğiniz hafta sonu tatilinizde, havanın size sürpriz yapma ihtimali yok. Güneş de açsa kayabiliyorsunuz
İstanbula sadece 115 km mesafede olup; bunun 90 kmsi TEM gören muhteşem manzarası ile orman içerisinden 1 saat sürüyor. Yapılan meteorolojik çalışmalara göre, Kuzeybatı yönünden esen ve Karadenizi aşarak kışın bölgeye yoğun yağış getiren Karayel rüzgarının Marmara bölgesinde ilk karşılaştığı Kartepenin 1100 m üstündeki yüksekliklerine yoğun kar yağışı getiriyor.
Kartepe Kayak Merkezi, Kocaeli Maşukiye ilçesinin hemen kuzeyinde bulunmaktadır. Eteklerinde kayak tesisleri bulunan yakın bir merkez olmuştur. Kartepe kış aylarında cazip bir kayak merkezi olmayı hedeflemektedir. Aytepe, Kocaeli Yuvacık ilçesine bağlı, Yuvacık Baraj Gölünün hemen üstünde bulunan 900 metre yüksekliğe ulaşan bir tepedir. Aytepe ve çevresinde tipik Karadeniz bitki örtüsü özellikleri görülebilir. Yöre halkının da Karadenizli olması bu bölgeye daha karakteristik özellik katmıştır. Dağınık yerleşimli, yanında serender bulunan ahşap köy evleri, kara lahana dikili bahçeleri bu özelliklerden bazılarıdır. Bölgede Beşkayalar tabiatı koruma alanı bulunmaktadır.
Kartepe Kayak Merkezi Pistler
Kartepe Kayak Merkezinde 4 lift 3 telesiyej 1 teleski mevcut olup pist uzunlukları 400 m ile 3500 m arasında değişmekte. Kartepe Kayak Merkezinde kayak sezonu Aralık sonlarından Şubat sonuna kadar sürüyor. Kartepe Kayak Merkezinde kar kalınlığı normal şartlarda 80- 200 cm arasında değişiyor.

İznik'in Tarihi Değerleri


İznik, her avuç toprağı binlerce yıldır kültür kalıntıları ile yoğrulmuş, bölgede, yüzyıllar boyu tarih sayfalarının baş köşelerinde yerini almış bir kenttir. Dört imparatorluğa başkentlik yapmış nadir yerleşimlerden biridir.

Çinicilik

İznik çiniciliğinin gelişimini, tarihleri bilinen yapılar üzerindeki çini kaplamalardan açık-seçik görülebilir.1378-1391 yılları arasında yapılan İznik Yeşil Cami minaresini süsleyen en eski Osmanlı çinileri teknik ve dekor bakımından Selçuk geleneğini devam ettirmekle beraber renk ve tonları onlardan daha zengindir. Camiye ismini veren bu çiniler firuze ve yeşil renklerin çeşitliliği ve zenginliğiyle dikkat çekerler.

İstanbul'daki yapılarda kullanılan çinilerin İznik'te yapıldığını tarihsel belgelerden öğreniyoruz.Milet,Şam grubu ve Rodos işi adı ile tanınan seramiklerin merkezi İznik'tir. XVII. yy.da İznik'e gelen gezgin Evliya Çelebi, 300'den fazla çini fırınının bulunduğundan söz eder.İznik çinilerinde; lâle,sümbül,nar,karanfil gibi çiçek motifleri kullanılmıştır.Ayrıca insan,kuş,balık,tavşan, köpek gibi hayvan ve gemi motiflerine de rastlanır.Mavi, firuze, yeşil ve kırmızı en çok kullanılan renklerdir.

Tarihçe: Kent yakınlarındaki Karadin, Çiçekli, Yüğücek ve Çakırca Höyüklerinde M.Ö. 2500 yıllarına inen uygarlık izleri saklıdır. M.Ö. VII. yüzyılda Trak kavimlerinin göçlerinden önce burada kurulan yerleşim 'Helikare' adını almıştır.Kentte basılan sikkelerde Khryseapolis (Altın Şehir) adı okunmaktadır.

Makedonya İmparatoru İskender'in generali Antigonos tarafından M.Ö. 316 yılında yenilenen kent Antigoneia adını almıştır. İskender'in ölümünden sonra Antigonos ile general Lysimakhos arasındaki savaşı kazanan Lysimakhos kente, Antipatros'un kızı olan eşi Nikaia'nın adını vermiştir.

M.Ö. 293'te Bithynia Krallığı'na bağlanan kent, önemli mimari yapılarla süslenmiştir. Bir süre Bithynia Krallığı'nın başkenti olan Nikaia daha sonra Roma'nın önemli bir yerleşimi olarak varlığını sürdürür.

Nikaia, Bithynia havarilerden Petrus'un çabaları ile Hıristiyanlık ile tanışır. İmparator l. Constantinus döneminde Hıristiyanlık üzerindeki yasaklar kalkar. 325 yılı yazı başında Nikaia, Hıristiyanlık için çok önemli bir olaya sahne olur ve Birinci Konsül, Senatus Sarayı'nda toplanır.

İmparator Constantinus'un da katıldığı toplantıda iki önemli görüş tartışılır. İskenderiyeli din adamı Arius'un görüşü Hz. İsa'nın sadece bir insan olduğu ve tanrıdan dünyaya gelmediğidir." Kısa sürede taraftar toplayan bu teze, Piskoposlar karşı çıkmıştır.

Hıristiyan dünyasınca bugün de savunulan "Hz. İsa'nın Tanrı' nın oğlu olduğu" tezi uzun tartışmalardan sonra kabul görmüştür.Hıristiyanlıkla ilgili yortu günleri ve Nikaia Kanunları adı ile bilinen 20 maddelik metin bu Konsülden sonra kabul edilmiştir.787 yılında İznik Ayasofya'sında VII. Konsül toplandı. İmparatoriçe İrene'nin önderliği ile resim ve heykel üzerindeki yasaklar kaldırıldı.İznik, Selçukluların da ,Bizanslıların da başkenti olmuştur.

1331 yılında Osmanlı orduları tarafından ele geçirilen İznik, Osmanlı dönemiyle birlikte canlanmaya başladı. Osmanlı idaresinde İznik, sanat, ticaret ve kültür merkezi oldu. Orhan Gazi Medresesinde birçok ünlü ders verdi. Davud-u Kayseri, Ebul Fadıl Musa, Eşrefoğlu Abdullah Rumi gibi ünlü tasavvuflar İznik'te yaşadı ve eserler verdi. Osmanlı döneminin ilk cami, medresesi ve imareti İznik'te inşa edildi.

XIV ve XV. yüzyıllarda XVI. yüzyılda İznik bir sanat merkezi olmuş, dünyaca ünlü çini ve seramikler burada üretilmiştir. İznik, Hellenistik çağdan kalma ızgara planlı kent yerleşimi, Roma, Bizans ve Osmanlı döneminden kalan anıtsal yapıları ile tarihi kent dokusunu bütün canlılığıyla korumaktadır.

İklim: İznik genellikle ılıman bir iklime sahiptir. İlçede kışlar genel olarak çok yağışlı, yazlar ise kuraklığa sebep olmayacak derecede yağışlı geçer.



Gezilecek Yerler


Tümülüs, Kaya Mezar ve Anıtları

Berber Kaya: İznik'in doğusunda yer alan bir tepenin eteğindedir. Yek pare kayadan oyulmuş büyük bir oda şeklinde mezar anıtıdır. Zemininde mezarlar bulunmaktadır.M.Ö. II. yüzyıla ait olup Hellenistik dönemin İznik'teki önemli bir örneğidir. Devasa boyuttaki bu lâhdin Bithynia Kralı II. Prusias'a ait olduğu öne sürülmektedir.

Beştaş (Obelisk): Kentin kuzeyinde bağlar arasında yükselen bu mezar anıtı, eski Roma yolu üzerindedir. Beştaş,Nişantaşı, ve Dikilitaş adları ile de bilinmektedir. Üzerindeki Yunanca kitabeden I. yüzyılda C. Cassius Philiscus'a ait olduğu anlaşılmaktadır. Anıtın tepesindeki altıncı taşın üzerinde bir kartal veya zafer tanrıçası Nike'nin heykeli olduğu sanılmaktadır. Anıtın bir yönünde ise Philiscus'un heykeli olduğu kalan izlerden anlaşılmaktadır. Mezar anıtı 12 metre yüksekliktedir.

Hypoge: Elbeyli Beldesi'nin Hespekli mevkiinde benzersiz bir yeraltı mezarıdır. IV - V. yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır. Tavanı ve duvarları erken Hıristiyanlık döneminin tipik renkli freskoları ile kaplıdır. Mezar odasında üç adet mezar yer alır.

Dörttepeler Tümülüsü: Elbeyli Belediyesi mezarlığı içindedir. Tümülüs'te iki anıt mezar belirlenmiştir. İlk mezar yol kenarındadır. Dromosiu dikdörtgen mezar odası ile iki yanında ikişer kilisesi bulunmaktadır. Diğer mezar İse beyaz mermerden yapılmış mezar odası ile kaba taş ve ağaçlarla örtülüdür.

Diğer Tarihi Kalıntılar

Senatüs (Bizans sarayı): Sarayın 4. yüzyılda yapıldığı katî olup halen göl suları tarafından örtülmüştür. Zemin mozaikleri toprak altında mevcut olup Hristiyanların Teslis ve İsanın ulûhiyeti,insaniyeti münakaşalarını yapan 318 papazın ilk Konsili 325 yılında burada akdolunmuştur. 787 yılında Ortodokslar arasında Azizlerin tasvirleri hakkında çıkan ihtilâfın münakaşası için toplanan 7. Konsil de burada toplanmıştır.


Surlar: İznik'in çevresini beş kenarlı çokgen şekilde kuşatan surlar 4970 metre uzunluğundadır. İznik'in iki ana caddesinin kesiştiği noktadan bakıldığında, dört ana kapı görünür. Hellenistik dönemde inşa edilmeye başlanan surlar, Roma ve Bizans dönemlerindeki yeni ilavelerle günümüzdeki şeklini almıştır. Kentin dört ana kapısından günümüze Lefke Kapı ile İstanbul Kapı sağlam ulaşabilmiştir. Yenişehir Kapı kısmen, Göl Kapı tamamen yıkıktır. İstanbul Kapıda tiyatrodan getirilen masklar bulunmaktadır, İstanbul ve Lefke kapısında mermer kabartma friz parçalarının da kullanıldığı görülmektedir.


Tiyatro: İznik Antik Tiyatrosu göl kıyısı ile Yenişehir Kapı arasında geniş bir alana inşa edilmiştir. Tiyatro, İmparator Traianus döneminde Bithynia prokonsülü (valisi) Plinius'un çabalarıyla 111-112 yıllarında yapılmıştır. Tiyatro, XIII. yüzyılda toplu mezarlığa dönüştürülmüştür. Daha sonraki yıllarda içinde kilise, saray ve Osmanlı seramik atölyeleri ve çini fırınları yapıldığı, yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

Böcek Ayazma: Koimesis Kilisesi yakınındadır. Üstü kubbe ile örtülü, yuvarlak bir yapıdır. Hyakinthos Manastırının bir bölümü olduğu sanılmaktadır. Ayazma VI. yüzyıldan günümüze sağlam gelmiş eserlerdendir.

Kilise ve Camiler

Koimesis Kilisesi: Piskopos Hyakinthos tarafından VIII. yüzyılda yaptırılmıştır. Hyakinthos Manastırı'nın bir bölümü olduğu sanılmaktadır. 1065 depreminde yıkılmış, Koimesis Kilisesi kalıntıları ancak ilavelerle tamir edilmiştir. Kilisenin mozaikleri ve ikonaları 1807'de İznik Metropoliti Daniel'in isteği üzerine yenilenmişti.

Ayasofya Kilisesi: İki ana caddenin kesiştiği yerde, kentin tam ortasındadır. Bizans dönemi eseridir ve tahminen XI. yüzyıldaki depremden sonra yenilenmiştir. 1331 yılında Orhan Gazi Camii adını almıştır. Deprem ve yangınlarda tahribe uğramıştır. XVI. yüzyılda Mimar Sinan tarafından büyük ölçüde değişikliğe uğratılmış ve yenilenmiştir. Bir mezar odası duvarında Hz. İsa freski bulunmaktadır. VII. Konsil'in toplandığı yerdir. Bu nedenle inanç turizmi için önemli bir merkezdir.

Hagios Tryphonos Kilisesi: İstanbul Kapıya giden caddenin sol tarafındadır. Birkaç duvar ve döşeme mozaiklerinden parçalar bulunmuştur. Duvar tekniği ve planı kilisenin X - XII. yüzyıllarda yaptırılmış bir Bizans eseri olduğunu göstermektedir.

Ayatrifon Kilisesi: Yenişehir Kapı'ya giden caddenin sağındadır. Plan, İstanbul'daki Kariye Camine benzer. Planına göre büyük bir kubbe ile örtülü olduğu ve tabanının çok süslü mozaiklerle kaplandığı anlaşılmaktadır. Kilisenin XIII. yüzyılda Teodoros Laskaris tarafından, Aya Trifon adına yaptırdığı sanılmaktadır.

Hacı Özbek Cami: İznik'te inşa edilen ilk Osmanlı camisidir. Üstü 8 metre çapında kiremit kaplı bir kubbe ile örtülüdür. 1333 yılında inşa edilmiştir.



Yeşil Cami: İznik'in sembolü olan Yeşil Cami, adını yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden almıştır. Caminin yapımını Çandarlı Hayreddin Paşa 1378 yılında başlatmış, fakat ölümü üzerine oğlu Ali Paşa 1391'de tamamlatmıştır. Erken Osmanlı döneminin tek kubbeli camileri arasında en görkemlilerindendir. Eşsiz minaresi caminin sağ köşesindedir. Gövdesi mavi ve yeşil renkli çinilerle zigzaglı mozaik tekniğiyle bezenmiştir. Selçuklu minare geleneğinin ilk dönem Osmanlı sanatına yansımasının önemli bir örneğidir.


Mahmut Çelebi Cami: Çandarlı Hayreddin Paşanın torunlarından Mahmut Çelebi tarafından 1442 yılında inşa ettirilmiştir.

Orhan Bey Camii Ve Hamamı: Cami, Yenişehir Kapı dışında sol tarafta tarlalar arasında kalıntı halindedir. Hamam ise, cami ile surlar arasında bulunmaktadır.

Türbeler

Şeyh Kutbettın Camı Ve Türbesi, Eşref-1 Rumî Camı Ve Türbesi, Yakub Çelebi Zaviyesi Ve Türbesi, Kırgızlar Türbesi , Sarı Saltuk Türbesi, Åandarli Hayrettin Paşa Türbesi, Åandarli İbrahim Paşa Türbesi Ve İmareti, Åandarli Halil Paşa Türbesi, Huysuzlar Türbesi, Ahiveyn Sultan Türbesi, Abdülvahap Sancaktarı Türbesi İznik'in önemli türbeleridir.

Han ve Hamamlar

Rüstem Paşa Hanı:Bu gün evler arasında kalmış duvar kalıntıları halindedir. Yalnız kuzey ve batı duvarının bir bölümü ayaktadır. Yapı XVI. yy. da Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa adına Mimar Sinan tarafından inşa edildiği sanılmaktadır.

İsmail Bey Hamamı:XIV. yy sonları ile XV. yy başlarına aittir. İç mimarisiyle seçkin bir yapıdır.

Haci Hamza Hamamı:Mahmut Çelebi Caminin yanındadır, ikinci Murat hamamı olarak da anılır. XV. yy da inşa edilmiştir.

Meydan Hamamı:1.Murat Hamamı olarak da bilinir. Çifte hamam biçiminde inşa edilmiştir. Hamam XIV. yy sonlarına tarihlenir.



Müzeler

İznik Müzesi: (Nilüfer Hatun İmareti) İmaret 1388 yılında Osmanlı Sultanı l. Murat tarafından annesi Nilüfer Hatunun anısına inşa ettirilmiştir.İmaret olarak kullanılan yapı, yoksullar için her gün yemek dağıtan bir hayır kurumuydu.

Cumhuriyet döneminde değişik gereksinimler için depo olarak kullanılan bina 1960 yılında müze olarak hizmete açılmıştır.Tarihsel bir yapı olan imaret, XIV. yy Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.

Müzede,İznik ve çevresinden toplanan arkeolojik buluntular ile Ilıpınar, Tiyatro ve İznik'teki çini fırınları kazılarından çıkarılan eserler sergilenmektedir. Müze bahçesinde; Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı eserleri yer almaktadır.


Ne Yenir?

Istakoz güveci, sazan balığı çorbası, yayın balığı, şiş veya buğulama, kerevit salatası ve kerevit güveç İznik Gölü çevresinde bulunan lokantalarda tadılabilecek yiyecek türleri olarak sayılabilir.

Ne Alınır?

İznik'ten öncelikle meşhur İznik çinisi alınabilir. Ayrıca bölgede yoğun olarak yetiştirilen zeytin çeşitlerinden de almak mümkündür.


Yapmadan Dönme

İznik Müzesini görmeden,

Tümülüs ve Mezar Anıtları görmeden,

İznik surlarını gezmeden,

VII. Konsil'in toplandığı Ayasofya Kilisesini ziyaret etmeden,

Çini süslemeleriyle ünlü camileri görmeden,

İznik çinilerinden almadan,...

Dönmeyin.

Boğaz Tekne Turları


Havalar ısınmaya başladı. Güneş kavurucu sıcaklığını göstermeden Boğaz turu yapmanın vaktidir. Tur sırasında bütün kışın yorgunluğunu üzerinizden atarak yeniden doğmuş gibi olacak, Boğaz'ın ve yalıların büyüleyici güzelliği, tarihî yapıların ihtişamı karşısında bir kez daha hayrete kapılacaksınız.

Bahar sıcak yüzünü yavaş yavaş göstermeye başladı. Kışın kara bulutlarını üzerinden atan İstanbul Boğazı bugünlerde daha bir neşeli. Sahillerdeki hareketlilik, Emel Sayın'ın 70'lerde seslendirdiği 'İstanbul Boğazı' şarkısını fısıldıyor kulağımıza: "Sahiller sevinçli, mutlu yalılar. İstanbul bahtiyar, boğaz bahtiyar..." O gün iki yakanın birbirine bağlanışını kutlayan Boğaz, şimdi baharın gelişini kutluyor sanki. Bu manzara karşısında "Boğaz'ın neşesine ortak olmanın vaktidir." diye düşünüyoruz ve atlıyoruz vapura, koyuluyoruz mavi sulara...

Kışın yorgunluğunu hâlâ üzerinizden atamadıysanız, emin olun bir Boğaz turu size iyi gelecektir. Yapmanız gereken tek şey, yanınıza bir hırka alıp kendinizi Boğaz'ın akışına bırakmak.

Boğaz'da kısa bir gezinti

Eminönü kalabalığından sıyrılarak bindiğimiz vapurda Topkapı Sarayı, Süleymaniye ve Sultanahmet Camii'ni görmek bile tüm yorgunluğumuzu almaya yetti. Boğaz'ın silüetini bozan yapıların arkasında kalmasına rağmen ihtişamını gözler önüne seren Galata Kulesi'nin selamıyla mest olduk.

Şimdiyse bütün kötü manzaraya gözlerimizi yumuyor, "Güzellikleri görme zamanı." diye geçiriyoruz içimizden. Vapur, Üsküdar'a doğru yol alırken, Kız Kulesi'nin hikâyesi canlanıyor hafızalarımızda. Ne anılar yaşanmıştı kim bilir yıllar yılı bu Boğaz'da?

Üsküdar'da, Fethi Paşa Korusu'nu gördüğümüz anda, çiçek kokularını duyuyoruz sanki. Daha sonra Sultan Abdülaziz'in yaptırdığı ve inşası tam 4 yıl süren Beylerbeyi Sarayı ile karşılaşıyoruz. Bu sarayın yapımında çalışan 5 bin kişiye moral vermek amacıyla sürekli müzik çalan müzisyenler geliyor aklımıza. Sahil boyunca gördüğümüz erguvanların, yemyeşil ağaçların, yalı bahçelerindeki güllerin yanı sıra Kuleli Askeri Lisesi, Küçüksu Kasrı, Anadolu Hisarı, Hidiv Kasrı gibi muhteşem yapıları, ilk kez görüyormuş gibi büyülendiğimizi fark ediyoruz. Kanlıca'ya vardığımızda ise İkiz Yalı bizi eskilere götürüyor. Öyle ya burası, fakir kız-zengin erkek (ya da tam tersi) aşklarının konu alındığı Yeşilçam'ın unutulmaz mekânlarından. Belleğimizde beşik kertmesi olan Pervin (Emel Sayın) ve Suat'ın (Ediz Hun) zorlu aşkını konu alan Gülizar filminin kareleri beliriyor. Anadolu kıyılarında son olarak Anadolu Kavağı'na kadar gidiyor ve Boğaz'da bir U dönüşü yaparak Rumeli Kavağı'na geçiyoruz.

Avrupa yakasında, Tarabya'daki Huber Köşkü karşılıyor bizi. Cumhurbaşkanlığı rezidansı olarak kullanılan, 64 dönümlük koruluğa sahip köşk, kim bilir hangi devlet büyüklerini ağırlamıştır bugüne kadar? Ardından geçtiğimiz yıllarda restore edilen Sait Halim Paşa Yalısı'nın önünden geçiyor, Emirgan Korusu, Sakıp Sabancı Müzesi, Rumeli Hisarı derken Aşiyan Mezarlığı'nda takılıp kalıyoruz... "Her canlı ölümü tadacaktır." ayeti kulaklarımızda yankılanırken rotamız bir anda iç dünyamıza dönüyor. Yaşadığımız her şeyin bir gün son bulacağı düşüncesi ile kısa bir iç hesaplaşma... Sonrasında Bebek ve Kuruçeşme sahillerine geçmek ise oldukça manidar doğrusu!

İstanbul ile özdeşleşen Ortaköy Camii'ni ve sahildeki insanları görünce canımız kumpir çekiyor ve karnımızın acıktığını hissediyoruz. Çırağan ve Dolmabahçe Sarayı'nın Boğaz'da nasıl da ihtişamlı durduğuna hayranlıkla bakarak Eminönü sahillerine geri dönüyor ve Boğaz turumuzu sonlandırıyoruz.

Boğaz turu yapmak isterseniz şimdi tam sırası. Güneş kavurucu sıcaklığını hissettirmeden, laleler solmadan ve turlar kalabalıklaşmadan dingin bir Boğaz gezintisi sizi bekliyor. Üstelik günün hemen her saatinde Boğaz turu düzenleniyor. İDO, Turyol ve Dentur'un Boğaz turu tarifelerini, kaç saat sürdüğünü ve fiyatlarının ne kadar olduğunu derledik.



Uzun tur altı saat

İDO, kısa ve uzun olmak üzere iki tur düzenliyor. Kısa Boğaz turunda Eminönü'nden kalkan vapur 20 dk sonra Üsküdar'da oluyor. Vapur, her gün 14.30'da Eminönü'nden kalkıyor, 14.50'de Üsküdar'dan yolcu alıyor ve Anadolu kıyı şeridinden Çubuklu'ya kadar gidilerek Avrupa kıyı şeridinden dönüş yapılıyor. Tur gidiş dönüş

2 saat sürüyor. Fiyatı 15 TL. Uzun Boğaz turu ise Eminönü, Beşiktaş, Kanlıca, Yeniköy, Sarıyer, Rumeli Kavağı ve Anadolu Kavağı güzergâhında düzenleniyor. Bu turlar her gün 10:35 ve 13:35 saatlerinde Eminönü'nden başlıyor ve yaklaşık 6 saat sürüyor. Fiyatları, gidiş dönüş 25, tek yön ise 15 TL.

15 Mayıs'tan itibaren düzenlenecek Mehtap Gezisi ise yalnızca cumartesi günleri yapılacak. 18:10'da Bostancı'dan kalkacak vapur; 18:40'ta Moda'ya, 18:50'de Kadıköy'e, 19:15'te Eminönü'ne, 19:30'da Üsküdar'a, 19:40'ta Beşiktaş'a, 19:50'de Ortaköy'e, 20:05'te Çengelköy'e, 20:40'ta Rumeli Kavağı'na, 20:50'de Anadolu Kavağı'na uğrayacak. Fiyatı: 20 TL.

Emirgan'da 2 saat konaklayan tur

Dentur; Beşiktaş, Kabataş ve Avcılar kalkışlı turlar düzenliyor. Her gün Kabataş'tan 10:30 ve 14:45 saatlerinde; Beşiktaş'tan 12:00, 13:00, 15:00, 17:00'de, Avcılar'dan ise hafta sonlarında 13:15'te vapur kalkıyor.

Avcılar'dan düzenlenen tur Emirgan'da 2 saaat konaklama yaparak 19:15'te Avcılar'a geri dönüyor. Diğer turlar ise yaklaşık 1 saat 30 dakika sürüyor. Fiyatlar: Kabataş ve Avcılar için 12,5 TL, Beşiktaş için 8,5 TL. Beşiktaş'tan kalkan turun daha uygun olması, yalnızca talep olduğunda
düzenlenmesinden kaynaklanıyor. Beşiktaş ve Kabataş'tan kalkan vapurlar;
Dolmabahçe, Beşiktaş, Ortaköy, Boğaziçi Köprüsü, Kuruçeşme, Arnavutköy, Bebek, Rumelihisarı güzergâhını izliyor. Dönüşte de Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yoluyla Avrupa kıyı şeridinden Anadoluhisarı'na geçilerek Kandilli, Çengelköy, Kuzguncuk ve Beylerbeyi'nden Üsküdar'a gelinerek tur son buluyor.

Eminönü'nden Kanlıca'ya..

Turyol'un düzenlediği turlarda Eminönü, Üsküdar ve Kadıköy'den kalkış yapılıyor. Kanlıca'dan ise dönüş gerçekleşiyor. Eminönü'nden yapılan tur 1 saat 30 dakika, Üsküdar'dan 1 saat 15 dakika, Kadıköy'den ise 1 saat 45 dakika sürüyor. Fiyatlar; Eminönü ve Kadıköy'den 10 TL iken Üsküdar'dan 8,5 TL. Hafta sonları Eminönü'nden, 11:00 ve 17:00 arası her saat başı; Kadıköy'den 13:00 ve 17.00 arası her saat başı; Üsküdar'dan ise 11:15, 12:15, 13:15, 14:15, 15:15, 16:15 saatlerinde Boğaz turu düzenleniyor.

Karışık boğaz turları yerine kendi grubunuza özel olacak şekilde boğaz tekne turu organize etmek isterseniz bunun için İstanbul'da hizmet veren sayısı organizasyon firması bulunmaktadır. Bu firmalar içinde gerçekten ekonomik ücretler karşılığında lüks tekne ve yatlarda yemekli ve yemeksiz olarak boğaz turu hizmeti sunan www.bogazturu.com sitesini tavsiye edebiliriz. Aklınıza gelebilecek her türlü kutlama, özel gün, davet ve yemek organizasyonları için kendileri ile görüşebilirsiniz. En çok tercih edilen organizasyonları düğün, nişan, doğum günü, mezuniyet, iş yemeği, kahvaltı, yüzme turu, evlenme teklifi ve yıldönümü yemeği olarak sıralayabiliriz.

Üçüncü Yaş Turizm

Gelişmiş ülkelerde, sağlık koşullarının iyileşmesi ile birlikte insan ömrü uzamış; bunun sonucunda 65 ve daha yukarı yaştakilerin toplumdaki oranları yükselmiştir. Yine sağlık hizmetlerindeki gelişmeler nedeniyle, bu yaş kesiminde çeşitli hastalıkların oranı azalmış; daha etkin, dinamik canlı bir yaşlı nüfus oluşmuştur. Bu insanların emekli olmaları nedeniyle ellerinde bol özgür zamanları bulunduğundan ve emeklilere tanınan haklar sonucunda yeterli gelirleri olduğundan, turizm sektörü için gittikçe artan bir müşteri potansiyeli oluşmaktadır. Özellikle mevsim dışı turizm olanakları, ucuzluğu nedeniyle bu kesim için çekici olmaktadır (Göksan, 1978 : 46). Böylece, yaşlıların yaşam biçimi ve gereksinimlerine yanıt veren değişik bir turizm türü ortaya çıkmaktadır. Bu turistler, çalışma döneminde elde edemedikleri doyumları sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle, üçüncü yaş turizmi, bir edilgen dinlenme yaşamından çok; etkin, insanı geliştirici, yaşamı renklendirici bir etkinlik olma eğilimi taşımaktadır

Bavul Turizmi

90'lı yıllarda Doğu bloğu ülkelerinin dağılmasıyla birlikte gündeme gelen bavul turizmi; kendi ülkelerindeki gümrük duvarlarını aşabilmek ve malı ilk elden alabilmek için ziyaretçilerin gittikleri ülkeden yüklüce miktarda ticari mal alarak, bavullar ile gümrükten geçirmeleri yolu ile yapılan turizm şeklidir. Bir tür ticari faaliyet sayılması gerekirken dış ödemeler bilançosunda Türkiye bu kalemi turizm gelirleri kısmına dahil etmektedir.1996 yılından sonra ise ödemeler bilançosuna Bavul ticareti kalemi eklenerek bu durum giderilmiştir.

Beraberinde fuhuş ithal ettiği önyargısı yüzünden, büyük bir gelir getiren bu turizmin Türkiye'den Ortadoğu ülkelerine kayması söz konusudur. Arap turizminde olduğu gibi, düzenleme yapmak yerine, yetkililerin "kesip-atmak" gibi bir yolu seçmiş olması dolayısı ile; Laleli'yi epeyce besleyen bu turizm çeşidinin azalarak kaybolduğu gözlenmektedir. Ayrıca Romenler ve Ruslar dışında halı, kilim, mücevherat ve deri almak amacıyla gelen diğer ülke turistlerinin varlığı da inkar edilmemelidir.

Bavul turizmi bu görüntüsüne rağmen Türkiye'nin ödemeler bilançosunu düzelten önemli gelir kaynaklarından biridir. Bunun nedeni hem gelen insanların Türkiye'de turizm harcamasında bulunması hem de görünmez ihracat dediğimiz Türkiye'deki malları alıp kendi ülkelerine götürmeleridir. Türkiye'nin bavul turizminden yılda 3-4 milyar dolar gelir elde ettiği tahmin edilmektedir

Akarsu Turizmi


Ülkemizdeki akarsuların büyük bölümü "akarsu turizmi" olarak tanımlanan rafting, kano ve nehir kayağı için çok elverişlidir.

Doğa turizminin önde gelen dallarından biri olarak akarsu turizmine yönelik ülkemizin sunduğu bu büyük potansiyelin geliştirilmesi ve geniş kitlelere hitap edecek şekilde tanıtımının yapılması önem taşımaktadır. Büyük yatırımlar gerektirmeyen akarsu turizmi, çevrenin tarihi, arkeolojik, kültürel, otantik değerleri ve diğer turizm çeşitleriyle bir bütün oluşturmaktadır. Bu nedenle, nehirlerimizin akarsu turizmi potansiyeli incelenirken, çevresinde yer alan ve entegre bir şekilde geliştirilebilecek diğer turizm değerleri de bu proje kapsamında belirlenmiştir.

Ülkemizde raftinge uygun akarsular: 

- Çoruh nehri,
- Köprüçay,
- Manavgat Çayı,
- Dim Çayı,
- Adana-Feke-Göksu Nehri,
- Zamatı Irmağı,
- Fırat nehrinin bir kısmı.
-Melen Çayı

Uzay Turizmi


Uzay turizmi, turistlerin para ödeyerek katıldıkları, kişisel tatmin ve eğlence merkezli oluşumdur.
2008 yılı itibariyle, olanaklar kısıtlı ve pahalıdır. Şu an sadece Rus Uzay Ajansı bu servisi sağlamaktadır. Uluslararası Uzay İstasyonu'na uçuşun bedeli 30 milyon dolardır. 2009 yılına kadar tüm biletler satılmış durumdadır.
Son yıllarda bir çok yatırımcı, devlet tekelindeki bu hizmeti sağlamaya çalışmaktadırlar.

Özel Uzay Turizmi Sektörü
Uzaya bilet satmaya çalışan şirket MirCorp olmuştur. İlk müşterileri olan Dennis Tito, ödeyeceği parayla Mir'in bakım giderlerini karşılayacaktı. Fakat Mir planının durdurulması üzerine Tito kendisine başka birşirket aradı. Bir Amerikan Şirketi olan Space Adventures, Tito'yu Uluslararası Uzay İstasyonu'na götürmek üzere anlaştı. Bu olay sonrasında hala uzaya tek bilet kesen şirket olma özelliğini korumaktadır. İlerleyen yıllarda şirket 4 kişiyi daha uzaya göndermiştir. İlk üç ziyaretçi biletleri karşılığında 20 milyon dolar ödemişlerdir.
Columbia mekiğinin kaza yapmasından sonra, turizm duraklamıştır. Çünkü sadece Rus Soyuz roketleri Uluslararası Uzay İstasyonuna varabilecek durumda kalmıştır. 2003 yılında Rus Uzay Ajansı ve NASA, uzay turistlerine 'Uçuş katılımcısı' ismini uygun görmüştür; bu sayede katılımcılar astronatlardan ayrılmış olacaktır. Christa McAuliffe, ücret ödemediğine rağmen katılımcı olarak kabul edilmiştir, çünkü astronotların aksine teknik olmayan deneyler yapmıştır.

X Prize


X Prize'ın değeri 10 milyon dolardır, ve atmosferdeki 62 mili geçebilen ilk takıma verilecektir. Bu ödül Scaled Composites takımına, 4 Ekim 2004 yılında verilmiştir. Ödülü alan tasarım, SpaceShipOne olmuştur. Tasarımcısı Burt Rutan olan uzay gemisi, Virgin Galactic tarafından desteklenmiştir. İlk uçuşu Michael Melvill 21 Haziran 2004'te yapmış, ve bu uçuşu yapan bağımsız astronot olmuştur. Ödülü kazandıran uçuş ise Brian Binnie tarafından yapılmış, ve Binnie 69.2 mile kadar yükselmiştir.

Uzay Turistlerinin Listesi
Tüm turistler, Uluslararası Uzay İstasyonu'na, Rus Soyuz uzay aracıyla yerleşmişlerdir.

Dennis Tito (Amerikalı): Nisan 28 - Mayıs 6, 2001
Mark Shuttleworth (Güney Afrikalı / İngiliz): Nisan 25 - MaAyıs 5, 2002
Gregory Olsen (Amerikalı): Ekim 1 - Ekim 11, 2005
Anuşe Ansari (İranlı / Amerikalı): September 18 - September 29, 2006
Charles Simonyi (Macar / Amerikalı): Nisan 7 - Nisan 21, 2007
Planlanan Yolculuklar
Richard Garriott (ABD): Soyuz TMA-13 ile Ekim 2008 yılında uçuşu planlanmıştır. Kendisi emekli bir astronotun oğlu ve oyun tasarımcısıdır.
Vladimir Gruzdev (Russia): 2009 yılında uçması beklenmektedir. Gruzdev eski bir politikacıdır. Masrafları partisi tarafından karşılanacaktır.

Sanat Kampı Turizmi


Fethiye ile Ölüdeniz arasında terk edilmiş bir Rum Köyü olan Kayaköy'de Mutlu ve Umut Ekiz kardeşlerin açtığı Sanat Kampı oldukça eğlenceli geçiyor. Kampa, Belçika, İtalya, İngiltere ve Güney Kore'den toplam 6, Türkiye'den de 13 sanatsever katılıyor.

Katılımcıların isteklerine göre fotoğraf, resim, seramik, yoga, ebru sanatı, ritim, kabak boyama, salsa, kilim dokuma, drama ve ahşap boyama çalışmalarının yapıldığı kampta, sanatseverler eğlenerek öğrenme ve tatil yapma imkanı buluyorlar. Kayaköy Sanat kampı kurucusu ve fotoğraf sanatçısı Faruk Akbaş, yeni dönem kampında fotoğrafçılık dersleri de veriyor.

Sanat atölyelerinde her gün öğleye kadar devam eden çalışmalar sırasında dünyanın dört bir tarafından gelen sanatseverler birbirleri ile dostluk da kuruyorlar. Kampın Fethiye'den katılımcılara ücretsiz olduğu açıklanırken, sadece sanat çalışmalarında kullanılan malzeme ücretlerine katkı istendiği kaydedildi.

Çimlendirilmiş geniş bir alan içinde kurulan kampta restore edilmiş taş pansiyon odaları ile çadırlarda konaklayan sanatseverler, 'Kendimize ayrı bir tatil seçeneği sunalım istedik. Sadece güneş, deniz değil, bir şeylerle meşgul olup, doğal ortamda zaman zaman çevreyi de gezip, öğrenerek, tatil yapıyoruz' dediler.

Güney Kore, İtalya ve Belçika'dan kampa katılanlar da çok mutlu olduklarını belirterek, 'Türkiye'nin en güzel tatil yöresinde bulunmaktan keyif alıyoruz. Ayrıca Türk dostlar da edindik' dediler.

Kayaköy Sanat Kampı'na katılanlar, doğa yürüyüşleri ve çevre gezilerine de katılıyorlar. Kamp kurucusu Faruk Akbaş, 'Bu kampı geliştirerek devamını sağlayan Mutlu ve Umut Ekiz kardeşlere teşekkür ederim' dedi. Kamp yeri olarak seçilen Fethiye ile Ölüdeniz arasında terkedilmiş bir Rum köyü olan Kayaköy, mimari yapısı, dar sokakları, kiliseleri ve doğasıyla etkileyici bir atmosfere sahip. Çevresi çam ormanlarıyla kaplı köyden 20-25 dakikalık yürüyüşlerle Akdeniz'in dantel gibi koylarına ulaşılıyor. Kayaköy'ün yakınlarında antik dünyanın önemli kent kalıntıları ve ören yerleri bulunuyor.

Mağara Turizmi


Dünyadaki diğer ülkelere göre 'mağara cenneti ülke' durumunda olan yurdumuzda yaklaşık 40.000 adet mağara bulunmaktadır. Mağara oluşumları bakımından önemli bir jeolojik-jeomorfolojik nitelik olan karstlaşma (karstik alanlar) ülkemizde Batı ve Orta Toros Dağlarında (Muğla, Antalya, Isparta, Burdur, Konya, Karaman, İçel ve Adana ) yer almaktadır. Türkiye'nin en uzun ( Beyşehir Gölü batısındaki Pınarözü Mağarası, 16 km) ve en derin mağaraları (Anamur'un kuzeyinde Çukurpınar Düdeni, 1880m) bu dağ kuşağı üzerindedir.

Ülkemizde mağara araştırmaları 1964 yılında kurulan Mağara araştırma Derneği (MAD) tarafından başlatılmıştır. Daha sonra ilk üniversite kulübü olan 1973 yılında Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü ( BÜMAK ) kurulmuştur. 1979 yılında MTA Jeoloji Etütleri Dairesi bünyesinde kurulan Karst ve Mağara Araştırmaları Birimi, bugün mağara araştırmalarının büyük bir bölümünü gerçekleştirmektedir.

Günümüze kadar tüm yerli ve yabancı mağaracı gruplarının inceleyerek belgelendirdiği mağara sayısı 800'dür.

Tatil HeybeliADA


Bu kez istikametimiz Halki Ada, yani Heybeliada. Uzaktan baktığımızda gerçekten bir heybeye benziyor. Vapur adaya yaklaşırken bunu bizzat görebiliyorsunuz. Burada şehirden, gürültüden ve tabii trafikten uzak bir gün geçirebilirsiniz.

Heybeliada'ya ulaşım Kabataş, Sirkeci ve Bostancı iskelelerinden kalkan vapur ve denizotobüsü ile sağlanıyor. Eğer vapur başka bir adaya uğramazsa, Heybeliada'ya Bostancı'dan yaklaşık yarım saat süren keyifli bir deniz yolculuğu sonunda ulaşıyorsunuz.

İskeleye yaklaşırken, sahildeki Deniz Lisesi'ni, yani eski Bahriye Mektebini göreceksiniz. Bu okulun orada olmasından mı bilinmez, vapurdan iner inmez Heybeli'nin , Büyükada ile ne kadar farklı olduğunu görüyorsunuz. Çok daha az gürültü, daha az kalabalık bir ada karşılıyor sizi... Heybeli biraz sanki sakinliğin adası gibi...

İskeleden faytonculara doğru yürürken, çay bahçesinde, Orhan Pamuk'u görüyoruz. Karşısında martılar, aldığı notlara dalmış ama dayanamıyoruz ve hemen soruyoruz, nedir Heybeli'yi sizin için bu kadar özel yapan?
Ve hemen cevap veriyor bize: "Ben doğduktan iki hafta sonra Heybeliada'ya bundan aşağı yukarı 50 yıl önce gelmişim. O zaman bu zaman hep gelirim. Burası yazları benim hayatımin merkezidir. Hala da çok seviyorum. Yazları burada geçiriyorum. Çok da memnunum. Öteki adalar biraz daha orta yukarı sınıfların zenginliklerini gösterme yeridir. Burası daha çok insanların tatil yaptığı dinlediği gerçek bir tatil yeridir. Bir de İstanbul'u olduğu gibi, burayı tanıyorum ve burası artık vücudumun bir parçası olmuş. Buraya alışmışım. Onun için seviyorum. Gerçekten sevdiğiniz yerleri ve kişileri neden sevdiğimizi bilmeyiz, bilmek de istemeyiz. "

Orhan Pamuk'u yakalamışken sorulmaz mı hemen, "nereyi mutlaka görmek lazım Heybeli'de " diye... Çamlimanı'na mutlaka gidin diyor bize ve Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Çamlimanı'nda geçen hikayesini hatılatıyor.
Biz de hemen Orhan Pamuk'un tavsiyesine uyuyoruz ve faytona biner binmez, arabacıya, Çamlimanı'na gitmek istediğimizi söylüyoruz.
Biz Çamlimanı'na faytonla gidiyoruz ama adayı keşfetmenin yolu yürümek tabii ki. Zaten daha yolda burayı görür görmez içiniz ferahlamaya başlıyor çünkü burası tam anlamıyla cennetten bir köşe.
Çamlimanı, özellikle haftasonları tekne ve yatlara ev sahipliği yapıyor. Hava o kadar temiz ki, Heybeli'nin simgesi niteliğindeki Sanatoryum da hemen Çamlimanı'nın üzerine kurulmuş.
Çam ağaçları ile deniz de o kadar güzel bir manzara oluşturuyor ki Çamlimanı'nda, buradan ayrılmakta zorlanıyoruz.
Faytonlar Heybeliada'nın vazgeçilmezi. Nefis bir manzara ve çam ağaçları eşliğinde adayı dolaşmak son derece keyifli.
Çamlimanı yakınında Heybeliada'nın en ünlü manastırlardan biri olan Terk-i Dünya manastırına da uğruyoruz. Manastır, hakikaten adına yakışır bir sessizlik içinde.

Türk edebiyatının önemli isimlerinden Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi Gürpınar da yıllarca Heybeliada'da yaşamış. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın ağaçlar içindeki evi şimdi müze haline getirilmiş.
İsmet İnönü'nün evinin önünden de geçiyoruz faytonla. Biraz bakımsız kalmış ev doğrusu ama müze olarak gezilebiliyor.
Halki Palas Oteli sadece Heybeliada'nın değil, İstanbul'un da en eski otellerinden biri. Eski ama geçirdiği yangından sonra son derece konforlu ve modern bir şekilde restore edilmiş. Biz de burada kalmasak bile balkonunda bir çay içelim diyoruz.
Halki Palas, ikinci derecede tarihi eser olduğu için, yangından sonra dışı tamamen eskisine göre yapılmış. Odalarıysa her türlü donanıma sahip. Bazı odalar deniz veya çam ormanı manzaralı.
Otelin lobisinde birisi size ıslık çalarsa sakın şaşırmayın. Halki Palas'ın papağanı Koko'dur nasılsa...
Heybeliada'nın en yüksek tepelerinden biri olan Ümit Tepesi üzerindeki Ruhban Okulu da mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden. Ama önce mutlaka özel izin alınması gerekiyor.
Dünyaca ünlü eski Ruhban Okulu'nun yani Papaz Okulu'nun bahçesinde manzara muhteşem. Hem bahçe hem de okulun binası gezilmeye değer.
Heybeliada'da birçok farklı yerden denize girmek mümkün. Sadık Bey Plajı da bunların içerisinde en eskisi. Burada Burgazada'yı ve Kaşıkadası'nı karşınıza alıp deniz keyfi yapabilirsiniz.
Sadık Bey Plajı, İsmet İnönü'nün ünlü çivileme atlayışlarını yaptığı yerlerden biri. Hala genç yaşlı birçok adalı buradan denize giriyor.
Plajın yukarısında Değirmen Burnu piknik alanı var. Burası adını tepedeki eski değirmenden alıyor.
Tepeleri çevreleyen yollarda, çamların içerisinde güzel ve manzaralı yürüyüş güzergahları da çok. İster faytonla küçük ya da büyük tur yapın, ister yürüyün, adanın büyük bölümünü bir günde keşfedebilirsiniz.
Heybeli'nin lokantaları denizin kenarında Yalı Caddesi üzerinde sıralanıyor. Mavi Restaurant da balık lokantaları içinde en iyilerden biri. Menü de tabii ki balık ve deniz ürünleri ağırlıklı.
Heybeli'deki sıra sıra balık lokantalarının hemen hepsi benzer menüler sunuyor. Üç kardeşin, Nigar, Fikriye ve Faruk kardeşlerin işlettiği Mavi Restaurant kendi hazırladıkları zeytinyağlıları ile ünlü. Mavi'de fava, karidesli börek ve iskorpit salatasının tadına bakmakta yarar var.
Kediler de nasibini alıyor tabii balıklardan, etraf balık lokantası dolu olunca. Yemekler leziz, manzara şahane, ama manzarayı bozan deniz otobüsü iskelesini görmezden gelirseniz tabii. Sahilde tam ortada kurulmuş olan iskele görüntüyü bozuyor doğrusu.
Heybeliada'da geçen bir günü özetlemek için bence tek bir kelime var: Huzur. Bunu adanın her köşesinde hissedebiliyorsunuz. İşte bu yüzden Heybeli'yi bırakıp şehrin karmaşasına dönmek çok zor geliyor.
Heybeli'den ayrılmak gerçekten zor ama geç saatlerde de vapurlar var. Heybeli'den Bostancı'ya son vapur gece saat ikiye çeyrek kala.

ULAŞIM
Kabataş, Sirkeci ve Bostancı iskelelerinden kalkan vapur ve deniz otobüsü ile gidiliyor. Bostancı'dan yaklaşık 45 dakika sürüyor.


YEMEK
Halki Restaurant - 0216 351 02 02
Mavi Restaurant - 0216 351 01 28
Gökşin's Restaurant - 0216 351 13 88
Başak Restaurant - 0216 351 12 89
Park Restaurant - 0216 351 85 00


KONAKLAMA
Halki Palas - 0216 351 00 25
Halki Prenset Pansiyon - 0216 351 00 39


AKLINIZDA BULUNSUN
Orhan Pamuk öneriyor: Heybeli'de mutlaka çam limanını gezin.
Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın ağaçlar içindeki evi şimdi müze haline getirilmiş.
Halki Palas Oteli sadece Heybeliada'nın değil, İstanbul'un da en eski otellerinden biri.
Heybeliada ruhban okulunu ziyaret için önceden izin alınması gerekiyor.
Sadık Bey Plajı Heybeliada'nın en eski plajlarından.
Plajın yukarısında Değirmen Burnu piknik alanı var.
Heybeli'nin lokantaları denizin kenarında Yalı Caddesi üzerinde sıralanıyor.
Heybeli'den Bostancı'ya son vapur gece saat ikiye çeyrek kala.

Hafta Sonu Tatile Nereye Gidilir ?


İş hayatının stresinden kurtulmak için küçük kaçamaklar yapmak herkesin hakkı. Havaların serinlemesine az bir zaman kala, jüri üyelerimiz hafta sonunda gidilebilecek en keyifli, huzurlu ve kolay ulaşılabilecek tatil yerlerini belirledi..

Kaz Dağları (Balıkesir)

Biga Yarımadası'nda bulunan Kaz Dağları, Edremit Körfezi'nin kuzeyinde 60-70 km boyunca uzanıyor. Mitolojik öykülere ev sahipliği yapan bu bölgede, Zeus'un Truva Savaşı'nı seyrettiğini yazar Homeros İlyada destanında. Temiz havayı özleyenlerin tercih etmesi gereken yerlerden olan Kaz Dağları, tam bir oksijen deposu. Gezi programı hazırlayan Heves Atasoy "Yenilenmek için ideal. Yeşilyurt Köyü'ndeki butik otellerde kalınabilir. İstanbul'dan Bandırma feribotuyla ulaşım ise oldukça kolay," diyor. Diğer jüri üyeleri Buket Uzuner, Fem Güçlütürk ve Ayşe Yağcı konaklamak isteyenler için Zeytinbağı Otel'i öneriyor. Yağcı bu oteli beğenme sebeplerini şöyle açıklıyor: "Özenle hazırlanmış odaları, yemek ve botanik turlarıyla, geleneksel konuk ağırlama sanatını yaşatıyor."

Zeytinbağı Otel Tel: (0266) 387 37 61

Alaçatı (İzmir)

Sörfçüler açısından dünyanın yedi önemli parkurundan biri olarak kabul edilen Alaçatı, son yıllarda yaz tatillerinin favori yerleri arasında sayılıyor. İzmir'den yarım saatte ulaşabileceğiniz Alaçatı, konaklama açısından da zengin bir bölge. Burada kalmak isteyenler için Taş Otel'i öneren Oğuz Aydemir "Kimi misafir ettiyse inanılmaz etkisi altında bırakıyor," derken Nihat Odabaşı, "Bir tatilde önemli olan kendinizi evinizde gibi hissetmenizdir. Taş Otel de ince detayları, zarifliği ve naifliğiyle bunu inanılmaz güzel yaşatıyor," diyor. Alaçatı'yı kışın da çok sevdiğini belirten Zeynep Subaşı ise Sailors Otel'i tavsiye ediyor ve şunları söylüyor: "Sailors Otel'i servisi, mimarisi ve bahçesiyle huzurlu buluyorum."

Taş Otel Tel: (0232) 716 77 72,

Sailors Otel Tel: (0232) 716 8821


Bozcaada (Çanakkale)

Doğal ve tarihi güzellikleri bir arada barındıran Bozcaada, tertemiz denizi ve huzur veren ortamıyla, ideal bir tatil yeri. Şarap fabrikaları, adanın tarihini ortaya koyan Bozcaada Müzesi ve Ayazma, adadaki görülmesi gereken yerlerden. Bozcaada'yı tercihleri arasında söyleyen Zeynep Subaşı, "Rengigül Pansiyon'da kalıyorum. Tercihimde Özcan Hanım'ın hazırladığı kahvaltının da payı var," derken Timur Bayındır Otel Sardunya'yı öneriyor. Ayşe Yağcı ise bir zamanlar Madam Katina'nın yaşadığı eski bir Rum Evi olan Hotel Katina'nın küçük odalarını sevdiğini söylüyor.

Rengigül Pansiyon Tel: (0286) 697 81 71,

Otel Sardunya Tel: (0286) 697 88 82,

Hotel Katina Tel: (0532) 236 24 21

Cunda Adası (Balıkesir)

Kuzey Ege'nin gözde tatil yörelerinden Cunda Adası, taş binalarının yanı sıra Midilli ve Girit mutfağıyla ünlü. Konaklamak için Altay Butik Pansiyon'u öneren Buket Uzuner, "Girit göçmeni bir ailenin kurduğu bu pansiyon, kafa dinlemek için ideal," diyor. Heves Atasoy ise "Taş evler arasında dolaşmak zevkli. Ortunç Otel'de kalınabilir. Dönerken zeytinyağı almayı unutmayın," diyor. Nihat Odabaşı'nın önerisi de hafta sonu için bir taş ev kiralamanız. İstanbul'dan Cunda'ya gitmenin en kısa yolu İDO'nun Bandırma'ya giden feribotlarından faydalanmak.

Altay Butik Pansiyon Tel: (0266) 327 10 24,

Ortunç Otel Tel: (0266) 327 11 20

Tirilye (Bursa)

Tirilye, tarihi çok eskiye dayanan bir yerleşim yeri. Günümüzdeki ismi Zeytinbağı ama daha çok Bizans'tan kalma Tirilye adıyla anılıyor. Yöre sakinleri zeytincilikle uğraştığı için sonradan Zeytinbağı adını almış. Oğuz Aydemir Savarona Pansiyon'u, Nükhet Everi Tirilye Otel'i öneriyor. Tirilye, Saffet Emre Tonguç'un da favorileri arasında.

Hotel Tirilye Tel: (0224) 563 22 20,

Savarona Pansiyon Tel: (0224) 563 26 08

Büyükada (İstanbul)

Prens Adaları'nın en büyüğü olan Büyükada'da Aya Yorgi'nin yanı sıra Hristos Kilisesi, Ayios Dimitrios Kilisesi ve Hamidiye Camisi gibi yapıları ziyaret etmelisiniz. Zeynep Subaşı Ada'ya gidenlere "Faytona binin," diyor ve ekliyor: "Naya Retreats yeni açılan bir mekân. Yoga programları da sunuyor." Heves Atasoy ise Aya Nikola Butik Pansiyon'u öneriyor.

Naya Retreats Tel: (0216) 382 45 98,

Aya Nikola Tel: (0216) 382 41 43

Safranbolu (Karabük)

Adını bu bölgede yetişen safran bitkisinden alan Safranbolu, tarihi evleri ve konaklarıyla dikkat çekiyor. Türkiye'de koruma altında bulunan 40 bin eserden bin 200'ü Safranbolu'da bulunuyor. Fem Güçlütürk "Paşa Konağı'nı görmelisiniz," diyor. Saffet Emre Tonguç'a göre Havuzlu Konak ve Gülevi konaklamak için ideal.

Paşa Konağı Tel: (0370) 725 35 72,

Havuzlu Konak Tel: (0370) 725 28 83,

Gülevi Tel: (0370) 725 46 25

Assos (Çanakkale)

Jüri üyelerimiz Ayşe Yağcı ve Saffet Emre Tonguç'a göre Assos, iki günlük bir tatil için tercih edilebilecek yerler arasında. Tonguç, Assos için "Sahilde bir kafeye oturup, burada üç yılını geçiren Aristo'yu düşünmelisiniz," diyor ve kalmak için Kaldera Otel'i öneriyor. Ayşe Yağcı ise Biber Evi Otel'i tercih ediyor. İstanbul'dan Assos'a gitmek için Yenikapı- Bandırma feribotu kullanılabilir.

Biber Evi Otel Tel: (0286) 721 74 10,

Kaldera Otel Tel: (0286) 723 44 20

Kerpe (Kocaeli)

Kerpe, Karadeniz'in en kuytu koylarından birine kurulu, orman içinde bir belde. Nükhet Everi'ye göre Kerpe'nin en önemli özelliği mavi bayraklı plajlara sahip olması. Everi, "Ormanlık oluşu ve dalgalı denizi oldukça etkileyici. Otel Kerpe'de kalınabilir," diyor. Heves Atasoy ise "İstanbul Çamlıca gişelerinden çıktıktan bir buçuk saat sonra Kerpe'desiniz," diyor ve Varuna Otel'i öneriyor.

Otel Kerpe Tel: (0262) 561 25 82,

Varuna Otel: (0262) 561 28 00

Şile (İstanbul)

İstanbul'a yakınlığıyla rağbet gören bir tatil merkezi olan Şile'nin en popüler yerlerinden biri Kumbaba kamping alanı. Kumbaba'nın plajının çok güzel ve kumunun çok ince olduğunu söyleyen Timur Bayındır, konaklamak için Değirmen Otel'i öneriyor. Buket Uzuner'e göre konaklamak için 80 kişilik kapasitesi olan Alesta Butik Otel ideal.

Değirmen Otel Tel: (0216) 711 50 48,

Alesta Butik Otel Tel: (0216) 721 75 95

Diğerleri

Beypazarı (Ankara) Bodrum (Muğla) Cumalıkızık (Bursa) Dalyan (Çeşme) İnkumu (Amasra) İshaklı Köyü (Beykoz) Kapadokya (Nevşehir) Kartalkaya (Bolu) Kilyos (İstanbul) Maşukiye (Kocaeli) Mürefte (Tekirdağ) Olimpos (Antalya) Polonezköy (İstanbul)


Abant
Doğanın bütün güzelliklerini içinde barındıran Abant özellikle şehir karmaşasından sıkılıp kaçmak isteyenler için muhteşem bir tatil yöresi.İster aracınızı parkedip hemen faytonla gezmeye başlayın, isterseniz önce yemeğinizi yiyip yürüyüşe geçin. Ya da kitabınızı alıp göl kenarına yerleşin.Bolu Dağına çıkarken yol boyunca et ızgara türü lokanta ve restoranlara sıklıkla rastlanıyor.Bunun yanısıra gölün üzerinde mangalda sucuk ve kırmızı şarap oldukça keyifli. Kır kahvelerinde sürekli sıcacık demli çay içebilir ve mis kokulu kahve keyfi de yapabilirsiniz.

Ağva
Bir yaninda Yeşilçay, diğer yaninda Göksu dereleri, yeşilin birçok tonunu içinde barindiran ormanlari ve Karadenize bakan üç kilometrelik kumsaliyla dikkat çeken Ağva, her ne kadar Istanbulla iç içe olsa da doğalliğindan hálá bir şey kaybetmedi. Ağvada bisiklet kiralayabilir, farkli bitki türlerini, Karadenize akan çaylari seyrederek koylara ulaşabilirsiniz. Jüri üyemiz Mehmet Kismetin “dantel” diye adlandirdiği koylarda değişik kivrimli birçok kaya çeşidi var. Ayrica tekne turlariyla Kilim Koyu ve Gelin Kayasi mutlaka gezilmesi gereken yerler.

Akçakoca
Yılın dört mevsiminde güzelliğin hakim olduğu Akçakocada gezilip görülecek yerler olduğu gibi yapılacak bir çok aktivite vardır. Piknik alanı olarak düzenlenen Cumayerinde kahvaltınızı yapıp, Mehmet Arif Köşkü ve mahalle evleri arasında hoş bir gezinti yapabilirsiniz. Sarp kayalıklarla kesilmiş sahil boyunca tracking, görülmeye değer Melen çayında rafting ve olta balıkçılığı yapılabilecek aktiviteler arasında. Eşsiz bir panaromaya sahip olan Ceneviz kalesi, İlçenin en yüksek bölgesinde yer alan Aktaş şelalesi, son yılların en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olan Fakıllı Mağarası ve mavi bayraklı plajıyla Akçakoca bahar mevsiminde tatil severleri bekliyor.

Likya yolu
Fethiyeden başlayip önce Kaş, daha sonra da Antalyaya kadar uzanan ve antik Likya kentlerini birbirine bağlayan patikalar zincirinden oluşan Likya Yolu, 1999 yilinda Ingiliz araştirmaci Kate Clow tarafindan hizmete açildi. Fethiyeden başlayip Kayaköy, Ölü Deniz, Tlos, Saklikent, Pinara, Leton, Kalkan, Kaş, Kekova, Demre, Finike, Olimpos ve Faselisteki bahar güzelliklerini görüp Antalyada sonlandirabileceğiniz rotanin en büyük özelliği denizin mavisi ve ormanin yeşilinin iç içe olmasi. Özellikle pembe tonlardaki orman güllerine dikkat. Rota, arzuya göre otomobille 4-5 günde ya da tekneyle bir haftada gezilebiliyor.

Gelidonya
Antalya Finike kıyısında yer alan ve üzerindeki fenerle daha bir güzel görünen Gelidonya Burnu, bir doğa harikası olduğu kadar, en hırçın dalgaların da mekanı. Derinliklerinde 13. yüzyıl sonlarına ait Gelidonya batığını barındırıyor. Ancak, bugün Taşlık Burnu olarak adlandırılan mevki, baharın tüm güzelliklerini görmeye başlamak için de iyi bir çıkış noktası. Eşsiz deniz manzarası, yemyeşil bir doğa, yürüyüş için çok güzel bir atmosfer sunuyor. Jüri üyelerimizden Kadir Kır, Kumlucaya gelmeden varacağınız Karaöz Beldesinden orman yoluna girmenizi öneriyor. Böylece baharın farklı çiçeklerini görecek, hem de yolun sonunda Gelidonya Feneri ve adaların manzarasına hayran kalacaksınız.

Halfeti
Urfaya bağli bir ilçe Halfeti. Birecik Barajinin sulari altinda artik ama hálá çok etkileyici. Firat Vadisinde ilerlerken, görkemli Rumkaleyi geçince, Savaşan Köyünün suyun içinden yükselen minaresini gördüğünüzde, bunun ne anlama geldiğini anlayabilirsiniz. Urfa Birecikten başlanan bu rotada size Firat Nehri eşlik edecek. Jüri üyelerimizden Özgür Koç yol boyunca özellikle yali çapkinlarina dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. Bu mevsimde Istanbula göre daha sicak olan bölgede Firat Nehri kenarindaki çay bahçelerinde mola vererek de doğanin keyfini çikarmak mümkün. Birecikten dolmuşla ulaşabileceğiniz Halfetiden Rumkaleye tekneyle ulaşabilir, aciktiğinizda teknede balik keyfi yapabilirsiniz.

Hıdırbey
Antakyadan Samandaği yönünde yola çikan araçla Batayas Köyü ayrimindan sağa dönün. Narenciye bahçeleri arasindan geçerek Hidirbey Köyüne ulaşin. Köy meydanindaki 650 yillik çinar ağacinin altinda çay molasi verin. Adi Hidirbey Çinari. Gövdesi öyle büyük ki, bir dönem içi kahvehane ve berber dükkani olarak kullanilmiş. Daha sonra, jüri üyemiz Haşim Ağcanin önerisini dikkate alarak bir kilavuzla yola çikin. Rotada Musa Dağinin eteklerine siğinmiş, Türkiyenin tek Ermeni köyü olan Vakifli da var. Vakiflinin bir özelliği de organik narenciye ürünleriyle Türkiyeye 1 milyon Euro ihracat geliri kazandirmasi. Her mevsim gezilebilen bölgede yediverenler gibi, hálá portakal veren ağaçlar görebilirsiniz.

Kerpe
Masmavi deniziyle sırtını çam ormanlarına yaslamış küçük bir Karadeniz köyü Kerpe.Bölge son derece elverişli bir coğrafi konuma sahip, denizi ise çocuklu aileler için ideal.Kerpe deki eşsiz güzellikteki “Kayalıklar” ise birçok insanın buraya gelmesi için geçerli bir neden. Tırmanarak ya da dalarak değişik heyecanlara açık olan Kerpe Kayalıklarında, ilginç mağaralara da ev sahipliği yapıyor. Özellikle kayaların altındaki boşluklar, dalış sporu meraklıları için ideal. Kaya tırmanışı, trekking, dalgıçlık, balıkçılık, hiking ve yüzme gibi uğraşlarla ilgileniyorsanız, Kerpe sizin için ayrı bir cazibeye bürünecek.

Kıyıköy
İstanbula 160 km uzaklıkta olan Kıyıköy Kırklarelinin şirin bir köyü.Karadenize bakan bir yükseltide ,Papuç ve Kazan derelerinin ortasında bulunan Kıyıköye İstanbuldan yola çıktığınızda Çerkezköy istikametinden Saray istikametine dönerek ulaşabilirsiniz.Kullanacağınız yolun manzarası tek kelime ile harika.Hem yolda dinlenmeniz, piknik yapmanız hem de temiz havayı soluyarak kafanızını dinlemeniz mümkün.Doğa gezileri ve trekking severler bu tarihi köyün keyfini günübirlik de olsa yaşıyorlar. İlkbahar ve yaz aylarında büyük rağbet gören Kıyıköyde balık yemenin de tadı başka.

Murtiçi-Gembos-Behşehir
Manavgat Akseki yolundan ulaşilan Murtiçi Kanyonundan başlayan rota 1800 metreye kadar ulaşiyor. Jüri üyemiz Faruk Akbaş, “Lokal endemik çiçeklerin bulunduğu yolda birbirinden ilginç orkideler yalnizca bu yolun yolculari içindir” diyor. Gembos yaylasinin kardelenleri ve düğün çiçekleri ise baharin geldiğini gösteriyor. Yolun sonunda varilan Konya ili sinirindaki Behşehir Gölü ve Leylekler Vadisi ise su kuşlari ve nesli tükenmekte olan kara leyleklerini görmek için ideal.

Mürefte
Marmara Denizinin tüm ışıltısını seyretme imkanı sağlayan bu küçük kasabaya yapacağınız yolculukta ilk olarak göze çarpan eski ismi Hora olan fener.Denizin ve bağların tam ortasında yer alan feneri dolaştıktan sonra deniz,üzüm ve kekik kokularının arasında tüm cazibesiyle Mürefte karşılayacak sizi.Tanık olduğu doğal afetler ve yangınlardan sonra tarihi yapısının büyük bölümünü kaybetmiş olan kasaba eşsiz doğal güzellikleri ve tadına doyulmayan mutfağı ile müthiş bir konaklama yeri.

Narvan
Yıldırım Güngörün “gökyüzüne uzanan sihirli merdivenler dünyasi” olarak nitelediği Narman, nami diğer Kizil Kanyon, Erzurum-Artvin yolu üzerinde yer aliyor. Türkiyenin bir başka Kapadokyasi. Peribacalarina benzer oluşumlari var. Insan boyunu kat kat aşiyor ve gün batarken kanyona adinin hakkini veren bir renk katiyorlar. Narman-Pasinler karayolunun 12. kilometresinde kendini göstermeye başlayan kirmizi peribacalarinin en iyi gözlendiği yer ise Yoldere Köyü. Buradaki vadi içinde yapilacak iki saatlik yürüyüş, doğa severlere farkli bir görsel şölen sunuyor.

Polenezkoy-Cumhuriyetkoy-Saklıkoy
Rotanın ilk durağı olan Istanbula bağlı Polonezköy temiz, ferah ve rahatlatici havasi, doğal güzellikleri ve özellikle kiraziyla taninir. Istanbulun yanibaşindaki Polonyada çok güzel mekanlar ve yemekler de bulabilirsiniz. Cumhuriyet Köyü Polonezköyden yaklaşik 10 km. ileride. Kir lokantalari, piknik alanlariyla insana bahari müjdeliyor. Bu güzergahta ağaçlar içinde çok güzel oteller, “kendin pişir kendin ye” mekanlari, yürüyüş yollari, at binmeyi sevenler için çiftlikler, ormanlar yer aliyor. Yolculuğunuz sirasinda yeşilin her tonunu görebilir ve kestane, ihlamur ağaçlarinin ön planda olduğu Sakliköye doğru ilerleyebilirsiniz. Balik tutmayi sevenler için de uygun bir yer.

Safranbolu
Adını bu bölgede yetişen “safran” bitkisinden alan tarihi evleri ve konakları çoktan safranı geride bıraktı bile. Türkiyede koruma altında bulunan 40 bin eserden 1200 tanesi, mimari dokusu içindeki evlerin kapı tokmakları da ayrı bir yer tutan Safranboluda bulunuyor. Unesconun Dünya Mirası listesinde yer alan “Müze Kent” Safranbolu gezi severlerinde ilk tercihleri arasında yer alıyor. Geleneksel Türk toplum yaşantısının tüm özelliklerini yansıtan ve çevresel dokusunu koruyarak günümüze kadar yozlaşmadan gelebilen Safranbolu, Dünya Mirası listesine alınan ve Türkiyede koruma altındaki 40 bin eserden 1200′üne sahip.

Sapanca
Yeşilin İnanılmaz güzellikte ki tonları ile Sapanca gölü benzeri bulunmayan bitki dokusu ile konuklarına hem şifa hem de dinlenme olanağı sunuyor.Hafta içi veya haftasonu gezisi için Sapancayı tercih edenler bölgede bulunan restoran ve kluplerde çerkez peyniri,köy yumurtası ve yöresel lezzetlerle donatılmış olan açık büfelerde kahvaltı imkanı bulabiliyor.Bölgede uzak şehirlerden gelenler için konaklama hiznmeti veren iki tesis yer alıyor.Temiz havanın ve doğanın kucağında dinlenmek isteyenler için Sapanca tatilin ilk adresi.

Yuvacık
İzmit sınırları içinde yer alan bölge kendine has yemekleriyle doğa severlere ev sahipliği yapıyor.Yuvacık da akan şelaleler üzerine kurulan masalarda balık yemenin tadına varırken, nehir boyunca yürüyüş keyfi yaşayabilirsiniz.Yemyeşil ormanlarında kuş sesleri arasında huzur bulabileceğiniz mekan İstanbula sadece 150 km uzaklıkta.

Ihlara Vadisi
Hasan Daği volkanindan püsküren lavlarin soğumasiyla oluşan çatlaklar ve çökmelerle meydana gelen Ihlara Vadisi, 14 kilometre uzunluğunda ve yüksekliği yer yer 110 metreye ulaşan bir kanyon. Kayalara oyulmuş mezar ve kiliseleri seyrede seyrede dolaşirken Kapadokyaya has büyüyü hissedeceksiniz. Önce Selimeye, oradan da Kapadokyaya ulaşabileceğiniz vadi, her ne kadar bu mevsim biraz serin olsa da, barindirdiği farkli bitki çeşitleri ve tarihi mekanlariyla görülmeye değer. Kapadokyadan balona binmek de ayri bir deneyim. Ihlara Vadisine Nevşehirden Aksaraya giderken, Aksaraya 11 km. kala sola, Güzelyurt yoluna dönerek ulaşmaniz mümkün.

İstanbul Boğazı
Karadeniz ve Marmara Denizini birbirine bağlarken Avrupa ve Anadolu yakalarini birbirinden ayiran Istanbul Boğazi, özellikle bahar mevsiminde açan erguvan ve mor salkimlariyla daha güzel. 30 kilometrelik doğa harikasi hem sahilde yürüyerek, hem tekneyle gezerek, hem de otomobille yedi tepesi dolaşilarak gezilebilir. Ve yapacak öyle çok şey var ki; Rumelihisarinda kahvalti, Kanlicada yoğurt, Beylerbeyinde çay, Ortaköyde akşam içkisi ve dilediğiniz herhangi bir durakta balık-rakı…

Silivri
İstanbulun batıdaki giriş kapısı olma niteliğini taşıyan silivri sahip olduğu doğal güzellikler göz önüne alındığında turizm konusunda oldukça önemli bir yere sahip.45 kilometre uzunluğundaki sahil şeridi yüzmek ve serinlemek isteyenler için çekici bir mekan.Sahil şeridinin bazı alanlarında oluşturulan park ve gezi yerleri, ilçeye gelen misafirlere dinlenme ve eğlenme imkanı sağlıyor. Deniz sporlarına meraklıysanız, Silivri kıyıları sizin için bir cennet.

Amasra
Fırtınasından soğuğuna, sıcağından doğasına iklim ve coğrafyanın el ele yaşandığı liman şehri Amasra turizmin yeni ismi niteliğinde.İstanbula 420 km uzaklıkta olan bu sevimli kasabada birbirinden konforlu otellerde kalabilir,düzenlenen tekne turlarıyla engin mavilikte yolculuk yapabilir yada bölgede bulunan restorantlarda yöre yemeklerinin lezzetine varabilirsiniz.

Şavşat-Yusufeli-Borçka
Artvin,ili ikiye bölen Çoruh nehri, dik yamaçlı uzun vadileri, birbiri ardına sıralanmış yüksek dağları, balta girmemiş doğal ormanları, kemer köprüleri, geleneksel mimarisi ve festivalleri ile çeşitli turizm değerlerini içinde barındıran otantik bir turizm kenti. Artvine gittiğinizde Kaçkar ve Karçal dağlarına tırmanabilir,bölgenin değişik yörelerinde doğal güzellikler içinde bulunan trekking parkurlarında yürüyüş yapmanın keyfini yaşayabilir; Çoruh Nehri ve Barhal çayında rafting ile heyecanın doruklarına çıkabilirsiniz. Şavşat,Yusufeli ve Borçkada bulunan pansiyojn ve moteller ise doğa sever konukları ağırlamaya hazır durumda.

Bozcaada
Türkiyenin 3. büyük adası olma özelliğine sahip Bozcaada haftasonu kaçamağı için uygun alternatifler arasında yerini alıyor.İnce kumu ve uzunluğu nedeniyle tercih edilen Ayazma plajı tatil severlerin uğrak yeri.Bozcaadaya gittiğinizde moteller ve pansiyonlarda konaklayabilir,ada sokaklarındaki tarihi evlerin mistik havası içerisinde yürüyüş yapabilirsiniz.

Uzungöl
Maviyi ve yeşili buluşturan Uzun göl sahip olduğu turistik potansiyeli bakımından çok zengin. Çevrede trekking, kuş gözlem, botanik amaçlı turların yanı sıra daha yükseklerdeki dağların arasındaki göllere veya yakınlarındaki Şekersu, Demirkapı, Yaylaönü yaylalarına gezi düzenleme olanağı var.

Kaynak: http://www.ezberim.biz/turkiyeden-tatil-mekanlari/41573-hafta-sonu-tatile-nereye-gidilir/

Günü Birlik Tatil Darıca Hayvanat Bahçesi

Bu kez kaçıp, Darıca'ya Boğaziçi Hayvanat Bahçesi'ne geldik. Burası flamingoları, lamaları, dev kaplumbağaları ile pek alışılmış hayvanat bahçelerine benzemiyor. 

Yaz aylarında şehirden uzaklaşmanın başlıca yolu plaja, kumsala ya da ormanlara gitmek elbette. Ama keyifli bir gün geçirmek için Boğaziçi Hayvanat Bahçesi de özellikle çocuklu ailelere farklı bir alternatif sunuyor. 
Darıca'daki Özel Boğaziçi Hayvanat Bahçesi'ne gitmenin en kolay yolu TEM Otoyolu üzerinden. TEM'de Eskihisar sapağından sapılıyor. Çayırova-Bayramoğlu tabelalarından sonra, Eskihisar feribot tabelasını takip etmek gerekiyor. Darıca'ya saptığınızda Hayvanat Bahçesi'nin oklarını görüyorsunuz zaten. 

 İstanbul'dan yaklaşık bir saatte Boğaziçi Hayvanat Bahçesi ve Botanik Parkı'na varıyorsunuz. Ancak buraya gelen bir toplu taşıma aracı yok. Biz de arabamızı parkın girişinin karşısındaki otoparka bıraktıktan sonra hayvanat bahçesinin kapısından giriyoruz. İçeri girer girmez, buranın şimdiye kadar Türkiye'deki hayvanat bahçelerinden çok farklı olduğu anlaşılıyor. Zira Türkiye'de Avrupa Birliği Hayvanat Bahçeleri Birliği'ne üye tek park. 3 binin üzerinde hayvanın ve 500 çeşit bitki türünün bulunduğu parkın giriş ücreti 15 TL. 
 Boğaziçi Hayvanat Bahçesi'nde çocukların bir günü hiç sıkılmadan geçirebileceği birçok aktivite var. Oyun parklarının yanı sıra çocukların ördek ve tavşan gibi hayvanları sevebileceği küçük bir bölüm daha bulunuyor. Bir de ponylere binebilecekleri ufak bir parkur.
Parktan en çok keyif alanlar şüphesiz çocuklar. Dünyanın dört bir yanında gelen aslanları, sibirya kaplanlarını, flamingoları, balıkları ve daha birçok hayvanı heyecanla ve merakla izliyorlar. Çocuk parkında da değişik oyunlar oynayabiliyorlar. 
 Ama burası sadece çocuklar için ilginç değil elbette, anne babalar da en az çocuklar kadar keyif alıyor parkı gezerken. 
Parkta her kafesin önünde bilgi panoları var. Bu panolarda o kafesteki hayvanla ilgili birçok bilgiyi bulmak mümkün. 
 Pekçok hayvana rahat etmeleri için kendi iklim şartları sağlanmış. Buharlama,-yağmurlama sistemi ile suni yağmur yağdırılıyor ve farklı türlerin doğal ortamı korunuyor. Bazılarına ise renklerini korumaları için özel yemler veriliyor. 
 Güney Tropik Merkezi'nde farklı kuş türlerini görebilir, tropik bitkiler ve şelaleler arasında dolaşabilirsiniz. 
Sürüngenler Evi'nde ise dev piton yılanından ejderhalara kadar farklı sürüngen türleri var.
 Yanlarına gittiğinizde hemen size doğru uzanan devekuşları, diğer bütün hayvanlarla dost olan ördekler ve yemek için sıraya giren penguenler parkın en sevimlileri... Flamingoların, turnaların ve leyleklerin zerafeti ise çok etkileyici... 
 Fayton ya da akülü araba ile parkın içinde geziliyor. Çocuk parkından başlayan turda flamingolar, lamalar ve dev kaplumbağalar arasında gezmek son derece keyifli...


Parkı dolaşırken bir mola vermek istediğinizde, fast food türünde yiyecekler bulabileceğiniz kafeteryada birşeyler atıştırabilirsiniz. 
Doğada karşısına çıkanları affetmeyen çitalar bakıcıları ile birlikte son derece sakin duruyorlar yemeklerini yerken. Aslanlar Savaş ve Barış, Sibirya kaplanları Erkan ve Cassandra da parktaki diğer bütün hayvanlar gibi sağlıklı ve mutlu görünüyor. 
 Burada her hayvanın farklı bir beslenme şekli var. Mesela zürafa meyve ve sebze ve ot çeşitleriyle besleniyor. Bu yüzden dışarıdan gelen ziyaretçilerin hayvanlara yem vermesine izin verilmiyor. 
 Boğaziçi Hayvanat Bahşesi aynı zamanda bir kuş cenneti. Nadide papağanları ve kuzey tropik merkezi'nde ormanlık bir ortamda serbest dolaşan farklı kuş türlerini görmek mümkün. 
Parkın ayıları Buba ve Yumoş'a, sıcakta serinlemeleri için biraz su tuttuktan sonra, şempanzelerin, zürafaların ve zebraların bulunduğu bölüme doğru gidiyoruz. 
 Boğaziçi Hayvanat Bahçesi'nde prensip olarak doğadan yakalanmış hiçbir hayvan yok. Buradaki tüm türler bir hayvanat bahçesinde doğup büyüyenler. Mesela zebralar İsviçre'den Walter Zoo'dan buraya getirilmiş.
Şempanzelerin açık oyun alanlarını yukardan izliyoruz. Burası da parkın en çok ilgi çeken bölümlerinden biri. 
 Darıca Hayvanat Bahçesi'nde geçen bir gün, hem eğlenceli hem de dinlendirici. Zaten buraya gelenler de bildikleri hayvanat bahçesi fikrinin tamamen değiştiğini söylüyor. Yöneticiler isteği ise parkın yaşatılması için ziyaretçilerin az da olsa katkıda bulunmaları...
 Biz de zürafaları besledik, çeşit çeşit hayvan türlerini gördük, faytonla parkı dolaştık ve Darıca'da da akşamı ettik. Dönmeden Hayvanat Bahçesi'nin kapısındaki hediyelik eşya dükkanına da uğruyoruz. Hayvanat Bahçesi'ndeki hemen hemen bütün türlerin oyuncaklarını buradan almak mümkün. Biz de bugünün hatırasına bir penguen atıyoruz çantamıza ve şehre doğru yola koyuluyoruz... 
 Boğaziçi Hayvanat Bahçesi 
0262 653 13 74 



Kaynak: http://www.ezberim.biz/turkiyeden-tatil-mekanlari/74072-gunubirlik-tatil-darica-hayvanat-bahcesi/