Sivas Tarihi YerLer ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Sivas Tarihi YerLer

TARİHİ CAMİİLER


Ulu Camii : Kendi adı ile anılan mahallededir. Sivas müzesinde bulunan kitabesine göre 593 H.(1196-1197M.)yılında Kızılarslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır. 31*54m. iç ölçülerinde ve yaklaşık 1674m2'lik bir alana oturan
dikdörtgen planlı camiinin üst örtüsü düz dam şeklindedir. Güney duvarına dik olarak uzanan 11 sahanlı asıl ibadet alanında toplam 50 yığma ayak bulunmaktadır.
XIII. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen tuğla örgülü, silindirik gövdeli minaresinde 116 basamakla çıkılmaktadır. Sekizgen kaidesinde kufı yazı şeritleri firuze renkli sırlı tuğladandır. Gövdede kilitli örgü sistemi aralıksız devam eder. Kaide, gövde ve şerefe altı firuze renkli çinilerle süslenmiştir.
Kale Camii : İlimiz Selçuk Parkı içerisindedir. III. Sultan Murat’ın vezirlerinden Sivas Valisi Mahmud Paşa tarafından 1580 yılında yaptırılmıştır. Asıl ibadet alanı kare planlı, üzeri yüksek bir kubbe ile örtülüdür. Beden duvarları kesme taşlarla inşa edilen camiinin kuzeybatı köşesinde yer alan tuğla örgülü minaresi on altıgendir.
Plan tertibi, mimari üslubu, süsleme elemanları ve ince uzun, zarif minaresi ile Sivas'taki Osmanlı camilerinin en güzelidir. Bu camilerimizden başka diğer camilerimiz ise; Meydan Camii(1564), Aliağa Camii(1589), Alibaba Camii(XVI.Yüzyıl) sayabiliriz.


Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası

Sivas İlinin Büyük İlçelerinden biri olan Divriği; Hitit İmparatorluğundan itibaren iskan görmüş önemli bir yerleşim merkezidir. İlçede bulunan zengin demir madenlerinin Mezopotamya? ya ihraç edilmesi ilçenin zenginliğini artırmıştır. Bu nedenle ilçe tarihin her döneminde önemli bir yerleşim merkezi olmuştur.

Roma ve Bizans dönemlerinde de önemini yitirmeyen İlçe; Bizans devrinde Tepbrike olarak yaygın bir hal almış ve Türklerce Divrik adıyla anılmıştır.

Mengücekoğullarından Ahmet Şah ile Melike Turan tarafından M. 1228 tarihinde yaptırılmıştır.
Yapılara ait H. 641 M. 1243 tarihli vakfiye bulunmaktadır. Camiye bitişik olarak inşa edilen darüşşifanın meydana getirdiği dikdörtgen planlı yapı bloğu, Divriği Kalesi?nin bulunduğu kayalık tepenini güney batı yamacında doldurularak tesviye edilmiş eğimli bir arazide bulunmaktadır.

Divriği Ulu Camii ile Darüşşifası birbirine bitişik iki ayrı işlevli yapıdan meydana gelmiştir. Bu eşsiz anıt Anadolu Türk tarihinin en önemli yapısıdır. Görkemli anıtın yeri siluet olarak çevresine uyumu da düşünülerek seçilmiştir. Mimari etkileri ouşturan komposizyon, cephe güzelliği, malzeme seçimi, plastik anıtsal etki, ışık ve gölge yönünden de üstünlük taşır.

Albert Gabriel " Anadolu Türk Anıtlarının en dikkate değer olanı Divriği Ulu Camidir" demektedir. Voin Berchem " İslam sanatının en hayret ve hayranlık uyandırıcı eserlerinden biri Divriği Ulu Camii''dir " demektedir.



UNESCO tarafından 1985 yılında Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilen ve Avrupalı Bilim Adamlarınca ?Anadolu?nun El Hamra?sı? olarak kabul edilen Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası?nın onarımına yönelik çalışmalar Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü İle Sivas Valiliği tarafından yapılan protokol gereği yürütülmektedir

ULUCAMİ VE AHŞAP MİNBERİ
Divriği Ulucami ve Darüşşifası Divriği Kalesi’nin güneyinde, Iğımbat tepesinin batı eteğinde yükselmektedir. Divriği Ulucami, Kale Camiini yaptıran Mengücek beyi Şahinşah’ın torunu ve Süleyman Şah’ın oğlu Ahmed Şah tarafından 1223 yılında yaptırılmaya başlandı. Anıtın baş mimarı Ahlatlı Hürremşah’tır. Caminin mükemmel bir işçilikle yapılmış olan ahşap minberi, Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed adlı bir sanatkara aittir ve 1240 tarihini taşımaktadır. Ulucami’nin orijinal vakfiyesinin tarihi ise 1243 olup, anıtın yapımı oldukça uzun sürmüştü.
UNESCO’nun koruma çalışmaları kapsamında yürütülen “Dünya Kültür Mirası” listesinde Türkiye’den dokuz doğal ve kültürel varlık bulunmaktadır. 1985 yılında, bu listede yer alan ilk üç varlık içinde olan Divriği Ulucami ve Darüşşifası, özgün mimarisi, estetik, kültürel ve evrensel değeri ile ayrıca, 13.yy.da kadın-erkek eşitliğini de simgeleyen bir anıt olarak bu listeye alınmaya layık görülmüştü. Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan diğer doğal ve kültürel varlıklar içinde Divriği Ulucami ve Darüşşifası eser olarak (diğerleri SİT alanıdır) tektir.


MEDRESELER


Şifaiye Medresesi
Taç kapısı üzerinde yer alan kitabesinde Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus tarafından 1217 M. yılında inşa ettirildiği yazmaktadır. Anadolu'daki Selçuklu tıp sitelerinin ve hastanelerin en büyük boyutlusudur. Hastane 48x68 m. ölçülerinde olup üzeri açık, iç avlusu 22x32 m. ölçülerindedir. 1768 yılında çıkarılan bir fermanla medreseye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı esnasında levazım ambarı olarak kullanılmıştır. Genç yaşta hastalanan İzzettin Kevkavus vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas'a yaptırdığı Şifaiye'deki türbeye getirilerek 1220 yılında defnedilmiştir. I. Izzettin Keykavus; bilgin, iyi huylu, şair bir insandı. Genç yaşta hastalanması sebebiyle tıbba ve hekimlere çok önem vermiştir. Babası III. Gıyasettin Keyhüsrev, hocası Mecdeddin Ishak, halası Gevher Nesibe, karısı Mengücekli Behram Şah'ın kızı Selçuk Hatundur.

Binada taş ve tuğla malzeme karışık olarak kullanılmıştır. Selçuklu yapılarında olduğu gibi taç kapısı süslemelerine önem verilmiştir. Dışarı doğru taşıntılı taç kapı alınlığının sağında ve solunda aslan ve boğa kabartmaları yapılmıştır. Taç kapı da; pencere bordürlerinde, ana eyvan cephesinde Rumi tezyinata önem verilmiştir. Dikkatle incelendiğinde stilize çift başlı kartal ve kuş motifleri olduğu ortaya çıkar. Ana eyvanın sağında ay sembolünün içinde örgülü saçları olan bir hanım başı ve çevresinde kelime-i şahadet yazılıdır. Ana eyvanın solunda ise; bir güneş sembolü ve ortada bir erkek başı figürü yer almaktadır. Bugün bu figürler tanınmayacak haldedir. Gerek taç kapı cephesi, gerek pencereler, gerekse ana eyvan cephesi iç içe geçmiş yıldız biçiminde zarif motiflerle kaplıdır.
Darüşşifa'nın güney eyvanı I. İzzettin Keykavus'a türbe olarak ayrılmış ve inşa edilmiştir. Türbe kare bir plana sahip olup ongen tuğla örgülü bir kasnağa sahip kubbe ile örtülü ve sivri külahlıdır.
1220 yılında vefat eden I. İzzettin Keykavus'un sandukasından başka, hanedanına mensup on iki mezar sandukası daha yer almaktadır. Türbe cephesi, Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Süslemede geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar, mavi, lacivert, firuze ve beyaz renkleri ile şifa hanenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Bu çini süslemeyi yapanın Ahmed Bekirül Marendi olduğu sağ pencere üzerindeki alınlıkta yazılıdır. Üstteki büyük çini kabartma kitabede; "Biz geniş saraylardan dar kabirlere çıkarıldık. Malın mülkün bana fayda vermedi, saltanatım mahvoldu." Fani dünyadan ahrete yolculuk günü 617 Şevvalin dördü anlamına gelen bir yazı kuşağı yer almaktadır.1220 tarihli en eski vakfiyeye de sahip olan ve dönemin tıp öğrenimi yapılması yanında hastane olarak hizmet veren Şifaiye Medresesi Selçuklu döneminin şaheserlerinden birisidir.

Gök Medrese
Batı yönünde giriş kapısının yer aldığı ana portal üzerindeki kitabesinden anlaşıldığına göre 1271 yılında Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır. Taç kapısının yan sütunca başlıkları üzerinde karşılıklı olarak yazılı imzaya göre Gök medresenin mimarı Konyalı Kaluyan'dır.
Gök Medrese açık avlulu dört eyvan şemasının uygulandığı iki katlı olduğu iddia edilen bir medresedir. Plastik sanatın şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme nedeniyle ışık gölge sistemi genel görünümünü etkilemektedir. Ayrıca sırlı tuğla ve mavi çini işçilikli tuğla örgülü minarelerde taç kapıya daha da önem kazandırmaktadır. Cephenin solunda üç dilimli kemeri, iki satırlık kitabesi ve üç yönü dolaşan geometrik bordürüyle çeşmesi cepheyi daha hareketlendirmiştir. Bu hareketliliği sağ ve sol tarafta bezemeli pencereler ve bekitme kuleler tamamlamaktadır. Medrese taç kapının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan başları doldurmaktadır. Koç, domuz, aslan, yılan, ejder başlarının tanındığı bu kompozisyonda burç işaretlerinin kast edildiği iddia edilmektedir. Türklerin on iki hayvanlı takvimlerinde de bu hayvanların bir kısmı mevcuttur.
Türk takviminin hayvanları da şunlardır; Fare, sığır, pars, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur.
Minare kaidelerinden aşağı doğru inen mermer yüzeyde büyük boyutlarda geometrik, yazı ve bitkisel motifler simetrik durumda ve plastik görünümünde yapılmıştır.
Medreseye girişte sağda mescidi bulunmaktadır. Ahşap minberi sonradan yapılmıştır. Mihrabın büyük bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. Çini ile kaplı olup üzerinde Ayet-el Kürsi yazılıdır. Üçgenler ile kubbeye geçişin sağlandığı mescidin kubbesi ve etekleri de çini tezyinatlıdır.
Girişin solundaki kare planlı kubbeli oda ise Dar-ül Hadis bölümüdür. İç duvarları sıvanmıştır. Üzeri açık dikdörtgen planlı iç avlunun ortasında bir havuzu olması gerekir. Bugün yapının içinde bu havuzun mermer taşları hala durmaktadır. Anadolu’da bilinen en büyük Selçuklu havuzudur. 22 köşeli poligonil bir plana sahiptir.
Avlunun kuzey ve güneyinde altı sütun üzerine inşa edilmiş bir revak kısmı bulunmaktadır. Bu revakların gerisinde küçük kapılardan hücrelere girilir. Doğu yönündeki ana eyvanı yıkılmış yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar örülmüştür. Kuzey ve güneydeki yan eyvanların içi çini tezyinatla süslüdür.

Çifte Minareli Medrese
Taç kapı üzerinde yer alan kitabesine göre 1271 yılında Vezir Sahip Şemsettin Mehmed Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. XIII. yüzyılın yarısından sonra Anadolu Selçuklu tarihinde imar faaliyetleri ve dönemin kültür hayatı ile önemli bir devresi olarak görülür. Bu yüzyılın içerisinde Buruciye Medresesi, Gök Medrese ve Çifte Minareli Medrese gibi taş, tuğla ve çini sanatının Anadolu da en önemli yapıtlarını meydana getirmişlerdir.
Bugün doğu yönünde yer alan medrese girişinin taş süslemeli cephesi büyük boyutları ve tuğla-çini örgülü iki minaresi ile dikkati çekmektedir. Sivas Gök Medrese Erzurum Çifte Minareli Medrese ile benzerlik gösteren yapının iki katlı olduğu öğrenilmektedir.
Ön yüz, ortada iki minareli taç kapı, iki yanındaki pencere ve köşe kuleleri ile kompoze edilmiştir. Ön yüzündeki süslemeli pencereler yerleştirilirken bir simetri aranmamıştır.
Cephedeki taş süsleme ve oran itibariyle mimari bir olgunluğun yanı sıra aynı süslemeyi tekrardan kaçınan bir anlayışın hakim olduğu göze çarpar. Böyle bir uygulama ile daha canlı, hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe elde edilmiştir. Taşın yanısıra sırlı tuğla ve çinilerle bezeli iki minaresi bu olgun ve doyurucu kompozisyonu renklendirmiştir. Taç kapının solunda, üç dilimli küçük bir niş içinde bugün okunmayacak kadar tahrip olmuş bir yazı görülür. Bu yazıda amel-i üstat zorlukla okunabiliyor. Bu yazıdan mimarının adının yazılı olduğu anlaşılıyor. Kesin olmamakla birlikte Konyalı Kaluyan veya keluk Bin Abdullah olduğu sanılmaktadır.

Buruciye Medresesi
1271 M. yılında Anadolu Selçuklu Sultanlarından III. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında Hibetullah Burucerdioğlu Muzaffer Bey tarafından yaptırılmıştır. İlmiye çalışmaları için medrese olarak yaptırılmış ve devrin pozitif ilimlerinin okutulduğu bina olarak uzun yıllar kullanılmıştır.
Sarımtırak renkli taşların oyma olarak yapılan giriş kapısı ve avlu karşısındaki iç cephe, devrin Selçuklu taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.
Yapı kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri açık avlu etrafındaki sütunlu revaklar ve bunların gerisinde bulunan hücrelerden oluşmaktadır. Giriş kapısının sol yanında mavi ve siyah çinilerle süslü türbe hücrede medrese binasını yaptıran Burucerdioğlu Muzaffer Beyin ve çocuklarının mezarları bulunmaktadır. Vakfiyesinden binada bir de kütüphane bulunduğu anlaşılmaktadır. Mukarnas kavsaralı bir nişin belirlediği taç kapıda dışa taşıntılı rozetler dikkati çekmektedir. Cephenin her iki köşesindeki demet payelerden oluşan köşe kuleleri yazı kuşağı ve pencereler cepheyi zenginleştirmektedir. Taş işletmeciliğinde ağırlığın taç kapıda yer aldığı görülür. yıldız, rumi ve geometrik motifler yüzeysel ancak bir dantel gibi işlenmiştir.


SİVAS KONAKLARI



Hükümet Konağı: Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa tarafından 1884 yılında yaptırılmıştır.
Kongre Binası : Ulu Önder Atatürk'ün 4 Eylül 1919'da Sivas Kongresini yaptığı tarihi bina 1894 yılında yaptırılmıştır.

Jandarma Binası : Sivas Valisi Reşit Akif Paşa zamanında, 1908 yılında jandarma dairesi olarak yapılmıştır.


Ziyabey Kütüphanesi: Sivas'ın ileri gelenlerinden Yusuf Ziya Başara tarafından 1908 yılında kütüphane olarak yapılmıştır.
Bunlardan başka; İnönü Müzesi, Göğüs Hastanesi, Sanat Okulu, Eski Öğretmen Okulu, Yarı Açık Cezaevi, Alibaba Tekkesi gibi örnekler sayılabilir.
Sivas Kalesi : Yapıldığı tarih kesin olarak bilinmemektedir. Roma, Bizans, Danişmend, Selçuklu, Kadı Burhaneddin Devleti ve Osmanlı dönemlerinde tamir edildiği kaynaklarda yazılıdır. Aşağı ve yukarı kale olmak üzere iki kısımdır. Aşağı kalenin çevresi 7500 m. yüksekliği 25 metredir. Kesme taştan inşa edilen sur duvarları, kuleleri ile Kayserikapı, Palaş, Tokmakkapı, Cancun, Salpur gibi şehre giren demir kapıları mevcuttur. Yukarı kale ise; şimdiki Kale Park diye tabir edilen yerdir. Çelebi Sultan Mehmed tarafından büyük çapta onarılan kalede sur duvarları, iki kapısı, üzerinde bir camii, zahire ambarları, sarnıç ve cephaneliği bulunmakta idi. Her şeyi ile mükemmel olan kaleden bugüne hemen hemen hiç iz kalmamıştır.

İnönü Konağı


Şehir merkezinde İnönü Mahallesindedir. Türkiye nin 2.Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ NÜN 1891-1897 yılları arasında orta öğrenimini Sivas ta yaptığı sıralarda oturmuş olduğu tipik bir Sivas evidir. İki katlı ahşap yapının bir de bodrumu bulunmaktadır. Yapı kırma çatılı, oluklu, kiremit kaplıdır.

1945 yılında Sivas Belediyesince satın alınarak İnönü Müzesi adı altında ziyarete açılan müzenin çocuk bahçesi olarak kullanılan büyük bir bahçesi vardır. Müzede; bölgenin tarihi değer taşıyan silah, bakır, küçük el sanatları, sikkeler ve İnönünün fotoğrafları ile evde kaldığı zaman kullandığı eşyalar, ayrıca Gürün şalları, üç etek elbiseler ve el işlemeli etnografik eserler sergilenmektedir. Konak (Müze) Sivas Valiliği, İl Özel İdaresince Sivas Belediyesinden 2000 yılı içerisinde satın ve devir alınarak restorasyonu tamamlanmıştır.


Akaylar Konağı

24 Mart 2004 tarihinde Cumhuriyet Üniversitesince 10 yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığı ndan devralınan tarihi Akaylar Konağı sanat evine dönüştürülerek kullanılmaya başlanmıştır. Konak 1870 li yıllarda iki kat olarak yapılmıştır. Konak Cumhuriyet Üniversitesi nin şehir içerisinde bulunan bir bağlantısı görevini de üstlenmektedir.








Osman Ağa Konağı

Orta sofalı tipik Osmanlı mimari özelliklerini taşıyan konak, haremlik - selamlık kısmından oluşmakta ve iki katlıdır.
19 Mayıs 2003 tarihinde Sivas Valiliğince onarımına başlanan konağın onarımı 15 Aralık 2003 tarihinde tamamlanmış, 09 Şubat 2004 tarihinde Sivas Hizmet Vakfı Genel Merkezi olarak kullanılmak üzere hizmete açılmıştır.

Onarım çalışmalarında Konağın özelliklerini kaybedilmemesine azami itina gösterilmiştir.
Konak haftanın yedi günü ziyarete açıktır.



Susamışlar Konağı


Bugünkü konağın girişinin üstündeki köşk kısmı ile Konağın önündeki çeşme 1815 yılında Benderli Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı Döneminde bilhassa 17. ve 18. asırlarda Konağın müştemilatının daha fazla olduğu bilinmektedir. O dönemlerde yazlık ve kışlık odalar, mutfak, kiler, çardak, yolcular için misafirhane (Han), ambar, iki ahır, samanlık, kapıcı odası, fırın ile çeşme, avlu ve bahçesi bulunuyordu. Zamanla fonksiyonunu kaybetmesi ile birlikte bu gün sadece Konak bölümünün kaldığı anlaşılmaktadır.
Konak7anabölümdenoluşmaktadır.


Bu haliyle Belediye tarafından restore edilerek eski ihtişamına kavuşturulan konak Ali Baba ailesinin son sakinlerinden olan Susamışların ( Mehmet Nuri Susamış ve oğulları) adına izafeten Susamışlar Konağı olarak adlandırılmıştır. Farklı mimarisiyle yerli ve yabancı turistlerin ilgisini üzerinde toplayan konak haftanın 7 günü ziyarete açıktır.

HANLAR


Taş Han

Behrampaşa Hanı : 1573 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taş malzemeli, iki katlı ve ortası açık avlulu olarak inşa edilen hanın birde ahır kısmı mevcuttur. Güney yönünde dışa taşıntılı, sivri kemerli bir girişi ve bu girişin üzerinde üç dilimli kemere sahip iki penceresi vardır. Pencerelerin sağ ve solunda aslan motifi işlenmiştir. Halk arasında Taş Han olarak da bilinmektedir. Sivas'ta bundan başka, Taşhan, Subaşı Hanı, Çorapcı Hanı gibi önemli bazı hanlarda mevcuttur.



HAMAMLAR


Kurşunlu Hamamı : Sivas'ın en büyük hamamıdır. 1576 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kadın ve erkek olmak üzere bitişik olarak inşa edilmiş bir çifte hamamdır. Klasik Osmanlı hamamlarının tüm belirgin özellikleri bu hamamda görülür. Kesme taşlarla İnşa edilen hamam bir zamanlar tuz deposu ve bir aralık erkek kısmının soyunmalık kısmı cami olarak kullanılmıştır. 1950 yılında esaslı bir şekilde onarılarak kullanılır hale getirilmiştir.
Sivas’ta bulunan başka önemli olarak; Meydan Hamamı, Kale Hamamı kalıntısı, Mehmet Ali Hamamı, Eski Paşa Hamamı, Çay Hamamı (Sütlü Hanım) ve Şirinoğlu Hamamlarını da sayabiliriz.



ÇEŞMELER

İlimizde tarihi çeşme sayısı hayli azalmıştır. Bunlardan mevcut ve önemli olanları; Şeyh Çoban ve Şehit Orhan Tunçgöz Çeşmesidir. Kepenek çeşmesi ve kepenek suyu meşhurdur.




TÜRBELER

Ahi Emir Ahmed Türbesi : Tokmakkapı Mahallesinde Kurşunlu Hamamı karşısındadır. XIV. yüzyılın ilk yarısında Ahi Emir Ahmed için yaptırılmıştır. Kare kaide üzerinde yükselen sekizgen gövdesi ve pramidal külahı ile tamamı kesme taştan inşa edilmiştir. XIV. yüzyılın ilk yansında Sivas'ta esnaf teşkilatı olan Ahiliğin önemli bir yeri olduğunu ispatlamaktadır.
Güdük Minare : Kare kaide üzerine, silindirik tuğla örgülü bir gövdeye sahip oluşu ve kısa bir minareye benzemesinden dolayı halk dilinde "Güdük Minare" adıyla şöhret bulmuştur.1347 yılında vefat eden Ertanoğullarından Şeyh Hasan Beye aittir.
Abdülvahabi Gazi Türbesi : Türbe ve tekkeler içinde özel bir yeri ve önemi bulunan Abdulvahabi Gazi Türbesi Sivas'ta halkın çok önem verdiği ve ziyaret ettiği türbedir. Abdulvahabi Gazi Anadolu'nun fetih devri evliyasındandır. Kötü alışkanlıklarını terk etmek, bela ve uğursuzluktan kurtulmak isteyenlerin dua ettikleri yüz sürdükleri ve şifa buldukları bir türbedir.
Şemseddin Sivasi Türbesi : Atatürk caddesi üzerindedir. Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Koca Hasan Paşa tarafından 1564 yılında yaptırılan Meydan Camiinin kuzeybatı yönünde camii avlusu içerisinde yer almaktadır.
Türbenin duvarları kesme taştan olup, iki bölüm halinde 1600 yılında inşa edilmiştir. Dıştan sekizgen bir kasnağa sahip tek kubbeli birinci kısmında Şemseddin Sivasi'nin, ikinci kısımda ise 20 adet sanduka bulunmaktadır.
Şemseddin Sivasi Tokat'ın Zile ilçesindendir. Kırka yakın eser sahibi alim, fazıl ve arif zat olup, Halvetiye Tarikatına bağlı Şemsiye kolunun kurucusudur.
Sivas il merkezinde diğer türbeler ise; Şeyh Çoban Türbesi (XIV. yüzyıl ortaları), Şeyh Erzurumi Türbesi, Kadı Burhanettin Türbesi, İncili Hanım, Mum Baba, Süt Evliyası, Akbaş Baba gibi önemli Türbeleri sayabiliriz.


KÖPRÜLER

Eğri Köprü : Sivas'ın 3 km. güneydoğusundadır. Sivas-Eski Malatya yolu ve Kızılırmak'ın üzerinde 18 kemerli olan bu köprü ile geçilir. Uzunluğu 179.60m. eni 4.55 m'dir. Aynı doğrultuda olmadığı için Eğri Köprü denilmektedir. Kitabesi olmadığı için hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Özel İdare tarafından restore edilip trafiğe kapatılmıştır.


Bundan başka önemli olarak Kesik Köprü, Yıldız Köprü ve Boğaz Köprülerini sayabiliriz.


SİVAS ANTİK


Sivas İli, tarihi çağlardan günümüze Anadolu'nun ortasında büyük ve önemli bir şehir olma özelliğini her zaman korumuştur. Sivas İli, Anadolu'da kurulan bir çok devletin önemli kültür merkezlerinden biri olduğu gibi, aynı zamanda bir çok devlete başkentlik yapmıştır.
Sivas İli, Doğu Anadolu ile Batı Anadolu'yu birbirine bağlayan, Mezopotamya ile Anadolu'yu birleştiren (Sivas-Malatya)tarihi ticaret ve kervan yolu üzerinde bulunması nedeniyle, önemli konuma sahip bir yerleşim yeridir. Bu nedenle, Anadolu'da medeniyet kurmuş bir çok ulusun hakimiyeti altında kalmıştır. Sivas, Anadolu'nun en eski ve önemli şehirlerinden biridir. Sivas ve havalisinde bazı mıntıkalarda tarih öncesi çağlara ait tümülüs, hüyük, mağara duvar sanatına ait resim ve heykeller ve çeşitli insan ve hayvan heykelleri bulunmuştur. Kazı ve araştırmalarda elegeçen buluntular, yörede ilk yerleşimin Neolitik Çağ'a (M.Ö. 8000-5500) uzandığını gösterir.
Sivas'ın ilk kurulduğu Yer Bugün il merkezinin bulunduğu yerin, şehrin ilk kuruluş ve yeri bölgesi olup olmadığı hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen buluntulara göre, şehrin ilk yerleşim olarak kayda değer iki görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden birisi, şehr yerleşim yeri, bugünkü şehir merkezinin doğusunda ve 8 km uzaklıktaki Kızıl kavraz köyü bölgesi olduğu söylenmektedir. Diğer bir görüş ise yine Kızılırmak kenarındaki Hanyazı bölgesidir. Kızılırmak'ın su taşkınlıklarından korunmak için halkın bu bölgeyi terkederek, bugünkü kalenin bulunduğu bol yerleştikleri sanılmaktadır. Sivas şehrinin kuruluş yeri ve tarihi bilinmemektedir. Şehrin ilk kuruluş yerinin Sivas'ın 16 km . doğusunda Kızıl Gavras Köyü'nde olduğu şeklindeki bir bilgi 1 doğrulanamamakta, bu kuruluş mevkiinin bugünkü Sivas şehir merkezinde olduğu hususu, daha doğru bir görüş olarak kabul edilmektedir. 2 Bu yöredeki kazılarda bulunan eşyalar, Sivas şehrinin varlığının taş ve bronz çağlarına kadar uzandığım göstermektedir. Yine bu kazılara göre Sivas'ın Hitit hakimiyeti altında bulunduğu anlaşılıyor. Bu sebeple Sivas'ın tarihî gelişiminin Roma devri öncesinde Protohititlere kadar uzandığı söylenebilir. 34 Gerek şehir merkezinde ve gerekse yakın yörelerde, ilçelerde ve bağlı köylerde rastlanan buluntulardan, ilk çağlarda buralarda yerleşim merkezterinin kurulmuş olduğuna dair bir çok kalıntılara rastlanmaktadır.

ÖREN YERLERİ VE SİT ALANLARI
Sivas'ın bugünkü sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal ilçesi Çukur Tarla ve Kavak nahiyesi Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö. 5000-3500) ile Tunç Devri (M.Ö. 3000-1500) buluntuları elde edilmiştir. Merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe Köyündeki Höyükler, Divriği Maltepe Köyünde bulunan höyük ve Gürün Şuğul vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Anadolu'da devlet kurdukları bilinen ilk millet Hititlerdir. Hititler, doğudan gelerek Anadolu'ya yerleşmiş olan Ari ırklardan biri idi.
Sivas'ın yazılı tarihi M.Ö. 2000 li yıllardan öncedir. Sivas'ın tarihi, Hititler'den önce gelen, fakat bu kavimle aynı olan kimi kaynaklarca Prtotohititler olarak adlandırılan Ön Hititler ile başlamaktadır. Tarihi kayıtlara göre Orta Asya kökenli oldukları ileri sürülen Ön Sümerler (Subarlar) ve Sümerler, Neolitik çağda Fırat'ın yukarı kısımlarına kadar hakim olmuşlardı. Anadolu'ya gelen Proto Hititler île birlikte Hititler'in kurduğu ilk büyük devlet ve medeniyete öncülük etti. Sümer împaratorluğu'nun yıkılışından bir süre sonra Orta Anadolu'da Hitit Devleti teşekküle başladı. Hititler'den daha önceki tarihlerden başlamak üzere Doğu ve Güneydoğu bölgesi, bilinen ilk tarihi itibariyle, güneyden gelen Sami asıllı kütlelerin akınlanna maruz kaldığı gibi, Hititler zamanında da Keldani kavimlerinden oluşan bazı koloniler varlıklarını devam ettirdiler. Ancak bunların varlığı devamlı bir hakimiyet tesisiyle neticelenmedi.
M.Ö. 2. bin başla rına tarihlenebilen bir sap delikli balta, Hi­tit İmparatorluk çağına tarihlenen dört kol­ cuklu balta ile M.Ö. 2. bin sonlarına ait Luristan kökenli merasim baltası, Şarkışla definesinde olduğu gibi, yörenin M.Ö. 2. bin madenciliğindeki yerini bir kez daha ortaya koymaktadır. Yörenin Hitit İmparatorluk çağına ait önemli merkezleri bulunduğuna işaret eden, Hitit devle­ tinde önemli bir mevki olan sâkîliğe yüksel­ miş bir sahsa aittir. Sivas'ın Kelkit vadisinin geçtiği ku­ zey yörelerinden getirilmiş olan bir grup mahmuzlu tunç oku cu da M.Ö. 6.-7. yüzyıllarda bu yörenin yüzey Karadeniz step kavimlerine de ev sahipliği yapmış olabileceğini ortaya koymaktadır.
Sivas yöresinin kültürel geçmişine ilişkin araştırmaların sınırlı sayıda olmaları­ na karşın yörenin Neolitik dönemlerden iti­baren iskan edildiği ve bazı dönemlerde si­ yasi açıdan önem kazandığı anlaşılmakta­ dır. Coğrafi yapısı gereği Sivas yöresi Orta Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz böl­ geleri arasında yer alması nedeniyle, üç coğrafyanın geçiş bölgesi konumunda bu­ lunmaktadır. Doğuda Yukan Fırat havzası­na kadar uzanan ve Yukan Kızılırmak hav­zasını kapsayan Sivas ili, arkeoloji literatü­ ründe "Doğu Kapadokya" olarak da ad­ landırılmaktadır. İlin kuzey bölümünden geçen Kelkit vadisi de İç Karadeniz Bölge­sine girer.
Hafik ilçesi Sofular Köyünün Kuzey tarafındaki Zölük Mevkiindeki Gavurtepesi olarak bilinen tepenin üzerinde Zölük mevkiindeki yerleşim yeridir.Üzerinde bulunduğu tepenin kuzey ve batı kısımları dik yamaçlı olup yerleşim güney ve güneydoğu ile tepe kısmındadır. Yüzeyden toplanan el yapımı ,perdahlı, astarlı basit ağızlı kaideli özellikteki ve formdaki seramikten yerleşimin Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı'na ait olduğu anlaşılmaktadır..
Gürün ilçesi Göbekören Köyünün kuzeyinde olup köy evlerine yakındır.Yaklaşık 9 m . Yüksekliğinde ve 2 kademeli olarak 100 m . civarında bir uzunluğa sahiptir. M.Ö. 3.2.1. bin ve daha sonra Ortaçağa kadar uzanan bir dönemde iskan görmüştür.
Sarıca Köyünün yaklaşık 5 km . Kuzeybatısında yeralan Külhöyük 9m. Yükseklikte ve büyük ölçekli bir höyüktür. Etrafı tarım arazileri ile çevrilidir. KülHöyük 3000-1000. yıllarında ve Helenistik, Roma ve Bizans devirlerinde iskan görmüştür.
Yukarı Sazcağız (Çamlıca) Köyü Aratma Tepesinde bulunan 22 M . Taban çapında olan tümülüs irili ufaklı taşların yığılması ile meydana getirilmiştir.
Yılanhöyük Köyü içerisinde, köy evlerinin kuzeybatısındadır.Yuvarlak tabanlı olup konik şekilde yaklaşık 15 m . Yükselmektedir. Üst kısmın kuzey tarafından önemli ölçüde toprak alınarak tahribat yapılmıştır. M.Ö:3000-2000 ve Helenistik – Roma dönemlerinde iskan görmüştür.
Taşlı hüyük Köy yerleşiminin doğusunda kayalıklı doğal tepe üzerinde taş höyük (Küçük çaplı bir höyüktür. Yanında bir su kaynağı mevcuttur) M.Ö. 3000 yıllarında ve Orta Çağda iskan yerleridir.
Yazyurdu Bucak merkezinde yer alan evlerin doğusundaki tümülüs, Gürün- Kayseri Karayolunun batısında doğal bir tepe üzerindedir. Bizans döneminde yerleşim görmüştür.
Yenibektaşlı köyünün 2,5 Km .kuzeydoğusunda Kürkçü köyüne giden yolun hemen kenarındadır. Kale, etrafı tarım arazileri ile çevrili doğal bir tepe üzerindedir. Tepe üzerinde kale mimarisine ait temel kalıntıları izlenebilmektedir. Roma ve Orta çağ dönemlerinde iskan görmüştür.
Beypınarı köyünün güneybatısındaki doğal kayalıklı tepe üzerinde kurulmuştur. M.Ö. 2000 li yıllarda ve Orta Çağda iskan görmüştür.

Kervanmağara köyündeki Kaya Mağaraları ve Höyük, Mağara Köyüne giden yolun batısındadır. Köyün 200 M . Kadar güneyinde yoldan itibaren dik olarak yükselen 20- 25 M .Ö. yükseklikteki kayalığın güneydoğu kısmındadır. Kayalar oyularak yapılan yerleşmenin dışında ayrıca höyük yerleşimi de vardır. M.Ö. 3000 ve Roma döneminde iskan görmüştür.
İncesu Höyüğü: Köyünün doğusunda Gürün-Kayseri asfaltına dik olarak uzanan doğal bir tepe üzerindedir.Güneyde alçalan tepe kuzey uçta daha yüksek olup üzeri düzdür. Ortaçağda iskan görmüştür.
Höyüklüyurt Köyünün içerisinde yaklaşık 20 m . Yükseklikte kayalık bir doğal tepe üzerindedir.Küçük çaplıdır.Kuzey kısmı tamamen kayalıktır. Geniş ovaya hakim olan bu kayalığın eteklerinde yerleşim kurulmuştur.Ortaçağda iskan görmüştür.
Davulhöyük yassı bir doğal kayalık üzerinde ve kayalığın kuzey ucunda yer almaktadır. Höyüğün bulunduğu tepenin doğusunda Davulhöyük köyü mevcut olup diğer kesimlerinde tarımsal arazi mera ve hali arazi yeralır. Helenistik ve Roma çağında iskan görmüştür.
Göbekören Köyü kalesi, Köyün kuzeyinde olup köy evlerine yakındır.Yaklaşık 9 m . Yüksekliğinde ve 2 kademeli olarak 100 m . civarında bir uzunluğa sahiptir. M.Ö. 3.2.1. bin ve daha sonra Ortaçağa kadar uzanan bir dönemde iskan görmüştür.
Böğrüdelik köyünde Sivas Gürün asfaltının 200 m batısında köyün 3 Km . güneyinde yeralan höyük, Tahribat yoktur.



Sarissa

İlimiz Altınyayla ilçesi Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı Örenyeri olarak Bilinen "SARİSSA" şehri dünya tarihinde 4 Büyük İmparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biridir. Dünyanın devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan antlaşmada Sarissanın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir. M.Ö. 1500 ve 1400?lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit Krallarının Başkentleri Boğazköyden gelerek yazlık çalışmalarını yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5. merkezdir. Hitit yazılı metni olan tabletlerin 6. merkezi de ilimiz Yıldızeli ilçesi Kayalıpınar Köyündeki "HARABE" ören yeridir.


1650 metre yüksekliğinde bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları ile önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanmaktadır. 1993 yılında Sivas Müze Müdürlüğü adına başlatılan arkeolojik kazılar 1994 yılından itibaren Almanya Marburg Üniversitesi adına Prof. Dr. Andreas Müller KARPE Başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmektedir. 10 yıldır yapılan kazılarda şimdiye kadar bilinen en büyük Hitit Tapınaklarından C binası ile Kralın Sarayı ve şehrin güney ve kuzeybatı sur kapıları ortaya çıkarılmıştır. C Binasında restorasyon çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin kuzeybatı sur kapısı altında yer alan savunma ve sulama arnaçiı Hitit Barajı duvarlarının açığa çıkarılması ve şehrin tepe noktasında yer alan türnülüsteki kazılar 2003 yılında yapılmış durumdadır. 10 yıldır yapılan kazılarda ele geçen Hitit İmparatorluk dönemi Kültür Varlıkları Müze Müdürlüğümüzde koruma altına alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan Çiftbaşh Boğanın ( Adakkabı - Riton ) bir örneği de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunmaktadır.

Sarissa şehrinin içme ve kullanma suyunu sağlayan ve Büyük İmparatorluk döneminde { M.Ö. 1500 - 1400 ) yapılmış olan SUPPJTASSU Gölü ( Gölgediği ) şehrin yaklaşık 2 Km güneyindeki Kulmaç Dağları eteğinde yer almakta olup, Hitit Krallarının Başkentleri olan Çorum ilindeki Boğazköyden buraya geldiklerinde yapmış oldukları dini seremonilerde ve Fırtına Tanrısı ile özleşmiş kutsal bir alandır. Hitit yazılı metinlerinde geçen kutsal HUVAŞİ TAŞI da bu alanda yer almaktadır.


Altınyayla ilçesi Başören köyünün doğu yönünde kuşaklı mezrasının kuzeyinde yeralan höyük, Çevresini oluşturan surdan dolayı kuşaklı olarak isimlendirilmiş büyük bir yerleşim yeridir. 1993 yılından itibaren ilmi kazılar devam etmektedir.Kazılar sonucu höyüğün Hitit İmpatorluk döneminde ve 1. binde iskan gördüğü ortaya çıkmıştır.

Altınyayla ilçesi Başören köyünün 2 km . Batısında bölüşük deresinin oluşturduğu derenin kenarında yer alan Külhüyük, Etrafı tarım arazisi ile çevrilidir.Yaklaşık 10x 50 m . .boyutlarında olup geç Kalkolitik , E.T.Ç. ve Geç Tunç çağı ve Helenistik dönemde iskan görmüştür.
Altınyayla ilçesinin Başören köyü Akkuzulu mezrası ve halen arkeolojik kazıların sürdüğü kuşaklı höyüğünün güneyinde, Hitit barajı ve Açıkhava tapınağı yer almaktadır. mezra yaklaşık 1,5 Km . uzaklıktadır. Kuşaklı höyüğünün içme suyunun karşılandığı ve dinsel ayinlerin yapıldığı bir alandır.Güney kısmı kayalık ve dik yamaçlardan oluşan bir düzlükte taşlarla set yapılarak gölet oluşturulmuştur.Göletin batı tarafında Hitit yazılı metinlerinde geçen “Huwaşi Taşı” nın bulunduğu tapınma alanının mimari öğeleri , kuzeyde suyun tahliye edildiği taştan örülen kanallar , doğu ve batı yönde bazı mimari kalıntıların izleri görülür.Kuşaklı Hitit Kral'ının burada bazı dini törenlere katıldığı Hitit Yazılı metinlerinden anlaşılmaktadır.
Gün, sadece bugün değildir. Bugünün dünü vardır; yarını da olacaktır. Zaman denilen mevhum, üç gündür. Dün, bugün ve yarın. Dünün değerleri, bugünün birikimleridir. Gelecek, ancak geçmişin ölçüleri üzerinden şekillendirilebilir. Geçmişin kriterleri geleceğin karizmasını doğuracaktır.
İlimiz Altınyayla ilçesi Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı Örenyeri olarak Bilinen "Sarissa" şehri dünya tarihinde 4 Büyük İmparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biridir. Dünyanın devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan antlaşmada Sarissa'nın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir. M.Ö. 1500 ve 1400'lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit Krallarının Başkentleri Boğazköyden gelerek yazlık çalışmalarını yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5. merkezdir. Hitit yazılı metni olan tabletlerin 6. merkezi de ilimiz Yıldızeli ilçesi Kayalıpınar Köyündeki " Harabe" ören yeridir.
1650 metre yüksekliğinde bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları ile önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanmaktadır. 1993 yılında Sivas Müze Müdürlüğü adına başlatılan arkeolojik kazılar 1994 yılından itibaren Almanya Marburg Üniversitesi adına Prof. Dr. Andreas Müller KARPE Başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmektedir. 10 yıldır yapılan kazılarda şimdiye kadar bilinen en büyük Hitit Tapınaklarından C binası ile Kralın Sarayı ve şehrin güney ve kuzeybatı sur kapıları ortaya çıkarılmıştır. C Binasında restorasyon çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin kuzeybatı sur kapısı altında yer alan savunma ve sulama arnaçiı Hitit Barajı duvarlarının açığa çıkarılması ve şehrin tepe noktasında yer alan türnülüsteki kazılar 2003 yılında yapılmış durumdadır. 10 yıldır yapılan kazılarda ele geçen Hitit İmparatorluk dönemi Kültür Varlıkları Müze Müdürlüğümüzde koruma altına alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan Çiftbaşh Boğanın (Adakkabı-Riton) bir örneği de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunmaktadır.
Prof. Dr. Andreas Müller Karpe, Sivas’ın Karpe ilçesine bağlı Başören Köyü Akkuzulu mezrasında M.Ö 1400’lü yıllarda Hititler döneminden kalma Sarissa’da, 1992 yılından itibaren yürütülen kazı çalışmalarına öncülük ediyor. Arkeolog olan Türk eşi Vuslat Müller Karpe ve 5 öğrencisiyle antik kenti gün ışığına çıkarmaya çalışan Prof. Dr. Karpe, toplam 38 kişilik ekibiyle, yaklaşık 6 hafta sürecek kazı çalışmalarına başladı.
Her yaz döneminde Sarissa’ya gelen Prof. Dr. Karpe, Sarissa’da 1992 yılında yüzey etüdü yaptıklarını, 1993 yılında da kazı çalışmalarına başladıklarını belirterek, 18 hektarlık alana sahip olan kentin önemli bir bölümünü ortaya çıkardıklarını söyledi.
Sarissa’nın Hititlerin en büyük kentlerinden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karpe, kazı çalışmalarıyla önemli bir Hitit merkezini ortaya çıkardıklarını, kentin tüm bölümlerine ulaşmayı hedeflediklerini anlattı.

HİTİTLERİN İLK AHIRINI BULDUK’
Çalışmalarda şimdiye dek büyük bir tapınağa, bir mektuba, çömlekten yapılmış ‘ikiz boğa Rhyton’ heykeline ve çeşitli tabletlere ulaştıklarını belirten Prof. Dr. Karpe, “Kazılar sırasında at iskeletine ve hayvanların su içtiği bir yalağa da rastladık. O dönemde Sarissa’da bir at ahırı olabilir. Bu Hitit devri için ilk örnek” diye konuştu. Karpe, eşi ve öğrencileriyle çalışmanın mutluluk ve gurur verici olduğunu sözlerine ekledi.

SARİSSA TANRISI, KADEŞ ANLAŞMASI’NIN ŞAHİDİYDİ
Kuşaklı Örenyeri olarak bilinen Sarissa, dünya tarihinde 4 büyük imparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biri. M.Ö. 1285 yılında Mısırlılarla Hititler arasında yapılan tarihin devletlerarası ilk barış olan Kadeş Anlaşması metninde, “Sarissa’nın ‘Fırtına Tanrısı’nın şahitlik etmiştir” ifadesi yer alıyordu. Hitit krallarının, başkentleri Boğazköy’den gelerek, yazlık çalışmalarını yürüttükleri yer olarak bilinen Sarissa, kayıtlarda dini seremonilerde Fırtına Tanrısı ile özdeşleşmiş kutsal bir alan olarak yer alıyor.
__________________
Puanlama:

1 yorum:

  1. KCL dedi ki =)
    teşekkür ederiz sağladığınız bilgiler için.

    YanıtlaSil

Kayıtsız kullanıcılar anonim seçeneği ile yorum yapabilirler.Unutmayın yorumlarınız yönetici onayından geçecektir.