Tarihi ve Turistik Yerler

Türkiyenin Doğal Güzelliklerini Keşfedin

Türkiyenin gezilecek ve görülecek yerlerini öğrenin , keşfedin , gezin ve bizi hep takip edin. Bizi sosyal ortamlarda takip edebilir veya abone olabilirsiniz.

Sizde Bir Bilgi Ekleyin

Sizde sistemimize kendi yaşadığınız yada gezdiğini ve görmek istediğiniz yerleri yollayabilir ve bildirebilirsiniz bunun için bize iletişim bölümünden ya da bilgi ekle bölümünden ulaşabililirsiniz.

Tekrar Ziyaret Etmeniniz Dileğiyle

Bizi her zaman takip edin, içeriklerimiz günceldir ve sitemiz kullanıcı dostudur. Her görüşlerinizi değerlendirmekteyiz.

Sizde Sitemizde Yazar Olabilirsiniz

Sitemizde yazar olmak isteyen kullanıcılar lütfen bizimle iletişim bölümünden irtibata geçin. KoLoNBo@gmail.com

Mersin Gülnar Tarihi ve Turistik Yerleri

KIRSHU (MEYDANCIK KALESİ)
Gülnar'dan 10 km. uzaklıkta Tırnak Köyü yakınında sarp bir tepenin üzerinde 750 metre uzunluğunda 150 metre genişliğindeki düzlüğünde yer alır. Konumu ve savunmadaki önemi nedeniyle asırlar boyunca bir yerleşim merkezi olarak kullanılmıştır.

İ.Ö.7.y.y. ve 6. y.y.da Luvi Kral ailesinin kurduğu kent, İ.Ö. 5. ve 4. yy'da Perslerin askeri ve idari kenti, İ.Ö. 3.ve 2. yy.da da Mısır Krallarının garnizonu olarak kullanılmıştır. Anıtsal giriş kapısı, tepenin doğu eteğinde bulunan mezar, Pers kabartmaları ile kazı sırasında çıkan ve şimdi Silifke Müzesi'nde sergilenmekte olan Hellenistik Çağ'a ait sikkelerin çıkarıldığı konak önemli kalıntılardır.



ZEYNE TÜRBESİ
Gülnar'dan Mut'a giderken 26 'ncı km. de Zeyne (Sütlüce) Kasabasındadır. Geniş bir bahçe içerisinde inşa edilen ahşap çatı örtülü ve ahşap direkli ana geçit kısmına, zaman zaman mezar odalarına ilavesi ile meydana gelmiştir.

Bahçede ise mezarlar bulunmaktadır. Zeyne Türbesi olarak bilinen Şeyh Ali Semerkandi Türbesi, Beylikler dönemi eseridir.
Bir küllüye olması gereken yapı gruplarından sadece türbe ayakta kalabilmiştir. Görünüşte psikolojik rahatsızlığı olan hastaların ziyaret ettikleri ve kurban kestikleri türbenin, külliyenin bir parçası olduğuna dair yazılı bir kaynak bulunamamıştır.

Ali Semerkandi ile ilgili bir efsane anlatılır. Çobanlıkta yapmış olan Semerkandi öğle sıcağında hayvanları susuzluktan yanmış vaziyette iken, yoldan geçen bir Türkmenin sert sözleri ile karşılaşır. Buna çok üzülen Semerkandi dua ederek elindeki sopasını kayaların ortasına vurur ve su fışkırır.Hayvanlarını sulayarak susuzluktan kurtarır. Bu yer halen mesire yeri olarak kullanılmaktadır.


ŞEYH ÖMER TÜRBESİ
Gülnar İlçesi'ne bağlı Şeyh Ömer Köyündedir. Türbede Bahri Ölüm adlı Kur-an tefsirinin yazarı yatmaktadır.Türbe sekizgen planlı olup, düzgün kesme taşlarla örülmüştür. Üzerindeki büyük kubbe betonla tamir edildiğinden eski özelliği hakkında tam olarak bilgi alınamamıştır.

Kaynak: http://www.mersinkulturturizm.gov.tr/TR,73144/gulnar.html

Mersin Erdemli Tarihi ve Turistik Yerleri

KORYKOS

Mersin-Erdemli-Silifke karayolunun 60. Km'sinde Kızkalesi beldesindedir. Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun olmak üzere, İslami devirlerde de iskan görmüştür. Nekropol alanından çıkarılan eserlerden burada ilk yerleşimin MÖ 4. yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. MÖ 1. yüzyılda kendi adına sikke darbettirmiştir. Herodot bu kenti Gorges adında Kıbrıslı bir prensin kurduğunu yazar. Korykos, Kilikya bölgesinin bir liman kenti olduğundan çok el değiştirmiştir. MÖ 4. yüzyılın sonunda Seleukhos Nikador Silifke kentini kurduğunda, Korykos'u yönetimi altına almıştır. Kent, MS 72 yılında Roma egemenliğine girmiş ve 450 yıl Roma yönetimine bağlı kalmış, bu dönemde tarım alanında büyük bir gelişme göstererek zeytinyağı ihraç merkezi olmuştur.
Bizanslılar zamanında Arap istilalarına karşı etrafı kuvvetli surlarla çevrilmiştir. 13. yüzyılda Kilikya Ermeni Krallıkları döneminde önemli bir ticaret limanı olmuş, Ceneviz ve Venedik gemilerinin uğrak limanı durumuna gelmiştir. Korykos 1448 yılında Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından ele geçirilerek, yeniden imar edilmiştir.
Örenyerinde iç ve dış kale kiliseler, sarnıçlar, su kemerleri, kaya mezarları, lahitler ve taş döşemeli Roma yolları kısmen ayakta dır. Adını, adadaki kaleden almaktadır.

Kare planlı kale, iç içe iki sıra surdan oluşmaktadır. Etrafı hendekle çevrilmiştir. Kaleye giriş bugün mevcut olmayan hareketli bir köprüyle sağlanmakta idi. Bugünkü haliyle kale, tipik Orta Çağ mimari özelliklerini yansıtmaktadır.

ELAİUSSA- SEBASTE
Silifke-Mersin karayolu üzerinde Mersin'e 52 km. uzaklıkta olup Kumkuyu Belediyesi, Ayaş (Merdivenlikuyu) da yer almaktadır. Şehir İÖ II.yüzyıl sonlarında kurulmuştur. Strabon'a göre, bu şehrin bir bölümü kara parçasında bir bölümü de karşı taraftaki adanın üzerinde yer almakta olup, bu antik kent Elaiussa ve Sebasta kentlerinin birleşmesi ile meydana gelmiştir. Elaiussa daha eskidir. İÖ 41 yılında Antious tarafından Kapadokya Kralı olarak atanan ve İÖ 20 yılında Elaiussa'nın çevresinde bulunan dağlık Kilikya'yı Augustus'tan almış olan kara parçası haline gelince kent eski önemini yitirmiştir.
Eski adının tepesi ile batı yamacı ve adanın birleştiği kara parçası kumla kaplıdır. Kumların altında Kral Archelaos'tan önceki zamanlara ait çeşitli tarihi eserler bulunmaktadır. Bunlar iyi korunmuş 5 nefli Bazilika, tiyatronun caveası (Theatron oyuğu), su kemerleri, kilise kalıntıları, zeytinyağı ve su sarnıçları, iki mermer sütunlu saray saray kapısı, bu kapının 50 m. kuzeyinde çeşitli hayvan resimlerini içeren döşeme mozaikli Jüpiter tapınağıdır. Jüpiter tapınağı 612 sütunlu bir Roma mabedi olup, erken Hıristyanlık döneminde (5. Yüzyıl) kiliseye çevrilmiştir. Şehrin mezarlığı (Nekropal), doğu ve kuzeydedir. Burada antik bir yolun iki yanında taş lahit ve mezarlar vardır. Bir lahit'in üzerindeki yazıt şöyledir: "Hijinos'nun oğlu Plütinos, sağlığında Sebaste mezarlığında kızı için bir lahit yaptırdı. Öldükten sonra oraya yalnız kızı gömülecektir. Eğer başka biri gömülürse bu kişinin ailesi Maliyeye 600, belediyeye 300 dinar ödeyecektir." İki katlı bir anıt mezarın cephesindeki kabartmada ortada kanatlarını açmış bir kartal, ayaklarının altında bir yılan, kartalın sağ ve solunda zincirle bağlanmış birer çocuk ve çocukları birer kolları zincirlidir. Aynı zincir üzerinde birbirine bakan iki aslan vardır. Bu yapıtların hepsi Roma devrine aittir.


KORYKOS (KIZKALESİ)

KızkalesiMersin’in 60 km. güneybatısında, Kızkalesi Beldesi’nde yer almaktadır. Silifkeye olan uzaklığı ise 25 km. kadardır. Herodotos’a göre kent, Korykos (Gorgos?)adında Kıbrıslı bir prens tarafından kurulmuştur. Korykos adına ise İ.Ö. 1. yüzyıl başlarında Seleukos kralı IV. Anthiokos’un ölümünden sonra çıkan karışıklıklardan yararlanarak bağımsızlığını ilan ettiği sıradaki sikkelerin üzerinde rastlanmıştır. Kuzeydoğudan güneybatıya değin limanı da kapsayan, doğuda Elaiussa- Sebaste’ye, batıda Cennet-Cehenneme kadar uzanan bu yerleşimle ilgili en erken bilgiler Hellenistik Dönem’e aittir. Bu dönemde ana kaya üzerine kurulmuş poligonal örgülü duvar işçiliği taşıyan mekanlar görülebilmektedir. Bir müddet Mısırlılar’ın eline geçen Korykos, III. Anthiokos zamanında İ.Ö. 197 yılında Mısırlılar’dan geri alınmıştır.

İ.Ö. 80’de Roma egemenliği altına girmiş, İ.Ö. 20’de Kappadokia kralı Arkhelaos’un eline geçmiştir. Roma ve onu izleyen Bizans egemenliği sırasında büyük bir liman kenti olmuştur.

İ.Ö. 2. yüzyıldan beri bilinen bir Polis (şehir,kent) ,İ.S. 3. yüzyılda ise Sebaste’ye bağlanan bir Kome (köy) olmuştur. Daha sonra I. Shapur döneminde Sasaniler’in yıkımı ile karşı karşıya kalmıştır.

Bu dönemden sonra tekrar canlanan Korykos’un bu durumu daha çok anıtlarda gözlenmektedir. 5. yüzyılda Hierokles kente bir düzenleme getirmiştir. Böylece başkenti Tarsus olan Kilikia I’in kentleri arasında Korykos’ta yer almıştır. 479 yılında Korykos ve Sebaste’ye Isaurialılar hakim olur.

6. yüzyılda Antakya patrikliğine bağlı Tarsus’un altında yer alan Korykos, Tarsus’a bağlı bir piskoposluk, 1136-1394 yılları arasında da Latin başpiskoposluğu olmuştur. Tanınan piskopos isimleri arasında Germanus (İ.S.381), Salustios (431), Iohaninus ( 680-681-690) sayılabilir. Bir yazıda ise piskopos Indakos ( 516-518) ismine rastlanmıştır. Korykos’ta 5. ve 6. yüzyıllara tarihlenen çok sayıda yazıt bulunmaktadır. Bu yazıtlarda hem mesleklere ait bilgiler hem de Hıristiyan olduklarına dair bilgiler edinilebilmektedir. Bu yazıtlardan yine Kızkalesi’nin önemli bir liman olduğu, burada çalışan işçilerin varlığı, onların zaman zaman komşu Korasion’a giderek ticaret yaptıkları anlaşılmaktadır. Korykos 690-91 yıllarında hala Kilikia I Eyaletine bağlıdır. 7. yüzyıl başında Sasani, yüzyıl sonunda ise Araplar’ın eline geçmiştir. 9-10. yüzyıllarda Seleukeia Tema’sına ait olmuştur. Adı 10. yüzyılda Arap initerarı içerisinde Korasion’la birlikte, “Qurqos” olarak geçmektedir.

1099 yılında gelişmelerin yeniden başladığı gözlenmektedir. Bu yılda İmparator I. Alexion, Mimar Megas Drungarios Eustatias’a karadaki kaleyi yaptırmıştır. Aynı mimar Silifke Kalesi’nide yapmıştır. Her iki kalede İstanbul’dan kutsal topraklara deniz yolu ile gitmek isteyenler için birer konaklama yeri olarak kullanılmıştır. 12.yüzyılın başlarında Küçük Ermeni prensi I. Constantin buraya hakim olmuştur. 1137’de tekrar Bizanslılar’ın eline geçmiştir. 1163 yılında tekrar Küçük Ermeni Krallığı olur. 1191 yılında Fransa kralı Philip Hac’dan dönerken buraya uğramıştır. Korykos’ta 1267 yılında Cenevizliler’in bir ticaret gemisi saldırıya uğrayınca Ermeni Krallığı ile Cenevizlilerin arası açılmış 1271’de tekrar iyişleşme görülmüştür. 1275 yılında Memlük sultanı Baybars döneminde safranın üretildiği bir yer olarakta çok önemlidir.

Hetum hanedanından Korykos’un son beyi Osin 1329 yılında öldürülünce IV. Leon’un egemenliğine girmiştir. Bu da öldükten sonra 1361’de bir ara Karamanoğulları’nın baskısıyla karşılaşan Korykos halkı Kıbrıs Krallığı’ndan yardım istemiş ve Kıbrıs’ın himayesine girmiştir. 1375’te Kıbrıs’ta bulunan Lusignanlar her zaman Korykos bağlantılı olmuşlardır. 1448’te de Karamanoğlu II. İbrahim tarafından fetih edilmiş, 1473-74’de Osmanlılar’ın eline geçmiş ve zamanla önemini kaybetmiştir. Cem Sultan 1482 yılında Temmuz ayında Rodos şövalyelerinin yolladığı gemiye binmeden önce Mersin’den buraya gelmiş,Kızkalesinde kalmış, Anamur üzerinden de İtalya’ya gitmiştir.

Ören yeri içerisindeki kalıntılar:

Kara Kalesi: 

Korykos Kalesi yapılırken genelde Roma Dönemi mimari parçaları devşirme olarak kullanıldığı için Ermeni işçiliği çok az görülebilmektedir. Kale çeşitli düzenlemeler ve eklemelerden sonra bugünkü haline 13. yüzyılın ortalarında gelmiştir. Aynı merkezli iki sıra surdan oluşmuştur. Dış sur daha geç inşa edilmiş olmalıdır. İç surların kapladığı alanın avlusunda üç kilise bulunmaktadır. Yine burada bulunan bir kapının üzerinde haç kabartması vardır. Yanı sıra sarnıçlar ve kare planlı bir yapı görülmektedir. Kalenin doğusunda malzeme olarak küçük kesme taşın kullanıldığı geniş bir mezar vardır. Kalenin doğusunda ana kaya kesilerek oluşturulmuş büyük bir hendek bulunmaktadır.

Liman:

Korykos örenyerine ait kalıntılar arasında en önceliklilerden birisi limandır. Korykos limanıda Sebaste ve Aigaiai gibi Suriye donanması tarafından kullanılmıştır.

Nekropol Alanı:

Hellenistik Dönem’e ait nekropol alanı limanın hemen karşısındadır ve bu alan Erken Bizans Dönemi’nde genişlemiştir. Ancak Sebaste ve Kanlıdivane ile karşılaştırıldığında Anıt Mezar daha azdır. Bazı mezar yapılarının taşları, kıyıdaki kale yapıldığı sırada sökülüp kullanılmıştır. Lahitlerin yanı sıra kaya mezarlarda bulunmaktadır. Kahmasorion tipte lahitlerde vardır.

Sur kalıntıları:

Korykos’a ait sikkelerde Tyche’nin başında duvarlı kent surları tasvir edilmiştir. Bunlar İ.Ö. 1.-İ.S. 1. yüzyıllarda var olan kent surlarını gösteriyor olmalıdır. Bu erken dönemdeki kent surunun kalıntıları bugün rahatlıkla görülememektedir. Yeni kent suru ilk olarak İ.S. 4. yüzyılın sonunda yapılmıştır ve bu sur nekropol alanını da içine almaktadır.

Kiliseler:

Korykos yerleşiminin kuzeyinde Katedral dışındaki Mezar Kilisesi, Büyük Kilise ve Transept Planlı Kilise bir tören yolunun güney tarafına art arda yapılmışlardır. Bunlardan Mezar Kilisesi naosun ortasındaki merkezi vurgulamasıyla Erken Hıristiyan mimarisi içinde özel bir yere sahiptir. Katedral ve Büyük Kilise bazilikal planlı, diğeri ise transept planlı olan ve aynı isimle anılan tüm kiliselerin ortak özellikleri küçük düzgün kesme taş kullanılarak yapılmış olmalarıdır. Diğer kiliselerde doğu duvarı içine alınan bema ve yan odalar, Transept Planlı Kilise’de doğuya doğru devam etmiştir. Farklı dönem eklemeleriyle Manastır Kilisesi de dikkat çekicidir. Bu kiliseler genel olarak İ.S. 5. ve 6. yüzyıllara tarihlendirilmektedirler. Yayınlarda kentin dışında da dini yapıların olduğundan bahsedilmektedir.

Diğer yapı kalıntıları:

Roma İmparatorluk Dönemi’nde kentte meydana gelen gelişme kendini yapılarda da gösterir. Tapınak kalıntıları, Sütunlu Cadde, üç adet hamam bu yapılar arasındadır. Roma İmparatorluk Dönemi’nden beri Sebaste ile bağlantısı olan Lamas su yolu Erken Bizans’ta da kullanılmıştır ve kentin güneyinde yer alan ve yapımında eski mezar taşları kullanılan 5.ve 6. yüzyıllara tarihlenen büyük, üstü açık sarnıça su bu şekilde ulaşmıştır.

Mimari olarak 5. ve 6. yüzyıllara tarihlenen evlerde vardır. Kentte kiliseler dışında bir hastane ve düşkünler evininde olduğundan bahsedilmektedir. 7. ve 10. yüzyıl arasında Arap hakimiyeti nedeniyle mimari anlamda fazla bir bilgi elde edilememektedir.Yapı kalıntıları bakımından yörenin en geniş ve en önemli arkeolojik sitidir.

Kızkalesi(Deniz Kalesi)

KızkalesiBeldenin adını aldığı ve Deniz Kalesi olarak da anılan Kızkalesi, belde sahilindeki küçük bir adacığın üzerinde kurulmuştur. Kıyıya uzaklığı bulunduğunuz yere göre değişmekle birlikte ortalama 600 m. kadardır. Burada bulunan bir yazıttan 1199 yılında I. Leon tarafından yaptırılmış olduğunu öğreniyoruz. 1361’de Kıbrıs Krallığı tarafından zapt edilmiştir. Strabon , Roma Dönemi’nde korsanların burasını barınak olarak kullandıklarından bahsetmektedir. Bu kalede Bizans ve Ermeniler tarafından karadaki kale kadar önemsenmiştir.

Kalenin girişi kuzeydedir. Burada da devşirme malzeme kullanılmıştır. Yine zaman zaman moloz taşların kullanıldığı yerler büyük bir olasılıkla Lusignanlar dönemine ait olmalıdır. 192 m. uzunluğundaki mazgal delikleri açılmış kale suru üzerine 8 tane üçgen, dörtgen ve yuvarlak biçiminde burçlar oturtulmuştur. Batıdaki sur boyunca uzanan iyi korunmuş bir galeri ile buradan denize açılan bir kapı bulunmaktadır.

Mersin Müzesi tarafından yapılan temizlik kazısı sırasında kalenin orta alanında bir yapı kompleksi ortaya çıkarılmıştır. Bu yapı kompleksi içerisinde bir şapel bulunmaktadır. Yapı topluluğu ile müşterek plan veren bu şapelin, kalenin avlusunda bulunan diğer şapelden daha eski olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca tabanda mozaiklerin yanı sıra opus sectile zemin döşemesi de uygulanmıştır. Çevresindeki odalar orta mekandaki salona açılmaktadır ve kare planlı odaların zemini kuzeye doğru yükselmektedir. Taban mozaiği üzerinde yuvarlak saç örgüsü içinde beş satır yazı ve alanın batı köşesindeki revak üzerinde de başka bir yazıt bulunmaktadır. Ancak yazıtların sayısı daha fazladır. Kale avlusu içerisinde sarnıçlar ve işliklerde yer almaktadır.

Kızkalesi’nin farklı yerler içinde anlatılan (İstanbul-Kız Kulesi) bir de söylencesi vardır: “ Vaktiyle bir kral varmış. Çok sevdiği tek kızının geleceğini öğrenmek için bir falcıya danışmış. Kızının yılan tarafından sokularak öleceğini öğrenince , Prenses için bu kaleyi yaptırmış. Böylece onun can güvencesini sağladığını zanneden kral, bir gün kızına bir sepet üzüm göndermiş. Ne var ki sepette gizlenen yılan kızı sokarak öldürmüş.


ÖKÜZLÜ ÖRENYERİ
Ayaş Kasabasına 12 km. uzaklıktadır. Kanlıdivane-Çanakçı köyü yol ayırımından stabilize bir yolla gidilir. Örenyeri Genç Helenistik, Roma, Erken Bizans dönemlerinde yerleşim görmüştür. Antik kentin taş döşeli alt yapısı yer yer sağlam durumdadır. Bazilikası, sarnıçları halen ayaktadır. Lahitler kente girişi sağlayan stabilize yolun kenarında bulunmaktadır.

AKKALE (TIRTAR)
Akkale, Mersin-Silifke karayolu üzerinde Mersin'e 49 km. uzaklıktadır. Geç Roma döneminde kurulmuştur. Bölgesi, İ.S. 72 yılında Roma imparatorluğuna bağlanınca ,Elaiussa da önem kazanarak Roma egemenliğinde erken Hıristiyanlık döneminde büyük bir gelişme göstermiştir.Denize hakim bir noktada bulunan Akkale'de 2-3 katlı bir ana yapı ve bunun doğusunda haç planlı, iki katlı küçük bir bina; güneyinde iki uzun dehliz halinde bir alt ana yapı; bir su sarnıcı, hamam yıkıntısı ve deniz kıyısında küçük bir sarnıç ve limanı bulunmaktadır. Büyük bir zeytinyağı ihraç merkezi olan Akkale'de 15.000 ton zeytinyağı alabilecek kapasitedeki sarnıç halen ayaktadır.

PAŞA TÜRBESİ
Ayaş- Korykos yolu üzerinde olan bir Selçuklu eseridir. Türbe 1220 yılında Aktaşoğlu Sinan Bey tarafından yaptırılmıştır.

KANLIDİVANE
Mersin-Silifke karayolunun 45 km.sinde sağa sapan yolun 3 km. ilerisindedir.Helenitik,Roma ve Bizans çağlarına ait tapınak, kilise ,sarnıç ve şehir kalıntılarını ihtiva eden sit geniş ve derin bir çöküğün etrafında yer alır.Bellibaşlı yapıtlar şunlardır:
Adam Kabartmalar (Çöküğün güney ve karşı yamaçlarında)
Kule (Çöküğün güney-batı kenarında,Helenistik çağdan kalma)
Bazilika tipi çeşitli kilise kalıntıları(5.ve 8. Yüzyıldan kalma)
Şehir Kalıntısı(Çöküğün doğusunda)
Eski mezarlık(ana mezarlık çöküğün yaklaşık 300 m. batısında)

Kaynak: http://www.mersinkulturturizm.gov.tr/TR,73143/erdemli.html

Mersin Çamlıyayla tarihi ve turistik yerleri

NAMRUN KALESİ

Çamlıyayla'nın en önemli tarihi kalıntısıdır. İlçenin kuzey yamacında yükselen tepe üzerindeki Namrun Kalesi’nin günümüzdeki yuvarlak burçlu yapısı ortaçağdan kalmadır. Hititler ve Asurlar zamanında “ illibru” olarak bilinen kale, Haçlılar'ın, Anadolu Selçukluları’nın, Kilikya Ermeni Krallığı'nın daha sonra da Karamanoğulları Beyliği ve Osmanlı Devleti’nin yönetimine girmiştir.

1854'den sonra başlayan Osmanlı Mısır savaşları sırasında, bir süre Mısır egemenliğinde kalmıştır.Başka Bir Kaynaktan alınan tarihçe bilgileri ise şöyledir: İlçenin yerleşim tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte ilçeye adını veren Namrun Kalesi, Haçlıların bu bölgeye geldikleri devirlerde ve Selçuklular zamanından başlayarak uzun süre Ermenilerin elinde kalmış bu devrede Namrun Sinyörü olarak tanınan Oşin'in burada hüküm sürdüğüne dair bilgiler mevcuttur. Oşin'in 1081 tarihinde askerleriyle birlikte Bizans imparatoru Alaksios'un kumandanı durumundayken bölge Selçuklulara ve daha sonra diğer Müslüman devletlere geçmiştir. 1845 'den sonra başlayan Osmanlı Memluk savaşları sırasında Namrun'u Ali Paşa ele geçirmiş. Çamlıyaylanın ilk yerlerşimi bu kalenin etrafında başlamıştır. Günümüzde de yerli halk, kışın yine bu bölgede yoğunlaşır.Bu bölgedeki halkın geneli yazları bağ evlerine taşındığından yazları bu bölgedeki nüfusta değişim olur. Namrun Kalesi’ne kalenin eteğindeki “köy” denilen bölgedeki eski okul ve lojmanların yoldan veya Namrun Dağ Oteli’nin bahçesinden yaya olarak çıkılır.


ANA ARDIÇ
Ana Ardıç, ilçemizin en yaşlı ve büyük ardıç ağacıdır.Ağaç, zamanla bölgeye adını vermiştir. Çamlıyayla ilçe merkezinin batısında Papazın Bahçesi’nden gidildiği zaman 30 km uzaklıkta, Koz Pınarı mevkiindedir. Çamlıyayla’dan kuzeye doğru yaklaşık 20 km kadar gidildiğinde Bolkar Dağları eteğinde ve Kadıncık vadisinin kuzeyinde Ana Ardıç’a ulaşılır.
Ana Ardıç, bir tarih ve tabiat anıtıdır. Bugün 1107 yaşında, 22 metre boyunda ve 3,5 metre çapında Türkiye’deki ender ağaçlardandır. Malazgirt zaferini yaşamış olan bu ağacımızın bulunduğu yerden Kadıncık vadisinin harika yeşil ve sarp manzarasını izlemek bambaşkadır. Eski yıllarda bu ağacın dalında 50 arı kovanı bulunduğu söylenmektedir. aşkadır. Ağacın çevresini on kişi rahatlıkla çevirdiği halde gövdeyi kapatamamaktadır.


PAPAZIN BAHÇESİ
Papazın bahçesi, Çamlıyayla'nın en çok ziyaret edilen mesire yerlerinden biridir. Çakırlı boğazından Fakılar köyüne ayrılan yolu takip ederek stabilize bir yoldan ya da ilçenin batısındaki Toroslara çıkılan yolun Bokluboyun mevkiinde aşağıya ayrılanyoldan gidilir.Papazın Bahçesi, Çamlıyayla’nın çarşı merkezine 13 km mesafededir. 27 virajla Berdan Çayı’nın bir kolu olan Karageçit Irmağı’nın seviyesine inilir. Kış mevsiminde yağışlar nedeniyle yolun çok zarar görmesine rağmen, bu bölgede Orman İşletme Müdürlüğü’nün koruma ve dikim alanları bulunması, Çamlıyayla Belediyesi’nin içme suyu pompaları ve alabalık yetiştirme havuzları bulunduğu için yol devamlı olarak araç trafiğine açıktır.

Berdan Çayı’nın bir kolunun gözü buradaki çınar ağaçlarının altından çıkar ve ilçeye özgü kırmızı benekli doğal alabalık (mercan) yaşar. Vadi içerisinde muhteşem ağaçlar ve şelaleler arasında alabalık yetiştirme havuzları, mesire yerleri ve hizmet binaları bulunmaktadır. Bahçeden ilerisi orman koruma sahası olduğu için geçiş kontrollü olarak verilmektedir.

SİNAP KALESİ

Namrun Kalesi’nden sonra ilçenin ikinci büyük tarihi yapısıdır. İlçenin kuzey doğusunda yer alır.Namrun Kalesi’nin arka kısmında kalan Sinap Kalesi’nin ilçenin çarşı merkezine uzaklığı 5 km mesafede olup, Çayırekinliği’nde mevkiinde yolun kenarındaki levhanın gösterdiği yoldan ayrılarak arabayla kalenin yanına kadar gidilebildiği gibi, kale deresinden patika yollarla yaya olarak da gidilebilir.

Kale içerisindeki kemerler ve kale burçları kısmen yıkılmış olup kemerlerde sandal ağaçları ve çalılar yetişmiştir. Kalenin ön cephesindeki kapıdan girilerek burçlarına kadar çıkılabilir. Kalenin güneyinde bulunan sinap çeşmesinde 4 mevsim içme suyu bulunmakta olup kale ve çevresi piknik için çok uygundur.


ÇİNİ GÖL

Çamlıyayla’nın en özel ve en tanınmış gölüdür. Bolkar Dağları’nda yer alan buzul göllerinin en önemlisidir. Çamlıyayla sınırları içerisinde yer alan, 2500 metre yükseklikte bir krater gölü olup, 25.000 m2’lik yüz ölçüme sahiptir. Ölçülebilen derinliği 100 metrenin üzerindedir. Dipten kaynadığı sanılıp, siyaha çalan lacivert bir rengi vardır.

Çini Göl, derinliğinden dolayı halk arasında “dipsiz” ismiyle de anılmaktadır. Suyu içmeye elverişlidir. Çini Göl’ün görülen doğal güzelliği haricinde, turizme bir diğer katkısı, gölün kenarında dağcılar için kamp alanının yer almasıdır. Çini Göl’ün bulunduğu mevkiide bu gölden hariç irili ufaklı 9 krater gölü mevcuttur. Çini Göl, Toros Dağları’na yolunuz düşerse mutlaka uğramanız gereken bir doğa harikasıdır.


TOROSLAR ve KIRLAR

Toroslarda ormanın bittiği yerden itibaren başlayan yerler halk arasında “kır” diye tabir edilir. Çamlıyayla’ya ilk içme suyunun geldiği Çatak yolundan gidildiğinde ise, Olucak’tan sonra Yayla gösteren mevki geçilince kırlar başlar. Buralarda Yayla gösteren, Çıkrıcak, Kurudere, Çatak, Bokluboyun, Yarıcak, Sayın dibi, Sayınbaşı, Çini Göl, Eğri Göl, Yazıgöl, Göğere, Kapı Göl, vb. isimleri olan kırlar yörüklerin ve arıcıların yazlık konaklama yerleridir.   Kozağacı yolundan gidildiğinde Seki ve Yağboluğu’ndan itibaren Meydan’a doğru uzanan kırlar ise, yerli yörüklerin yazlık yurtlarıdır. Kırlarda bitki örtüsü kekik, keven, şalgaba, dağ çayı vb. otsu bitkilerden ibarettir. Kırlar, Çamlıyayla’da arıların, koyunların ve keçilerin en iyi beslendiği ve en kaliteli hayvansal ürünlerin alındığı bölgelerdir. Çamlıyayla’nın merkezinden görünen dağların perde arkasındaki gizemli doğayı keşfetmek istemez misiniz?


Kaynak: http://www.camliyayla.bel.tr/sehir/gezilecek-yerler/4/

Mersin Bozyazı Tarihi ve Turistik Yerleri

Bozyazı
NAGİDOS
Kelenderis gibi bölgenin en eski kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları Bozyazı İlçesinde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedir.Hakkında çok az bilgiye sahip olunan kentten günümüze ulaşan kalıntılar, bu tepenin zirvesine yakın yerdeki surlardan ibarettir. Ayrıca Bozyazı Çayı üzerindeki köprünün ilk biçiminin Roma çağında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bir su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri yine Geç Roma, Bizans çağı kalıntıları arasında sayılabilir.
Nagidos'un M.Ö. V.ve IV. Yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır. Hellenistik Çağ'da, Mısır'daki Ptolemioslar'ın etkisi altına girmiş ise de, ardından gelen korsan baskıları kentin zayıflamasına yol açmıştır. Orta Çağda ise, önemsiz ve yerleşmenin sadece kıyıya çok yakın Bozyazı Adası (Nagidussa) üzerinde yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır.

KİLİSE BURNU 
Bozyazı'ya 14 km. uzaklıkta Akkaya köyü sınırları içerisinde, halk arasında Kilise Burnu olarak bilinen, geç Roma ve erken Bizans dönemine ait bir ören yeridir. Burada sur, sarnıç, bir kilise ve diğer yapılara ait kalıntılar bulunmaktadır.
Surun dışında kuzeybatı yönünde ikisi yan yana , biri arkada olmak üzere üç adet 1. ve 2. Yüzyıl'a ait Memurium mezarlarına benzer yapıda mezarlar vardır.

MARAŞ TEPESİ (ARSİONE)
Bozyazı'nın 2 km. doğusunda Maraş Tepesi üzerinde kurulu olan bu kent, Mısır Kralı Ptolemaios'un eşi Kraliçe Arsione adını taşıyan antik bir liman kentidir. M.Ö. 3.yüzyılda kurulduğu sanılan kentin görülebilen en önemli kalıntıları iki katlı mozaik döşeli mezarlar ile öteki yapı kalıntılarıdır.

SOFTA KALESİ
İlçenin 10 km. doğusunda Mersin yolu üzerinde "Fidik" denilen tepe üzerinde kurulmuştur. Eski çağlardan beri korsanlar ve Romalılar tarafından kullanılan kale, burçlu görünümünü orta çağda almış olup, Bizans döneminde onarım görmüş ve sonra Türkler tarafından kullanılmıştır. Surların içinde birkaç su sarnıcı ile orta çağa ait hamam kalıntıları bulunmaktadır.



ÇALTI MAĞARASI
Bozyazı ilçesi Lenger Köyündedir. Lenger Köyü 3 ayrı mahalleden oluşup, Bozyazı ilçesine 40 km uzaklıktadır. Çevresi dağlarla çevrili yemyeşil ormanlık alan içerisinde bulunan Çaltı Mağarası 1200 mt. rakımlıdır. Uzunluğu ve genişliği çok büyüktür. Çok derin olan ve uzunluğunun tespit edilmesi güç olan mağaranın yanlarında, tavanında dikitler, sarkıtlar ve çok yönlü resimler mevcut olup, içerisinde insanı dinlendiren hoş bir hava vardır.

Kaynak: http://www.mersinkulturturizm.gov.tr/TR,73141/bozyazi.html