Şubat 2010 ~ Tarihi ve Turistik Yerler

Türkiyenin Doğal Güzelliklerini Keşfedin

Türkiyenin gezilecek ve görülecek yerlerini öğrenin , keşfedin , gezin ve bizi hep takip edin. Bizi sosyal ortamlarda takip edebilir veya abone olabilirsiniz.

Sizde Bir Bilgi Ekleyin

Sizde sistemimize kendi yaşadığınız yada gezdiğini ve görmek istediğiniz yerleri yollayabilir ve bildirebilirsiniz bunun için bize iletişim bölümünden ya da bilgi ekle bölümünden ulaşabililirsiniz.

Tekrar Ziyaret Etmeniniz Dileğiyle

Bizi her zaman takip edin, içeriklerimiz günceldir ve sitemiz kullanıcı dostudur. Her görüşlerinizi değerlendirmekteyiz.

Sizde Sitemizde Yazar Olabilirsiniz

Sitemizde yazar olmak isteyen kullanıcılar lütfen bizimle iletişim bölümünden irtibata geçin. KoLoNBo@gmail.com

Ankara Müzeleri


Tarihi ve Turistik Yerler

ODTü Müzesi ODTü Müzesi (Müzeler)
Adres : ODTü Kampüsü
Tel : 2101000


Abdi İpekci Parkı (Parklar)
Adres : Sihhiye


Agustus Tapınağı (Müzeler)
Adres : Hacıbayram Camii Yanı Ulus


AKM Cumhuriyet Müzesi (Müzeler)
Adres : Akköprü
Tel : 3241010


Altın Park (Parklar)
Adres : İrfan Baştuğ Caddesi No 142 06140 Aydınlıevler ANKARA
Tel : 0 312 317 96 96



Anadolu Medeniyetleri Müzesi (Müzeler)
Adres : Kadife Sokak Ankara Kalesi
Tel : 3243160


Anıtkabir ve Atatürk Müzesi (Müzeler)
Adres : Anıt Caddesi Tandoğan
Tel : 2317975


ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ (Mesire Yerleri)
Adres : GAZİ MAHALLESİ

Atatürkevi Müzesi (Müzeler)
Adres : Atatürk Orman Çiftliği Gazi Mahallesi
Tel : 2126506


AYAŞ KAPLICALARI (Mesire Yerleri)
Adres : ANKARAYA 80 KM UZAKLIKTA


BAYINDIR BARAJI (Mesire Yerleri)
Adres : ANKARANIN 12 KM GÜNEYDOĞUSUNDA


BEYNAM ORMANLARI (Mesire Yerleri)
Adres : BAĞLA


BEYPAZARI (Mesire Yerleri)



Botanik Parkı (Parklar)
Adres : Cinnah Cad.


Cumhuriyet Müzesi (Müzeler)
Tel : 3105361


ÇAMKORU ORMAN İÇİ DİNLENME YER (Mesire Yerleri)
Adres : ÇAMLIDERE

ÇAMLIDERE BARAJI (Mesire Yerleri)
Adres : ANKARAYA 108 KM UZAKLIKTA


Çankaya Köşkü Müzesi (Müzeler)
Tel : 4274330


ÇUBUK II BARAJI (Mesire Yerleri)
Adres : ÇUBUK


Demetevler Parkı (Parklar)
Adres : Karşıyaka Mh.


Demiryolu Müzesi (Müzeler)
Tel : 3090515


Devlet Mezarlığı Müzesi (Müzeler)
Tel : 3090515


DİKİLİTAŞ GÖLETİ (Mesire Yerleri)
Adres : HAYMANA


DMI Genel Müdürlük Müzesi (Müzeler)
Tel : 3597545

DUTLU TAHTALI KAPLICASI (Mesire Yerleri)
Adres : BEYPAZARI MERKEZE 15 KM UZAKLIKTA


ELMADAĞ (Mesire Yerleri)
Adres : ELMADAĞ


Etnografya Müzesi (Müzeler)
Adres : Türk Ocağı Cad. Opera
Tel : 3119556


EYMİR (Mesire Yerleri)
Adres : GÖLBAŞI


G.Ü.M.E.F. Müzesi (Müzeler)
Tel : 2126064


Gençlik Parkı (Parklar)
Adres : Ulus


Gordion Müzesi (Müzeler)
Adres : Yassıhöyük Köyü Polatlı
Tel : 6214422


Göksu Parkı (Parklar)


Güven Parkı (Parklar)
Adres : Kızılay


Hacı Bayram Cami (Camiler)
Adres : Öztürk Mah. Altındağ


Hacı Bayram Veli Cami (Camiler)
Adres : Solfasol Altındağ


Harikalar Diyarı (Parklar)
Adres : Adres : Yunus Emre Mah. Ayaş yolu Cad. 12. Km. No: 300 Sincan / ANKARA
Tel : 0312 273 60 04



Havacılık Müzesi (Müzeler)
Adres : Çankırı Cad. Dışkapı
Tel : 3107280


HAYMANA KAPLICALARI (Mesire Yerleri)
Adres : HAYMANA


KARAGÖL (Mesire Yerleri)
Adres : ÇUBUK


KIZILCAHAMAM KAPLICALARI (Mesire Yerleri)
Adres : KIZILCAHAMAM


KİRMİR ÇAYI VADİSİ (Mesire Yerleri)
Adres : GÜDÜL İLÇESİNDE


Kocatepe Cami (Camiler)
Adres : Kültür Mah. Çankaya


Kuğulu Park (Parklar)
Adres : Kavaklıdere


KURTBOĞAZI BARAJI (Mesire Yerleri)
Adres : ANKARA-İSTANBUL YOLU ÜZERİNDE


Kurtuluş Parkı (Parklar)
Adres : Kurtuluş


Kurtuluş Savaşı Müzesi (Müzeler)
Adres : Cumhuriyet Cad. No:14 Ulus
Tel : 3107140


Mehmet Akif Ersoy Evi Müzesi (Müzeler)
Adres : Hacettepe üniversitesi Kampüsü Sıhhiye
Tel : 3052144


MOGAN (Mesire Yerleri)
Adres : GÖLBAŞI

MTA Tabiat Tarih Müzesi (Müzeler)
Tel : 2873430


PTT Müzesi (Müzeler)
Tel : 3166363


Roma Hamamı (Müzeler)
Adres : Çankırı Cad. Dışkapı
Tel : 3107280


Seğmenler Parkı (Parklar)
Adres : Kavaklıdere


SOĞUKSU MİLLİ PARKI (Mesire Yerleri)
Adres : KIZILCAHAMAM


TRT Müzesi (Müzeler)
Tel : 4904300


Ziraat Bankası Müzesi (Müzeler)
Tel : 3103750

Sivas Tarihi YerLer

TARİHİ CAMİİLER


Ulu Camii : Kendi adı ile anılan mahallededir. Sivas müzesinde bulunan kitabesine göre 593 H.(1196-1197M.)yılında Kızılarslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır. 31*54m. iç ölçülerinde ve yaklaşık 1674m2'lik bir alana oturan
dikdörtgen planlı camiinin üst örtüsü düz dam şeklindedir. Güney duvarına dik olarak uzanan 11 sahanlı asıl ibadet alanında toplam 50 yığma ayak bulunmaktadır.
XIII. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen tuğla örgülü, silindirik gövdeli minaresinde 116 basamakla çıkılmaktadır. Sekizgen kaidesinde kufı yazı şeritleri firuze renkli sırlı tuğladandır. Gövdede kilitli örgü sistemi aralıksız devam eder. Kaide, gövde ve şerefe altı firuze renkli çinilerle süslenmiştir.
Kale Camii : İlimiz Selçuk Parkı içerisindedir. III. Sultan Murat’ın vezirlerinden Sivas Valisi Mahmud Paşa tarafından 1580 yılında yaptırılmıştır. Asıl ibadet alanı kare planlı, üzeri yüksek bir kubbe ile örtülüdür. Beden duvarları kesme taşlarla inşa edilen camiinin kuzeybatı köşesinde yer alan tuğla örgülü minaresi on altıgendir.
Plan tertibi, mimari üslubu, süsleme elemanları ve ince uzun, zarif minaresi ile Sivas'taki Osmanlı camilerinin en güzelidir. Bu camilerimizden başka diğer camilerimiz ise; Meydan Camii(1564), Aliağa Camii(1589), Alibaba Camii(XVI.Yüzyıl) sayabiliriz.


Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası

Sivas İlinin Büyük İlçelerinden biri olan Divriği; Hitit İmparatorluğundan itibaren iskan görmüş önemli bir yerleşim merkezidir. İlçede bulunan zengin demir madenlerinin Mezopotamya? ya ihraç edilmesi ilçenin zenginliğini artırmıştır. Bu nedenle ilçe tarihin her döneminde önemli bir yerleşim merkezi olmuştur.

Roma ve Bizans dönemlerinde de önemini yitirmeyen İlçe; Bizans devrinde Tepbrike olarak yaygın bir hal almış ve Türklerce Divrik adıyla anılmıştır.

Mengücekoğullarından Ahmet Şah ile Melike Turan tarafından M. 1228 tarihinde yaptırılmıştır.
Yapılara ait H. 641 M. 1243 tarihli vakfiye bulunmaktadır. Camiye bitişik olarak inşa edilen darüşşifanın meydana getirdiği dikdörtgen planlı yapı bloğu, Divriği Kalesi?nin bulunduğu kayalık tepenini güney batı yamacında doldurularak tesviye edilmiş eğimli bir arazide bulunmaktadır.

Divriği Ulu Camii ile Darüşşifası birbirine bitişik iki ayrı işlevli yapıdan meydana gelmiştir. Bu eşsiz anıt Anadolu Türk tarihinin en önemli yapısıdır. Görkemli anıtın yeri siluet olarak çevresine uyumu da düşünülerek seçilmiştir. Mimari etkileri ouşturan komposizyon, cephe güzelliği, malzeme seçimi, plastik anıtsal etki, ışık ve gölge yönünden de üstünlük taşır.

Albert Gabriel " Anadolu Türk Anıtlarının en dikkate değer olanı Divriği Ulu Camidir" demektedir. Voin Berchem " İslam sanatının en hayret ve hayranlık uyandırıcı eserlerinden biri Divriği Ulu Camii''dir " demektedir.



UNESCO tarafından 1985 yılında Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilen ve Avrupalı Bilim Adamlarınca ?Anadolu?nun El Hamra?sı? olarak kabul edilen Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası?nın onarımına yönelik çalışmalar Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü İle Sivas Valiliği tarafından yapılan protokol gereği yürütülmektedir

ULUCAMİ VE AHŞAP MİNBERİ
Divriği Ulucami ve Darüşşifası Divriği Kalesi’nin güneyinde, Iğımbat tepesinin batı eteğinde yükselmektedir. Divriği Ulucami, Kale Camiini yaptıran Mengücek beyi Şahinşah’ın torunu ve Süleyman Şah’ın oğlu Ahmed Şah tarafından 1223 yılında yaptırılmaya başlandı. Anıtın baş mimarı Ahlatlı Hürremşah’tır. Caminin mükemmel bir işçilikle yapılmış olan ahşap minberi, Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed adlı bir sanatkara aittir ve 1240 tarihini taşımaktadır. Ulucami’nin orijinal vakfiyesinin tarihi ise 1243 olup, anıtın yapımı oldukça uzun sürmüştü.
UNESCO’nun koruma çalışmaları kapsamında yürütülen “Dünya Kültür Mirası” listesinde Türkiye’den dokuz doğal ve kültürel varlık bulunmaktadır. 1985 yılında, bu listede yer alan ilk üç varlık içinde olan Divriği Ulucami ve Darüşşifası, özgün mimarisi, estetik, kültürel ve evrensel değeri ile ayrıca, 13.yy.da kadın-erkek eşitliğini de simgeleyen bir anıt olarak bu listeye alınmaya layık görülmüştü. Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan diğer doğal ve kültürel varlıklar içinde Divriği Ulucami ve Darüşşifası eser olarak (diğerleri SİT alanıdır) tektir.


MEDRESELER


Şifaiye Medresesi
Taç kapısı üzerinde yer alan kitabesinde Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus tarafından 1217 M. yılında inşa ettirildiği yazmaktadır. Anadolu'daki Selçuklu tıp sitelerinin ve hastanelerin en büyük boyutlusudur. Hastane 48x68 m. ölçülerinde olup üzeri açık, iç avlusu 22x32 m. ölçülerindedir. 1768 yılında çıkarılan bir fermanla medreseye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı esnasında levazım ambarı olarak kullanılmıştır. Genç yaşta hastalanan İzzettin Kevkavus vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas'a yaptırdığı Şifaiye'deki türbeye getirilerek 1220 yılında defnedilmiştir. I. Izzettin Keykavus; bilgin, iyi huylu, şair bir insandı. Genç yaşta hastalanması sebebiyle tıbba ve hekimlere çok önem vermiştir. Babası III. Gıyasettin Keyhüsrev, hocası Mecdeddin Ishak, halası Gevher Nesibe, karısı Mengücekli Behram Şah'ın kızı Selçuk Hatundur.

Binada taş ve tuğla malzeme karışık olarak kullanılmıştır. Selçuklu yapılarında olduğu gibi taç kapısı süslemelerine önem verilmiştir. Dışarı doğru taşıntılı taç kapı alınlığının sağında ve solunda aslan ve boğa kabartmaları yapılmıştır. Taç kapı da; pencere bordürlerinde, ana eyvan cephesinde Rumi tezyinata önem verilmiştir. Dikkatle incelendiğinde stilize çift başlı kartal ve kuş motifleri olduğu ortaya çıkar. Ana eyvanın sağında ay sembolünün içinde örgülü saçları olan bir hanım başı ve çevresinde kelime-i şahadet yazılıdır. Ana eyvanın solunda ise; bir güneş sembolü ve ortada bir erkek başı figürü yer almaktadır. Bugün bu figürler tanınmayacak haldedir. Gerek taç kapı cephesi, gerek pencereler, gerekse ana eyvan cephesi iç içe geçmiş yıldız biçiminde zarif motiflerle kaplıdır.
Darüşşifa'nın güney eyvanı I. İzzettin Keykavus'a türbe olarak ayrılmış ve inşa edilmiştir. Türbe kare bir plana sahip olup ongen tuğla örgülü bir kasnağa sahip kubbe ile örtülü ve sivri külahlıdır.
1220 yılında vefat eden I. İzzettin Keykavus'un sandukasından başka, hanedanına mensup on iki mezar sandukası daha yer almaktadır. Türbe cephesi, Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Süslemede geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar, mavi, lacivert, firuze ve beyaz renkleri ile şifa hanenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Bu çini süslemeyi yapanın Ahmed Bekirül Marendi olduğu sağ pencere üzerindeki alınlıkta yazılıdır. Üstteki büyük çini kabartma kitabede; "Biz geniş saraylardan dar kabirlere çıkarıldık. Malın mülkün bana fayda vermedi, saltanatım mahvoldu." Fani dünyadan ahrete yolculuk günü 617 Şevvalin dördü anlamına gelen bir yazı kuşağı yer almaktadır.1220 tarihli en eski vakfiyeye de sahip olan ve dönemin tıp öğrenimi yapılması yanında hastane olarak hizmet veren Şifaiye Medresesi Selçuklu döneminin şaheserlerinden birisidir.

Gök Medrese
Batı yönünde giriş kapısının yer aldığı ana portal üzerindeki kitabesinden anlaşıldığına göre 1271 yılında Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır. Taç kapısının yan sütunca başlıkları üzerinde karşılıklı olarak yazılı imzaya göre Gök medresenin mimarı Konyalı Kaluyan'dır.
Gök Medrese açık avlulu dört eyvan şemasının uygulandığı iki katlı olduğu iddia edilen bir medresedir. Plastik sanatın şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme nedeniyle ışık gölge sistemi genel görünümünü etkilemektedir. Ayrıca sırlı tuğla ve mavi çini işçilikli tuğla örgülü minarelerde taç kapıya daha da önem kazandırmaktadır. Cephenin solunda üç dilimli kemeri, iki satırlık kitabesi ve üç yönü dolaşan geometrik bordürüyle çeşmesi cepheyi daha hareketlendirmiştir. Bu hareketliliği sağ ve sol tarafta bezemeli pencereler ve bekitme kuleler tamamlamaktadır. Medrese taç kapının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan başları doldurmaktadır. Koç, domuz, aslan, yılan, ejder başlarının tanındığı bu kompozisyonda burç işaretlerinin kast edildiği iddia edilmektedir. Türklerin on iki hayvanlı takvimlerinde de bu hayvanların bir kısmı mevcuttur.
Türk takviminin hayvanları da şunlardır; Fare, sığır, pars, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur.
Minare kaidelerinden aşağı doğru inen mermer yüzeyde büyük boyutlarda geometrik, yazı ve bitkisel motifler simetrik durumda ve plastik görünümünde yapılmıştır.
Medreseye girişte sağda mescidi bulunmaktadır. Ahşap minberi sonradan yapılmıştır. Mihrabın büyük bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. Çini ile kaplı olup üzerinde Ayet-el Kürsi yazılıdır. Üçgenler ile kubbeye geçişin sağlandığı mescidin kubbesi ve etekleri de çini tezyinatlıdır.
Girişin solundaki kare planlı kubbeli oda ise Dar-ül Hadis bölümüdür. İç duvarları sıvanmıştır. Üzeri açık dikdörtgen planlı iç avlunun ortasında bir havuzu olması gerekir. Bugün yapının içinde bu havuzun mermer taşları hala durmaktadır. Anadolu’da bilinen en büyük Selçuklu havuzudur. 22 köşeli poligonil bir plana sahiptir.
Avlunun kuzey ve güneyinde altı sütun üzerine inşa edilmiş bir revak kısmı bulunmaktadır. Bu revakların gerisinde küçük kapılardan hücrelere girilir. Doğu yönündeki ana eyvanı yıkılmış yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar örülmüştür. Kuzey ve güneydeki yan eyvanların içi çini tezyinatla süslüdür.

Çifte Minareli Medrese
Taç kapı üzerinde yer alan kitabesine göre 1271 yılında Vezir Sahip Şemsettin Mehmed Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. XIII. yüzyılın yarısından sonra Anadolu Selçuklu tarihinde imar faaliyetleri ve dönemin kültür hayatı ile önemli bir devresi olarak görülür. Bu yüzyılın içerisinde Buruciye Medresesi, Gök Medrese ve Çifte Minareli Medrese gibi taş, tuğla ve çini sanatının Anadolu da en önemli yapıtlarını meydana getirmişlerdir.
Bugün doğu yönünde yer alan medrese girişinin taş süslemeli cephesi büyük boyutları ve tuğla-çini örgülü iki minaresi ile dikkati çekmektedir. Sivas Gök Medrese Erzurum Çifte Minareli Medrese ile benzerlik gösteren yapının iki katlı olduğu öğrenilmektedir.
Ön yüz, ortada iki minareli taç kapı, iki yanındaki pencere ve köşe kuleleri ile kompoze edilmiştir. Ön yüzündeki süslemeli pencereler yerleştirilirken bir simetri aranmamıştır.
Cephedeki taş süsleme ve oran itibariyle mimari bir olgunluğun yanı sıra aynı süslemeyi tekrardan kaçınan bir anlayışın hakim olduğu göze çarpar. Böyle bir uygulama ile daha canlı, hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe elde edilmiştir. Taşın yanısıra sırlı tuğla ve çinilerle bezeli iki minaresi bu olgun ve doyurucu kompozisyonu renklendirmiştir. Taç kapının solunda, üç dilimli küçük bir niş içinde bugün okunmayacak kadar tahrip olmuş bir yazı görülür. Bu yazıda amel-i üstat zorlukla okunabiliyor. Bu yazıdan mimarının adının yazılı olduğu anlaşılıyor. Kesin olmamakla birlikte Konyalı Kaluyan veya keluk Bin Abdullah olduğu sanılmaktadır.

Buruciye Medresesi
1271 M. yılında Anadolu Selçuklu Sultanlarından III. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında Hibetullah Burucerdioğlu Muzaffer Bey tarafından yaptırılmıştır. İlmiye çalışmaları için medrese olarak yaptırılmış ve devrin pozitif ilimlerinin okutulduğu bina olarak uzun yıllar kullanılmıştır.
Sarımtırak renkli taşların oyma olarak yapılan giriş kapısı ve avlu karşısındaki iç cephe, devrin Selçuklu taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.
Yapı kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri açık avlu etrafındaki sütunlu revaklar ve bunların gerisinde bulunan hücrelerden oluşmaktadır. Giriş kapısının sol yanında mavi ve siyah çinilerle süslü türbe hücrede medrese binasını yaptıran Burucerdioğlu Muzaffer Beyin ve çocuklarının mezarları bulunmaktadır. Vakfiyesinden binada bir de kütüphane bulunduğu anlaşılmaktadır. Mukarnas kavsaralı bir nişin belirlediği taç kapıda dışa taşıntılı rozetler dikkati çekmektedir. Cephenin her iki köşesindeki demet payelerden oluşan köşe kuleleri yazı kuşağı ve pencereler cepheyi zenginleştirmektedir. Taş işletmeciliğinde ağırlığın taç kapıda yer aldığı görülür. yıldız, rumi ve geometrik motifler yüzeysel ancak bir dantel gibi işlenmiştir.


SİVAS KONAKLARI



Hükümet Konağı: Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa tarafından 1884 yılında yaptırılmıştır.
Kongre Binası : Ulu Önder Atatürk'ün 4 Eylül 1919'da Sivas Kongresini yaptığı tarihi bina 1894 yılında yaptırılmıştır.

Jandarma Binası : Sivas Valisi Reşit Akif Paşa zamanında, 1908 yılında jandarma dairesi olarak yapılmıştır.


Ziyabey Kütüphanesi: Sivas'ın ileri gelenlerinden Yusuf Ziya Başara tarafından 1908 yılında kütüphane olarak yapılmıştır.
Bunlardan başka; İnönü Müzesi, Göğüs Hastanesi, Sanat Okulu, Eski Öğretmen Okulu, Yarı Açık Cezaevi, Alibaba Tekkesi gibi örnekler sayılabilir.
Sivas Kalesi : Yapıldığı tarih kesin olarak bilinmemektedir. Roma, Bizans, Danişmend, Selçuklu, Kadı Burhaneddin Devleti ve Osmanlı dönemlerinde tamir edildiği kaynaklarda yazılıdır. Aşağı ve yukarı kale olmak üzere iki kısımdır. Aşağı kalenin çevresi 7500 m. yüksekliği 25 metredir. Kesme taştan inşa edilen sur duvarları, kuleleri ile Kayserikapı, Palaş, Tokmakkapı, Cancun, Salpur gibi şehre giren demir kapıları mevcuttur. Yukarı kale ise; şimdiki Kale Park diye tabir edilen yerdir. Çelebi Sultan Mehmed tarafından büyük çapta onarılan kalede sur duvarları, iki kapısı, üzerinde bir camii, zahire ambarları, sarnıç ve cephaneliği bulunmakta idi. Her şeyi ile mükemmel olan kaleden bugüne hemen hemen hiç iz kalmamıştır.

İnönü Konağı


Şehir merkezinde İnönü Mahallesindedir. Türkiye nin 2.Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ NÜN 1891-1897 yılları arasında orta öğrenimini Sivas ta yaptığı sıralarda oturmuş olduğu tipik bir Sivas evidir. İki katlı ahşap yapının bir de bodrumu bulunmaktadır. Yapı kırma çatılı, oluklu, kiremit kaplıdır.

1945 yılında Sivas Belediyesince satın alınarak İnönü Müzesi adı altında ziyarete açılan müzenin çocuk bahçesi olarak kullanılan büyük bir bahçesi vardır. Müzede; bölgenin tarihi değer taşıyan silah, bakır, küçük el sanatları, sikkeler ve İnönünün fotoğrafları ile evde kaldığı zaman kullandığı eşyalar, ayrıca Gürün şalları, üç etek elbiseler ve el işlemeli etnografik eserler sergilenmektedir. Konak (Müze) Sivas Valiliği, İl Özel İdaresince Sivas Belediyesinden 2000 yılı içerisinde satın ve devir alınarak restorasyonu tamamlanmıştır.


Akaylar Konağı

24 Mart 2004 tarihinde Cumhuriyet Üniversitesince 10 yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığı ndan devralınan tarihi Akaylar Konağı sanat evine dönüştürülerek kullanılmaya başlanmıştır. Konak 1870 li yıllarda iki kat olarak yapılmıştır. Konak Cumhuriyet Üniversitesi nin şehir içerisinde bulunan bir bağlantısı görevini de üstlenmektedir.








Osman Ağa Konağı

Orta sofalı tipik Osmanlı mimari özelliklerini taşıyan konak, haremlik - selamlık kısmından oluşmakta ve iki katlıdır.
19 Mayıs 2003 tarihinde Sivas Valiliğince onarımına başlanan konağın onarımı 15 Aralık 2003 tarihinde tamamlanmış, 09 Şubat 2004 tarihinde Sivas Hizmet Vakfı Genel Merkezi olarak kullanılmak üzere hizmete açılmıştır.

Onarım çalışmalarında Konağın özelliklerini kaybedilmemesine azami itina gösterilmiştir.
Konak haftanın yedi günü ziyarete açıktır.



Susamışlar Konağı


Bugünkü konağın girişinin üstündeki köşk kısmı ile Konağın önündeki çeşme 1815 yılında Benderli Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı Döneminde bilhassa 17. ve 18. asırlarda Konağın müştemilatının daha fazla olduğu bilinmektedir. O dönemlerde yazlık ve kışlık odalar, mutfak, kiler, çardak, yolcular için misafirhane (Han), ambar, iki ahır, samanlık, kapıcı odası, fırın ile çeşme, avlu ve bahçesi bulunuyordu. Zamanla fonksiyonunu kaybetmesi ile birlikte bu gün sadece Konak bölümünün kaldığı anlaşılmaktadır.
Konak7anabölümdenoluşmaktadır.


Bu haliyle Belediye tarafından restore edilerek eski ihtişamına kavuşturulan konak Ali Baba ailesinin son sakinlerinden olan Susamışların ( Mehmet Nuri Susamış ve oğulları) adına izafeten Susamışlar Konağı olarak adlandırılmıştır. Farklı mimarisiyle yerli ve yabancı turistlerin ilgisini üzerinde toplayan konak haftanın 7 günü ziyarete açıktır.

HANLAR


Taş Han

Behrampaşa Hanı : 1573 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taş malzemeli, iki katlı ve ortası açık avlulu olarak inşa edilen hanın birde ahır kısmı mevcuttur. Güney yönünde dışa taşıntılı, sivri kemerli bir girişi ve bu girişin üzerinde üç dilimli kemere sahip iki penceresi vardır. Pencerelerin sağ ve solunda aslan motifi işlenmiştir. Halk arasında Taş Han olarak da bilinmektedir. Sivas'ta bundan başka, Taşhan, Subaşı Hanı, Çorapcı Hanı gibi önemli bazı hanlarda mevcuttur.



HAMAMLAR


Kurşunlu Hamamı : Sivas'ın en büyük hamamıdır. 1576 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kadın ve erkek olmak üzere bitişik olarak inşa edilmiş bir çifte hamamdır. Klasik Osmanlı hamamlarının tüm belirgin özellikleri bu hamamda görülür. Kesme taşlarla İnşa edilen hamam bir zamanlar tuz deposu ve bir aralık erkek kısmının soyunmalık kısmı cami olarak kullanılmıştır. 1950 yılında esaslı bir şekilde onarılarak kullanılır hale getirilmiştir.
Sivas’ta bulunan başka önemli olarak; Meydan Hamamı, Kale Hamamı kalıntısı, Mehmet Ali Hamamı, Eski Paşa Hamamı, Çay Hamamı (Sütlü Hanım) ve Şirinoğlu Hamamlarını da sayabiliriz.



ÇEŞMELER

İlimizde tarihi çeşme sayısı hayli azalmıştır. Bunlardan mevcut ve önemli olanları; Şeyh Çoban ve Şehit Orhan Tunçgöz Çeşmesidir. Kepenek çeşmesi ve kepenek suyu meşhurdur.




TÜRBELER

Ahi Emir Ahmed Türbesi : Tokmakkapı Mahallesinde Kurşunlu Hamamı karşısındadır. XIV. yüzyılın ilk yarısında Ahi Emir Ahmed için yaptırılmıştır. Kare kaide üzerinde yükselen sekizgen gövdesi ve pramidal külahı ile tamamı kesme taştan inşa edilmiştir. XIV. yüzyılın ilk yansında Sivas'ta esnaf teşkilatı olan Ahiliğin önemli bir yeri olduğunu ispatlamaktadır.
Güdük Minare : Kare kaide üzerine, silindirik tuğla örgülü bir gövdeye sahip oluşu ve kısa bir minareye benzemesinden dolayı halk dilinde "Güdük Minare" adıyla şöhret bulmuştur.1347 yılında vefat eden Ertanoğullarından Şeyh Hasan Beye aittir.
Abdülvahabi Gazi Türbesi : Türbe ve tekkeler içinde özel bir yeri ve önemi bulunan Abdulvahabi Gazi Türbesi Sivas'ta halkın çok önem verdiği ve ziyaret ettiği türbedir. Abdulvahabi Gazi Anadolu'nun fetih devri evliyasındandır. Kötü alışkanlıklarını terk etmek, bela ve uğursuzluktan kurtulmak isteyenlerin dua ettikleri yüz sürdükleri ve şifa buldukları bir türbedir.
Şemseddin Sivasi Türbesi : Atatürk caddesi üzerindedir. Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Koca Hasan Paşa tarafından 1564 yılında yaptırılan Meydan Camiinin kuzeybatı yönünde camii avlusu içerisinde yer almaktadır.
Türbenin duvarları kesme taştan olup, iki bölüm halinde 1600 yılında inşa edilmiştir. Dıştan sekizgen bir kasnağa sahip tek kubbeli birinci kısmında Şemseddin Sivasi'nin, ikinci kısımda ise 20 adet sanduka bulunmaktadır.
Şemseddin Sivasi Tokat'ın Zile ilçesindendir. Kırka yakın eser sahibi alim, fazıl ve arif zat olup, Halvetiye Tarikatına bağlı Şemsiye kolunun kurucusudur.
Sivas il merkezinde diğer türbeler ise; Şeyh Çoban Türbesi (XIV. yüzyıl ortaları), Şeyh Erzurumi Türbesi, Kadı Burhanettin Türbesi, İncili Hanım, Mum Baba, Süt Evliyası, Akbaş Baba gibi önemli Türbeleri sayabiliriz.


KÖPRÜLER

Eğri Köprü : Sivas'ın 3 km. güneydoğusundadır. Sivas-Eski Malatya yolu ve Kızılırmak'ın üzerinde 18 kemerli olan bu köprü ile geçilir. Uzunluğu 179.60m. eni 4.55 m'dir. Aynı doğrultuda olmadığı için Eğri Köprü denilmektedir. Kitabesi olmadığı için hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Özel İdare tarafından restore edilip trafiğe kapatılmıştır.


Bundan başka önemli olarak Kesik Köprü, Yıldız Köprü ve Boğaz Köprülerini sayabiliriz.


SİVAS ANTİK


Sivas İli, tarihi çağlardan günümüze Anadolu'nun ortasında büyük ve önemli bir şehir olma özelliğini her zaman korumuştur. Sivas İli, Anadolu'da kurulan bir çok devletin önemli kültür merkezlerinden biri olduğu gibi, aynı zamanda bir çok devlete başkentlik yapmıştır.
Sivas İli, Doğu Anadolu ile Batı Anadolu'yu birbirine bağlayan, Mezopotamya ile Anadolu'yu birleştiren (Sivas-Malatya)tarihi ticaret ve kervan yolu üzerinde bulunması nedeniyle, önemli konuma sahip bir yerleşim yeridir. Bu nedenle, Anadolu'da medeniyet kurmuş bir çok ulusun hakimiyeti altında kalmıştır. Sivas, Anadolu'nun en eski ve önemli şehirlerinden biridir. Sivas ve havalisinde bazı mıntıkalarda tarih öncesi çağlara ait tümülüs, hüyük, mağara duvar sanatına ait resim ve heykeller ve çeşitli insan ve hayvan heykelleri bulunmuştur. Kazı ve araştırmalarda elegeçen buluntular, yörede ilk yerleşimin Neolitik Çağ'a (M.Ö. 8000-5500) uzandığını gösterir.
Sivas'ın ilk kurulduğu Yer Bugün il merkezinin bulunduğu yerin, şehrin ilk kuruluş ve yeri bölgesi olup olmadığı hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen buluntulara göre, şehrin ilk yerleşim olarak kayda değer iki görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden birisi, şehr yerleşim yeri, bugünkü şehir merkezinin doğusunda ve 8 km uzaklıktaki Kızıl kavraz köyü bölgesi olduğu söylenmektedir. Diğer bir görüş ise yine Kızılırmak kenarındaki Hanyazı bölgesidir. Kızılırmak'ın su taşkınlıklarından korunmak için halkın bu bölgeyi terkederek, bugünkü kalenin bulunduğu bol yerleştikleri sanılmaktadır. Sivas şehrinin kuruluş yeri ve tarihi bilinmemektedir. Şehrin ilk kuruluş yerinin Sivas'ın 16 km . doğusunda Kızıl Gavras Köyü'nde olduğu şeklindeki bir bilgi 1 doğrulanamamakta, bu kuruluş mevkiinin bugünkü Sivas şehir merkezinde olduğu hususu, daha doğru bir görüş olarak kabul edilmektedir. 2 Bu yöredeki kazılarda bulunan eşyalar, Sivas şehrinin varlığının taş ve bronz çağlarına kadar uzandığım göstermektedir. Yine bu kazılara göre Sivas'ın Hitit hakimiyeti altında bulunduğu anlaşılıyor. Bu sebeple Sivas'ın tarihî gelişiminin Roma devri öncesinde Protohititlere kadar uzandığı söylenebilir. 34 Gerek şehir merkezinde ve gerekse yakın yörelerde, ilçelerde ve bağlı köylerde rastlanan buluntulardan, ilk çağlarda buralarda yerleşim merkezterinin kurulmuş olduğuna dair bir çok kalıntılara rastlanmaktadır.

ÖREN YERLERİ VE SİT ALANLARI
Sivas'ın bugünkü sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal ilçesi Çukur Tarla ve Kavak nahiyesi Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö. 5000-3500) ile Tunç Devri (M.Ö. 3000-1500) buluntuları elde edilmiştir. Merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe Köyündeki Höyükler, Divriği Maltepe Köyünde bulunan höyük ve Gürün Şuğul vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Anadolu'da devlet kurdukları bilinen ilk millet Hititlerdir. Hititler, doğudan gelerek Anadolu'ya yerleşmiş olan Ari ırklardan biri idi.
Sivas'ın yazılı tarihi M.Ö. 2000 li yıllardan öncedir. Sivas'ın tarihi, Hititler'den önce gelen, fakat bu kavimle aynı olan kimi kaynaklarca Prtotohititler olarak adlandırılan Ön Hititler ile başlamaktadır. Tarihi kayıtlara göre Orta Asya kökenli oldukları ileri sürülen Ön Sümerler (Subarlar) ve Sümerler, Neolitik çağda Fırat'ın yukarı kısımlarına kadar hakim olmuşlardı. Anadolu'ya gelen Proto Hititler île birlikte Hititler'in kurduğu ilk büyük devlet ve medeniyete öncülük etti. Sümer împaratorluğu'nun yıkılışından bir süre sonra Orta Anadolu'da Hitit Devleti teşekküle başladı. Hititler'den daha önceki tarihlerden başlamak üzere Doğu ve Güneydoğu bölgesi, bilinen ilk tarihi itibariyle, güneyden gelen Sami asıllı kütlelerin akınlanna maruz kaldığı gibi, Hititler zamanında da Keldani kavimlerinden oluşan bazı koloniler varlıklarını devam ettirdiler. Ancak bunların varlığı devamlı bir hakimiyet tesisiyle neticelenmedi.
M.Ö. 2. bin başla rına tarihlenebilen bir sap delikli balta, Hi­tit İmparatorluk çağına tarihlenen dört kol­ cuklu balta ile M.Ö. 2. bin sonlarına ait Luristan kökenli merasim baltası, Şarkışla definesinde olduğu gibi, yörenin M.Ö. 2. bin madenciliğindeki yerini bir kez daha ortaya koymaktadır. Yörenin Hitit İmparatorluk çağına ait önemli merkezleri bulunduğuna işaret eden, Hitit devle­ tinde önemli bir mevki olan sâkîliğe yüksel­ miş bir sahsa aittir. Sivas'ın Kelkit vadisinin geçtiği ku­ zey yörelerinden getirilmiş olan bir grup mahmuzlu tunç oku cu da M.Ö. 6.-7. yüzyıllarda bu yörenin yüzey Karadeniz step kavimlerine de ev sahipliği yapmış olabileceğini ortaya koymaktadır.
Sivas yöresinin kültürel geçmişine ilişkin araştırmaların sınırlı sayıda olmaları­ na karşın yörenin Neolitik dönemlerden iti­baren iskan edildiği ve bazı dönemlerde si­ yasi açıdan önem kazandığı anlaşılmakta­ dır. Coğrafi yapısı gereği Sivas yöresi Orta Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz böl­ geleri arasında yer alması nedeniyle, üç coğrafyanın geçiş bölgesi konumunda bu­ lunmaktadır. Doğuda Yukan Fırat havzası­na kadar uzanan ve Yukan Kızılırmak hav­zasını kapsayan Sivas ili, arkeoloji literatü­ ründe "Doğu Kapadokya" olarak da ad­ landırılmaktadır. İlin kuzey bölümünden geçen Kelkit vadisi de İç Karadeniz Bölge­sine girer.
Hafik ilçesi Sofular Köyünün Kuzey tarafındaki Zölük Mevkiindeki Gavurtepesi olarak bilinen tepenin üzerinde Zölük mevkiindeki yerleşim yeridir.Üzerinde bulunduğu tepenin kuzey ve batı kısımları dik yamaçlı olup yerleşim güney ve güneydoğu ile tepe kısmındadır. Yüzeyden toplanan el yapımı ,perdahlı, astarlı basit ağızlı kaideli özellikteki ve formdaki seramikten yerleşimin Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı'na ait olduğu anlaşılmaktadır..
Gürün ilçesi Göbekören Köyünün kuzeyinde olup köy evlerine yakındır.Yaklaşık 9 m . Yüksekliğinde ve 2 kademeli olarak 100 m . civarında bir uzunluğa sahiptir. M.Ö. 3.2.1. bin ve daha sonra Ortaçağa kadar uzanan bir dönemde iskan görmüştür.
Sarıca Köyünün yaklaşık 5 km . Kuzeybatısında yeralan Külhöyük 9m. Yükseklikte ve büyük ölçekli bir höyüktür. Etrafı tarım arazileri ile çevrilidir. KülHöyük 3000-1000. yıllarında ve Helenistik, Roma ve Bizans devirlerinde iskan görmüştür.
Yukarı Sazcağız (Çamlıca) Köyü Aratma Tepesinde bulunan 22 M . Taban çapında olan tümülüs irili ufaklı taşların yığılması ile meydana getirilmiştir.
Yılanhöyük Köyü içerisinde, köy evlerinin kuzeybatısındadır.Yuvarlak tabanlı olup konik şekilde yaklaşık 15 m . Yükselmektedir. Üst kısmın kuzey tarafından önemli ölçüde toprak alınarak tahribat yapılmıştır. M.Ö:3000-2000 ve Helenistik – Roma dönemlerinde iskan görmüştür.
Taşlı hüyük Köy yerleşiminin doğusunda kayalıklı doğal tepe üzerinde taş höyük (Küçük çaplı bir höyüktür. Yanında bir su kaynağı mevcuttur) M.Ö. 3000 yıllarında ve Orta Çağda iskan yerleridir.
Yazyurdu Bucak merkezinde yer alan evlerin doğusundaki tümülüs, Gürün- Kayseri Karayolunun batısında doğal bir tepe üzerindedir. Bizans döneminde yerleşim görmüştür.
Yenibektaşlı köyünün 2,5 Km .kuzeydoğusunda Kürkçü köyüne giden yolun hemen kenarındadır. Kale, etrafı tarım arazileri ile çevrili doğal bir tepe üzerindedir. Tepe üzerinde kale mimarisine ait temel kalıntıları izlenebilmektedir. Roma ve Orta çağ dönemlerinde iskan görmüştür.
Beypınarı köyünün güneybatısındaki doğal kayalıklı tepe üzerinde kurulmuştur. M.Ö. 2000 li yıllarda ve Orta Çağda iskan görmüştür.

Kervanmağara köyündeki Kaya Mağaraları ve Höyük, Mağara Köyüne giden yolun batısındadır. Köyün 200 M . Kadar güneyinde yoldan itibaren dik olarak yükselen 20- 25 M .Ö. yükseklikteki kayalığın güneydoğu kısmındadır. Kayalar oyularak yapılan yerleşmenin dışında ayrıca höyük yerleşimi de vardır. M.Ö. 3000 ve Roma döneminde iskan görmüştür.
İncesu Höyüğü: Köyünün doğusunda Gürün-Kayseri asfaltına dik olarak uzanan doğal bir tepe üzerindedir.Güneyde alçalan tepe kuzey uçta daha yüksek olup üzeri düzdür. Ortaçağda iskan görmüştür.
Höyüklüyurt Köyünün içerisinde yaklaşık 20 m . Yükseklikte kayalık bir doğal tepe üzerindedir.Küçük çaplıdır.Kuzey kısmı tamamen kayalıktır. Geniş ovaya hakim olan bu kayalığın eteklerinde yerleşim kurulmuştur.Ortaçağda iskan görmüştür.
Davulhöyük yassı bir doğal kayalık üzerinde ve kayalığın kuzey ucunda yer almaktadır. Höyüğün bulunduğu tepenin doğusunda Davulhöyük köyü mevcut olup diğer kesimlerinde tarımsal arazi mera ve hali arazi yeralır. Helenistik ve Roma çağında iskan görmüştür.
Göbekören Köyü kalesi, Köyün kuzeyinde olup köy evlerine yakındır.Yaklaşık 9 m . Yüksekliğinde ve 2 kademeli olarak 100 m . civarında bir uzunluğa sahiptir. M.Ö. 3.2.1. bin ve daha sonra Ortaçağa kadar uzanan bir dönemde iskan görmüştür.
Böğrüdelik köyünde Sivas Gürün asfaltının 200 m batısında köyün 3 Km . güneyinde yeralan höyük, Tahribat yoktur.



Sarissa

İlimiz Altınyayla ilçesi Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı Örenyeri olarak Bilinen "SARİSSA" şehri dünya tarihinde 4 Büyük İmparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biridir. Dünyanın devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan antlaşmada Sarissanın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir. M.Ö. 1500 ve 1400?lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit Krallarının Başkentleri Boğazköyden gelerek yazlık çalışmalarını yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5. merkezdir. Hitit yazılı metni olan tabletlerin 6. merkezi de ilimiz Yıldızeli ilçesi Kayalıpınar Köyündeki "HARABE" ören yeridir.


1650 metre yüksekliğinde bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları ile önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanmaktadır. 1993 yılında Sivas Müze Müdürlüğü adına başlatılan arkeolojik kazılar 1994 yılından itibaren Almanya Marburg Üniversitesi adına Prof. Dr. Andreas Müller KARPE Başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmektedir. 10 yıldır yapılan kazılarda şimdiye kadar bilinen en büyük Hitit Tapınaklarından C binası ile Kralın Sarayı ve şehrin güney ve kuzeybatı sur kapıları ortaya çıkarılmıştır. C Binasında restorasyon çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin kuzeybatı sur kapısı altında yer alan savunma ve sulama arnaçiı Hitit Barajı duvarlarının açığa çıkarılması ve şehrin tepe noktasında yer alan türnülüsteki kazılar 2003 yılında yapılmış durumdadır. 10 yıldır yapılan kazılarda ele geçen Hitit İmparatorluk dönemi Kültür Varlıkları Müze Müdürlüğümüzde koruma altına alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan Çiftbaşh Boğanın ( Adakkabı - Riton ) bir örneği de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunmaktadır.

Sarissa şehrinin içme ve kullanma suyunu sağlayan ve Büyük İmparatorluk döneminde { M.Ö. 1500 - 1400 ) yapılmış olan SUPPJTASSU Gölü ( Gölgediği ) şehrin yaklaşık 2 Km güneyindeki Kulmaç Dağları eteğinde yer almakta olup, Hitit Krallarının Başkentleri olan Çorum ilindeki Boğazköyden buraya geldiklerinde yapmış oldukları dini seremonilerde ve Fırtına Tanrısı ile özleşmiş kutsal bir alandır. Hitit yazılı metinlerinde geçen kutsal HUVAŞİ TAŞI da bu alanda yer almaktadır.


Altınyayla ilçesi Başören köyünün doğu yönünde kuşaklı mezrasının kuzeyinde yeralan höyük, Çevresini oluşturan surdan dolayı kuşaklı olarak isimlendirilmiş büyük bir yerleşim yeridir. 1993 yılından itibaren ilmi kazılar devam etmektedir.Kazılar sonucu höyüğün Hitit İmpatorluk döneminde ve 1. binde iskan gördüğü ortaya çıkmıştır.

Altınyayla ilçesi Başören köyünün 2 km . Batısında bölüşük deresinin oluşturduğu derenin kenarında yer alan Külhüyük, Etrafı tarım arazisi ile çevrilidir.Yaklaşık 10x 50 m . .boyutlarında olup geç Kalkolitik , E.T.Ç. ve Geç Tunç çağı ve Helenistik dönemde iskan görmüştür.
Altınyayla ilçesinin Başören köyü Akkuzulu mezrası ve halen arkeolojik kazıların sürdüğü kuşaklı höyüğünün güneyinde, Hitit barajı ve Açıkhava tapınağı yer almaktadır. mezra yaklaşık 1,5 Km . uzaklıktadır. Kuşaklı höyüğünün içme suyunun karşılandığı ve dinsel ayinlerin yapıldığı bir alandır.Güney kısmı kayalık ve dik yamaçlardan oluşan bir düzlükte taşlarla set yapılarak gölet oluşturulmuştur.Göletin batı tarafında Hitit yazılı metinlerinde geçen “Huwaşi Taşı” nın bulunduğu tapınma alanının mimari öğeleri , kuzeyde suyun tahliye edildiği taştan örülen kanallar , doğu ve batı yönde bazı mimari kalıntıların izleri görülür.Kuşaklı Hitit Kral'ının burada bazı dini törenlere katıldığı Hitit Yazılı metinlerinden anlaşılmaktadır.
Gün, sadece bugün değildir. Bugünün dünü vardır; yarını da olacaktır. Zaman denilen mevhum, üç gündür. Dün, bugün ve yarın. Dünün değerleri, bugünün birikimleridir. Gelecek, ancak geçmişin ölçüleri üzerinden şekillendirilebilir. Geçmişin kriterleri geleceğin karizmasını doğuracaktır.
İlimiz Altınyayla ilçesi Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı Örenyeri olarak Bilinen "Sarissa" şehri dünya tarihinde 4 Büyük İmparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biridir. Dünyanın devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan antlaşmada Sarissa'nın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir. M.Ö. 1500 ve 1400'lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit Krallarının Başkentleri Boğazköyden gelerek yazlık çalışmalarını yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5. merkezdir. Hitit yazılı metni olan tabletlerin 6. merkezi de ilimiz Yıldızeli ilçesi Kayalıpınar Köyündeki " Harabe" ören yeridir.
1650 metre yüksekliğinde bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları ile önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanmaktadır. 1993 yılında Sivas Müze Müdürlüğü adına başlatılan arkeolojik kazılar 1994 yılından itibaren Almanya Marburg Üniversitesi adına Prof. Dr. Andreas Müller KARPE Başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmektedir. 10 yıldır yapılan kazılarda şimdiye kadar bilinen en büyük Hitit Tapınaklarından C binası ile Kralın Sarayı ve şehrin güney ve kuzeybatı sur kapıları ortaya çıkarılmıştır. C Binasında restorasyon çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin kuzeybatı sur kapısı altında yer alan savunma ve sulama arnaçiı Hitit Barajı duvarlarının açığa çıkarılması ve şehrin tepe noktasında yer alan türnülüsteki kazılar 2003 yılında yapılmış durumdadır. 10 yıldır yapılan kazılarda ele geçen Hitit İmparatorluk dönemi Kültür Varlıkları Müze Müdürlüğümüzde koruma altına alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan Çiftbaşh Boğanın (Adakkabı-Riton) bir örneği de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunmaktadır.
Prof. Dr. Andreas Müller Karpe, Sivas’ın Karpe ilçesine bağlı Başören Köyü Akkuzulu mezrasında M.Ö 1400’lü yıllarda Hititler döneminden kalma Sarissa’da, 1992 yılından itibaren yürütülen kazı çalışmalarına öncülük ediyor. Arkeolog olan Türk eşi Vuslat Müller Karpe ve 5 öğrencisiyle antik kenti gün ışığına çıkarmaya çalışan Prof. Dr. Karpe, toplam 38 kişilik ekibiyle, yaklaşık 6 hafta sürecek kazı çalışmalarına başladı.
Her yaz döneminde Sarissa’ya gelen Prof. Dr. Karpe, Sarissa’da 1992 yılında yüzey etüdü yaptıklarını, 1993 yılında da kazı çalışmalarına başladıklarını belirterek, 18 hektarlık alana sahip olan kentin önemli bir bölümünü ortaya çıkardıklarını söyledi.
Sarissa’nın Hititlerin en büyük kentlerinden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karpe, kazı çalışmalarıyla önemli bir Hitit merkezini ortaya çıkardıklarını, kentin tüm bölümlerine ulaşmayı hedeflediklerini anlattı.

HİTİTLERİN İLK AHIRINI BULDUK’
Çalışmalarda şimdiye dek büyük bir tapınağa, bir mektuba, çömlekten yapılmış ‘ikiz boğa Rhyton’ heykeline ve çeşitli tabletlere ulaştıklarını belirten Prof. Dr. Karpe, “Kazılar sırasında at iskeletine ve hayvanların su içtiği bir yalağa da rastladık. O dönemde Sarissa’da bir at ahırı olabilir. Bu Hitit devri için ilk örnek” diye konuştu. Karpe, eşi ve öğrencileriyle çalışmanın mutluluk ve gurur verici olduğunu sözlerine ekledi.

SARİSSA TANRISI, KADEŞ ANLAŞMASI’NIN ŞAHİDİYDİ
Kuşaklı Örenyeri olarak bilinen Sarissa, dünya tarihinde 4 büyük imparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biri. M.Ö. 1285 yılında Mısırlılarla Hititler arasında yapılan tarihin devletlerarası ilk barış olan Kadeş Anlaşması metninde, “Sarissa’nın ‘Fırtına Tanrısı’nın şahitlik etmiştir” ifadesi yer alıyordu. Hitit krallarının, başkentleri Boğazköy’den gelerek, yazlık çalışmalarını yürüttükleri yer olarak bilinen Sarissa, kayıtlarda dini seremonilerde Fırtına Tanrısı ile özdeşleşmiş kutsal bir alan olarak yer alıyor.
__________________

Giresun İlinin Güzel Yerleri







Giresun Kalesi: Oldukça zengin bir tarihi kültüre sahip olan kale, şehrin merkezine kurulmuştur. Kalede Milli Mücadele Kahramanı Topal Osman Ağa'nın anıt mezarı, tarihi saray kalıntıları, mağaralar, kaba taşlarla örülmüş surlar ve taş kabartmalar görülebilecek önemli noktalardır.Giresun Adası: Karadeniz'in tek adası olan Giresun Adası kıyıdan bir mil açıkta yer almaktadır. 40.000 metrekare alana sahip olan ada, Aksu şenliklerinde ve yaz aylarında özel seferlerle ziyaret edilmektedir.







Katolik Kilisesi (Çocuk Kütüphanesi ): Çınarlar mahallesinde Çocuk Kütüphanesi olarak hizmet veren bina 18. yy. gotik mimarisi tarzında inşa edilmiştir. Günümüze kadar özgün yapısını korumuştur.



Seyyit Vakkas Türbesi:
Kapu Mahallesi'nde bulunan 19. yy.dan kalma bir türbedir. Fatih Sultan Mehmet zamanında büyük yararlılıklar gösteren ve bir çatışma sırasında şehit düşen uç beyi Seyyit Vakkas'a aittir. Kendisi 15.yy.da yaşamış olmasına rağmen türbesi 19. yy.da yaptırılmıştır.



Geleneksel Giresun Evleri: Kalenin güneydoğusunda yer alan ve Zeytinlik Mahallesi adını alan semt eski tarihi Giresun evlerinden oluşur. Korunmaya alınmıştır ve ziyaretçilerin uğrak yeridir. Eski evlere meraklı olanlar için gezilip görülecek ilginç bir semttir.







Giresun Yaylaları: Giresun-Trabzon sahil yolu üzerinde ve Giresun kent merkezine yaklaşık 4 km. mesafede bulunan Aksu Deresi Ağzı'nda da gezi eğlenme ve dinlenme amacıyla binlerce kişi bir araya gelir. Halen her yıl 20-23 Mayıs tarihleri arasında tertiplenen "AKSU ŞENLİKLERİ" ile yüzlerce yıllık geçmişe sahip Mayıs Yedisi geleneği yaşatılmaya çalışılmaktadır.

ASSOS [Behramkale]

Zeytin ağaçlarının çepeçevre sardığı saklı kent Assos, diğer adıyla Behramkale, binlerce yıllık geçmişiyle pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış. En çok da Yunan uygarlığının izleri kalmış bu antik kentte. Felsefenin kurucularından Aristo’nun da Sokrat ve Eflatun’la birlikte bu bölgede yaşayıp ders verdiği söyleniyor.







Victor Hugo’nun ölümsüz eserine sahnelik etmiş, Paris’in gözbebeği ünlü Notre Dame Kilisesi’nin üç giriş kapısının birinden bize bakan aziz heykellerini gösterip soruyor rehberimiz: “Bilin bakalım bu azizlerden hangisi, bugün Türkiye’nin yer aldığı coğrafyada hıristiyanlığı yaymak için çalıştı?” Aramızda daha önce Antakya’yı görmüş bir bey yanıtlıyor: “St Paul.” Rehberimiz devam ediyor: “Bravo! Peki gittiği bir diğer adresin Çanakkale’nin ilçesi Assos olduğunu biliyor muydunuz?”



Hayır, bilmiyordum.



Limonata kokulu, güneşli bir bahar gününün sonunda önce lacivert, sonra gri ve en sonunda simsiyah bulutlarla, hemen ardından da şiddetli bir sağanak yağmurla karşılamıştı bizi Assos. Bu kendi halinde, nüfusu bini geçmeyen küçük köy, eteğinde neler biriktirmişti, anlatacak ne çok şeyi vardı:







ARISTO’NUN ASSOS’U



Assos’taki ilk yerleşimin kayıtlarına daha M.Ö. 2 bin yıllarında rastlanıyor. Yunan şehrinin kuruluşu ise M.Ö. 7. yüzyılda Lesbos adasından gelen kolonilerle oluyor. Perslerin ve Lidyalıların işgali altında kalan ve M.Ö. 5. yüzyılda Atina Birliği’ne dahil edilen bölgede Yunan felsefesinin babalarından Aristo’nun yaşadığı, Sokrat ile Eflatun’un ders verdiği söyleniyor. Önce Bergama Krallığı’nın, ardından Roma’nın hakimiyetine giren Assos’un 1330’da Karasi emirinin, hemen ardından da henüz doğmakta olan Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucularından Orhan beyin gözünden kaçmadığı da kayıtlar arasında.



Haksız mı?

Edremit körfezine kuşbakışı bakan, gözalabildiğine denize hakim, 235 metrelik bir volkanik tepenin üzerine konuşlanmış bu minik köyün cazibesinden kaçabilmek mümkün mü? Bugün adeta bir açık hava müzesinin parçalarını oluşturan taş evlerin, Athena Tapınağı’nın, tiyatronun, nekropolün, sonra çok daha yakın bir tarihten, bizden, 14. yüzyıl imzalı bir köprünün, Murad Hüdavendigar Camisi’nin, daha nelerin nelerin çağrısı, çekiciliği, baş döndürücülüğü saklıdır Assos’ta.







ARKEOLOJİK KAZILAR



Assos’taki ilk arkeolojik kazılar 1881’de, Amerikalı bir ekiple başlıyor. Zaten tapınağı, antik tiyatroyu ve nekropoldeki bazı mezarları bulanlar da onlar.

Ne yazık ki bu kazılarda çıkan eserleri bugün Paris’teki Louvre Müzesi ile ABD’deki Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde görmek mümkün. Athena Tapınağı’nın kabartmalı blokları bu müzelerde sergilenmekte. Taşların büyük kısmının gemilere yüklenip İstanbul’a kadar getirildiği ve Tophane Rıhtımı’nın inşasında kullanıldığı da rivayetler arasında. 1359 tarihli Murat Hüdavendigar Camisi’nde de bu taşlardan bazılarının kullanıldığı biliniyor. I. Murat döneminde, Assos yıkıntıları arasında yüksekçe bir yerde kurulmuş camide özellikle duvar süslemeleri dikkat çekiyor. Alçı mihrabı süsleyen yaprakların içi, kabartma rumilerle bezenmiş. Minaresiz yapı hala ihtiyaç olduğunda camii olarak kullanılmakta. Bu arada belirtelim: Assos’ta kazılar sırasında bulunup da yurtdışına götürülmeyen parçalar bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekte.



Arkeolojik kazı ve restorasyon çalışmalarından söz edip de dört yıl önce hayatını kaybeden Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu’nun adını anmamak olmaz. Serdaroğlu, Assos Harabeleri Kazı Heyeti’nde yaklaşık yirmi yıl sürdürdüğü görevi sırasında özellikle nekropolde ve Athena Tapınağı’nın bulunduğu alanda çalışmış. Ardından çalışmalarını kenti kuşatan surların kuzey bölümüne, kent içinde konutların yer aldığı alanlara ve güney terasına yayan Serdaroğlu, kazıların yanı sıra onarımlara da ayrı bir önem vermiş. Tapınağın devrilmiş sütunlarını yerlerine dikerken onları yeni teknolojiyle sağlamlaştırmış. Assos’ta arkeolojik çalışmalarının yanı sıra Behramkale’deki özgün taş mimarinin korunmasına ve restorasyonuna da ağırlık veren araştırmacı bugün vasiyeti üzerine Behramkale köy mezarlığında yatıyor.

Assos’ta, Türkiye’nin başka birçok yerinde görmeye alışık olmadığımız önemli bir özellikse kentleşmede gösterilen özen: Köyün içinde yeni yapılanma yasaklanırken, köyün kuzeyindeki tarıma elverişli olmayan alanlarda konut yapımına izin verilmiş. Böylece eski ve yeni binalar yan yana ama içiçe olmayacak biçimde konumlandırılmış.















NAM-I DİĞER BEHRAMKALE



Biraz da pratik bilgi: Çanakkale iline 92, Ayvacık ilçesine 15 km. uzaklıktaki Assos “Behramkale” adıyla da biliniyor. Bu adınsa, Bizans döneminde bölgeye valilik eden Makhram’dan geldiği düşünülüyor. Köyün girişinde gezginleri elişi göz nuru dantelleri, masa örtüleri, halı ve kilimleriyle karşılayan köylülerin başlıca geçim kaynağı turizm, tarım ve hayvancılık. Zeytin ağaçlarının bolluğu köyün önemli bir zeytin üreticisi olmasını sağlamış; sofra zeytini ve zeytinyağı üretimi hayli yaygın. Assos bugün köy içi, iskelesi, Kadırga plajı, koyu ve yakın çevresiyle 2500 kişi kapasiteli bir turizm bölgesi. Yeniden başlayan kazı çalışmaları, köyün ve yakın çevrenin hareketlenmesine neden olmuş. Limanda yer alan yapılar, orijinal mimarinin bozulmamasına dikkat edilerek onarılmış ve otel - motel gibi konaklama tesislerine dönüştürülmüş. Ayrıca köy içinde ve yakın çevre köylerde ev pansiyonculuğu başlamış ve ev yemeklerinin yapıldığı küçük lokantalar oluşmuş.















ARİSTO’NUN AŞKI BULDUĞU KENT



Assos gibi geçmişi binlerce seneye dayanan bir Yunan şehrinde ilginç anekdotlar olmaz mı? İşte onlardan biri: Hikaye bu ya, Assos Kralı Hermias'in kız kardeşi Pythias'ın güzelliği dillere destandır... Pythias'ı görenler onu bir daha akıllarından çıkaramamaktadırlar... Ünlü düşünür Aristo, Hermias'in okul arkadaşıdır. Hermias, Aristo'yu Assos'a davet eder. Bu davete icabet eden Aristo da, yemekte Pythias'ı görür görmez aşık olur ve yemekten içmekten kesilir. Bunun üzerine Hermias, Assos'ta bir okul açtığı takdirde kız kardeşini Aristo'ya vereceğini vaat eder. Hikaye nasıl mı sonlanır? Mutlulukla: Aristo ile Pythias evlenir ve bu arada bir de felsefe okulu kurulur. M.Ö. 348-345 yılları arasında Aristo burada “Erdem'e Övgü” isimli eserini hazırlar.







YEDİGÖLLER

Duruluğunu her daim koruyan masal ormanının derinliklerinde, bir yaprak denizinin göllere yansıyan bin bir rengini izlemek… sonbaharın anlamı bu olsa gerek!






Yeşillerin sarılara, sarıların kızıllara, kızılların kahverengilere dönüştüğü; puslu dağların, duru göllerin, heybetli ağaçların ve bin bir çiçeğin özündeki tüm sihirleri doğaya sunduğu bir orman düşleyin. İçinde göl değil; göller olsun, irili ufaklı. Bir yaprak deniziyle örtünsün sonra, renk renk. Biri solarken rengini diğerine bırakan, ama toprağı hiç terk etmeyen… Böyle bir rüya âlemine gidelim mi sizinle? Sıradan bir sonbahar gününü çocuksu bir sevince dönüştürelim. Sarı yazın son demlerini, son ışıltılarını böyle bir yerde geçirelim. Yanıtınız evetse, haydi o zaman istikametimiz Yedigöller…









CENNETLE TANIŞMA

Bolu şehir merkezinden Yedigöller’e uzanan 42 kilometrelik yolun yorgunluğunu atmamız uzun sürmedi. Yedigöller’e varır varmaz, doğanın renklerini mükemmel harmoniyle yansıttığı bir sonbahar masalının orta yerinde bulduk kendimizi. Hafta sonu kaçamaklarının, günübirlik gezilerin vazgeçilmez mekânı Yedigöller’e adını veren gölleri keşfetmek üzere ormanın derinliklerine ilerliyoruz. Yol üzerindeki Kapankaya Seyir Terasları’nda Yedigöller’i yükseklerden izlerken kendinizi bir kartal yuvasında hissedeceksiniz. Bölgedeki göllerin en büyüğü olan Büyükgöl’ün kenarından başladığımız doğa yürüyüşü, kolay denilebilecek bir parkurda ilerliyor. Derinliği 15 metreye ulaşan Büyükgöl’ün yanı başındaki küçük kardeşinin adı, Seringöl. Gölleri besleyen su kaynaklarının birleştiği Dilek Çeşmesi’nde mola verip dilek dilemek artık bir Yedigöller klasiği. Bir sonraki durağımız, gülen bir insan siluetine benzediği için Gülen Kayalar adı verilen kayalıklar. Hafifçe titreşen yüzeyinde sonbaharın en güzel renklerini yansıtan Nazlıgöl’le karşılaşıyoruz bu kez de. Buranın Şelale Gölü olarak da anılması boşuna değil. Dibinden sızdırdığı güçlü kaynak sularının kuzeydoğu yönünde oluşturduğu minik bir de şelale sürprizi var gölün. Nazlıgöl’ün üzerinde titreşen ışık ve renk oyunlarına dalıp gittiğimiz dinlendirici dakikalardan sonra, yakın çevrede bizi üç küçük göl daha bekliyor: Kurugöl, Sazlıgöl ve İncegöl.









DOĞA MÜZESİ GIBİ

Neredeyse gökyüzünü örtecek ölçüde gür ağaçlarla kaplı orman yolları arasına serpiştirilen göller, denizden ortalama 800 metre yükseklikte iki ayrı plato üzerine dağılmış. Milli parkı rahatça gezebilmek için oluşturulan işaretli yolu takip ederek, yaklaşık iki saatte göllerin tümünü rahatça görmek mümkün olabiliyor. Her biri, isimlerine yakışan güzellikleri çağrıştıran gölleri ararken, ürkek sincaplar, kuşların şarkıları, böğürtlenler, mantarlar ve üzerinde gezineceğiniz yaprakların hışırtıları adımlarınıza eşlik edecek. Gölleri görmüş olsak bile Yedigöller’in sürprizleri bitmiyor. Serin rüzgârları bir şemsiye gibi tutan ağaçların oluşturduğu doğal bir tünelin içindeyiz sanki. Köyyeri Mevkii’ndeki kalıntılar, buranın eski bir Bizans yerleşimi olduğuna işaret ediyor. Kuzeyden güneye doğru alçalma gösteren bölgenin en yüksek yeri, bin 488 metrelik Eğrikiriş Tepesi. Kirazçatı denilen en alçak noktası ise sadece 465 metre. Anadolu’nun en güzel karışık ormanlarından birine sahip olan bölge bir ağaç ve bitki müzesine benziyor. Çoğunluğunu kayın ağaçlarının oluşturduğu sık orman dokusu meşe, gürgen, kızılağaç, çam, köknar, akağaç, karaağaç, kavak, dişbudak, fındık ve ıhlamurla tamamlanıyor. Ağaçların her biri sanki usta bir mimarın planladığı noktalara yerleştirilmiş. Yeşiller, sarılar, kırmızılar, kahverengiler, morlar ve kızıllara boyanan Yedigöller, özenle çizilmiş pastoral bir tablo sanki…









İSTASYON VAR AMA GEYİK YOK

Her mevsimin, hatta her ayın kendine özgü bir rengi ve görüntüsü var Yedigöller’de. İlkbahar aylarında, laden denilen renk renk orman güllerine, yaz boyunca ise ağaç köklerinin çevrelerinde siklamenlere rastlarsanız şaşırmayın. Suyun üzerinde salınan nilüferler ise hem yaz hem de sonbahara özgü güzelliklerden. Ruhumuzu ferahlatan, bambaşka diyarlara götüren ağaçların gölgelediği patikalarda yürüyüşümüz devam ediyor. Bölge yerleşim planında var olan geyik üretme istasyonunu görmek istiyoruz. Ancak yetkililerden istasyonda şu anda geyik bulunmadığını, yetiştirilen geyiklerin de geçtiğimiz aylarda doğaya salındığını öğreniyoruz. Yedigöller’in her köşesi ayrı bir dünya. Ağaçların bir nebze olsun seyreldiği geniş alan, piknik masalarıyla donatılmış. Bol oksijenli doğal ortamda iştahın sınırı yok. Tabii yiyecekleri kendiniz getirmek şartıyla. Çünkü civarda alışveriş yapacak yer bulunmuyor. Yedigöller’in güzelliklerine bir-iki günde doyulamayacağı kesin. Ancak, sessizliğini her daim koruyan ormanı, ağaç dalları arasından sızan ışık huzmeleri ve bin bir koku eşliğinde adımlamak, bir göle yansıyan siluetleri izlemek. Sonbahar, ‘Yedigöller’ olsa gerek…









GÖL ZENGİNİ BOLU

Abant Gölü, Gölcük, Sünnetgöl, Sülüklügöl, Karagöl, Çubuk Gölü, Karamurat Gölü, Çağa Gölü ve diğerleri… Bolu sınırları içinde 14’ü doğal olmak üzere tam 84 göl bulunduğunu biliyor muydunuz? Gelecekte Abant’a rakip olması hedeflenen Seben Gölü’nde 14-20 Ekim tarihleri arasında Elma Festivali düzenlenecek. Bolu’ya 30 kilometre uzaklıktaki göl, Batı Karadeniz’in el değmemiş yaylalarıyla çevrili.



NASIL GİDİLİR?

Bolu’nun 42 kilometre kuzeyindeki milli parka, Yeniçağa çıkışından ayrılıp Mengen yolu üzerinden Yedigöller tabelalarını izleyerek ulaşılabilir.



NE ALINIR?

Bolu ve çevresinden çam kolonyası, saray helvası, atom fasulyesi, patatesli ekmek, erişte ve yöresel peynirler alabilirsiniz.



NE YENİR?

Bolu usulü tencere yemekleri ile alabalık, fındık şekeri, bal ve kaymak yemeden dönmeyin.



NEREDE KALINIR?

Orman içine dağılmış şömineli dağ evlerinde konaklamak için, rezervasyon yaptırmak şart (0374 215 36 13). Çadır ve karavan için de kamp alanı var.





















Kocaeli - Tarihçe, Coğrafya

TARİHÇE



Asya–Avrupa yolu üzerinde olması nedeniyle Avrupa’dan gelen kavimlerin bir kısmı kısa bir süre bu bölgede kalmışlar veya uzun bir süre bölgeye yerleşmişlerdir. M.Ö. 712’de Megaralı kolonistler İzmit Körfezi’nin karşısında, Başiskele’de Astakos adıyla bilinen yerleşimi ele geçirmiş ve bir koloni şehri kurmuşlardır. M.Ö. 500 – 435 tarihleri arasında adına sikke bastıran şehir, M.Ö. 435’de Atina’nın eline geçmiştir. M.Ö. 297’de Bithynia Kralı Zipoites şehri alarak tahrip etmiştir. M.Ö. 262 yılında Bithynia Kralı I. Nikomedes, bu harap şehrin üstüne bugünkü İzmit’in bulunduğu yere Nikomedia şehrini kurmuştur.







I. Nikomedes zamanında saraylar, mabetler inşa edilmiştir. M.Ö. 1. yüzyıla kadar gelişmeye devam eden kent, bu yüzyılda Pontus Kralı Mithridates ile Roma arasındaki savaş sırasında çok zarar görmüş, III. Nikomedes tarafından M.Ö. 74’de vasiyet yoluyla Roma’ya bırakılmıştır. M.S. 2. yüzyılda birçok Anadolu kenti gibi Nikomedia da çok gelişmiştir. Hadrianus, Septimus Severius, Caracalla ve III. Gordianus’un kenti ziyaret ettikleri bilinmektedir.



Got ve Part saldırılarından zarar gören şehir daha sonra tekrar onarıldıysa da Sasaniler ve Araplar tarafından saldırıya uğramıştır. 11. yüzyıl sonlarında Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından Selçuklu topraklarına katılmıştır. Osman Gazi zamanında da Osmanlıların eline geçmiştir.



COĞRAFYA

Kocaeli, kuzeyde Karadeniz, güneyde Bursa, batı ve kuzeybatıda İstanbul, doğuda Sakarya illeriyle çevrilidir. Kuzeyde Kocaeli Platosu, üzerinde az sayıda tepe vardır. Dağlar Kocaeli ili topraklarının yüzde 18.8'ini kaplar. İlin kuzey kesiminde tek tek kütleler halinde tepeler, güney kesiminde ise Samanlı Dağları yer alır.







Kocaeli sınırları içinde bulunan tek önemli göl, Sapanca'dır. Ancak Sapanca Gölünün büyük bölümü Sakarya ili sınırları içinde kalır.



Genel anlamda Karadeniz ile Akdeniz ikliminin kesiştiği bir iklim tipi bölgede egemendir. Yazlar sıcak ve az yağışlı, kışlar yağışlı ve Türkiye'nin pek çok yöresine oranla ılık geçer. İlin kuzey kesimlerinde Karadeniz kıyılarında yaşanan yaz mevsimi, ilin güney bölümlerinde yaşanan yaza oranla daha serindir.


Kocaeli Cami ve Mescitleri

Orhan Gazi Camisi (Merkez)

Kocaeli İzmit Körfezi’ne hakim tepede, İç Kale’nin ortasındaki set üzerinde yer alan Orhan Gazi Camisi’ni, Orhan Gazi Süleyman Paşa’ya 1332-1333 yıllarında yaptırmıştır. Bu caminin bulunduğu yerde eski bir kilise kalıntısı olduğu da kaynaklarda belirtilmiştir. V.Cuinet buradaki Bizans kilisesinin Orhan Gazi tarafından 1330’a doğru camiye çevrildiğini ileri sürmüştür. H.Dernschwans eskiden kilise olan bu yere Orhan Gazi’nin cami yaptırdığını kaydetmiştir. Ekrem hakkı Ayverdi caminin kilise ile hiçbir ilgisi olmadığını ileri sürmüştür. İstanbul Arkeoloji Müzeleri 1938’de burada yaptığı kazıda kale duvarlarına rastlamış ancak, kilisenin varlığını belirten herhangi bir ize rastlamamıştır. Nitekim, Orhan Gazi Camisi’nin kilise üzerinde yapılıp yapılmadığı da kesinlik kazanamamıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki kayıtlarda bu cami Orhan Gazi’nin evkafı arasında gösterilmiştir. Sultan Abdülmecit zamanında yapılan onarım kitabesinde de Süleyman Paşa’nın ismi bulunmaktadır.



Günümüze ulaşan Sultan Orhan Gazi Camisi’nin mimari yapısı Abdülmecit dönemine aittir. Avlu kapısı üzerinde yirmi kartuşlu talik yazılı onarım kitabesinde Serasker Rıza Paşa’nın caminin durumunu padişaha bildirerek 1848’de onarımını sağlamıştır.



Kitabe:



Sağ Taraf

Güzîn-i âl-i Osman Hazret-i zişânın

Vezir erşed-i evlâdı bu paşy-ı ekyâd

Müşerref olduğu dem hak-i pâyimden ser-i İzmid

Bu hâlâ camii bâlâya itdi sıdküle is’ad

Rıza paşa görüp emr-i ibadde bu hâlâtı

Tutup destin hûlasiyle kıyame eyledi idad

Yine tecdîde kendi zât-ı zâşânın idüp me’mur

O da âyine imtisal eyledi hem-çün dil-nihâd

İ de ömr-şehrin şâhını Allah müstevfa

Namaz-ı ağabeydin oldukça minnac ı dil-i ibâd



Sol Taraf

Cahidü fi sebl’i-Allah hem nâm emin-ullah

Süleyman-ı gazâ-pişe idüp müşrikleri

Mürûr-i vakte ile az kaldı kim ol mâbed-i’ulyâ

Rükî u secdeye müşerref taharrükle ola mu’tad

Ki yani sevk idüp zıll-ı Hüda’ Abdül’i-Mecîd Hân’a

Memâl-i ihtiyacın ol makamın eyledi îrad

Ve Rütbe-i sâye-i şâhânesinde oldu müstahkem

Metanetle görenler zan ederler beyza-ı tûlâd

Hitamında yazup târih-i tâmın hame-i zâlik

Bu dilcû ma’bedi’ Abdü’l-Mecid Hân kıldı nev-bunyâd

h.1255 (1839).



Orhan Gazi Camisi’nin yapı üslubu XIX.yüzyıla ait olduğunu açıkça göstermektedir. Cami, 15.40x20.85 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapı olup, moloz taştan yapılmıştır. Sonraki yıllarda, 1843’te önüne bir de ahşap son cemaat yeri ile hünkar mahfili eklenmiştir. Büyük olasılıkla cami, orijinal temelleri üzerine aynı planda yeniden yapılmıştır. Geç devir mimari üslubuyla bağdaşmayan kalın duvarlar arasındaki ağaç hatıllar ve alt sıra pencerelerinin uzun kemerli pencerelere dönüştürülmesi iki devir arasındaki çelişkiyi de göstermektedir.



İbadet mekanı kare kaide üzerine oturtulmuş, silindirik gövdeli yivlerle şekillendirilmiş altı metre yüksekliğindeki ahşap kubbeyi taşımaktadır. Kubbe çatının altında kalmış ve dışarıya yansımamıştır. İç mekandaki bezemeler son derece sadedir. Kubbe çevresinde ağaç süslemeler ve balık pulu motifler eklenmiştir. Bunun dışında kalan alanlar da badanalanmıştır.



Caminin kuzeybatı köşesine taş kaide üzerine oturtulmuş tek şerefeli bir minare eklenmiştir.





Fevziye (Fethiye) Camisi (Merkez)





Kocaeli Kemalpaşa Mahallesi, Hürriyet Caddesi üzerindeki bu camiyi XVI.yüzyılda İzmitli Mehmet Bey tarafından yaptırılmıştır.

İlk yapımında Mimar Sinan’ın eseri olan bu cami, 1776 depreminde yıkılmıştır. Sultan II.Mahmut zamanında Kaptan-ı Derya Firari Ahmet Paşa tarafından yeniden yaptırılmıştır. Bu yüzden de Fevziye Cami ismini almıştır.

Cami 1894 depreminde bir kez daha yıkılmış ve yalnızca minaresi günümüze gelebilmiştir. Sonraki yıllarda Sırrı paşa tarafından yapılan bu caminin mimari yönden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır.





Cami arazi konumuna uyularak yarı fevkani yapılmıştır. Cadde tarafından avluya düz bir girişle girilmektedir. Deniz tarafında ise bodruma yer verilmiştir. Bu taş bodrumun orijinal camiden kaldığı duvar kalıntıları ile silmelerinden anlaşılmaktadır. Cami dış görünümü itibarı ile Ampir üsluptadır. Önünde kagir bir son cemaat yeri, üst kata, mahfile çıkan merdiven bulunmaktadır. Dikdörtgen planlı cami, içten ahşap kubbelidir.



Minare kaidesi köfeki taşından olup, orijinaldir. Üzerine yuvarlak gövdeli tuğladan minare yerleştirilmiştir.





Pertev Mehmet Paşa (Yeni Cuma) Camisi (Merkez)





Kocaeli Yeni Cuma Mahallesi’nde, eski İstanbul-Ankara Karayolunun yanında bulunan Pertev Mehmet Paşa Külliyesi’nin bölümlerinden biri olan bu cami, halk arasında Yeni Cuma Camisi olarak da tanınmaktadır. Pertev Mehmet Paşa’nın ölümünden sonra, 1572’de caminin temelleri atılmış, yapı topluluğu 1579’da tamamlanmıştır. Külliye Mimar Sinan eseridir.



Cami kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbeye geçişi sağlayan tromplar caminin dışında, üst örtüsünde kendini açıkça belli etmektedir. Merkezi kubbe yarım kubbelerle takviye edilmiştir. Kubbe kasnağını çepeçevre kuşatan 24 adet ve yan duvarlarda ise mihrap duvarında dörderden 12, ikisi son cemaat yerine bakan toplam 14 pencere ile ibadet mekanı son derece güzel biçimde aydınlatılmıştır. İbadet mekanında çiniye yer verilmeyişi, o dönem yapıları içerisinde karşılaşılmayan bir örnektir. Caminin pencere aralarında yazı frizleri ve kalem işleri bulunmaktadır. Bu kalem işlerinde hatayi ve rumilere geniş yer verilmiştir. Camideki mermer işlerinin yanı sıra ahşap işçiliği de ileri bir düzeydedir.



Mermer mihrap ve minberi geometrik bezemelerle kaplıdır. Bunların üzerindeki stalaktitler ve geometrik bezeme son derece güzel işlenmiş olup, diğer Osmanlı minberlerinde karşılaşılmayacak kadar farklı ve ince bir işçilik göstermektedir.



Caminin batı duvarında ana giriş kapısı bulunmaktadır. Giriş kapısının bulunduğu duvar diğer üç cephe duvarından daha önce yapılmış olduğundan caminin ibadet mekanına doğru iki dayanak ile takviye edilmiştir. Bunlar birbirleri ile ve duvarlara kemerlerle bağlanmış, üç küçük eyvan meydana getirilmiştir. Böylece kapının üzerinde ikinci bir kat, müezzin mahfili ile maksureler oluşturulmuştur. Caminin portali stalaktitli olup, çevresi mermer frizlerle kuşatılmıştır. Caminin son cemaat yeri stalaktit başlıklı dört mermer sütun ve iki müstakil ayaktan meydana gelmiş olup, üzeri üç kubbe ve iki beşik tonoz ile örtülüdür. Son cemaat yerinde ayrıca ahşap çatılı bir de galeri vardır.



Caminin yanındaki minaresi oldukça yüksek dikdörtgen düzgün taştan yapılmış kaide ve kürsü üzerinde, yuvarlak gövdelidir. Minare, kesme taştan, silindirik gövdeli, tek şerefeli ve şerefe altı stalaktitli, kurşun külahlıdır.





Çarşı (İmaret-Abdüsselâm) Camisi (Merkez)



Kocaeli il merkezinde, İmaret Mahallesi’ndeki bu cami, Defterdar Abdüsselâm tarafından 1524-1525 yılında yaptırılmıştır. Vakıf kayıtlarından bu caminin daha önce yapıldığı ve Mimar Sinan tarafından genişletilerek yenilendiği öğrenilmektedir.Cami 1872-1873 yıllarında Altıncıoğlu Hatice Hanım tarafından onarılmıştır. Bunu belirten bir kitabe caminin giriş kapısı üzerindedir.



Kitabe:



“İş bu İmaret Cami-i Şerifinin banisi Defterdar-ı Esbak Abdüsselam Bey Efendi Hazretlerinin sülale-i tahirelerinden El Hac Seyyid İsmail Zülkefil Bey’in halile-i muhteremesi Delail-i Şerif mezunesi merhume ve Makfurliha Hadice Firdevs Hanım ruhu için rızaen l’illah el Fatiha fi sene Zilhicce-tış Şerife fi 23 yevm-3 Cuma.”



Cami dikdörtgen planlı, yarı kagir olup, duvarları moloz taştandır. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Bugünkü yapının mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Yalnızca caminin dış çevre duvarları ile minaresi Mimar Sinan dönemi özelliklerini yansıtmaktadır. İlk yapıldığında kubbeli olan caminin kubbesi 1776 yılında yıkılmıştır.





Bağçeşme Camisi (Merkez)



Kocaeli Bağçeşme Mahallesi’nde, Bağçeşme İlköğretim Okulu karşısında bulunan bu camiyi İzmit’in fethinden sonra Sultan Orhan’ın oğlu Gazi Süleyman Paşa’nın sancaktarı Osman Ağa yaptırmıştır.



İzmit’te ilk yapılan camilerden biri olup, ahşaptan yapılmıştır. Sonraki yıllarda yenilenmiş, 1953 yılında yıktırılmış ve yerine bugünkü fevkani cami yapılmıştır. Bu caminin mimari yönden özelliği bulunmamaktadır.





Alaca Mescit (Gümüşlüoğlu Camisi) (Merkez)



Kocaeli Hacı Hasan Mahallesi, Hasan Kasım Yokuşu yanında, Mescit Sokağı’nda bulunan bu caminin Bizans çağında yapılmış olan Iustinianus sarayının kalıntıları üzerinde olduğu söylenmektedir. Caminin beyaz zemin üzerine lacivert renkte sülüs yazılı çini kitabesinden El Hac Bin Mehmet Gümüşlüzade tarafından 1598-1599 yıllarında yapıldığı öğrenilmektedir.



Kitabe:



Benâ hâzâ’l-mescide taleben li-rıza’l-lahi

Te’alâ vebtigae li-rahmeti Rabbihi’l-âlâ

El-Hac Mustafa Bin Muhammed eş-şehir bi-Gümüşlüzade

Tarih fî sene Seb’a ve elf

h.1007 (1598).



Cami dikdörtgen planlı olup, moloz taştan ve kagir duvarlıdır. Ancak zamanla onarılmış iki yanı ile arka cephesine eklemeler yapılmıştır. Bugünkü hali ile ahşap çatı ile örtülüdür.





Kaptan-ı Derya Hüseyin Paşa Camisi (Merkez)



Kocaeli Çukurbağ Mahallesi’nde bulunan bu camiyi Sultan III.Selim’in süt kardeşi Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşa yaptırmıştır. Kitabesi günümüze ulaşamadığından yapım tarihi ve mimarı bilinmemektedir.



XVIII.yüzyılda yapıldığı sanılan bu cami dikdörtgen planlı olup moloz taştan ve kagirdir. İbadet mekanının üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. II.Dünya Savaşı yıllarında bir süre askerlere tahsis edilmiş, savaşın bitiminden sonra da halk tarafından onarılarak ibadete açılmıştır. Bugünkü konumu ile mimari yönden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır.





Akçakoca (Dere) Camisi (Merkez)



Kocaeli’nin Yukarı Pazar, Akçakoca diye isimlendirilen yerdeki bu camiyi İzmit ve yöresini fetheden Akçakoca 1327-1328 yıllarında yaptırmıştır. Cami, orijinal olmayıp geç devirlerde yenilenmiştir. Cephe duvarının sol üst köşesinde, saçağa yakın bir dua cümlesinin altında 1939 tarihi yazılıdır. Buna dayanılarak yapının bu tarihte yenilendiği sanılmaktadır.



Caminin il yapımı ile ilgili bilgi bulunmamaktadır. Bugünkü görünümü ile dikdörtgen planlı, kagir duvarlı, ahşap çatılıdır. Caminin beden duvarlarında XIX.yüzyıla tarihlendirilen tuğlalar kullanılmıştır. Bu da caminin XIX. Yüzyılda yenilendiğini göstermektedir. İbadet mekanı 14.75x12.60 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Kare kaide üzerinde yükselen kırmızı tuğla minaresi ile dikkati çekmektedir.





Baç Camisi (Urgancı Ahmet Çelebi Camisi) (Merkez)



Kocaeli Cedid Mahallesi’nde eski İstanbul yolu üzerinde bulunan bu camiyi Urgancı Ahmet Çelebi yaptırmıştır. Kitabesi günümüze ulaşamadığından ve yapımı ile ilgili arşiv kaydına da rastlanmadığından yapım tarihi ve mimarı bilinmemektedir. Bu cami şehrin dış surlarının doğu kapısı yakınında olduğundan ve buradan geçen kervanlardan rüsum (baç) alındığından banisinin ismi yerine halk arasında Baç Camisi olarak tanınmıştır. Buna dayanılarak caminin XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.



Değişik dönemlerde yapılan onarımlar sonucunda özelliğini bütünüyle yitirmiştir. Dikdörtgen planlı, yarı kagir bir camidir. Taş kaide üzerine, taştan yuvarlak gövdeli minaresinin orijinal olduğu sanılmaktadır.





Debbağhane Camisi (Merkez)



Kocaeli Debbağhane semtindeki bu cami, 1958 yılında yerel bir dernek tarafından yaptırılmıştır. İzmit Vakıflar Müdürlüğü hayrat Kütüğü kayıtlarında, daha evvel burada ahşap bir mescit olduğu kayıtlıdır. Ancak bu mescitle ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.



Cami dikdörtgen planlı yarı kagir olup, üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır.





Yenidoğan Camisi (Merkez)



Kocaeli Yenidoğan Mahallesi’nde bulunan bu cami, özel bir dernek 1952 yılında yaptırmıştır. Caminin bulunduğu yer eski bir mezarlık alanıdır. Bu nedenle de caminin çevresinde eski tarihlere ait mezar taşları bulunmaktadır. Burada mezarlıkla ilgili bir mescidin olup olmadığı da bilinmemektedir.



Cami mimari yönden bir özellik taşımamaktadır. Dikdörtgen planlı kagir ve ahşap çatılı bir yapıdır.





Sümer Camisi (SEKA Camisi) (Merkez)



Kocaeli il merkezinde, eski İstanbul-İzmit Karayolu üzerinde SEKA’nın içerisinde bulunan bu cami 1955-1957 yıllarında yaptırılmıştır. Klasik devir camilerinin modern teknikte betonarme-karkas olarak yapılmış bir uygulamasıdır.



Kare planlı olan caminin üzeri kubbe ile örtülüdür. Kubbeyi taşıyan ayaklar ve son cemaat yerinin revak kolonları betonarmedir. Bunların klasik üsluba uydurulabilmesi için kırmızı-beyaz pirinçli harç kullanılarak dövülmüş ve taraklanmıştır.





Akça Camisi (Merkez)



Kocaeli Çukurbağ Mahallesi, Akça Cami Caddesi’nde bulunan bu cami 1965-1966 yıllarında dernek tarafından yaptırılmıştır. İzmit Vakıflar Müdürlüğü Hayrat Defterlerinde Akça Hacı İbrahim tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Buna dayanılarak bugünkü caminin Akça Hacı İbrahim Camisi’nin yıktırılarak yeniden yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Temel kazılarında çıkan bir kitabeye dayanılarak bu yapının XVII.yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır.



Bugünkü cami mimari yönden herhangi bir özellik taşımamaktadır.Cami dikdörtgen planlı ve tek kubbeli olup, betonarme karkas tekniğinde yapılmıştır. Yalnızca eski caminin minare kaidesi korunmuştur.





Yalı Camisi (Çalık Ahmet Camisi) (Merkez)



Kocaeli Buğday Meydanı’nda bulunan bu camiyi, İzmit Vakıflar Müdürlüğü Hayrat Kütüğündeki bilgilerden öğrenildiğine göre Çalık Ahmet 1907 yılında yaptırmıştır. Kitabesi bulunmamaktadır.



Dikdörtgen planlı cami kagir olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür. Caminin duvar köşeleri, kemerli pencereleri ve giriş kapısı tuğladan yapılmıştır. Sağ tarafındaki minare kesme taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.





Yumurtacı Camisi (Merkez)



Kocaeli Hacı Kadın Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmamaktadır. Vakıf kayıtlarında Hacı kadın tarafından yaptırıldığı yazılı ise de bu kadının kim olduğu bilinmemektedir. Mimarı konusunda da bir bilgiye rastlanmamıştır.



Dikdörtgen planlı cami ahşap çatılıdır. Sonraki dönemlerde önüne bir son cemaat yeri eklenmiştir. Haziresindeki mezar taşları toplanarak kaldırılmıştır. Ahşap minareli olup, bugünkü durumu ile mimari özellik taşımamaktadır.





Tepecik Mescidi (Merkez)



Kocaeli Tepecik Mahallesi, Cami Sokak’ta bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir.



Dikdörtgen planlı olan cami, yarı kagir yarı moloz taştan yapılmıştır. Üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Son cemaat yerinin üstü meşruta olarak kullanılmaktadır.





Zıbıncı Mescidi (Merkez)



Kocaeli Hacı Hasan Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir. İzmit Vakıflar Müdürlüğü’nde bu caminin Zibani Hacı Hasan tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Ayrıca Ressam Besim’in 1934 yılında yapmış olduğu yağlıboya bir resimde bu mescit görülmektedir.



Mescit dikdörtgen planlı olup, taş temeller üzerine kagir olarak yapılmıştır. Üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Minaresi çinko kaplı olup, çatı üzerinden çıkmaktadır. Mimari yönden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır.





Çoban Mustafa Paşa Camisi (Gebze)





Kocaeli Gebze ilçesi Gölcükönü Meydanı, Bağdat Caddesi ile Küçük Yazı Sokağı, Çömlekçi Bayırı ve Odunkapısı sokakları arasında bulunan Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin bir bölümünü oluşturan cami, Çoban Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır.



Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin ve caminin yapım tarihi ve mimarı tartışmalıdır. Mimar Sinan’ın eserlerinin listesini veren Tuhfetü’l Mimarin’de cami, imaret ve medresenin ismi geçmektedir. Cami ve medresenin kapıları üzerinde 1523-1524 tarihleri yazılı ise de Mimar Sinan 1521’de Belgrat, 1522’de Rodos seferine katılmıştır. Prof.Dr.Metin Sözen yapı topluluğunun tasarım ve uygulamasının tamamen Mimar Sinan tarafından yapılmasının güç olacağını belirtmektedir. Büyük olasılıkla yapı topluluğunun planlarını Mimar Sinan düzenlemiş, uygulamasını da Mimar Hüssam Ağa yapmıştır.



Cami, Klasik Osmanlı mimarisinin özgün örneklerinden birisidir. Bezemelerindeki Memluk etkisi, Çoban Mustafa Paşa’nın Mısır’la olan bağlantısına ve orada yapmış olduğu görevden kaynaklanmaktadır.



Caminin girişi önünde beş kubbeli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Buradaki mukarnas başlıklı altı porfir sütun sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Ortadaki bölüm diğerlerinden daha yüksek tutulmuş ve camiye giriş daha görkemli bir hale getirilmiştir. Caminin son cemaat yerine açılan pencerelerindeki kiremit renkli mermer söveler, küfi yazılar ve duvar panoları Memluklu sanatının etkisini açıkça göstermektedir. Giriş kapısı 1.53x2.92 m. ölçüsünde yüksek görünümlü, mermer söveli ve mukarnas dolguludur. Burada iki satır halinde sülüs yazılı bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:



“Bu Allah’ın halifesi Sultan Süleyman han bin Sultan Selim Han, Allah hayatını, saltanatını ebedi kılsın. Bu ikisinin veziri bina ve inşaatın sahibi Mustafa Paşa tarafından tamir edilmiş bir imarettir. Güzellik ve parlaklık sahibi olduğundan tarihi hayren hasena 930 (1523)”.



Cami 14.55x14.55 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri dört trompun taşıdığı 24 m. yüksekliğinde, 14 m. çapında bir kubbe ile örtülmüştür. Trompların içleri istiridye kabuğu görünümünde yivlerle süslenmiş olup, bunların altlarına stalaktitli üçgenler yerleştirilmiştir. Ayrıca kubbe çevresinde tek sıra halinde stalaktit dizilerinin birbirini izlediği görülmektedir. Duvarlar taş kaide üzerinde kesme taş ve tuğla dizilerinin peş peşe sıralanmasından meydana gelmiştir.



Caminin içerisi her duvarda dörder, kasnakta da sekiz olmak üzere yirmi dört pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap beş köşeli, mermer bir niş şeklinde olup, mukarnaslarla son bulur. Ayrıca mukarnaslardan oluşmuş bir bordür mihrabı çepeçevre kuşatmıştır. Mihrap nişindeki kufi levhalar buraya ayrı bir görünüm kazandırmıştır. Mihrap nişindeki bezeme, dışındaki ince bordür ve üçgen boşluklar siyah renkte macunla doldurulmuş ve böylece farklı bir görünüm elde edilmiştir. Mihrabın sağında yer alan minber, mermerden yapılmış, yan korkulukları geometrik geçmelerle bezenmiştir. Mihrabın üçgen alınlıklarında yer yer yıldızlara yer verilmiş, çokgenler ve zincirlerden oluşmuş motifler kompozisyonu tamamlamıştır.



Caminin içerisindeki ve son cemaat yerindeki mermer kaplamaları Çoban Mustafa Paşa Mısır’dan getirtmiştir. Bu mermer levhalardan ötürü de cami, Kahire’deki Sultan Hasan Medresesi (1356-1362), Kahire Şeyh Melik Müeyyed Camisi (1413-1420), Ebubekir İbn-i Mashar Medresesi (1479-1480), Kahire Gavri Medresesi (1503), Süleyman Paşa Camisi (1528-1529) ve Sultan el-Burdayn (1616-1626) camileri ile çok yakın benzerlikler göstermektedir.



Çoban Mustafa Paşa Camisi’nin ahşap işçiliği de yapıya ayrı bir görünüm kazandırmıştır. Kapı ve pencere kanatlarında çok kanatlı, yıldız şekilli lüle taşından kakmalar bulunmaktadır. Ayrıca bunların üzerine de çeşitli kitabeler yazılmıştır.



Çoban Mustafa Paşa Camisi’nin kalem işlerinde orijinal örneklere yer yer rastlanırsa da bunların büyük çoğunluğu geç devirlere ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1950’li yıllardan sonraki onarımlarında yapılmıştır. Orijinal kalem işleri müezzin mahfili ile alt sıra pencerelerin tavanlarında görülmektedir. Buradaki motiflerde kırmızı ve altın yaldız çok bol kullanılmış ve çiçekli bezemelere de geniş yer verilmiştir.



Caminin minaresi XVI.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Kesme taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli olup, şerefesinin altı stalaktit ile kaplıdır.





Sultan Hamit Camisi (Gebze)



Kocaeli Gebze ilçesi, Tavşancıl’da bulunan cami, halk arasında Aşağı Cami olarak tanınmıştır. Tavşancıl’ın en eski camilerinden olup, ne zaman yapıldığı ve banisinin kim olduğu bilinmemektedir.



XX.yüzyılın ilk yıllarında harap olan bu caminin onarımı Sultan II.Abdülhamit’e verilen bir dilekçe ile istenmiş, bunun üzerine Sultan II.Abdülhamit mali desteği sağlamış ve cami yenilenmiştir. Bu onarım çalışması sırasında eski caminin kitabesi korunamamıştır. Sultan II.Abdülhamit’in yeniden yaptırdığı bu cami, minaresi dışında tamamen yenilenmiştir. Bu bakımdan da özelliğini yitirmiştir.



Bugünkü cami kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülmüştür. Caminin eski ahşap minaresi ile asma kattaki 1901 tarihine ait perdeleri de korunmuştur. Minberi yapıldığı devrin özelliklerini yansıtmaktadır. Mihrabın bezemesini padişahın Yıldız Sarayı’ndan gönderdiği İtalyan ressam yapmıştır. Bunların yanı sıra cami içerisindeki yazı levhaları da orijinaldir.



Bu cami Kurtuluş Savaşı sırasında bazı trajik olaylara sahne olmuştur. 15 Ekim 1920’de tavşancıl’ı işgal eden Yunanlılar ilçenin ileri gelen ve eli silah tutan erkekleri burada toplayarak işkence yapmışlardır.





Karabakkal Mescidi (Merdivenli Cami) (Gebze)



Kocaeli Gebze ilçesi Sultan Orhan Mahallesi’nde bulunan bu cami, XV.yüzyılda yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından banisi ve yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Cami üç katlı olduğundan ve katlara merdivenle çıkılmasından ötürü Merdivenli Cami ismi ile tanınmıştır.



Dikdörtgen planlı cami ahşap çatılıdır. Yanında tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.





Orhan Gazi Camisi (Gebze)


Kocaeli Gebze ilçesi Menzilhane Mahallesi’nde bulunan Orhan Gazi Camisi’nin kitabesi günümüze ulaşamamıştır. Başbakanlık Arşivindeki kayıtlarda 1328 yılında caminin yapımına başlanıldığı öğrenilmiştir. Ayrıca Ekrem Hakkı Ayverdi’nin değindiği Kocaeli il tahrir defterlerinde bununla ilgili kayıtlar bulunmaktadır:



“Karye-i Danişmend Virani Tabi-i Orhan Bey taberesah ü Gebuze Camisine vakfetmiş Padişahımız sizce lehu enseranhu_Hazretleri Muhyiddin nam kimesneye saduka idüp eline Hükm-i Hümayun virmiş deyu cem’i gün bir cüz Kur’anı- Azim ve sure-i En’amdan bir aşar okuya...”



Bu kayıtlardan öğrenildiğine göre, bir köyün gelirine bir cüz okunması karşılık tutulmaktadır. Ayrıca diğer görevliler için ayrılmış birkaç köy de haşiyede belirtilmiştir. Caminin vakfiyesinde de “Gekbuse kasabasında merhum ve mağfurun Sultan Orhan Cami-i Şerif-i Vakfı” başlığı altında görevlerini gösteren kayıtlar vardır.



Sultan Orhan Camisi’nin yapımında çevredeki Bizans yapılarının mimari kalıntılarından yararlanılmıştır. Kaynaklar bu konuda bilgi vermemesine rağmen caminin bir Bizans kilisesi üzerinde, onun mimari parçalarından yararlanılarak yapıldığı da yazılıdır. Nitekim cami avlusunda Bizans dönemine tarihlenen sütun başlıkları, su haznesi olarak kullanılan Grekçe yazılı lahit ve antik parçalar dikkati çekerse de bunlar çevreden toplanmış mimari elemanlardan başka bir şey değildir. Cami erken Osmanlı mimari özelliklerini yansıtmakta olup, bir Bizans yapısının temelleri üzerinde ve onun plan düzeninden yola çıkıldığını göstermekten de çok uzaktır.



Cami 12.30x12.30m ölçüsünde kare planlı bir yapıdır. Yapımında moloz taş ve yer yer tuğla hatıllar kullanılmıştır. İbadet mekanının üzeri tromplu, sekiz köşeli kasnağın taşıdığı basık bir kubbe ile örtülmüştür. Kasnağın çevresinde pencereler sıralanmıştır. İçerisinin aydınlatmasını duvarların her birinde altlı üstlü ikişer pencere sağlamıştır. Kıble duvarının ortasında yarım yuvarlak niş görünümündeki mihrabın özelliği bulunmamaktadır. Günümüzde mihrap badana edilmiş ve orijinalliğinden uzaklaşmıştır. Minber ise XIX. yüzyıla tarihlendirilmektedir.

İç mekanda bezeme olarak yalnızca kubbe kasnağında yazı frizi vardır. Ancak bu friz 1775 yılında yapılan onarım sırasında buraya yazılmıştır.



Caminin içerisinde ilgi çekici ağaç işçiliği örnekleri bulunmaktadır. Özellikle batı duvarı ve minare yanındaki meşe ağacından tek parça halindeki pencere kapakları Erken Osmanlı ağaç işçiliğinin tipik örneklerindendir. Bu kapakların oymalı demir çivileri, dövme çivileri, dövme çengelleri ahşabın yanı sıra maden sanatının da güzelliğini ortaya koymaktadır. Kapaklarının her kanadının üzerinde dikdörtgen çerçeveler içerisine alınmış kabartma sülüs yazılı ayetler dikkati çekmektedir. Bunların orta kısımlarında madalyonlar içerisinde bitki motifli, altışar kenarlı yıldızlar yerleştirilmiştir.



Caminin kuzey-doğu köşesine yerleştirilen minarenin kaidesi moloz taştan, gövdesi, şerefesi tuğladan yapılmıştır. Orijinal kaide üzerindeki gövde daha geç yıllara tarihlendirilmektedir. Minarenin Orijinal kaidesi caminin alt sıra pencerelerine kadar yükselmektedir.





İlyas Bey Camisi (Gebze)



Kocaeli Gebze ilçesi, Menzilhane Mahallesi’nde, Orhan Gazi Camisi’nin yakınındaki İlyas Bey Camisi’ni Akçakoca’nın oğlu İlyas Çelebi 1323 yılında yaptırmıştır. Caminin yanına zaviye ile sıbyan mektebi de yaptırmış olmasına rağmen onlar günümüze ulaşamamıştır.

İlyas Bey Camisi zamanla harap olmuş, yıktırılmış ve yerine mimari değeri olmayan bir cami yapılmıştır.



İlsa bey Camisi’nin orijinal durumu ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Eski camiden yalnızca minaresi günümüze gelebilmiştir.



Bugünkü cami dikdörtgen planlı olup, üzeri çatı ile örtülmüştür. Giriş kapısı üzerinde sülüs yazıyı kitabede caminin yapımı ile ilgili bir bilgi bulanmamaktadır. İbadet mekanı son derece basit olup içerisi beyaz badanalıdır. Duvarlarında altlı üstlü ikişer pencere bulunmaktadır. Bu pencerelerden alt sıradakiler dikdörtgen söveli üst sıradakiler kemerli ve alçı şebekelidir. Avluda yakın tarihlerde yapılmış bir şadırvan, kuyu bileziği ve bir de eski mezar taşı bulunmaktadır
.

Kocaeli Müzeleri

Kocaeli Arkeoloji Müzesi (Merkez)



Kocaeli’nde müzecilik çalışmaları SEKA Kağıt Fabrikası’nın temel kazısında ortaya çıkan eserlerin ve çevredeki dağınık durumda bulunan mimari parçaların ve heykellerin bir araya getirilmesi amacıyla 1938 yılında başlamıştır. Toplanan bu eserler Kocaeli Merkez İlkokulu’nda, daha sonra da Sümer İlkokulu’nda koruma altına alınmıştır. II.Dünya Savaşı yıllarında İzmit Kağıt Fabrikası’nın arazisi içerisinde bir müze kurulması düşünülmüş, ancak bu çalışma mümkün olamayınca da toplanan eserler 1947 yılında İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne götürülmüştür. Bundan sonra İzmit’te Sultan Abdülaziz Sarayı Milli Eğitim Bakanlığı’nca restore edilmiş, Sümer İlkokulu’nda bulunan ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne götürülmeyen büyük boy eserler sarayın bahçesine nakledilmiştir.



Abdülaziz Sarayı’nın müze yapılmak üzere restorasyonu tamamlandıktan sonra Valilik Makamı olarak kullanılmış ve müzenin açılması da ertelenmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı sarayın müze için tahsisini sağlamıştır. Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü saray içerisinde teşhir ve tanzim düzenlemelerini yaparak Kocaeli Müzesi’ni 28 Haziran 1967 tarihinde hizmete açmıştır.



Müzede eserler arkeoloji ve etnoğrafya olarak iki ayrı bölümde sergilenmiştir. Sarayın zemin katında giriş holü ile sağ ve solundaki salonlarda mermer kabartmalar, mimari parçalar, alınlıklar, Kandıra’nın Kumköyü’nde bulunmuş Medusa başı, MÖ.III.yüzyıla tarihlenen steller, Kandıra’nın Kumköyü’nde bulunan erkek ve kadın mermer heykelleri, Roma dönemine ait kartal, kybele heykelleri teşhir edilmektedir. Ayrıca çeşitli dönemlere tarihlenen pişmiş toprak ve madeni eserler de vitrinler içerisinde bulunuyordu. İzmit’in doğu nekropolü olan Kanlıbağ Tümülüsü’nden çıkan objeler, Konca Mezar Anıtı’nda bulunan kandil ve keramikler de onları tamamlıyordu. Müzenin üst katı Sultan Abdülaziz’in İzmit’i ziyareti için hazırlanmış eşyaları içermektedir. Burada XIX.yüzyıla ait saray eşyaları, konsollar, aynalar, saatler, şamdan takımları, yazı takımları ve bir vitrin içerisinde de Nicomedia (İzmit) şehri adına basılan sikkeler, Roma sikkeleri, Bizans sikkeleri ve İslami sikkeler onları tamamlıyordu.



Müze bahçesinde tersane kitabesi 1863, lahitler, lahit kapakları, MS.III.yüzyıla tarihlenen araba yarışını gösteren kabartma ve mimari parçalar sergilenmekte idi.



Kocaeli Arkeoloji Müzesi Sultan Abdülaziz sarayının yeniden restore edilmesi nedeniyle restorasyonu tamamlanan Saatçi Ali Efendi Konağı’na, ardından da Kocaeli Fuar alanında yeni yapılan müzeye Bitinya ile Nicomedia dönemine ait Helenistik, Roma ve Bizanslılara ait eserler Kocaeli Fuar alanına taşınmıştır.





Etnoğrafya Müzesi (Saatçi Ali Efendi Konağı) (Merkez)







Kocaeli Veli Ahmet Mahallesi’nde, Alacamescit Gümüşlü Sokağı’nda bulunan Saatçi Veli Efendi Konağı diye tanınan bu yapı 1774 yılında yapılmıştır. XVIII.yüzyılın Türk sivil mimari örneklerinden olan bu konak, ağaç işleri, kalem işleri ve mimari yapısı ile döneminin örneklerinden birisidir.



Konağın bodrum katı kagir, diğer iki katı ahşap olarak yapılmıştır. Bodrum katı kayagan taşı ile döşenmiştir. Tavanı ahşap kaplamalıdır. Zemin katında sofa etrafında üç oda, mutfak ve yarı gömme bir balkon bulunmaktadır. Üst katta ise biri başoda olmak üzere sofaya açılan üç odası vardır. Konağın oda ve sofalarının duvarları bitkisel ve geometrik kalem işi ile bezelidir.



Saatçi Ali Efendi Konağı Kültür Bakanlığı tarafından kamulaştırılmış ve onarılmıştır. Bundan sonra Kültür Bakanlığı’nca Etnoğrafya Müzesi olarak 1987’de ziyarete açılmıştır.



Konak yöresel etnoğrafik eşyalarla düzenlenmiştir. Giriş katı ile orta sofada Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde yakın tarihlere kadar evlerde dokunan Kandıra Bezi dokuma aletleri sergilenmektedir. Giriş katının ilk odası mutfak olarak düzenlenmiştir. Burada ahşap mutfak dolapları, ahşap ocak nişi ve raflarda bakır mutfak malzemeleri bulunmaktadır. Kocaeli günlük yaşamı yöresel giysiler içerisindeki mankenlerle burada canlandırılmıştır.





Üst kat sofasının güneybatısındaki oturma bölümü bir oda olarak düzenlenmiş, pencere önüne sedirler yerleştirilmiştir. Bu sedirlerin üzerinde kilimler, cicim yastıklar, ortada kapaklı mangal, pirinç tepsi içerisinde semaver ile kahve takımları sergilenmiştir. Yine üst katta gelin odası düzenlenmiş, burada bebeğini uyutan anne, kadife bindallı giysi içerisinde tasvir edilmiştir. Ayrıca burada ahşap çeyiz sandığı, aynalı konsol, bakır mangal, ajur işlemeli beşiğe de yer verilmiştir. Bu katta ayrıca vitrin içerisinde kandıra Bezi el işlemeleri, gümüş kemerler, gümüş takılar, fincan zarfları ve telkari şekerlikler de sergilenmektedir.



Konağın aynalı salonunda saatler, kömür ütüleri, aslan başlı baston, pirinç gaz lambası, pirinç kapaklı mangal, bakır sahanlar ve çeşitli dokuma örnekleri, para keseleri, nalınlar, tepelikler, küpe ve mühürler de bulunmaktadır.





Veli Ahmet Mahallesi Kocaeli

Tel : (0262) 321 22 74

Faks : (0262) 325 53 54





Gayret Gemi Müzesi (Merkez)





Kocaeli T.C.G. Gayret Müzesi Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın yönetiminde bir gemi müzesidir. ABD başta olmak üzere Avrupa’nın bazı devletlerinde tarihte iz bırakmış gemiler müzeye dönüştürülmüştür. Yılar öncesi gemi müzeciliği düşüncesi bizim yönetimlerde de düşünülmüş olsa idi Türk deniz tarihinde önemli bir yeri olan Yavuz Zırhlısı da müzeye dönüştürülebilirdi.



Gayret Gemisi 1973 yılında Türk Deniz Kuvvetleri’ne katılmış 1995 yılında da hizmetten çekilmişti. Gemi Gölcük Tersanesi’nde onarıldıktan sonra 1997’de Müze ve Sanat Galerisi olarak halkın ziyaretine açılmıştır. Gayret Gemisi’nin, Köprüüstü, Savaş Harekât Merkezi, Komutan Kamarası, Mutfak ve Çamaşırhane gibi bölümleri orijinal olarak ziyaretçiye sunulmaktadır. Ayrıca ziyaretçiler için oturup dinlenecekleri açık ve kapalı kafeteryalar da gemi içerisinde bulunmaktadır. Bunun yanı sıra gemide sergi alanlarına da yer ayrılmış, sanat ağırlıklı sergiler burada yapılmaktadır.



İzmit Tren Garı arkası, Yelken Kulübü yanı.

Tel: (0262) 323 33 83





Gölcük Deniz Müzesi (Gölcük)



Kocaeli Gölcük ilçesinde Genel Kurmay Başkanlığı’nda Türk Deniz Tarihini topluma yansıtabilmek için kurulan Gölcük Deniz Müzesi 1976 yılında ziyarete açılmıştır.



Müzede Türk denizciliğinin XI-XX. yüzyıl arasındaki tarihi çeşitli objeleri, fotoğrafları ve haritaları sergilenmektedir. XIV. Yüzyılda yapılan ilk gemi toplarının, Alanya Tersanesi’nin resimleri, Beylikler ve Osmanlılar döneminin ünlü denizcilerinin tanıtımı, ünlü denizcilik olayları, deniz savaşları, Fatih Sultan Mehmet’in Osmanlı kadırgalarını Haliç’e indirişi, Osmanlıların Malta Adası’nı 1565’de ele geçirişi müzenin belli başlı konularından birkaç örnektir. Ayrıca Cumhuriyetin başlangıcından itibaren Deniz Kuvvetleri’nin görev almış gemilerinin fotoğraf ve bilgileri panolarda izleyiciye anlatılmaktadır.



Deniz Müzesi’nde XVII. yüzyılda kullanılmış ağızdan dolma kaval topları, XVIII-XIX. yüzyıllarda yapılmış çakmaklı kapsüllü ve tek fişek hazneli tüfekler, 1887-1898 yıllarında giyilen denizci giysileri de sergilenmektedir.



Atatürk’e ayrılan galeride Atatürk’ün Milli Mücadele için Bandırma yolcu gemisi ile Samsun’a seyahati ve Cumhuriyetin ilanından sonraki yıllarda savaş gemilerimizin yaptığı geziler harita üzerinde belirtilmiştir.



Kıbrıs Barış Harekatı sırasında (20 Temmuz 1974) ele geçirilen Rum hücumbotları, Yavuz Kruvazörüne ait dörtlü torpido kovan grubu, 45’li füme ve klâsik torpidolar, Türk yapısı demirli mayınlar, Mobil Krupp topları, dekovil lokomotif ve vagonları, 1923’de kullanılan topçu mesafe aleti de müzenin bahçesinde sergilenmektedir.





Gölcük Deniz Kuvvetleri Garnizonu

Tel: (0262) 414 66 01/ 30 81





Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi (Gebze)





Kocaeli, Gebze İlçesi Eskihisar Köyü’nde 1884 yılında yaptırdığı, yaşamının bir bölümünü geçirdiği, I. Dünya Savaşı’nda bir süre karargah komutanına tahsis edilen, İsmet İnönü’nün Kurtuluş Savaşı sırsında birkaç gün kaldığı, Atatürk’ün de 1933 yılında geldiği köşk, Kültür Bakanlığı tarafından 1966 yılında kamulaştırılmış, 29 Eylül 1987 yılında da Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi olarak açılmıştır.



Osman Hamdi Bey Eskihisar’ı babasının Gebzede’ki konağında iken küçük yaşlarda tanımış, sonraki yıllarda, deniz kıyısındaki köşkü, resimhane, kayıkhane ve müştemilat binalarını kendisi çizerek 1884’de yaptırmıştır. İki katlı bu köşkün giriş katındaki ahşap kapılarını 1901-1903 yıllarında tabloları kadar değerli resimlerle süslemiştir.





Osman Hamdi Bey Köşkü iki katlı ahşap bir yapıdır. Taş temeller üzerine ahşap malzeme ile yapılmıştır. Köşkün denize yönelik ahşap direkli bir verandası ve onun üstünde bir balkonu bulunmaktadır. Üzeri kırma çatı ile örtülüdür.



Osman Hamdi Bey öldükten sonra, 23 Şubat 1910’da büyük bir devlet töreni ile vasiyeti üzerine Eskihisar’a getirilmiş ve köşkünün bahçesine gömülmüştür. Üzerindeki mezar taşı Selçuklu dönemine ait bir mezar taşıdır. Bakanlar Kurulu kararı ile bu taş mezarı üzerine dikilmiştir. Mezar taşı da, üzerindeki yazı frizleri ve taş işçiliği yönünden önemli bir eserdir.



Kocaeli Müzesi’nin yönetiminde olan müzede Osman Hamdi Bey’e ait eşyalar, tablolarının reprodiksiyonları, kendisine ve ailesine ait fotoğraflar sergilenmektedir.





Eskihisar Köyü Gebze