Tarihi ve Turistik Yerler

Türkiyenin Doğal Güzelliklerini Keşfedin

Türkiyenin gezilecek ve görülecek yerlerini öğrenin , keşfedin , gezin ve bizi hep takip edin. Bizi sosyal ortamlarda takip edebilir veya abone olabilirsiniz.

Sizde Bir Bilgi Ekleyin

Sizde sistemimize kendi yaşadığınız yada gezdiğini ve görmek istediğiniz yerleri yollayabilir ve bildirebilirsiniz bunun için bize iletişim bölümünden ya da bilgi ekle bölümünden ulaşabililirsiniz.

Tekrar Ziyaret Etmeniniz Dileğiyle

Bizi her zaman takip edin, içeriklerimiz günceldir ve sitemiz kullanıcı dostudur. Her görüşlerinizi değerlendirmekteyiz.

Sizde Sitemizde Yazar Olabilirsiniz

Sitemizde yazar olmak isteyen kullanıcılar lütfen bizimle iletişim bölümünden irtibata geçin. KoLoNBo@gmail.com

Mersin Bozyazı Tarihi ve Turistik Yerleri

Bozyazı
NAGİDOS
Kelenderis gibi bölgenin en eski kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları Bozyazı İlçesinde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedir.Hakkında çok az bilgiye sahip olunan kentten günümüze ulaşan kalıntılar, bu tepenin zirvesine yakın yerdeki surlardan ibarettir. Ayrıca Bozyazı Çayı üzerindeki köprünün ilk biçiminin Roma çağında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bir su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri yine Geç Roma, Bizans çağı kalıntıları arasında sayılabilir.
Nagidos'un M.Ö. V.ve IV. Yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır. Hellenistik Çağ'da, Mısır'daki Ptolemioslar'ın etkisi altına girmiş ise de, ardından gelen korsan baskıları kentin zayıflamasına yol açmıştır. Orta Çağda ise, önemsiz ve yerleşmenin sadece kıyıya çok yakın Bozyazı Adası (Nagidussa) üzerinde yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır.

KİLİSE BURNU 
Bozyazı'ya 14 km. uzaklıkta Akkaya köyü sınırları içerisinde, halk arasında Kilise Burnu olarak bilinen, geç Roma ve erken Bizans dönemine ait bir ören yeridir. Burada sur, sarnıç, bir kilise ve diğer yapılara ait kalıntılar bulunmaktadır.
Surun dışında kuzeybatı yönünde ikisi yan yana , biri arkada olmak üzere üç adet 1. ve 2. Yüzyıl'a ait Memurium mezarlarına benzer yapıda mezarlar vardır.

MARAŞ TEPESİ (ARSİONE)
Bozyazı'nın 2 km. doğusunda Maraş Tepesi üzerinde kurulu olan bu kent, Mısır Kralı Ptolemaios'un eşi Kraliçe Arsione adını taşıyan antik bir liman kentidir. M.Ö. 3.yüzyılda kurulduğu sanılan kentin görülebilen en önemli kalıntıları iki katlı mozaik döşeli mezarlar ile öteki yapı kalıntılarıdır.

SOFTA KALESİ
İlçenin 10 km. doğusunda Mersin yolu üzerinde "Fidik" denilen tepe üzerinde kurulmuştur. Eski çağlardan beri korsanlar ve Romalılar tarafından kullanılan kale, burçlu görünümünü orta çağda almış olup, Bizans döneminde onarım görmüş ve sonra Türkler tarafından kullanılmıştır. Surların içinde birkaç su sarnıcı ile orta çağa ait hamam kalıntıları bulunmaktadır.



ÇALTI MAĞARASI
Bozyazı ilçesi Lenger Köyündedir. Lenger Köyü 3 ayrı mahalleden oluşup, Bozyazı ilçesine 40 km uzaklıktadır. Çevresi dağlarla çevrili yemyeşil ormanlık alan içerisinde bulunan Çaltı Mağarası 1200 mt. rakımlıdır. Uzunluğu ve genişliği çok büyüktür. Çok derin olan ve uzunluğunun tespit edilmesi güç olan mağaranın yanlarında, tavanında dikitler, sarkıtlar ve çok yönlü resimler mevcut olup, içerisinde insanı dinlendiren hoş bir hava vardır.

Kaynak: http://www.mersinkulturturizm.gov.tr/TR,73141/bozyazi.html

istanbulun baslıca tarihi ve turisyik yerleri

istanbul

Topkapı Sarayı
İhtişamıyla ve mimarisiyle büyüleyen Topkapı Sarayı İstanbul’da görülmeden geçilmemesi gereken tarihi mekanların başında yer alır. 1478 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan saray, 400 yıl boyunca padişahların yaşadığı ve devleti idare ettikleri ana merkez görevini üstlenmiş, tarihe tanıklık etmiştir. Abdülmecit döneminde ziyarete açılan Topkapı Sarayı günümüzde de ziyaretçilerini ağırlamakta, gizemi ve Osmanlı mimarisine ait taşıdığı izlerle turistlerin ilgi odağı olmaktadır


Soğuk Çeşme Sokağı
Sultanahmet semti içerisinde bulunan, eski türk filmlerinin unutulmaz mekanları arasında yer alır Soğuk Çeşme Sokağı. Nostaljik haliyle, tarihi yapısıyla görülesi mekanların başında gelir. Ayasofya Müzesi ve Topkapı Sarayı arasında yer alan sokak, trafiğe kapalı olma özelliğiyle fotoğraf çekmek ve İstanbul’dan güzel bir hatırayla ayrılmak isteyen turistlerin ilgisini çekmektedir.



Cafer Ağa Medresesi
Ayasofya Müzesi’nin yanında konumlanmış olan bu tarihi mekan, çay molası vermek isteyenlerin, pazar günlerinin huzurlu kahvaltıları için alternatif arayanların kesinlikle uğraması gereken bir mekan. 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde yaptırılan medrese şu an tarihle sanatı da buluşturan bir özelliğe sahip. Medresede cüzi bir ücret karşılığında hat, ebru, takı, resim gibi atölyelere katılabilir, tarihi mekanın keyfini çıkarabilirsiniz.

Ayasofya
Sınırsızlığı ve görkemiyle yerli yabancı çoğu turisti şaşırtan ve görmek için mutlaka vakit ayrılması gereken mekanlardan biri de Ayasofya Müzesi’dir. Bizans İmparatoru 1. Jüstinyen tarafından yaptırılmış daha sonra ise Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüş olan Ayasofya tarihi hissetmek, şahit olmak isteyen bir çok turisti ağırlamaktadır.



Yerebatan Sarnıcı
Suların içinde yükselen sütunlarıyla, yaşandığı rivayet edilen ilginç efsaneleriyle Yerebatan Sarnıcı en çok merak edilen, görmek için can atılan mekanlar arasında. Bizans İmparatoru tarafından sarayın su ihtiyacını karşılamak için kullanılan Yerebatan Sarnıcı, Fatih Sultan Mehmet döneminde de bir süre aynı şekilde devam etmiştir. Sütunların üzerinde bulunan şekillerin gözyaşlarını andırması, Büyük Basilika yapılırken kaybedilen bir çok kölenin dramını temsil etmesi açısından önem taşıdığı ise efsane ve rivayetler arasındadır. Bu yüzden yapısıyla da bir çok turistin ilgi odağı olmakta, merakını cezbetmektedir.

Haseki Hürrem Hamamı
Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan tarafından istenmiş ve Mimar Sinan’a yaptırılmış hamamdır. Mimar Sinan’ın yaptığı en büyük hamam olma özelliği taşır. Son dönemde diziler sayesinde popülerliği artan ve merak uyandıran tarihi mekanlar arasında yerini almıştır.


Sultan Ahmet Binbirdirek Sarnıcı
Sarnıç, Büyük Konstantin döneminden günümüze kadar gelen, yaşayan tarihi mekanlar arasında turistlerin en çok merak ettiklerindendir. Şehrin su ihtyacını karşılamak amacıyla yapılmış, şu an ise turistik gezi listelerinin içinde mutlaka yer alan gizemli bir mekandır. Sultanahmet’te yer alan sarnıç için, bir hafta sonu vakit ayırmak gerekir.


Gülhane Parkı
Gülhane Parkı, Osmanlı döneminde Topkapı Sarayı’nın has bahçelerinden biri olarak kullanılmaktaydı. Döneminde, güllerle, lalelerle bir çok çiçekle bu bahçe süslenirken zamanla bakımı sekteye uğramış fakat günümüzde yeniden bakımı yapılıp, Türkiye’nin en büyük parklarından biri haline getirilmiştir. Hafta içi ya da haftasonu çiçekler içinde, temiz hava ve doğayla başbaşa kalmak, aynı zamanda şehirden çok da uzaklaşmak istemiyorsanız, çay içmek ve parkı gezmek sizin için güzel bir alternatif olabilir.

Adalar
Büyükada, Heybeliada, Burgazada gibi bildiğimiz takım adalar eski dönemlerde Prens Adaları olarak da bilinmekteydi. Bunun nedeni ise Bizans İmparatorluğu döneminde taç giymiş bir çok saray mensubu İstanbul’a uzak olduğu için bu adalara sürgün edilmiş, ve buralarda yaşamak durumunda kalmıştır. Günümüzde ise nostaljik havası, hala kullanılan faytonları ve trafiğin olmaması nedeniyle hafta sonu kaçamaklarının ilk adresleri haline gelmiştir. Adalar, piknik yapmak, bisiklete binmek, nostaljiyi tatmak isteyen yerli yabancı bir çok turistin gözdesi haline gelmiştir.

Dolmabahçe Sarayı
Dolmabahçe Sarayı, imparatorluk döneminde Osmanlı Kaptan-ı Derya’sının gemileri demirlediği bir alan olarak kullanılmış daha sonra ise has bahçeye dönüştürülmüştür. Cumhuriyet döneminde ise Atatürk’ün İstanbul ziyaretlerinde kaldığı bir mekan olmasıyla ve hayata gözlerini burada yumması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Bu kadar tarihi dokuyu bir arada bulunduran saray, yerli yabancı turistlerin mutlaka görmesi gereken yerlerdendir.


Türk Hamamı (Süleymaniye Hamamı)
Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Süleymaniye Hamamı Mimar Sinan’ın “kalfalık eserim” diye tabir ettiği eserleri arasında yer alır. Bugün turistik amaçla kullanılabilen daha çok yabancı turistlerin ilgisini çeken hamam görülmesi gereken tarihi mekanlardandır.


Rumeli Hisarı
Osmanlı döneminde, İstanbul Fethi sırasında Anadolu Hisarı’ndan halat çekmek için yapılmış olan etrafı kalelerle kaplı Rumeli Hisarı günümüzün vazgeçilmez mekanları arasında yer alır. Hem turistlerin hem İstanbul’da yaşayanların kesinlikle bir hafta sonu kahvaltısı için aynı zamanda da tarihi yapıyı görmek için gitmesi gereken mekanlardandır.

Anadolu Hisarı
Bizans’a Karadeniz’den gelen yardımları engellemek amacıyla yapılmış olan Anadolu Hisarı Rumeli Hisarı’nın tam karşısında yer almaktadır. Günümüzde İstanbul Boğazı’nın kenarında yer almasıyla küçük bir balıkçı kasabasını andıran Anadolu Hisarı sessiz, sakin yapısıyla ve tarihi güzelliğiyle görülmeye değer mekanlardandır.

Yedikule Hisarı
İstanbul’un en eski açık hava müzelerinden biri olan Yedikule Zindanları diğer bir deyişle Yedikule Hisarı günümüzde kültürel etkinliklerin, konserlerin ve çeşitli organizasyonların düzenlendiği tarihi bir mekan halini almıştır. Böyle bir mimarinin içerisinde düzenlenmiş organizasyona katılmak yerli yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir.

Beylerbeyi Sarayı
Beylerbeyi Sarayı Üsküdar’ın Beylerbeyi ilçesinde konumlanmış Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmış tarihi bir mekandır. Saray günümüzde pazartesi ve perşembe günleri haricinde diğer günlerde ziyaretçilere kapılarını açmakta ve bir çok konuğu ağarlamaktadır.



Çırağan Sarayı
Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan Çırağan Sarayı bir dönem konumu itibariyle “Beşiktaş Sarayı” olarak da anılmaktaydı. Büyük bir ihtişama ve görkeme sahip olan saray, bugün düğün, balo, parti gibi organizasyonların düzenlendiği bir mekan halini almıştır. Böyle bir mimariyi görmek, geçmişten bir hava solumak isteyenlerin çeşitli organizasyonlar için uğrak yeri olmuş, bir çok yerli yabancı turisti ağırlamaktadır.



Yıldız Sarayı
Beşiktaş, Ortaköy ve Balmumcu arasında yer alan Yıldız Sarayı tarihe tanıklık etmiş mekanlardan biridir. Bizans dönemine kadar dayanan tarihi dokusuyla günümüzde müze olarak kullanılan Yıldız Sarayı’nda Sultan II. Abdülhamit’in kişisel eşyaları sergilenmekte ve turistlerin ilgi odağı olmaktadır. Aynı zamanda içerisinde Yıldız Sarayı Tiyatrosu ve Sahne Sanatları Müzesi de bulunmaktadır.


Kapalıçarşı
Kapalıçarşı İstanbul’un merkezinde yer alan, tarihi dokusu ve alışveriş yapılacak bir çok mekanı içerisinde barındırması nedeniyle turistlerin yoğun ilgisiyle karşılaşır. Gün içerisinde yarım milyon insanın uğradığı bile bilinmektedir. Özellikle yabancı turistlerin uğramadan ülkelerine dönmedikleri bir yer olan Kapalıçarşı, her gün bütün ihtiyaçları karşılayacak dükkanlarıyla gözde mekanlardan biridir. Adeta bir şehri andıran Kapalıçarşı Fatih Sultan Mehmet tarafından tarafından insanların yaptıklarını sergileyip satmaları için yaptırılmıştır.


Mısır Çarşısı
İstanbul’un en eski kapalı çarşılarından biri olan Mısır Çarşısı aktarlarıyla, kuruyemiş ve şarküteri ürünlerinin satılmasıyla meşhur bir mekandır. Turistlerin özellikle alışveriş için tercih ettiği gözde mekanlardandır. 1600 yılında Turhan Sultan tarafından yaptırılan mekan, pazar günleri de açık olma özelliğiyle cezbedicidir. İstanbul’da mutlaka görülmesi gereken yerler arasında yer alır.

Bakırcılar Çarşısı
Özellikle yabancı turistlerin dikkatini çeken Bakırcılar Çarşısı Beyazıt semtinde yer alır. Kazan, tencere, mangal gibi bakırdan yapılan eşyaların sergilendiği ve satışa açık olduğu sıra sıra dükkanlar çevresini sarmaktadır. Turistlerin yoğun ilgisiyle karşılaşan bu bakır işlerinin bulunduğu Bakırcılar Çarşısı mutlaka görülmesi gereken, çok bilinmeyen mekanlardandır.


Tekfur Sarayı
Bizans İmparatorluğu’ndan günümüze kadar gelen Tekfur Sarayı bugün az duyulsa da Edirnekapı semtinde ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Tarihi olayların gizemini çözmed adına yapılan arkeolojik çalışmalar ise hala devam etmektedir. Bu nedenle ilgi çekici ve görülmeye değer tarihi yapılardan biridir.


Eyüp Sultan Camii
Günümüzde kutsal bir ibadet yeri olarak atfedilen Eyüp Sultan Camii Haliç kıyısında, Eyüp semtinde yer almaktadır. Diğer illerden ya da yurtdışından gelen turistlerin görmeden geçmedikleri tarihi bir camiidir. istanbul’un kutsal cuma gününde, kalabalığın camiye yöneldiği ve ibadet ettiği görülür. Görülmesi gereken, kutsal sayılan yerlerdendir.


Miniatürk
Miniatürk bir çok eserin maketlerinin sergilendiği bir mekandır. Topkapı Sarayı, Anıtkabir, Mevlana Türbesi gibi çeşitli yapıtları burada maket olarak toplu halde görmek ve hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür. 2003’ten beri turistlerin İstanbul’a adım attıkları andan itibaren ilk gidecekleri ve mutlaka görülmesi gereken mekanlar arasında yer alır.

Hidiv Kasrı
Mısır’ın son hıdıvi Abbas Hilmi Paşa tarafından İtalyan bir mimara yaptırılan Hidiv Kasrı 1907 yılında bitmiş ve dönemin mimari özelliklerini taşımaktadır. Günümüzde düğün gibi çeşitli organizasyonların yapılabildiği, gidilip, görülebilecek yakınlarında bir çay molası verilebilecek bir mekandır.


Kız Kulesi
İstanbul Boğazı’nda Salacak açıklarında yer alan küçük bir adacık üzerinde konumlanmış bir kuledir. Hakkında neden yapıldığına dair çeşitli rivayetler ve efsaneler bulunan Kız Kulesi bu gizemi anlayabilmek adına bile görülesi mekanlardandır. Günümüzde eşinizle, dostunuzla gidebileceğiniz, romantik bir akşam yemeği ya da rutin dışında bir öğle molası için gidilebilecek ve yapısıyla mutlaka görülmesi gereken tarihi bir mekandır.

Aynalıgöl Mağarası Hakkında Bilgi

Aydıncık tarihi ve turistik yerleri

Mersin İli, Aydıncık İlçesi sınırları içerisinde yer almaktadır.1999 yılında, Aydıncık'ın doğusundaki Gemi Durağı Mevkiinde çobanlar tarafından bulunmuştur. Giriş ağzı deniz düzeyinden 46 m. yukarıda kayalık yamacında bulmaktadır.  Toplam uzunluğu 555 m. olan mağaranın içi, her türden damlataş oluşumları (sarkıt, dikit, sütun, duvar ve perde damlataşları, akma taşlar, mağara iğnesi) ile kaplıdır. Dev boyutlara ulaşan ve görünümleri son derece güzel olan bu damlataşlar, genişliği yer yer 100 m., tavan yüksekliği 18 metreye ulaşan ana galeriyi çok sayıda salon ve odaya ayırmıştır. Gilindire Mağarası'nın sonunda genişliği 18-30, uzunluğu 140, tavan yüksekliği 35-40, derinliği 5-47 metre olan büyük göl bulunmaktadır. Gölün kenarında sarkıt, dikit, sütun ve mağara iğneleri yer almaktadır.  Gilindire Mağarası'nın çok sıcak ve nemli bir havası vardır. Giriş ağzının dar ve basık olması nedeniyle, dışarıyla hava alış verişinin olmadığı mağaranın bu havası yaz ve kış mevsiminde önemli bir değişikliğe uğramamaktadır.

        Aynalıgöl Mağarası henüz resmi olarak ziyarete açılmamıştır. Bakanlığımızca ziyarete açma çalışmaları devam etmektedir.



Kaynak: http://www.silifkemuzesi.gov.tr/TR,83683/aynaligol-magarasi-hakkinda-bilgi.html

Mersin Anamur Tarihi ve Turistik Yerleri

MAMURE KALESİ
Mersin-Antalya karayolu üzerinde, Anamur'un 6 km. güneydoğusunda deniz kenarında yer alan Mamure Kalesi'nin oturumu 23500 m2.'dir M.S IV. Yüzyılda Romalılartarafından yapılmış olan kale, sonraları Bizanslılar ve Haçlılar zamanında genişletilmiştir. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1221 yılında ele geçirildiği sırada yıkılan kalenin yerine bu günkü kale yapılmıştır. Daha sonra burası; Karamanoğulları ve Osmanlılara geçmiştir. Bir kervansaray görünümünde olan Mamure Kalesi, en iyi korunmuş Anadolu kentlerinden biridir. Kuleler, surlar, mazgalları ile hala ayaktadır. Kalenin beden duvarının üzerinde bulunan tek kitabede 1450 (Karamanoğlu İbrahim Zamanı) tarihi yazılıdır Şikari tarihine göre; "Anamur ve Taşeli'nin Kagırler tarafından zapt ve harap edilmesi üzerine Karamanoğlu Mahmut Bey (1300-1308) 36.000 kişilik ordusuyla düşmanı bozguna uğratıp, kaleyi ele geçirmiş, mamur edip, adını Mamuriye koymuştur." kaydı geçer.

Bir hendekle çevrili bulunan 36 kuleli kale, üst avludan oluşmuştur. Batı avlusunda halen ibadete açık, onarım görmüş tek minareli tarihi bir cami bulunmaktadır. İki bölümden oluşan kalede, iç içe iki sur ve surlar üzerinde kaleyi bütünüyle dolaşan ve bir taraftan bir tarafa geçişi sağlayan burçlar arasında bir yol vardır. Bu yıl üzerinde 35 normal, 4 büyük olmak üzere 39 kule bulunmaktadır.

MAMURE HAMAMI
Mamure hamamı, Mamure kalesinin yol aşırı kuzeyinde yer alır. Hamamın giriş bölümü yıkılmış, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümleri sağlam olarak zamanımıza gelebilmiştir.
Küçük ölçekteki yapı ahşap hatıllarla desteklenmiş moloz taşla inşa edilmiştir.
Hamamın iç bölümlerinde kubbeye geçiş üçgen pandantiflerle sağlanmıştır.
Yapı zamanla tahrip olduğu için sonradan yapılan onarım sıvaları duvar freskolarının tahrip olmasına neden olmuştur.
Yapı Mamure kalesinin mamur edildiği tarihte Karamanoğulları tarafından yaptırılmış olması gerekir.

AKCAMİ
Karamanoğulları döneminde 1326 da yapılan cami, daha sonra yapılan yivli minaresi ile ilgi çekicidir. Karşısında Karamanoğullarından kalma bir han ve bir köprü bulunmaktadır.
Akarca mahallesinde merkezi planlı tamamen kesme taştan kubbeli bir camidir.
Camiye batı yönünde basık kemerli taş kapıdan girilir. Girişin tam karşısında fazla derinliği olmayan taş mihrap sağda orijinal olmayan ahşap minber yer alır.
Yapıda köşelerde ve yan duvarlar üzerinde sağır sivri kemerli açıklıklarda duvar içine gömülmüş yuvarlak iç dolgu ile geleneksel Türk mimarisinde pek görülmeyen tarzda kubbeye geçiş sağlanmıştır. Sağır kemerlerin ayakları üçgenimsi payandalarla desteklenmiştir.
Girişin solunda zamanında ahşap olan güdük minaresinin yerinde yivli tek şerefeli minaresi kaide üzerinde yükselir.
Giriş kapısının hemen üzerinde yer alan altı satırlık yazıda 1326 H. tarihi okunmakla birlikte yazıt orijinal değildir.


ALA KÖPRÜ
Ala Köprü, Anamur - Ermenek karayolunun 13. km.sinde Dragon çayı üzerinde yer alır.
Ana yatak üzerinde 19.65 m. açıklığında tek gözlü bir köprüdür. Köprüde ayrıca taşkın suları için bir boşaltma gözü doğu yönüne yerleştirilmiştir.
Ana kemerin yapısı, çok önemli bir işçilik ve sağlam traverten malzemeyle yapılmıştır.
Uzunluğu 54 m olan köprünün korkulukları dıştan belirmeksizin tempan duvarının uzantısıyla sonuçlanır.
Yazıtı olmayan köprü, 14. yüzyılda Karamanoğulları tarafından yaptırılmış bir mimarlık harikasıdır ve halen kullanılmaktadır.

DENİZ FENERİ
1911 yılında Fransızlar tarafından yapılmıştır. Halen faal durumdadır.

ÇUKURPINAR MAĞARASI (DÜDENİ)
Anamur'un kuzeyinde 46 km. uzaklıkta 1880 metre yüksekliktedir. Taşeli platosundaki Sugözü yakınında Çukurpınar yaylasındadır. 1990 yılında bulunan ve Türkiye'nin en büyük mağarası olduğu söylenen mağaranın, tahmin edilenden de büyük olabileceği söylenmektedir. Son araştırmalara göre 924 metreye kadar inilmiştir. Mağaracılar tarafından yapılan araştırmalar halen sürdürülmekte olup, şimdiki araştırmalara göre dünyanın ikinci büyük mağarası durumundadır.

KÖŞEKBÜKÜ MAĞARASI 
Anamur'un 9 km kuzeybatısında, Ovabaşı Mahallesinde bulunan bu mağara 500 m2.lik alana sahiptir. Mağaranın 2000 yıllık bir geçmişe sahip olduğu anlaşılmaktadır. Mağaranın astım hastalığına iyi geldiği bilinmektedir. Nem oranı % 80, hacim basıncı 762 mm. ve sıcaklığın 18 derece olduğu Köşekbükü Mağarası 3 bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümünün adı Huzur,İkinci bölümünün adı Şifa,üçüncü bölümünün adı Dilektir.Birinci bölümde basınç; 761.5 mm., ikinci bölümde basınç 760 mm.,sıcaklık 18 derece, rutubet % 80'dir. üçüncü bölümde basınç 762 mm. olup, sıcaklık 18.2 derece, rutubet %82'dir.

CARETTA CARETTA
Anamur ve Çevresindeki kumsallarda Caretta-Carettalar insanlar birlikte yaşarlar. Kaplumbağa popülasyonunun yoğun olduğu kumsallarda yaklaşık 500 yuvadan 45.000 yavrunun yumurtadan çıkarak denize ulaştığı saptanmıştır.

AKDENİZ FOKU
Türkiye kıyılarında 70 adet Akdeniz foku (monachus monachus) saptanmıştır. Bunlardan 25 adedi Mersin ilinin Bozyazı, Anamur, Aydıncık ilçeleri kıyılarında yaşamlarını sürdürmektedir.

ANAMUR EVLERİ
Anamur merkez olmak üzere yöreye özgü sivil mimarlık örnekleri Ortaköy ve Bozyazı da yoğunlukla yer alır.
Konutlarda geleneksel yapı zeminde ahır üzerine iki katlıdır. Üst oturma yerleri genellikle orta sofadan köşelerdeki odalara açılan kapılar, birbirini dik olarak kesen sahınlarla haç plan oluştururlar.
Ahırın üzerinde ikinci katta balkonlu ve tek odalı olarak inşa edilmiş yörede "köşk" olarak adlandırılan mimari biçim son derece özgündür.

TOL KERVANSARAYI
Tol Kervansarayı Alanya karayolunun 22. kilometresinde, Demirören Mahallesinde yer alır.
Yörenin sert kırmızı ve sarı renkli kayan ve moloz taşları ile inşa edilmiş yapı, güney kuzey yönünde iki sahınlı olup yuvarlak tonoz örtülüdür.
Yapılış tarihini belirten herhangi bir yazıt bulunmamakla birlikte 14-15. yüzyıllara ait olmalıdır.

AKARCA HANI
Akarca mahallesinde Ak caminin karşısında yer alan yapı moloz ve kayan taşından inşa edilmiş olup, tek sahınlı ve tonoz örtülü bir yapıdır.

ALTI KAPI HANI
Anamur-Antalya karayolunda “Kharadrus”un kuzey batısındaki yaklaşık 800 m.'lik bir yolu izleyerek Altı Kapı Hanına ulaşılır.
Yörenin siyah ve sarı renkli taşı ile kayan taşından araları Horasan harçlı olarak inşa edilmiş Altı Kapı Hanında doğu - batı yönünde yuvarlak kemerli altı giriş kapısı birbirine bitişik altı yuvarlak tonozlu mekana açılır. Bu mekanların önünde yine yuvarlak tonozlu payandalarla taşınan revak yer alır.
Yapı 14 - 1 5. yüzyıllara ait olmalıdır.

ÇOBAN KALESİ 
Anamur-Gazipaşa yolunun 15. kilometresinde solda deniz kenarında sık ormanlık sahada, hakim bir tepe üzerinde yer alan Çoban Kalesi, geniş avlu çevresinde çok sayıda odalardan oluşan bir plana sahiptir. Avlu içinde uzun dikdörtgen pencere uygulamalarıyla duvarlarda hareketlilik sağlanmıştır. İki katlı yapı yüksek duvarlarıyla gotik etki yaratır.
16 - 17. yüzyıllara ait yapı bir Osmanlı derebeyine ait olmalıdır.

TİTİOPOLİS 
Anamur'un batısında Ovabaşı Mahalle yolu üzerinde 5. km'de sağda, köy içinde ve kuzeyindeki hakim tepeler üzerinde çok geniş bir alana yayılan Kalınören Mahallesi kalıntılarının bulunduğu yere gelinir. George Evart Bean ve Terence Bruce Mitford 1964-1968 yılları arasında Kilikya'da yaptıkları incelemeleri sonucunda hazırladıkları Batı Kilikya'da bulunan antik yerleri gösteren haritaların da bugünkü Kalınören Mahallesinin yerini TITIOPOLIS olarak işaretlemişlerdir.

Ören yerinde Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerini içine alan kalıntılar yer alır.
Titiopolis antik çağlarda Anemurium'a bağlı olmayan bir site konumunda idi.
Antik kentte bugün görülmeyen bouleuterion, ninfeum, odeon, tiyatro gibi yapılar büyük bir olasılıkla köy yerleşmesinin altında kalmıştır.
Kenti düzenli olarak çeviren sur duvarları kabaca yontulmuş irili ufaklı çok köşeli taşlardan yapılmıştır.

Mahalle girişinde solda bahçeler içerisinde sert gri renkli taştan burmalı sütun çok önemli bir yapıya ait olması gerekir. Bahçeler içerisindeki mozaik tabanlı mekanların işlevlerinin ne olduğu dahi anlaşılmamaktadır.
Tepelere doğru çıkıldıkça ilk önümüze çıkan hamam yapısı büyük bir olasılıkla bir gimnazyum yapısı olmalıdır.

Hamamın batısında narteksi belirgin üç sahınlı bazilika yer alır. Yapıda sintronon basamakları vardır. Apsisin sağında ve solunda diakonion odaları yer alır. Bu odalar apsisin arkasında revakla desteklenmiş çok amaçlı bazilika tipini gösterir.
Köy yerleşmesinin kuzeyinde, surlarla çevrili akropol kalıntıları içerisinde bazilika, hamam ve nekropol sahalarının bulunuşu buranın bir şehir gereksinimine yanıt verecek biçimde ele alındığını gösterir.
Yukarı şehirde bulunan batı ve doğu bazilikaları tamamen tahrip olmuştur. Yapıların zeminleri gri ve beyaz renkli mozaiklerle geobitkisel süslü olarak dekore edilmiştir.

Dini yapıların doğusunda görkemli mezarların bulunduğu nekropol alanı yer alır. Buradaki kesme taştan, iki katlı tonozlu mezarlar yüceltilmiş birkaç ayrıcalıklı kişinin anıtsal mezarlarıdır.
Akropol'ün doğu yamacında kapakları templum in antis tarzında gri renkli sert taştan dikdörtgen formunda oyularak yapılmış sarkofaj'ın cephesinde; kanatlarını açmış kartal figürü, yanlarda girlandları taşıyan bukranion ve medusa başları görülür. Bu lahitin hemen yanında ön yüzünde elinde asa tutan sehpa üzerinde oturan erkek figürü lahtin ön yüzüne işlenmiştir.
Kalınören'deki ilginç yapılardan biri de akropolün kuzey ucunda yer alan tonoz örtülü üç ayrı mekanlı tylos tipli hamamdır. Hamamın su gereksinimi 20 m. ilerdeki ninfeumdan sağlanıyordu.


ESKİ ANAMUR (ANEMURİUM) 
Anamur İlçe merkezinin 6 km. güneybatısındadır. Kentin ne zaman kurulduğuna dair herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı gibi, Roma İmparatorluk Çağı öncesine giden kalıntılara da bu güne kadar henüz rastlanmamıştır. Kentin adı sadece bir liman listesinde geçtiği için, M.Ö. 4.y.y.da var olduğu bilinmektedir. Anemurium'un adının "rüzgarlı yer" anlamında kullanıldığı da antik kaynaklarca ifade edilir. 1.yüzyılda kentin çevresine ilk surların yapıldığı, bir süre Kommagene Kralı Antiochus'un (38-72) yönetimine bırakıldığı tarihi bilgiler arasındadır. Kıbrıs'a yakın olması nedeniyle, özellikle Romalılar zamanında bir ara istasyon konumunda olan Anemurium; aynı zamanda kara yoluyla Toroslardaki en önemli Roma kentlerinden biri olan Germanskopolis ile bağlantılıydı. Böylece bölgedeki doğal kaynakların ihraç edildiği önemli bir ticaret kenti olmuştur.

Anemurium, 260' da Sasaniler tarafından ele geçirilmiş 4 . ve 5. yüzyıllarda Toroslar'dan gelen korsanlar tarafından sık sık tahrip edilmişti.650 yılında Arap akınlarına uğrayan kent, bu tarihten sonra terk edilir. 12.ve 13. yüzyıllarda Anadolu Selçuklularının Mamure Kalesini ele geçirmelerinden sonra, bölge Türk egemenliğine geçer. Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölüme ayrılır. En göz alıcı yapıları; surlar, 3 adet hamam, tiyatro, odeon (konser salonu) ve palestra aşağı kenttedir. Liman Caddesi'nin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların her kısmı müzede sergilenmektedir.Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin tek katlı ve iki katlı bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş örneklerinden biridir. Kentin içme suyunu sağlayan su kenarları dışında erken Hıristyanlık dönemine ait kilise kalıntıları bulunmaktadır.

Anemurium 19. yüzyılda İngiliz Francis Beaufort'un Akdeniz'de yaptığı Keşifler sonucunda batı dünyasına tanıtılmıştır. 1960 yılında Toronto Üniversitesinden Elisabeth Alfoldi Rosenbaum tarafından kazılar başlatılmıştır. Daha sonra Kanada'lı Prof. James Russel tarafından kazılar ve diğer bilimsel çalışmalar sürdürülmüş 2000 yılında kazılara son verilmiştir.

Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölümdür. En göz alıcı yapıları surlar, 3 hamam, 60 m. genişliğinde tamamlanamamış tiyatro, 900 kişilik oturma yeri bulunan odeon (konser salonu), paleastra aşağı kenttedir. Liman caddesinin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların bir kısmı müzede sergilenmektedir.
Anamur Müzesinde sergilenen mozaikler içerisinde; barışçı kral Isaah adına düzenlenmiş mozaikte, palmiyenin iki yanında yer alan leopar ve oğlak betimlemesi nekropol kilisesi tabanında bulunmuştur.

Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş nekropol alanını oluşturur. Bunların sayısı 350-400 civarındadır. Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Genel olarak mezarlarda lahit odası, ziyaret mekanı ve diğer eklenti mekanları yer alır. Beşik tonozlu en eski mezarların temelleri büyük kireç taşlarından inşa edilmiştir. Nekropol'de görülen ikinci mezar tipinde geleneksel plana eklenti mekanlar oluşturulmuştur. Üçüncü mezar tipi ise bir bahçe içerisinde eski tip mezarlara yeni bir ünite olarak eklenmiş yapılardan Anemurium Nekropol meydana gelir. Bunların dışında edikula formunda, dört cephesi kemerli ve kesik koni biçiminde mezar tipleri de yer alır.

Kentin içme suyunu sağlayan su kemerleri (akuaduct) dışında, Erken Hıristiyanlık dönemine ait birkaç kilise kalıntısı da saptanmıştır.
Müzede sergilenen Anemurium buluntularının en ilginç grubunu pişmiş toprak insan yüzlü yağ kandilleri oluşturur. Bunun dışında süs eşyalarından oluşan bronz ve kemikten yapılmış bazı mezar armağanları, Roma çağına ait olan tunçtan yapılmış tanrıça Athena biçimli bir kantar ağırlığı, Bizans çağına ait halk sanatını yansıtan çeşitli malzemelerden yapılmış objeler diğer önemli buluntular arasında yer alır.

PULLU MİLLİ PARKI
Dinlence yeri olup, deniz, orman ve yaban hayatının buluştuğu, güzel bir milli parktır. Caretta caretta kaplumbağalarının yumurtalarını bıraktığı bir kaç kumsaldan biridir. Doğa bilimcileri, çevre korumacılığının ilgisi üzerindedir.

DEMİROLUK
Anamur-Ermenek karayolunda Abanoz yaylasından 18 km. sonra sağda Demiroluk kalıntılarının bulunduğu yere ulaşılır.
Demiroluk kalıntıları içinde ilk dikkati çeken blok kayalar üzerine oyularak yapılmış kaya mezarlarıdır. Mezarların cepheleri üçgen alınlıklı olup, sütun ve payelerle dekorlandırılmıştır.
Bu kaya mezarların birinde üçgen alınlığın içinde aslan betimlemesinin iki yanında "Akroter" süslemeleri yer alır. Antik kentin batı yönünde yine bir kaya mezarında üçgen alınlık içinde kalkan tutan, sağa doğru hareket halinde şaha kalkmış at üzerinde yer alan süvari yüksek kabartma olarak işlenmiştir.
Mezar kalıntıları Bozkır yakınlarında bulunan Isaura antik kenti kaya mezarları ile büyük benzerlik taşır.

KÖRİSTANLIK
Anamur-Ermenek karayolunda Akpınar yaylasını geçtikten sonra Iconium, Germanikapolis üzerinden Anemuriuma ulaşan antik yol üzerinde bulunan yörede "Çandır" olarak bilinen ören yerine gelinir.
Antik kent yukarı şehir (akropol) ve yamaçlarda bulunan nekropol sahalarından ıneydana gelir.
Antik şehirde kuzey batı yönünde çok sayıda kaya mezarı yer alır. Mezarların cephesi "Templum in antis" tarzında ve iki sütun paye ile dekore edilmiştir.

BONCUKLU KALE
Anamur Ermenek karayolunun 3 km.sinde solda hakim tepeler üzerinde ormanlık saha içerisinde Boncuklu Kale kalıntıları yer alır.
Antik kentin merkezini oluşturan kale kesme taştan ve oval formda inşa edilmiştir. Sur içlerinde açık eyvan formunda 34 mekan yer alır. Mekanların üstünde seyirdim yerlerinin kenarları 1 m. yüksekliğinde burçlarla çevrilmiştir. Kalenin beden duvarlarının köşeleri kare formunda kulelerle takviyelendirilmiştir.

AZITEPE
Anamur Bozyazı karayolunda Çarıklar köyü sınırları içerisinde Azıtepe kalıntıları yer alır.
Antik yerleşimin en doğusunda İ.S. 4ncü yüzyıla tarihleyebileceğimiz apsisi ve sintronon izleri belirgin geniş ölçekli bazilika yapısı görülür.
Ören yerinin güney doğusunda moloz taştan beşik tonozlu hamam yer alır.

KIZIL KİLİSE
Anamur'un 8 km. kuzeyinde Kızılaliler köyü içerisinde yer alır.
Ören yeri içerisinde üç sahınlı bazilika görülür. Yapı 5.6. yüzyıl Isaura yapılarını çağrıştırır.

ANITLI GÖZETLEME KULESİ
Yapı Anamur-Alanya karayolunun Yakacık köyü içerisinde yer alır.
Yapı, kesme taştan kalın temeller üzerinde ve iki katlıdır. Mekan açıklıklarını yuvarlak tonozlu, üst örtü beşik çatılıdır. İ.S. 4, 5. yüzyıllara tarihleyebileceğimiz gözetleme kulesi döneminde önemli bir karakol yapısı olmalıdır.

OTAK KÖYÜ ŞAPEL BİNASI
Anamur -Alanya karayolunda Yakacık'tan sonra sağa dönünce 10. km. de solda Kaladran çayının kenarında Otak Şapeli yer alır.
Geç Bizans dönemine ait yapı moloz ve kesme taştan tek sahınlı apsinin iki yanında kült odaları bulunan küçük bir yapıdır.

AYVASIL
Anamur - Ermenek karayolundan 2 km. uzaklıkta, sağda basit kale surları, yapı kalıntıları ve bir hamam yer alır.

KANDACIK NEKROPOLÜ
Anamur Ermenek karayolunda Malaklar köyü yakınlarındaki Kandacık Nekropolünde Roma dönemine ait küp biçiminde mezarlar ve diğer yapı kalıntıları görülür.

ARAP ÇUKURU
Çukur Abanoz köyü yakınlarında Arap Çukuru mevkiinde yüksek kayalar üzerinde yer alan yüzlerce oyuk ahşap mertekler üzerine yerleştirilmiş lahitlerin oyuklarına ait olmalıdır. Ören yerinde ayrıca üçgen çatılı haç kabartmalı kaya mezarları görülür.

ŞIHARDICI
Arap çukuru yakınlarında yüksek hakim tepe üzerinde yer alan antik kent aşırı tahrip olmuştur. Ören yerinde görülen korint tipi sütun başlıkları ve diğer mimari parçalar önemi yapılara ait olmalıdır.

HALKALI 
Anamur-Ermenek karayolu üzerinde Abanoz yaylasını geçtikten sonra solda ormanlık saha içerisinde halkalı kalıntıları yer alır. Ören yeri içerisinde Roma dönemine ait üçgen alınlıklı ve sütunlu kaya mezarları dikkat çeker.

ABANOZ 
Anamur-Ermenek karayolunda Abanoz Yaylasında sağda hakim tepeler üzerinde son derece tahrip olmuş kent kalıntıları görülür. Antik kentin sağında nekropol sahasında sağlam kalabilmiş kaya mezarları yer alır.

ZİNCİRLİTEPE
Anamur'un batısında Kızılaliler köyünün kuzeyinde henüz fonksiyonu çözülememiş sayısız yapı kalıntısı ve nekropol alanı yer alır.

FİLİR KALESİ
Anamur'un kuzeybatısında Vilayet köyü yakınlarında Filir kale kalıntıları yer alır. Ören yerinde Geç Roma dönemine ait bir sarnıç, basit kale surları ve nekropol alanı görülür.

GÖZ TAŞI
Anamur'un batısında Sarıdana köyü sınırlan içerisinde solda bir tepe üzerinde aşırı tahribat nedeniyle işlevleri anlaşılamayan mimari kalıntılar yer alır.

OVABAŞI 
Anamur'un batısında Ovabaşı köyü sınırlan içerisinde bulunan ören yerinde Geç Roma ve Bizans dönemlerine ait apsis'i belirgin bir bazilika, sarnıçlar ve nekropol alanı görülür.

NİNFEUM 
Sarıdana köyü yakınlarında yer alan anıtsal çeşmenin sütunlu cephesinde ortası aslan ve medüsa başlarıyla dekore edilmiştir. Yapı Roma dönemine aittir.

ZAVRAK TAŞ
Anamur'un kuzey batısında Filir Kalesi yakınlarında yer alır. Kalıntı yörenin gri renkli blok taşından yapılmıştır. Taşın tam merkezinde apsis biçimindeki geniş açıklık nedeniyle zavrak (pencere) taş diye adlandırılmıştır.
Ritüel amaçlı kullanıldığı sanılan anıt eser Hitit dönemine ait olmalıdır.

KUDRET KALESİ
Anamur'un yayla kesiminde Kaş yaylasının karşısında bir tepe üzerinde Roma dönemine ait kale surları ve diğer yapılara ait kalıntılar görülebilir.

CENNET KOYU
Anamur-Gazipaşa yolunun 17. km.sinde soldaki köy içerisinde apsisi zamanımıza gelebilmiş bir bazilika ile diğer yapı kalıntıları yer alır.

Kaynak: http://www.mersinkulturturizm.gov.tr/TR,73139/anamur.html   erişim; 18.02.17
Yaylaları için: http://www.anamur.gov.tr/anamurun-turizmi