Tarihi ve Turistik Yerler

Türkiyenin Doğal Güzelliklerini Keşfedin

Türkiyenin gezilecek ve görülecek yerlerini öğrenin , keşfedin , gezin ve bizi hep takip edin. Bizi sosyal ortamlarda takip edebilir veya abone olabilirsiniz.

Sizde Bir Bilgi Ekleyin

Sizde sistemimize kendi yaşadığınız yada gezdiğini ve görmek istediğiniz yerleri yollayabilir ve bildirebilirsiniz bunun için bize iletişim bölümünden ya da bilgi ekle bölümünden ulaşabililirsiniz.

Tekrar Ziyaret Etmeniniz Dileğiyle

Bizi her zaman takip edin, içeriklerimiz günceldir ve sitemiz kullanıcı dostudur. Her görüşlerinizi değerlendirmekteyiz.

Sizde Sitemizde Yazar Olabilirsiniz

Sitemizde yazar olmak isteyen kullanıcılar lütfen bizimle iletişim bölümünden irtibata geçin. KoLoNBo@gmail.com

Mersin Akdeniz Tarihi ve Turistik Yerleri

Mersin Müzesi


 Şehir merkezindeki Cumhuriyet Alanında, Kültür Merkezi binasının (eski Halkevi binası) doğu tarafında kurulan Müze, 1991’de teşhire açılmıştır.

Müzenin üç ana salonu vardır.

Birinci Salonda: Taş eserler, Roma dönemine ait mermer heykel başları, heykeller, steller, ortada lahit mezarlar ve ostotekler, bir köşede amphoralar ve Nagidos antik kentine ait yazıt sergilenmektedir.

İkinci Salonda: Yumuktepe kazılarından çıkarılan eserler, Ayrıca Eski Tunç, Urartu, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait pişmiş toprak, çanak, çömlek, cam ve bronz kaplar, bronz, gümüş ve altın sikkeler kronolojik olarak sergilenmektedir. Sikke seksiyonunda Küstüllü örenyerinden çıkarılan Bizans dönemi altın define buluntusu da vardır. 1998 yılında Tabiat Tarihi-Fosil-Kayaç ve Mineral köşesi oluşturulmuştur.

Bu salonda dikkati çeken diğer eserler İ.Ö. 2.bin’e ait kurşun figürinler, Hitit İmparatorluk dönemi mühürleri; hayvan başlı gümüş Urartu bilezikleri , çeşitli form ve büyüklükte cam eserler, altın diadem ve küpelerdir.

Adak amaçlı bronzdan yapılmış figürinler ve Bizans dönemine ait çok çeşitli kandillerde değerli örneklerdendir.

Üçüncü Salonda: Üst kattaki bu salonda Etnoğrafik eserler sergilenmektedir. Bunlar arasında gümüş süs eşyaları, yöresel kıyafetler, peşkirler, ahşap ve madeni ev eşyaları, dokumacılık örnekleri ve çeşitli silahlar yer almaktadır.

Müze bahçesinde ise çeşitli dönemlere ait taş eserler ve pythoslar sergilenmektedir.

Pazartesi ve dini bayramların birinci günü öğlene kadar kapalıdır. Diğer günlerde mesai saatleri içerisinde ziyarete açıktır.

Atatürk Evi ve Müzesi



 Ulu Önderimiz Atatürk , eşi Latife Hanımla birlikte 20 Ocak- 2 Şubat 1925 tarihleri arasında Mersin’i ziyaretlerinde, bugün müze haline getirilen bu evde 11 gün boyunca Mersinlilerin konuğu olmuşlar, içten bir sevgi ve coşku ile ağırlanmışlardır.

Atatürk Caddesi üzerinde, kentin odak noktasında yer alan yapı 1897’de dönemin Almanya konsolosu Bay Chrytman’ın (Kristman), Mersinli tüccar Mavromati’nin kızıyla evliliği nedeni ile konut olarak yaptırılmıştır. Mimarı bilinmeyen yapı Kristman Konağı olarak bilinmektedir.

Tahinci Ailesinin mülkiyetinde kalan ev 1972’de Nebil Hayfavi tarafından alınmış ve 1976 yılına kadar Toros Koleji olarak hizmet vermiştir. 1976’dan sonra boş tutulan bu yapının adı, aynı yıl belediye encümeninin aldığı bir kararla ‘Atatürk Evi ‘ olmuştur.

1980’de kamulaştırılarak 1982 yılında Kültür Bakanlığının mülkiyetine geçmiştir. 12 Ekim 1992 tarihinde ‘Atatürk Evi ve Müzesi’ olarak resmi açılışı yapılmıştır.

Mersin Atatürk Evi ve Müzesi dıştan düzgün kesme taş dokusu ile hemen dikkati çeken iki katlı kübik etkili bir yapıdır. Mimari elemanların yerleştirilişi, süsleme öğeleri, korniş ve silmeleri ile neo klasik anlayışın özelliklerini taşımaktadır. Sivil mimarinin sadelik yanında görkemli etkisi ile anlam kazanan en iyi örneklerinden birisidir. Bahçesinde var olduğu bilinen hamam günümüzde yok olmuştur.

Müzenin alt katı ‘ Fotoğraflarla ve Belgelerle Atatürk Müzesi’ olarak hazırlanmıştır. Burada Atamızın Mersin’i ziyaretlerinde çekilen fotoğrafları, Anıt Kabir Müzesi’nden getirilen 22 adet kişisel eşyası sergilenmektedir. Bazı eşyalar Tarsus’lu Mehmet ve Belkız Akçora ailesi ile Taki Aleksioğlu ‘nun bağışıdır. Atamızın kahve içtiği fincan ise Erdal Akalın tarafından armağan edilmiştir.

Etnoğrafik değerlerin sergilendiği üst katta, salona açılan 7 odanın ikisi yatak odası, birisi çalışma odası, dördü ise oturma odaları olarak değerlendirilmiştir.

Girişte çeşitli fotoğrafların sergilendiği Kuvay-i Milliye köşesi oluşturulmuştur.

Pazar-Pazartesi ve dini bayramların birinci günü öğlene kadar kapalıdır. Diğer günlerde mesai saatleri içerisinde ziyarete açıktır.

Mustafa Erim Mersin Kent Tarihi Müzesi 

Mersin 'in kültürel yaşamına yeni bir renk ve soluk getiren "Kent Tarihi Müzesi" neredeyse 150 yıllık bir sivil mimarı örneğidir. Mustafa ERİM tarafından restorasyonu ve teşhiri yapılarak Mersin'in kültür ve sanat yaşamına kazandırılmıştır. 20. Yüzyılın ikinci yarısında bütün kentlerimizde görülen hızlı değişimden Mersin'de etkilenmiş ve günümüze bu geleneksel sivil mimari örneklerinden çok azı kalmıştır. Mersin Kent Tarihi Müzesi; geleneksel mimarisi, ihtisas Kitaplığı, Mersin'de Yaşayan, Yetişen ve iz Bırakanların tanıtıldığı, Mersin Eğitim Tarihi, Mersin'in Kurtuluşu, Çanakkale Savaşı'nda Şehit Düşen Mersinliler, Mersin Kronolojisi, Mersin camileri ve Kiliseleri, Atatürk’ün Mersin Ziyaretleri, Yumuktepe Höyüğü ve Mersin'deki tarihi yapıların tanıtıldığı Müze olarak kent tarihinin araştırılmasına sunacağı katkılarla, Kültür ve Sanata olan ilgisiyle bilinen Mersin'in kültürel yaşamında önemli bir merkez olması amacıyla düzenlenmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından "Özel Müze" yetki belgesi verilmiş ve 4 Eylül 2010 tarihinde Başbakan Recep Tayyip ERDOGAN tarafından hizmete açılmıştır.

Mustafa Erim Mersin Kent Tarihi Müzesi


Atatürk'ün Mersin Ziyaretleri ve Fotoğrafları

1918'den 1938'e kadar Atatürk'ün Mersin ziyaretleri ve bu ziyaretleri sırasında Mersin'de nerelere uğradığı tarihsel olarak ve fotoğraflarla anlatılmaktadır.


Eğitim Tarihi Odası 

1881-1940 yılları arasında Mersin Merkez ve ilçelerinde eğitim veren 70 civarında İlkokuldan toplanan belgeler sergilenmektedir. Bunlar arasında diplomalar, döneme ait ders kitaplan ve eğitim araçları, fotoğraflar öğretmen sicil defteri, öğrenci karneleri, yazışmalar vs. bulunmaktadır.

Mersin'in Kurtuluşu Köşesi

Bu bölümde Mersin'in Kurtuluş Tarihi, Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri, Kuva-yi Milliye Kahramanları, Müfreze Komutanları ve Mersin'in Kurtuluşunda emeği geçen kişiler hakkında bilgi verilmektedir.

Mersin Kaleleri

Mersin'de çeşitli medeniyetler tarafından yapılmış olan ve günümüze kadar ulaşan kaleler ve kuleler tanıtılmaktadır. Kalelerin yapılış tarihleri, geçirdikleri dönemler ve kalelere ait mimari özellikler anlatılmaktadır.

Mersin Camileri ve Kiliseleri

Mersin ve ilçelerinde yer alan, Mersin'deki medeniyetlere tanıklık yapan camilere ve kiliselere yer verilmiştir. Bu yapıların bir bölümü günümüze kadar ulaşamamış, bir bölümü işlev değiştirmiş, bir bölümü ise halen ayaktadır.

Mersin'de Yetişen Yaşayan ve İz Bırakanlar

Mersin'e kültürel, sanatsal, siyasi anlamda katkı sağlamış, iz bırakmış halen hayatta olan yâda aramızdan ayrılmış olan birçok isim ve biyografileri yer almaktadır.

Mersin Kent Tarihi

Bu bölüm müzeyi gezen ziyaretçilere 20.yüzyılın ilk yarısında Mersin kentinde bir gezintiye çıktığı hissini uyandıracak şekilde düzenlenmiştir. Mersin'in ticari ve sosyal odak noktaları fotoğraflar ve planlarla anlatılmıştır.

Yumuktepe Höyüğü

Höyük 1930'larda keşfedilen ve kazılan ilk neolitik yerleşimdir. Prof. John Garstang'ın başkanlığında başlayan kazılar günümüzde Prof. I. Caneva ve Doç. Dr. G. Köroğlu tarafından devam ettirilmektedir. Kazılar sonucunda höyükte yer alan değişik dönemler ve buluntular detaylı olarak anlatılmaktadır.


Tırmıl Höyük – (Tumil Kalesi )

Akdeniz İlçesinin 3 km. kuzeydoğusunda Yeni Hal kompleksi yakınındadır.

Çanak çömlek parçalarının yüzeyde rahatça görülebildiği Tırmıl Tepe’nin üzerinde küçük bir garnizon kalesi bulunmaktadır. Kuzeydoğudaki Yaka Kalesi ( foto:16 , bugün kalıntılarından çok azı kalmıştır)ile bakışımlıdır. Kuzeydoğu köşedeki yuvarlak kule, kale burcundaki mazgallı siperlere kadar yükselmektedir. Kuzeybatıdaki kule ise 2 m. yüksekliğe kadar korunmuştur. Diğer kulelerde olduğu gibi yuvarlak yüzü kuzeye doğru dışa çıkmamıştır ama doğuya döndürülmüştür. İki kuleyi birleştiren duvar çökmüştür. Kalenin merkezinde bazı yıkıntılar ve sığ çukurlar bulunmaktadır. Orta Çağa ait metinlerde bu kale ile ilgili her hangi bir bilgiye rastlanmamıştır.

Kuzeydoğudaki kule ve dış yüzey taşları iyi korunmuştur. İç yüzeydeki sıvalar görülebilmektedir. Dış yüzeyin taş işçiliği Yaka, Kütüklü (Tarsus’un kuzey doğusunda, Adana sınırına yakın) ve Tece Kaleleri ile benzerlik göstermektedir. Kuledeki beşik tonoz bugün çökmüştür. Duvarcı işçiliği Silifke Kalesi’nin işçiliğini anımsatmaktadır. Kuzeybatı kulenin dış yüz taşları kaybolmuştur, ancak kuzeydoğu kuleninki ile aynıdır. Bu kaledeki çember oda, çöken duvarın parçalarıyla doldurulmuştur.

Anchıale (Karaduvar) Örenyeri

Mersin’in hemen doğusundaki bu antik yerleşim için Strabon, Aristobulos’u kaynak gösterek, Asur Kralı Sardanapal’ın Tarsus ile birlikte Anchiale’yi bir gün içinde inşa ettiğini yazmaktadır. Sardanapal’ın mezarının burada olduğunu ve sağ elinin parmaklarını şaklatır durumda bir taş heykelinin bulunduğunu ve Asur dilinde yazılmış bir kitabede “ Anakyndarakses oğlu Sardanapal, Anchiale’yi ve Tarsos’u bir günde kurdu. Ye ,iç, neşelen, çünkü diğer şeyler bunlar kadar değerli değildir” şeklindeki metnin, parmakların anlamını açıkladığını söyler. Khoirilos da bu yazıttan söz eder:” Bütün yediklerim, başı boş düşkünlüklerim ve aşktan aldığım zevkler hepsi benimdir; fakat bu sayısız nimetler geride kaldı”.

İ.Ö. 333’te Büyük İskender, Pers Kralı Darius III ile yaptığı Issos Savaşı’na giderken bu kıyı kenti almıştır. Su kemerleri, yapı kalıntıları , höyük, Romalılar’dan kalma mozaikli bir hamam kalıntısı bulunmaktadır. Camili Köyü yakınındaki İçme’nin kükürtlü suyunun bu hamama akıtılarak kullanıldığından bahsedilmektedir.

Dikilitaş

Mersin’in 12 km kuzeydoğusunda Dikilitaş ( eski Bekirde) Köyü’nün güneyinde, yüksekliği 15 m.,genişliği 4 m., kalınlığı 2 m. olan bir dikilitaş bulunmaktadır. Bu taş konglomeradandır. Pompeiopolis’den Tarsus’a giden eski Roma yolu üzeride olup İ.Ö. 7. yy.da Yunanlıları yenen Asur Kralı Sanherip’in zafer anıtı olduğu sanılmaktadır.

Dikilitaş’ın bir de söylencesi vardır:

Tarsus’ta ve Silifke’de iki kavim vardır. Bu kavimler, aralarında süren kan davasını kaldırmak için karar alırlar. Kendi aramızda kız alıp, kız verelim derler. Tarsus’lu birinin kızını Silifke’den bir ailenin oğluna verirler. Tarsus’lu aile bir bayram günü oğullarına “Silifkeye git nişanlına bir hediye götür ve üç gün kal sonra gel” derler. Genç hediyesini alır gider. Ama on beş gün olur gelmez. Aslında delikanlının vadesi yetip dünür evinde ölmüştür. Olaydan sonra kız babası korkar ve kan davası yeniden gündeme gelir diye çekinir. Fakat olay sürgit saklanamaz ki. Sonuç olarak kızın babası nasıl olsa bu duyulacak diye kendisi olayı söylemek üzere yola çıkar ve Dikilitaş’ın olduğu yerde karşılaşırlar. Kızın babası gerçeği anlatır. Delikanlının babası olaya inanır ve “ 16 yaşında bir oğlum vardı ham tıraş, bileydim bu dünyada ölüm var, koymazdım taş üstünde taş “ der. Orada bulunan taşı hızla kaldırır. O taş öylece kalır.

Anıtsal Yapılar

Mersin kent içindeki anıtsal yapıların hemen tamamı 19. yy. eseri. Kentin eski mahallerindeki bu eserlerin de çoğu Türk-İslam eserleri.

Bezm-i Alem Valide Sultan Çeşmesi

Osmanlı döneminde Mersin’in yeniden kent olmasında önemli rol oynayan Bezm-i Alem Valide Sultan’ın adına yapılan Çeşme kentin en eski İslami yapısı. Eski Cami’nin köşesindeki çeşmenin kitabesinde Sultan Abdülaziz tarafından Sultan Abdülmecit’in annesi adına 1861 yılında yapıldığı belirtiliyor. Üçgen alınlığı ve payeleri ile yöreye özgü mimari özellikler gösteriyor.

Eski Cami

Bezm-i Alem Validen Sultan adına 1870 yılında yapılmış. Dikdörtgen planlı; ahşap beşik çatılı, tek minareli cami 1901 yılında onarım görmüş. 2008 yılında yeniden restore edilmiştir.

Müftü Camisi

Müftü Deresi ve köprüsünün yanında 1884’de cami ve medrese olarak Müftü Emin Efendi tarafından yaptırılmış. Barok tarzı süslemeli ve mihrabı tuğralıdır.

Avniye Camisi

Minaresinin ahşap olmasından dolayı Tahtalı Cami olarak bilinirdi. 1898’de yapılmış. Kent gezisi sırasında hemen göze çarpan iki cami daha var. Bunlar tarihi değil, yakın zamanların yapısı:

Ulu Cami

Yeni bir cami. Caminin bulunduğu yer eskiden Gümrük Meydanı idi, şimdi Ulu Çarşı olarak biliniyor. Şimdiki caminin yerinde 1898’de yapılan Yeni Cami vardı, bu cami yıkılıp yerine yapıldı. Kütahya çinileri ile süslenen camide 2000 kişi birlikte namaz kılabiliyor.

İtalyan Katolik Katedral Kilisesi

Sultan Abdulmecit tarafından 1853 yılında verilen bir fermana dayanılarak kilise mekanının inşaatına başlanmış ve yönetimi Capucins Rahiplerine verilmiştir.Günümüzde uray caddesi üzerinde bulunan saat kuleli kilise kompleksi, diğer birimleri ile 1898 yılında bitirilmiştir. Kesme kireç taşından avlulu anıtsal bir yapı olan İtalyan Katolik Kilisesi, Vatikan tarafından 1991 yılında İtalyan Katolik(Katedral) Kilisesi olarak değiştirilmiş ve güney, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz Bölgesi, Suriye, Irak, İran ve Rusya'daki katolik kiliselerine bağlanmıştır. Mersin ve yöresindeki Katolik cemaat için ibadete açıktır.

Arap Ortodoks Kilisesi

Atatürk Caddesi üzerinde, ayakta kalan en eski kilise, 1878’de yapılmış ve ibadete açık.

Hamamlar

Hamamlar liman kentlerinin vazgeçilmez yapılarındandır. Bu eski çağlardan bu yana süren bir ihtiyacın ürünüydü. Kiremithane Mahallesi’ndeki Hadra Hamamı (1903), Hastane Caddesi yakınındaki Küçük Hamam ile merkezdeki çarşı içinde bulunan Büyük Hamam da Mersin 19. yy.da bir liman kenti olarak hızla gelişirken yapıldılar. Bu eski hamamların hiçbiri faal değil.

Kaynak:  http://www.mersin.gov.tr/akdeniz-tarihi-turistik-yerler erişim 10.02.2017

isparta yenişarbademli tarihi ve turistik yerleri

Pınargözü Mağarası
Yerli yabancı tüm mağara araştırmacılarının gözdesi olan mağara, 15 km uzunluğuyla Türkiye’nin en uzun mağarasıdır.

Mağara, Yenişarbademli ilçesine 8 km uzaklıkta, Çaydere Ormanları’nın içinde bulunmaktadır. Aynı zamanda bir su kaynağı olan mağara, çevresinde tespit edilen 213 çeşit barındıran bitki örtüsüyle de dikkat çekicidir.

Mağaraya, girişte bulunan sifondan dalarak girilir. Sifonun önünde hızı 45 km’ye ulaşan hava akımı oluşur ve su ısısı Ağustos ayında bile 5.8 °C'dir.2011-2014 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Bilimsel Araştırma projeleri kapsamında ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü destekleri ile mağaranın jeolojik, morfolojik ve speleolojik özellikleri ortaya çıkartılmıştır

Bölgede bulunan dünyanın en büyük yeraltı ırmağı, Beyşehir Gölü ile Manavgat Çağlayanı arasında akar.

Kubad-ı Abad
Kubad-ı Abad, Yenişarbademli ilçesi merkezine 2,5 km uzaklıkta, Konya sınırları içinde, Beyşehir Gölü’nün kuzeybatı kıyısına kurulmuş, Anadolu Selçukluları dönemi sivil yapılarının en ünlü ve sanat tarihi açısından önemli yapılardandır.

Alaaddin Keykubad’ın buyruğuyla, 1236’da veziri mimar ve nakkaş Sadeddin Köpek yaptırmıştır.Konya Beyşehir Gölyaka kasabası sınırları içindedir.

1949’da çevrede araştırmalar yapan M. Zeki Oral’ın bulduğu çini kalıntılarından sonra, 1956’da Mehmet Önder çalışmaları sürdürmüştür. 1965-1968 arasında K. Otta Dorn başkanlığındaki kazılardaysa 5.200 m²’lik alanı kaplayan Selçuklu kenti tümüyle ortaya çıkarılmıştır.

Çit duvarına benzer alçak bir sur içinde Büyük Saray, Küçük Saray (Vezir Sarayı) Ferdevs (Paradeison) Av Hayvanları Parkı, Büyük Saray altında sultan kayıklarının ya da küçük yelkenlerin yanaşabileceği iki gözlü küçük bir tersane ve 16 yapı kalıntısı bulunmaktadır. Bunlar arasında bir mescit, hamamlar, fırın ve mutfak, kışla kapısı, depolar ve ahırlar vardır.

Dedegül Dağı
Her yaşta insanın tırmanabileceği bir dağ olan Dedegül Dağı, yumuşaklığı ve güzellikleriyle her yıl yüzlerce dağcıyı ağırlamaktadır. Dağ turizminde önemli bir yere sahip olan Dedegül, tur kayağı ve triking yürüyüşlerine olanak sağlamaktadır.Dünya dağcıları yılda bir kere ilçede buluşmaktadır.

Karagöl
Karagöl Ispartanın en yüksek dağı olan (2992 m) Dedegül Dağı'nın doğusunda Kurucuova Sınırları içerisinde 2335 m. Yükseklikte 2500 metrekare büyüklüğünde bir buzul gölüdür.

Karagöl ve sadece Dedegül eteklerinde yetişen Dedegül Çiçeği, dağcıların ilgi odağıdır

Kız Kalesi Adası
Kubad-ı Abad’ın 3 km kuzeydoğusunda bulunan Kız Kalesi Adası, Türkiye’nin Manyas’tan sonra önemli kuş cennetlerinden biri konumundadır. Kubad-ı Abad’ın haremliği ve tersaneliği olan 5 dekarlık bu tarihi ada, 10’un üzerinde kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır. Konya ili Beyşehir İlçesi Gölyaka Kasabası sınırları içerisindedir.

Kaynak: http://www.yenisarbademli.bel.tr/Yenisarbademli/
Kaynak: http://www.yenisarbademli.gov.tr/tarihce    erişim 10.02.17

isparta yalvaç tarihi ve turistik yerleri

DEVLETHAN CAMİİ

Yalvaç’ın merkezinde,çınar altı mevkiinde ve yolların kesişme noktasında,dört yanı açık bir şekilde konumlanmıştır. Bulunduğu bölge;çınar altı,yakındaki medrese ve hamam,Selçuklular Dönemindeki Türklerin yerleşim merkezini ve biçimini belirtmektedir.

       14 Yüzyılda  II.Kılıç Arslanın kardeşi Devlethan adına yapılan cami,daha sonraki yıllarda birkaç kez çeşitli onarımlar geçirmiş olarak günümüze ulaşmıştır.Beylikler Dönemi özellikleri gösteren caminin mimarı maalesef bilinmemektedir.Osmanlı Devleti kayıtlarında ise 1726 yılından itibaren,camide görevlendirilen kişilerle ilgili  olarak adı geçmeye başlar.

       Cami,kireç harcıyla birleştirilmiş kesme taşlardan inşa edilmiş olup özellikle temel kısımlarında,Antiochia ören yerinden getirilen,önceki dönemlere ait mimari yapı elemanları (mermer işlemeli bloklar ve yazıt parçaları) devşirme malzeme olarak duvar örgüsünde kullanılmış.Bu özellik ağırlıklı olarak doğu yüzde görülüyor.Dış yüz sıvasızdır,ancak sonraki yıllarda yapılan,çimento malzemeli onarımların izleri caminin anıtsallığına yakışmayacak biçimdedir. Üç girişli olan caminin ana girişi kuzey yüzün ortasında,diğer iki küçük giriş,doğu ve batı uzun yüzlerin kuzey başlarına yakın konumlanmıştır.Cephelerde bulunan çift sıra pencere sistemiyle mekanın aydınlatılması sağlanmış.Pencereler dikdörtgen formda,üzerlerinde tuğladan yapılmış sağır kemerlerle şekillendirilmiş.Camiyi kırma kiremit çatı örtmektedir. 20.75 x 24.80 metre iç mekan ölçülerindeki camiye ana girişten girildiğinde,kuzey yüz boyunca uzanan mahfilin altından geçilerek ana mekana ulaşılır. Mahfilin  altında kuzeybatı köşede bir imam odası vardır. Mahfilin altı,imam odası hariç,son cemaat yeri olarak düzenlenmiştir.

ESKİ YALVAÇ EVLERİ


   
Eski Yalvaç evleri kerpiç ve ahşap malzemeyle iki katlı olarak inşa edilmiştir. Temel kısmı, su basman seviyesine kadar, içinde devşirme blokların da olduğu taş malzemeyle örülmüştür.

Dış yüzü kerpiç harcıyla sıvalı, sıvanın da üzeri beyaz renk boyalıdır. Yapının üzeri kırma kiremit çatıyla kapatılmıştır. Çatıda geleneğe uygun olarak oluklu kiremit kullanılır.

Genel olarak Türk evi mimari özelliklerini barındırdığı gibi kendine özgü bölümleriyle Yalvaç Evi olarak da adlandırılır.

Eski Yalvaç evlerine çift kanatlı ahşap kapıyla girilir. İlk girilen yer “Haya”t olarak adlandırılmıştır. Hayat’ta “kiler”, “samanlık” ve “ahır” gibi bölümler vardır.

Asıl yaşama mekanı üst kattır. Burada ilk çıkılan alan Hanay bölümüdür. Hanayın bir uzun yüzü avluya açılırken diğer uzun yüzünde odalar dizilidir.

Bu evlerde ataerkil bir yaşam biçimi olduğu için her bir oda bir aileyi barındırır ve her bir oda günümüzdeki dairenin işlevini görür.

Odalara “Eşik” bölümü ve çift kapıyla girilir. Her odada ocak, raflar, yüklük, lambalık ve “döner oyma” denen banyo bölümleri bulunur.

Yine hanayda, gündüz aile bireylerinin toplandığı, dışa cumbalı “Köşk” bölümü ve kuru bakliyatın konduğu “Serpin” bölümü konumlanır.

HOYRAN GÖLÜ

Yalvaç’ın yaklaşık 25 km. batısındadır. Eğirdir Gölü’nün kuzey yarısına Hoyran Gölü adı verilir.

Yalvaç’ın yaklaşık 25 km. batısındadır. Eğirdir Gölü’nün kuzey yarısına Hoyran Gölü adı verilir. Taşevi ve Aşağı Tırtar köylerinin Hoyran Gölü kıyıları doğal güzelliklere sahiptir. Yıkık Kahve mevkiinde göle girebilme olanakları mevcuttur.
Bu bölgenin çevre düzeni planlarının yapılması, çadırlı kamping, karavan ve kamp alanlarının geliştirilmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.
Gölde Limnia Adası, Kaya Mezarları ve gölün doğal güzelliklerinin görülebileceği yat gezilerinin yapılmasına uygundur.
Rüzgar sörfü, yamaç paraşütü yapılması için de olanaklar sağlanacaktır.

HOYRAN KAYA MEZARLARI

Yalvaç’ın yaklaşık 25 km. batısında, Eğirdir’in kuzey uzantısını oluşturan Hoyran Gölü’ne doğudan dik inen kayalıklardadır. Soylulara özgü bir mezar türü olmasına karşın, üç mezardan özellikle biri, 30 m. Yukarıdan göle ve gün batımına doğru bakan, yalın olan diğerlerinden hemen ayrılır; nitelikli işçiliği ve değişik biçimdeki geometrik desenlerden oluşan alnacıyla bir bey mezarı olduğunda kuşku bırakmaz. Üçgen alınlığıyla yalın bir tapınağı anımsatan cephesi, eni ve yüksekliği 5,50m. İle yaklaşık aynı olan dörtgen bir çerçeveye oturtulmuştur; oda derinliği de aynıdır. İçte eni 3,50 m.’ye düşen mezar odasının, dik semer biçiminde sivrilen tavanı 3,10 m. yüksekliğindedir.

Eski Deri Fabrikası

Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan Eski Deri Fabrikası, Cumhuriyetle birlikte kurulan ilk 125 şirket arasındadır. Yalvaç Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, hanımlarında ortak olduğu yapısıyla deri sektöründe uzun süre hizmet vermiştir.

Alman mimarisi ve makineleri kullanılarak modern tarzda çok ortaklı olarak kurulan deri şirketi ve fabrikası, Cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren kalkınma hedefinde olan ülkemizde örnek gösterilebilecek yatırımlardandır.

Yalvaç, Selçukluların gelişinden itibaren dericilik sektöründe merkez olma özelliğine sahip bir yerleşim yeridir. Bu tarihi önemine binaen özel olarak seçilerek inşa edilen deri fabrikası tuğla ve moloz taş malzemeyle dikdörtgen bir planda yapılmıştır. Yalvaç’ın güneydoğu ucunda ve yamaçta kurulu Kızılca Mahallesi’nin hemen altında konumlanan yapı iki katlıdır. Yapı, üst kısmı kemerli, sık ve geniş pencere sistemiyle aydınlatılmıştır. Eski Deri fabrikası, Alman mimarisi özelliği ile bölgede diğer yapılardan belirgin bir biçimde ayrılır.

OSMANLI HAMAMI

Yalvaç Kaş Mahalle’de bulunan ve onarılmayı bekleyen hamam, bölgesel Osmanlı geleneklerini ihtiva eden


Yalvaç Kaş Mahalle’de bulunan ve onarılmayı bekleyen hamam, bölgesel Osmanlı geleneklerini ihtiva eden, soyunmalık, soğukluk, sıcaklık, su deposu ve külhan gibi bölümleriyle  Türk Hamamı özelliklerini yansıtır. Yapının iki ayrı girişi vardır. Taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiş, içten su geçirmez sıvayla kaplanmıştır.

Soyunmalığa iki ayrı girişten girilmektedir. Bu bölüm iki katlı ahşap kerpiç malzemeden olup kırma çatıyla örtülüdür. Girişten sonra dar bir hol ve karşılıklı açılan ikinci girişin tam karşısına rastlayan yerden küçük kemerli bir kapıyla soğukluğa geçilir. Solunda üzeri tonozla örtülü bir oda bulunur. Karşısında kubbeli ikinci bir oda vardır. Buradan sıcaklık kısmına geçilir. Asıl yıkanma yeri olan sıcaklık bölümünün ortasında taştan büyük bir göbek taşı mevcuttur. Bu bölümün yan kısımlarında üzeri kemerli iki kapı açıklığı olan ve karşılıklı eyvan şeklinde düzenlenmiş bölümler bulunur. Üzeri büyükçe bir kubbeyle örtülü olan sıcaklık, tepedeki aydınlık pencereleriyle aydınlatılmıştır.

Hamam, ortası kubbeli, enine sıcaklıklı ve çift halvetli plan tipine girmektedir. Sıcaklık kısmının arkasında olması gereken su deposu bugün yerinde yoktur, bunun arkasında ise külhan bulunmaktadır.
Yalvaç Belediyesi ve Antalya Koruma Kurulu işbirliği ile Osmanlı Hamamı’nın rölöveleri çıkarılmış olup restorasyona başlama aşamasına gelinmiştir.

700 YILLIK TARİH; EMİR AHMET TÜRBESİ

Emir Ahmet Yalvaç’ın tarihinde önemli bir yere sahip. Adına inşa edilen Türbe, Çınaraltı’nda Yalvaç Bey (Demirciler)

Bedesteni’nde bulunmaktadır. Selçuklular Dönemi’nde, türbenin bulunduğu yerde, adını taşıyan büyük bir Medrese vardır. Emir Ahmet burada birçok öğrenci yetiştirdikten sonra, 1325 yılında ölmüştür. Sonraki yıllarda, Sultan IV. Murat, Nazır Osman Bey’e, öğretisi devam eden bu bilge kişi adına, bir türbe yapılması talimatı verir. Bu talimat üzerine 1624 yılında ilk türbesi inşa edilir. Geçen zaman içinde birçok kez onarılan türbe günümüze kadar ulaşmıştır.
Bulunduğu yer dikdörtgen biçimli bir oda haline getirilmiş, ön kısmı da alüminyum çerçeve ve pencerelerle kapatılmıştır. Türbe’ye, Çınaraltı’na bakan bir kapıdan girilir. Girişin hemen önünde güneybatı-kuzeydoğu uzanımlı mezarı bulunur. 110 cm eninde,210 cm. boyunda ve 80 cm. yüksekliğindeki mezarının dışı yeşil renk kadife kumaşla kaplıdır. Mezarın başucunda, bir yükselti üzerinde bulunan beyaz sarığı bulunur. Hemen güney yanında ise ahşap bir ayaklık üzerinde adının yazılı olduğu, Osmanlıca harflerden oluşan kireç taşı kitabe konumlanır.  Türbe içinde, batı duvar üzerinde, dikdörtgen büyük bir çini pano da bulunur. Pano, mavi, yeşil ve kırmızı renklerde stilize bitki motiflerinden oluşturulmuştur.

AYI İNİ MAĞARASI

Treaking Topluluğu’ndan Mağara Gezisi

Yalvaç Belediyesi Treaking Topluluğu yılın ikinci etkinliğini mağara gezisi olarak düzenledi. 19 Haziran Cumartesi günü, Yalvaç’ın 16 km. kuzeydoğusunda yer alan Ayıini Mağarasına giden topluluk, mağaranın turizme kazandırılabilmesi için inceleme yaptı.

Bizans Dönemi’nde çeşitli amaçlarla kullanıldığı, içinde su sarnıçlarının ve sarkıt-dikitlerin  bulunduğu dışında fazlaca bir bilgi bulunmayan mağaraya doğru arazi aracıyla yola çıkan topluluk üyeleri yaklaşık 1,5 saatlik zorlu bir yolculuktan sonra mağaranın bulunduğu Nazilli Deresi’ne ulaştı. Derenin bulunduğu vadinin başında araçtan inen üyeler, vadi içinde ve hala akan dere yatağı boyunca güneye doğru 1,5 – 2 km yürüdükten sonra mağaraya ulaştı. Mağaranın girişi, vadinin kayalık olan doğu yamacında ve dere yatağından yaklaşık 40 metre yukarıda bulunuyor.
Oldukça dik olan yamaçtan yukarıya, muhtemelen kullanıldığı dönemde yapılmış olan küçük bir patika yolla çıkılıyor. Doğuya bakan ve yüksekliği 2,5 genişliği de 2 metre olan dar mağara girişi, ilk olarak küçük ama alçak tavanlı bir alana açılıyor. Ardından başlayan koridor, bazen tek kişi bazen de üç kişinin yan yana yürüyebileceği bir genişlikte batı yönünde ilerliyor. Bu koridor boyunca hem mağara duvarlarında hem de tavanında oluşmuş olan sarkıt ve dikitler görülmeye değer şekil ve renklerdeler.
Söz konusu ana koridor, sağlı sollu birçok kollara da ayrılıyor.  Kılavuz ipsiz, ışıksız ve kasksız girilmeyecek kadar büyük ve tehlikeli olan mağarada ayrıca Bizans Dönemi’nden kalma ve kayaların uygun bölümlerine tuğla ile örülmüş, oldukça sağlam su sarnıçlarının bugün bile işlevini yaptığı görülebiliyor. Bunun yanı sıra, yine aynı döneme ait pişmiş toprak kap parçaları da yerlere saçılmış halde.
Oldukça nemli ve kaygan zeminde, bazen oldukça dik inişlerle bazen de çıkışlarla doğrultusu değişen ana koridor boyunca  yaklaşık bir saat  ilerleyen ekip, mağaranın sonunu görmeden, kılavuz ipini takip ederek dönüşe geçti. Kılavuz ipi olmadan çıkışı bulmanın mümkün olmadığı mağara da   özellikle girişe yakın bölümlerde sarkıt ve dikitlerin tahrip edildiğini de görmek oldukça üzücü.
Çıkış tamamlandıktan sonra Mağara ağzında oturup, girişin hemen karşısında bulunan, Nazilli Deresi’nin kaynağının çağıltısında ve çevreye hakim tepenin güzel  manzarasında yemek molası veren topluluk üyelere bir yandan da, mağaranın turizme nasıl kazandırılabileceğini konuştu. Yapılan ilk değerlendirmede, Yalvaç’tan son derece bozuk toprak orman yollarından ulaşılabilmesi ve mağaranın oldukça dar koridorlardan oluşması bunun önündeki en büyük engel olarak görülüyor.

KEÇE EVİ

Bölgeye Türklerin gelip yerleştiği tarihten bu yana devam eden geleneksel el sanatları arasında Keçecilik önemli bir yer

Bölgeye Türklerin gelip yerleştiği tarihten bu yana devam eden geleneksel el sanatları arasında Keçecilik önemli bir yer tutmaktadır. Tamamen doğal malzemelerden, keçi ve koyun yününden ve dikiş kullanılmadan sıkıştırma yöntemiyle üretilen keçeler eski Yalvaç evlerinde halı-kilim, çobanlar tarafından kepenek ve farklı amaçlara yönelik olarak günlük hayta kullanılmıştır. Bu ürünlerin üzerinde türlü türlü ve göz alıcı renklerde ki motiflerde de o dönem insanının duygu ve düşünceleri işlenmiştir.
İşte bu özgün sanatı yaşatıp gelecek nesillere aktarmak ve günümüzde gelişen teknolojiye paralel eski işlevlerinde pek talep görmeyen keçeyi turistik ürün haline dönüştürecek tasarımlar yapılacak bir merkez oluşturulması düşünülmüştür.
Bu amaçla, restorasyonu önceden tamamlanmış Görgü Mahallesindeki mülkiyeti Yalvaç Belediyesine ait tescilli eski Yalvaç evi yeniden düzenlenerek keçenin tüm aşamalarının otantik bir ortamda görüleceği bir yer olarak yeniden düzenlenmiştir.
İki katlı ahşap ve kerpiç malzemeli evin hayat (avlu) bölümünde keçe işlemek için kullanılan aletler ve makineler kurulmuş ve çalışır duruma getirilerek sergilenmiştir. Bu bölümde yünü temizlemek, sıkıştırmak için kullanılan beş farklı alet ve makine yerleştirilmiştir. Eski evin hayatından sağlı ve sollu olmak üzere iki farklı merdivenle çıkılan asma katlarından birinde keçe yapım aşamasının ilk ayağı olan motif döşeme ve üzerine çırpma sopasıyla yün atılmasının canlandırıldığı bir oda ile, konukların yorgunluk çaylarının hazırlanacağı bir kafeterya bölümü bulunmaktadır. Eski Yalvaç evlerinin asıl yaşama mekanı olan ikinci katında ise hanay ve köşk bölümlerinde keçe ağırlıklı oturma kısımları ve duvarlardaki raflarda başlık, terlik, çanta gibi çeşitli türlerde tasarlanmış keçe ürünler ziyaretçilerin beğenisine sunulmuştur. İsteyen konuk beğendiği ürünü satın alarak, bu ürünleri meydana getiren kadınlara bir gelir de sağlayacaklardır. Ayrıca isteyen ziyaretçi burada kendi keçesini kendisi de yapabilecektir.
Aslında bu uygulama daha büyük bir projenin nüvesini oluşturmaktadır. Merkezde bulunan Keçe Evi’nin çevresindeki evlerde önümüzdeki günlerde satın alınıp restore edilerek, diğer el sanatlarının da bu şekilde canlandırılıp, turistik ürün olarak tasarımlar yapılıp satışının yapılacağı bir kompleks haline getirilmesi düşünülmektedir. Bu amaçla Keçe Evi’nin bulunduğu yapı adasının kamulaştırılması için çalışmalara başlanmıştır.    

Kaynak: http://yalvac.bel.tr/index.php?sayfa=kentrehberi  Erişim:10.02.17

Kayaköprü Mağarası

Samsun Salıpazarı Kayaköprü mevkinde bulunan bu mağara doğal oluşumludur ve üstünden bir çay akmaktadır. İlçe merkezinden yürüyerek bile gidilebilen bu yer insanın doğaya olan hayranlığını arttırıyor. Ayrıca yakında alabalık tesisi de bulunmaktadır. Ayrıca keşfedilmemiş bir yerdir.





Çok derin değil ancak mağara biraz yüksekte ve içeriden suyun akışını izlemek güzel.